Bu madde henüz onaylanmamıştır.
Ödemezlik def’i (exceptio non adimpleti contractus), iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan birinin kendi edimini ifa etmediği veya ifasını teklif etmediği durumda, diğer tarafa edimini ifa etmekten kaçınma yetkisi tanıyan bir defidir. Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesinde açıkça “ödemezlik def’i” terimi geçmese de, maddenin lafzı ve düzenleme amacı itibariyle bu kurumun temelini oluşturduğu kabul edilir. Bu definin ileri sürülmesi, borçlunun ifaya zorlanmasını önler ve yalnızca edimlerin aynı anda ifası gerçekleştiğinde borçlunun yükümlülüğünün doğmasına olanak tanır.
Ödemezlik def’i Roma Hukuku’na kadar uzanır. Roma döneminde doğrudan bu kavrama rastlanmamakla birlikte, edim ve karşı edimin karşılıklı bağlılığı fikri erken uygulamalarda da görülür. Ortaçağda, özellikle müşterek hukuk sistemlerinde, fonksiyonel synallagma ilkesi doğrultusunda ödemezlik def’i daha somut bir hal almıştır. Alman ve İsviçre hukuk sistemlerinde “aynı anda ifa” ilkesinin yansıması olarak şekillenen bu kurum, modern dönemde çeşitli uluslararası metinlerde (CISG, PECL, DCFR, PICC) de düzenleme alanı bulmuştur. Türk hukukunda ise ödemezlik def’i, 1926 tarihli Borçlar Kanunu’nun 81. maddesinden başlayarak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesiyle pozitif hukukta yerini almıştır.
Ödemezlik def’i, hukuki nitelik olarak “geciktirici” veya “bağımsız” bir defidir. Talebin içeriğini sınırlayan veya talep edilebilirlik koşullarının gerçekleşmediği savunması olarak nitelendirilir. Ödemezlik def’i, ifaya zorlanabilirlik engelidir; yani karşı edim gereği gibi ifa edilmedikçe borçlunun yükümlülüğü doğmaz. Ayrıca, bu def’i hakkı dava içinde ileri sürülebileceği gibi, dava dışında da kullanılabilir niteliktedir. Bu yönüyle hem maddi hem de usul hukuku açısından sonuç doğurur.

İfa etmekten kaçınma temsili ( yapay zeka tarafından oluşturulmuştur)
Ödemezlik def’i özellikle iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde uygulanır. Bu bağlamda en yaygın uygulama alanları:
Ödemezlik def’inin ileri sürülebilmesi için bazı koşulların gerçekleşmiş olması gerekir:
Ödemezlik def’inin ileri sürülmesi halinde:
Defi ve itiraz, her ikisi de borçlunun savunma araçları olmakla birlikte farklı hukuki sonuçlara sahiptir. İtiraz, alacağın varlığını doğrudan reddeder ve hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınır. Defi ise yalnızca ileri sürüldüğü takdirde dikkate alınır. Bu nedenle defi, sübjektif bir haktır ve hâkimin resen gözetmesi gerekmez.

Borçlunun kendini savunması temsili ( yapay zeka tarafından oluşturulmuştur)
Defi hakkı, kötüye kullanılamaz. Aşırıya kaçılması, sözleşmeye aykırı davranılması veya orantısız kaçınma gibi durumlarda defi hakkının kullanılabilirliği sınırlandırılabilir. Öte yandan, sözleşme ile defi hakkı genişletilebilir; örneğin, borçlunun ifadan aczi halinde ödemezlik def’ine benzer şekilde edimden kaçınma hakkı tanınabilir. Şahsi hapis hakkı (obligatorisches Retentionsrecht) gibi genişletilmiş koruma mekanizmaları da defi alanına dâhil edilmektedir.
Defi, hâkim tarafından resen dikkate alınmaz; bu nedenle defi ileri süren taraf, bu savunmasını ispatla yükümlüdür. Borçlunun ödemezlik def’i ileri sürmesi, edimin ifasından geçici olarak kaçınmasını sağlar. Dava sırasında defi ileri sürüldüğünde mahkeme, ya davayı reddeder ya da aynı anda ifaya karar verir. Bu yönüyle defi, usul hukukuna etkide bulunan maddi hukuk kaynaklı bir savunma vasıtasıdır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Ödemezlik Def’i" maddesi için tartışma başlatın
Tarihi Gelişimi
Hukuktaki Niteliği
Uygulama Alanları
Şartları
Sonuçları
Defi ile İtiraz Arasındaki Farklar
Defi ile Takas, Alıkoyma Hakkı ve TBK m. 98 Arasındaki Farklar
Defi’nin Sınırları ve Genişletilmesi
Defi’nin İspat Yükü ve Dava İçindeki Kullanımı