Bursa Muradiye Külliyesi’nin bende bıraktığı manevi tesiri kelimelerle ifade etmenin ne denli zor olduğunu bildiğim için bu yazıyı kaleme almak adına uzun süre bekledim. Zihnimde defalarca cümleler kurmama rağmen kalemim kağıda dokunmadı. Hatta yazmaya başladığım ilk anda bile kendime şu soruyu sordum: “Acaba yazmamalı mıyım?” Ne kadar kelime sarf edersem edeyim Muradiye Külliyesi’nin bendeki manevî karşılığını tam anlamıyla ifade edemeyeceğimin farkındayım. Çünkü bazı mekânlar vardır; anlatıldıkça eksilir, tarif edildikçe sadeleşir gibi gelir insana. Muradiye Külliyesi de benim için o mekânlardan biri. Sessizliğiyle konuşan, sadeliğiyle derinleşen; servi, çınar ve manolya ağaçlarının gölgesinde kalmış, zamandan münezzeh olma yeri…
Bu yazıyı yazıp yazmama konusundaki tereddütlerim sürerken şunu düşündüm: Muradiye’yi hiç görmemiş, yolu Bursa’ya düşmemiş ya da bu avluda vakit geçirmemiş olanlar için susmak bir haksızlık olacaktı. Belki kelimeler eksik kalacaktı ama hiç söylenmemiş olmalarından çok daha anlamlıydı. İşte tam da bu düşünceyle masa başına oturdum. Bu satırlar bir tarih anlatısından ziyade, Muradiye Külliyesi ile kurduğum manevî bağın ve bende bıraktığı izlerin küçük bir denemesi olarak okunmalıdır. Belki okurken siz de kendi içinizde benzer bir sessizliğe kulak verirsiniz.
Muradiye Külliyesi, XV. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı padişahı Sultan II. Murad tarafından inşa ettirilmiştir. “Külliye” kavramı, “belli bir idari, ekonomik, kültürel ve sosyal amaca yönelik çeşitli kuruluşların toplu biçimde bulunduğu yer"i ifade eder. Tarihî ve mimarî bağlamda cami merkezli olarak medrese, imaret, hamam, kütüphane, darüşşifa, türbelerden oluşan yapılar topluluğu külliye olarak adlandırılır. Külliyelerin inşa edilme gayesi yalnızca ibadet değil, aynı zamanda eğitim, sağlık, sosyal yardım ve barınma gibi toplumsal ihtiyaçlara da cevap vermektedir.
İnşası Mayıs 1425’te başlayan ve Kasım 1426’da tamamlanan Muradiye Külliyesi: Muradiye Camii, medrese, hamam, imaret, çeşme ve bâninin türbesinden oluşmaktadır. Türbeler bölümü ise zaman içerisinde şehzadeler ve saray mensuplarının defnedilmesiyle birlikte çeşitli eklemeler yapılarak genişletilmiştir.
Muradiye Camii, Bursa’da erken dönem Osmanlı klasik mimarisi olarak adlandırılan dönemde inşa edilen “ters T planlı camiler” arasında yer almaktadır. Bu plan tipinin en tanınmış örneklerine Bursa’da rastlanmaktadır. Yıldırım Bayezid Camii, Yeşil Camii, I. Murad Hüdavendigâr Camii, Hamzabey Camii ve Muradiye Camii bu grubun başlıca örneklerindendir.
Ters T planlı camilerden biri olan Muradiye Camii, yapısal olarak beş odadan meydana gelmektedir. Külliyenin inşa edildiği dönemde bu mekânlar, talebelere ders verilen dershaneler olarak işlev görmüştür. Bu yönüyle cami, yalnızca bir ibadet mekânı değil, aynı zamanda bir eğitim alanı olarak da tasarlanmıştır.
1451 yılında inşa edilen Sultan II. Murad Türbesi, bânisinin vasiyetine uygun olarak son derece sade bir biçimde yapılmıştır. Türbenin tavanında, yağmur sularının mezarın üzerindeki toprağa damlaması için tavanda bir açıklık bırakılmış; sultanın naaşı sandukaya değil, doğrudan toprağa defnedilmiştir. Türbeler alanında Osmanlı hanedanına mensup pek çok isim yer almaktadır. Rivayete göre Osmanlı hanedan mensuplarının neredeyse yarısı Bursa’da, Muradiye Külliyesi’nde medfundur.
II. Murad’ın eşi ve Fatih Sultan Mehmed’in annesi Hümâ Hatun’un türbesi de külliye içerisinde yer almaktadır. Kitabesine göre 1449 yılında inşa edilen türbe, altıgen planlı, kubbeli ve mütevazı bir mimariye sahiptir. Külliyede medfun olan isimler arasında Cem Sultan, Şehzade Mustafa ve Mahidevran Sultan da bulunmaktadır. Şehzade Mustafa’nın naaşı Bursa’ya getirildiğinde önce başka bir yere defnedilmiş, daha sonra II. Selim döneminde Muradiye’de inşa edilen türbesine nakledilmiştir.
Kaplıca Caddesi'nden Muradiye Külliyesi Saraylılar Türbesi'ne Bakış (Fotoğraf: Esra Ebrar Taşkın)
Ahmet Hamdi Tanpınar, Bursa’da Zaman şiirinde Muradiye’yi geçmişle bugünün birbirine karıştığı bir rüya olarak tasvir eder. Bu bağlamda Muradiye için “hüznün bahçesi” nitelemesi yapılabilir. Tanpınar’ın “Muradiye, sabrın acı meyvası” ifadesi,【1】 burada medfun olan ve çoğu trajik sonlarla hayattan koparılmış şehzadelerin kaderine işaret eder.
Türbeler arasında kitabesi bulunmayan, kare planlı ve açık olarak inşa edilmiş bir türbenin Fatih Sultan Mehmed’in ebesi Gülruh Hatun’a ait olduğu düşünülmektedir. Bu türbeye dair anlatılan bir rivayet bulunmaktadır.
II. Murad ile Gülruh Hatun arasında geçtiği rivayet edilen ve Gülruh Hatun’un Muradiye Külliyesi’ndeki saraylılar türbesine defnedilme talebini konu alan bu anlatı, çağdaş Osmanlı kroniklerinde doğrudan yer almamaktadır. Daha çok geç dönem kaynaklarında ve menkıbevî anlatılar çerçevesinde aktarılmaktadır. Gülruh Hatun’un Muradiye Külliyesi’ne defnedilmiş olması tarihsel olarak kabul edilse de padişahla arasında geçtiği ifade edilen bu diyalog ile türbesinin açık planlı olarak inşa edilme gerekçesi, kesin arşiv belgeleriyle desteklenmemektedir. Bu nedenle söz konusu anlatı, tarihsel bir olaydan ziyade, türbenin mimari farklılığını açıklamaya yönelik sembolik ve yorumlayıcı bir anlatı olarak değerlendirilmelidir.
Muradiye Külliyesi’nden ayrılırken insan, ardında yalnızca bir mekân değil; sessizliğe bürünmüş bir zaman parçası bırakmış gibi hisseder. Taş, ağaç ve toprağın bir araya gelerek oluşturduğu bu bütünlük, geçmişin ağırlığını insana yüklemekten ziyade, onu sükûnetle karşılar. Belki de Muradiye’nin asıl manevî gücü, anlatılan tarihlerde ya da rivayetlerde değil; avlusunda yürürken insanın kendi iç sesini duymasına imkân tanımasındadır. Bu nedenle Muradiye, bakılan değil “hissedilen”, görülen deği “dinlenen” bir mekândır.
Bu satırların, henüz Bursa Muradiye Külliyesi’ni ziyaret etmemiş olanlar için bir vesîle olmasını; yolu düşenlerin ise bu sessizliğe bir de kendi kulaklarıyla kulak vermesini temenni ederim.
[1]
Ahmet Hamdi Tanpınar, Bütün Şiirleri, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2022, syf 52.
Bir Merkez Etrafında Kurulan Hayat
Taşta Tecessüm Eden Sükûnet
Hüznün Bahçesinde Zamanla Yüzleşmek
Bir Rivayetin Gölgesinde: Gülruh Hatun Türbesi
Sonsöz Yerine: Muradiye’de Kalan