BlogGeçmiş
Blog
Avatar
Yazarpınar ülgen19 Ocak 2026 17:33

Orta Çağ Avrupa’sında Toplumsal Deği̇şi̇mler : Köleli̇kten Serfli̇ğe

Hukuk+2 Daha
fav gif
Kaydet
kure star outline
Korkunç bunlar!  Hüzünlü bir sahilde,
Senden uzakta ruhsuzlaşmaktayım, ölmekte olan bir köle.
Kâinatta yapayalnızım, gözlerimin önündeki,
Sevgilim değil, sadece buyurgan bir efendi.
Bana ağlamayı yasaklıyorlar, hatta fısıldamayı;
Kaybettim doğanın verdiği bütün hakları;
Hissediyorum, barbar kanunlarına olunca tabi;
Ormanda tanınmayan korkuyu, hor görülmeyi.

 

Rio de Janeiro Köle Pazarında Köleleri İnceleyen Avrupalı ​​Erkekler (Look and Learn)

M.S. III. yüzyıldan itibaren yeni toplumlar oluşmaya başlamıştır. Bu toplumlar, Roma imparatorluğunun yıkılmaya başladığı yıllarda zengin toprak beyleri tarafından yönetilmiştir. Bu beylere ait topraklarda kölelerden ziyade serfleri yani yarı özgür köylüleri çalıştırmış olmalarıydı. Hatta III. yüzyıl gibi erken dönemlerde dahi insan tacirlerine rastlamak mümkündür. Bu köle ticareti, son dönemlerde daha yaygın olarak görülmüştür. Bazı belgeler, bir Sakson kadınının bir at ya da bir kılıç değerinde olduğunu belirtmektedir.

 

Bu feodal ortam ve şartlar dahilinde hem özgür hem de köle olan insanlar,  yavaş yavaş serflik konumuna geçmeye başlamışlardı. Ancak özgür olanlar bile toprağa bağımlıydılar ve bırakacak olurlarsa yakalanır ya da cezalandırılırlardı. Hür insanlarla evlenemezlerdi. Onların çocukları ve de torunları da aynı statüde olurlardı. Aslında teknik olarak kişisel özgürlükleri var gibi görünen- bazı durumlarda-; ancak konumsal olarak yarı-köle olan yeni bir sınıf ortaya çıkmıştı denilebilir. İşte bu feodalizm sistem altında yaşayan köylülerin çoğu, köle değildi; ama tamamen özgür de değillerdi.

 

Bu köylüler, aslında en homojen gruplardı. Villemeuse kentinde 826-829 yıllarında 1,639 kişilik nüfusun %10’u “servi” yani “köle ya da hizmetçi” olarak kayıtlarda adlandırılmışlardır. Bunların dışında 82 koloni bulunmaktadır. 1100 yılından sonra Villemeuse kentinde köylüler, manastırlara “servi” olarak satılmışlardır.

 

Kölelik ve serflik arasında geçmişten gelen böyle bir ilişki vardır. IX. yüzyıl ile XIII. yüzyılın başlarında kendilerine böyle bir rol üstlenmişlerdir. Charlemagne ve Philip Augustus zamanında “servi” olarak her ikisi de aslında Fransa’nın ruhunda yaşamışlardır denilebilir. Bunların özgürlük adı verilen tek bir karakterden ortaya çıktığı da söylenebilir.

 

Eski zamanlardan itibaren 484 yılında alınan bir kararla kölelerin manastırlara girmelerine izin verilmeye başlanmıştı. Eğer bu durum, kendi efendilerinin izni ile ya da onların bilgisi dahilinde olursa daha iyi olurdu. Köleler, yalnızlığa terk edildikleri zaman eski hizmetçi statülerine geri dönerlerdi. Bir köle, ancak 3 yıllık bir deneme süresinin ardından sahibinin isteği üzerine rahip olabilir ve geri dönemezdi. Yani her şey yine sahibine bağlıydı. Rahip olarak da eski kölenin, kendi antlaşması gereğince manastırı terk etmesi gerekirdi.

 

Papaların, piskoposların, kiliselerin ve manastırların kendilerine ait köleleri hep olmuştur. Önceki dönemlerde de (590-604), papalık mülklerinde sayısız köle kullanılmasına izin vermiştir. Daha sonra köleliği önlemeye yönelik kanunlar oluşturulmaya başlanmıştır. Bu kanunun içeriği ise, köleleri hür Hristiyanlarla evlendirmeye yönelikti. Yaklaşık olarak VIII. yüzyılda Paris yakınındaki , 8000 köleye ve St. Martin of Tours ise 20.000 köleye sahipti. Fransız krallar ise kiliselere çok sayıda köle gönderirlerdi. Charlamagne zamanında ise dindarlara ya da ruhanilere biri kadın diğeri erkek olmak üzere iki köle bulundurma hakkı tanınmıştır. Bazı yerlerde ise kiliseler, zenginliklerini parayla değil de sahip oldukları köle sayısıyla göstermeye çalışmışlardır.

 

Kilisenin siyasi yapısı, zaten feodaliteyi desteklemekteydi. Çünkü kilise idarecileri, bu şekilde halk ve idareciler üzerinde daha etkili olabiliyorlardı. Aslında kilisenin kendisi de Avrupa sınırları içerisinde büyük bir feodal yapıya sahipti. Çünkü kilisenin en önemli gelirleri işlettiği topraklardan aldığı ürünler ve bağışlardı. Bu topraklar, XII. yüzyıla kadar yarıcı usulüyle yani serflik sistemi sayesinde işletilme olanağına sahip olmuştu. Bu yüzyılla beraber çıkarılan bir kanunla, “kilise topraklarını işleyen halk, kiliseye bunun karşılığında vergi vermeyecektir” denilmiştir. Bu da kilisenin zenginleşmesine ve halkın ise daha da fakirleşmesine sebep olmuştur.

 

Kölelerin ve azatlıların durumunu bu açıdan bilen kilise mensupları özellikle erken Orta Çağ sınırları içerisinde toplanan kilise konsüllerinde, almış oldukları kararlar sonucunda köleler ve serflere karşı yapılan zulümleri engellemek istemişlerdir; fakat bunda başarılı olunamamıştır. Örnek olarak bir Frank soylusu olan Dük Rauching’in yapmış olduğu zulümler verilebilir. Avrupa’da sosyal hayat içerisinde kölelik hakkında bize kaynak olan en önemli bilgilerden bir tanesi ise Rauching’in kendi kölelerine karşı yapmış olduğu uygulamalardır. Erken döneme ait kroniklerde de  özellikle erken Orta Çağ Fransa’sında bir efendinin köleleri üzerindeki hakları hakkında bilgiler bulunmaktadır. Şöyle ki:

 

Köle Ticareti Tablosu / Morland George (National Museum of African American History Culture)

“Godvin’de yaşayan Rauching, kölelere karşı anlatılamayacak derecede zararlar vermekteydi. Hatta emri altındaki bir köleyi kendisine bağırdığı için bir kılıç darbesi ile öldürmüştür. Onun kölelerinden biri kız ve bir erkek iki kölesi vardı ki onlar,  aşkları uğruna ölmüşlerdi. Bu köleler, mutlu olmak istiyorlardı. Fakat efendileri evlenmelerine izin vermiyordu. Ve bu durum, iki yıl devam etti. Bunun üstesinden gelemeyen köleler, çareyi kaçmakta buldular ve bir kiliseye sığındılar. Fakat Rauching, kilisenin papazını yakalayarak, kölelerin kendisine verilmesini istedi. Bu şekilde kölelerini affedeceğini papaza söyledi. Bunun üzerine papaz Rauching’e şöyle dedi:

 

“Senin, Tanrı’nın kilisesine büyük bir bağlılığın ve saygın var. Kölelerine kalıcı bir şekilde bir arada kalmalarına izin vermedikçe, onları sana vermeyeceğim. Ve senin onlara karşı bedensel cezalar uygulamayacağına dair söz vermeni istiyorum”. Buna karşılık Rauching, şunları dedi:

 

“Onlar, bundan sonra benden asla ayrılmayacak”.

 

Bu sözlere inanan papaz, efendilerince görünüşte affedilen iki köleyi geri verdi. Ondan sonra Rauching’in asıl amacı ortaya çıktı ve Rauching, bir ağaç gövdesini insan kolları ve başı kıstırılabilecek bir şekilde oydurdu. Ve bu hazırladığı ağaç gövdesini 3-4 fit derinlikte olan bir kuyu içine yerleştirdi. Ve köle olan kadını bu ağaçtan kelepçe içinde kıskaca aldı. Bu duruma dayanamayan ve köle eşini kurtarmak isteyen diğer erkek köleyi de, bu çukurun içine koydurarak, her ikisinin de üzerlerini canlı oldukları halde toprakla örttürdü. Burayı bu kölelere mezar yaptıktan sonra orada bulunanlara şu sözleri söyledi:

 

“Yeminimden dönmedim ve onları ayırmadım.”

 

Buradan da anlaşılacağı üzere köle sahibi olan efendiler, kölelerinin üzerinde sadece kullanma yetkisine sahip olmadıklarını ayrıca kölelerini öldürme hakkına da sahip olduklarını anlamaktayız.

 

Böylece serflik, 1000 yılında köleliğin yerini almıştır. Bu yeni sistemle birlikte serflik, aslında Batı’da ekonomik büyümenin en önemli faktörlerinden biri haline gelmişti.

 

X. yüzyılın sonlarına doğru artık bu değişim hareketi hızlanmaya başlamıştır. Önce kralların bir zamanlar bitmez tükenmez seya­hatleri sırasında ziyaret ettikleri ve diğer zamanlarda kontların yaşadığı yerel saraylar özerk hale gelmiş daha sonra da Fransa’da kontlar, atalarının krala vekâleten ellerinde bulun­durdukları kısmi kamu erkinin artık özel mülklerinin bir parçası olduğunu düşünmeye başlamışlardı. Bunun üzerine akrabalıkları, kralınki gibi soya göre düzenlenmeye başlamıştı.

 

Kölelere duyulan bu ihtiyaç, VIII. yüzyılda başlamış ve daha sonraki yıllarda Akdeniz’de artmıştır. Şöyle ki, iş gücü olarak onlara ihtiyaç duyulması bunu gerektirmiştir. 1000 ile 1200 yıllarında Slavlara özellikle de soyluların evlerinde oldukça sık rastlanmaktadır. Bunlar, kalabalık gruplar halinde X. ve XI. yüzyıllarda köle olarak Müslüman İspanya’ya götürülmüşlerdir. Verdün, özellikle bu köle ticaretinin merkezi idi. Hatta genç olanların fiyatları daha da arttırılmış ve Pirenelerden daha uzak bölgelere satılmışlardır. Venedik ise bu köleleri gemilerle Bizans’a ve Mısır’a taşımaktaydı. Tarih boyunca bu tür durumlara siyah tenliler olan Mağripliler, yağlı tenliler denilen Suriyeliler ve Karadeniz sembolü olarak gösterilen Slavlar ve Tatarlar, her zaman maruz kalmışlardır.

 

Köle ticareti, ilk zamanlarda ekonominin az bir kısmını oluştururken sonradan önem kazanmaya başlamıştır. Özellikle de İngiliz köleler, o dönemlerde en fazla Roma pazarlarında satılırlardı. Hatta bazı kayıtlarda XI. yüzyılda İngiliz kızlarının Danimarka’ya satılmış olduğuna dair bilgiler de bulunmaktadır. Bu durumda feodaliteye geçişle birlikte köleliğin yok olduğu düşünülebilir. Aslında yok olmaktan ziyade yeni bir iş gücüne yönelmek için farklı bir yol bulunmuştur. Bu da kölelikten serfliğe geçiş yoludur diyebiliriz.

Kaynakça

Adelson, Howard L.; “Early Medieval Trade Routes”, The American Historical Review, c. 65, No. 2, 1960, s. 286.

Aires, Philippe - Duby, Georges; Özel Hayatın Tarihi, c. I, (Çev: Roza Hakmen), YKY yay., İstanbul, 2002.

Amicba, Gery; Orta Çağda Lazlar ve Ahbazlar, (Çev: Hayri Ersoy), Nart Yayıncılık, İstanbul, 1993.

Berkhofer, Robert; “Serfdom in Medieval Europe”,The Historical Encyclopedia of World Slavery, c. II, s. 576-577.

Bloch, Marc; Slavery and Serfdom in the Middle Ages, (Çev. William R. Beer), America, 1975.

Claude-Joseph Dorat, Lettre de Zeila, Jeune Sauvage, Esclave a Constantinople, a Valcour, Officier François, Paris, 1764.

Gregory of Tours, “Harsh Treatment of Serfs and Slaves”, A Source Book for Medieval Economic History, (Ed. Roy C. Cave & Herbert H. Coulson), Biblo & Tanen Publishing, New York, 1965, s. 289–290.

Hunt, Edwin S. - Murray, James M;. A History of Business in Medieval Europe, 1200-1550, Cambridge Üniveristesi yay., America, 1999.

Kerr, Gordon; Charlamagne’den Lizbon Antlaşmasına Avrupa’nın Kısa Tarihi, (Çev: Cumhur Atay), Kalkedon yay., İstanbul, 2011.

Meltzer, Milton; Slavery, America, 1993.

Patterson, Orlando “Slavery”, Annual Review of Sociology, c. III, 1977.

Rice, Tamara Talbot; Bizans’ta Günlük Yasam, (Çev; Bilgi Altınok), Özne Yayınları, Ankara, İstanbul, 1999.

Russell, A. J. R. Wood, “Iberian Expansion and the Issue of Black Slavery: Changing Portuguese Attitudes, 1440-1770”,  The American Historical Review, c. 83, No. 1,1978, ss.16-42.

 Slavery in Classical Antiquity, (Ed. M. I. Finley), W. Heffer & Sons yay., Cambridge, 1960.

Ülgen, Pınar; Orta Çağ Avrupası’nda Kölelik, Yeditepe yay., İstanbul, 2020.

Westermann, William L.; The Slave Systems of Grek and Roman Antiquity, Philadelphia, 1955.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Blog İşlemleri

KÜRE'ye Sor