Rekombinant DNA (rDNA) teknolojisi, iki farklı türe ait DNA parçalarının birleştirilmesiyle oluşturulan yapay DNA moleküllerinin elde edilmesi sürecidir. Bu teknoloji, genetik materyalin yeniden düzenlenerek, hedef genlerin belirli hücrelerde çoğaltılmasını veya ifade edilmesini mümkün kılar.
Genetik rekombinasyonun temel prensipleri ilk kez 1928 yılında Frederick Griffith tarafından tanımlanmış ve bu süreç “genetik transformasyon” olarak adlandırılmıştır. Rekombinant DNA teknolojisinin temelleri ise 1973 yılında Stanley Cohen ve Annie Chang tarafından in vitro plasmid üretimiyle atılmıştır.
Rekombinant DNA, iki ana bileşenden oluşur: vektör plazmiti ve hedef genin bulunduğu DNA parçası. Plazmitler, bakteriler, mayalar ve bazı ökaryotik organizmalarda bulunan, kromozomal DNA'dan ayrı, halkasal yapılı çift zincirli DNA molekülleridir. Genetik mühendisliğiyle bu plazmitler taşıyıcı vektörler haline getirilir.
Vektörler, içerdikleri elementlere göre farklı alt türlere ayrılır:
Belirli DNA bölgelerinin çoğaltılması için.
Birden fazla hücre türünde çalışabilecek şekilde.
Belirli bir genin ifadesini sağlamak için.
Belirli bir genin ifadesini azaltmak için.
Diğer genlerin ifadesini incelemek için.
Viral kapsidlerin üretimi ve hedefleme çalışmaları için.
Tüm vektörlerde ortak olarak; antibiyotik direnç genleri, replikasyon orijini (origin of replication) ve çoklu klonlama bölgesi (multiple cloning site) gibi yapısal unsurlar bulunur. Bazı vektörlerde ayrıca promotor bölgeleri, primer bağlanma bölgeleri ve seçilebilir belirteçler de yer alır.
Rekombinant DNA'nın hücrelere aktarımı üç temel yöntemle gerçekleşir:
Transformasyon: Bakteriyel hücrelere aktarım.
Transfeksiyon: Ökaryotik hücrelere aktarım.
Transdüksiyon: Virüs aracılığıyla gen aktarımı.
Bu işlemler sonucu oluşan hücrelere transgenik hücreler denir. Bu hücreler, ilgili vektör yapısına göre hedef DNA'yı çoğaltabilir, ifade edebilir veya başka genetik özellikleri sergileyebilir.
Rekombinant DNA teknolojisi, tıbbi araştırmalarda ve ürün geliştirmede geniş bir kullanım alanına sahiptir. İnsan insülini, bu teknolojiyle ilk kez 1978–1981 yılları arasında Escherichia coli bakterisinde ifade edilmiştir. 1981 yılında bu insülinin insan reseptörleriyle etkileşimi gösterilmiş, 1982’de ise klinik kullanımı başlamıştır.
Aşı geliştirme çalışmalarında da kullanılmıştır. Örneğin, Hepatit B virüsü için geliştirilen ilk rekombinant aşı, 1984 yılında Saccharomyces cerevisiae mayasında HBsAg geni kullanılarak üretilmiştir. Ayrıca 1998 yılında Pichia pastoris mayasında ilk kez rekombinant insan serum albümini üretilmiş ve klinik olarak test edilmiştir.
Temel bilimsel araştırmalarda da bu teknoloji kullanılmaktadır. 2015 yılında yapılan bir çalışmada, insan insülin benzeri büyüme faktörü bağlayan proteinler HEK293 hücre hattında ifade edilerek bu proteinlerin işlevsel analizi gerçekleştirilmiştir.
Rekombinant DNA teknolojisi, hem uygulamalı hem de temel moleküler biyoloji çalışmalarında çeşitli işlevler için kullanılan bir yöntemler bütünüdür. Genetik materyalin yapay yollarla düzenlenmesini sağlayarak, çok sayıda ürünün geliştirilmesinde rol oynamaktadır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Rekombinant DNA Teknolojisi" maddesi için tartışma başlatın
Tarihçe
Teknolojik Yapı ve Bileşenler
Klonlama Plazmitleri:
Shuttle Vektörleri:
İfade Vektörleri:
Gen Knockdown Vektörleri:
Reporter Plazmitler:
Viral Plazmitler:
Uygulama Yöntemleri
Kullanım Alanları
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.