Osmanlı eğitim sistemi içerisinde medreseler, ilmî faaliyetin yürütüldüğü temel kurumsal yapılardır. Medreseler yalnızca belirli ilimlerin öğretildiği mekânlar değil, aynı zamanda dönemin bilgi anlayışını, toplumsal ilişkilerini ve eğitim pratiklerini yansıtan kurumlar olarak işlev görmüştür. Modern üniversitelerle karşılaştırıldığında ortaya çıkan farklar, bu iki yapının farklı tarihsel, toplumsal ve entelektüel koşullar içerisinde şekillenmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Osmanlı medreseleri büyük ölçüde vakıf sistemi üzerinden faaliyet göstermiştir. Vakıflar sayesinde bu kurumlar maddi süreklilik kazanmış, müderrislerin maaşları, öğrencilerin iaşeleri ve eğitim mekânlarının bakımı güvence altına alınmıştır. Bu yapı, medreselerin uzun süreli ve istikrarlı biçimde varlık göstermesine imkân tanımıştır. Medreselerde öğretim süreci müderris merkezlidir. Osmanlı medreselerinde eğitim, günümüz üniversitelerindeki gibi merkezi ve standartlaştırılmış bir müfredata sahip olmamakla birlikte, okutulan temel kitaplar ve dersler büyük ölçüde hocanın ilmî yetkinliği ve medresenin kurumsal seviyesine göre şekillenmiştir.【1】 Talebenin ilmî yeterliliği ise eğitim sonunda verilen icazet ile belgelenmiştir. Bu durum, medrese eğitiminin hoca-öğrenci ilişkisini ön plana alan ve esnek bir karakter taşıdığını göstermektedir.
Osmanlı Medreseleri ile Modern Üniversitelerin Temsilî Bir Karşılaştırması (Yapay Zeka Yardımıyla Oluşturulmuştur)
Modern üniversiteler ise merkezi ve kurumsallaşmış bir yapı içerisinde faaliyet göstermektedir. Üniversitelerde akademik dereceler, ders içerikleri ve araştırma alanları önceden belirlenmiş standartlara göre düzenlenir. Öğretim faaliyetleri, belirli süreler ve ölçme-değerlendirme yöntemleri çerçevesinde yürütülür. Bunun yanı sıra bilimsel araştırma, modern üniversitenin temel işlevlerinden biri olarak kabul edilir. Laboratuvarlar, araştırma merkezleri, akademik projeler ve yayın faaliyetleri üniversitelerin bilgi üretim süreçlerinin önemli bileşenleri arasında yer almaktadır.
Medreseler ile modern üniversiteler arasındaki farklar, bilgi anlayışı bakımından da belirgindir. Osmanlı medreselerinde bilgi, naklî ve aklî ilimler arasında kurulan denge çerçevesinde ele alınmıştır. Tefsir, hadis ve fıkıh gibi dinî ilimler merkezde yer alırken, mantık, matematik ve astronomi gibi alanlar bu ilimleri destekleyici nitelikte okutulmuştur. Bilginin değeri, ilmî otorite, gelenek ve süreklilik ile ilişkilendirilmiştir. Bilgi, aktarılması ve korunması gereken bir miras olarak görülmüştür.
Modern üniversitelerde ise bilgi, deney, gözlem ve ölçülebilirlik esasına dayanır. Bilginin geçerliliği, kullanılan yöntemin tutarlılığı ve elde edilen verilerin doğrulanabilirliği ile ilişkilidir. Bu epistemolojik yaklaşım, modern bilimin gelişim süreciyle doğrudan bağlantılıdır. Üniversitelerde uzmanlaşma alanlarının ortaya çıkması ve disiplinler arası çalışmaların yaygınlaşması da bu anlayışın bir sonucudur.
Bu çerçevede Osmanlı medreseleri ve modern üniversiteler, farklı bilgi üretim ve aktarma modellerini temsil eden kurumsal yapılardır. Her iki kurum da ortaya çıktıkları dönemlerin toplumsal ve ilmî ihtiyaçlarına cevap verecek biçimde şekillenmiş, kendi bağlamları içerisinde anlam kazanmışlardır.

