
Antalya Diplomasi Forumu 2026 (ADF2026), Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı'nın ev sahipliğinde ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın himayesinde 17–19 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya'nın Belek ilçesindeki NEST Kongre ve Fuar Merkezi'nde düzenlenmiş olan uluslararası diplomasi ve diyalog platformunun beşinci yıllık toplantısıdır.
Forum, siyasi liderler, diplomatlar, bakanlar, kanaat önderleri, akademisyenler, iş dünyası temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve medya mensuplarını bir araya getiren üst düzeyli bir buluşma niteliği taşımaktadır.
Forumun 2026 yılı ana teması “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek” (İng. “Navigating Uncertainty While Designing Tomorrow”) olarak belirlenmiştir. Tema kapsamında jeopolitik gerilimler, değişen güç dengeleri, artan ticaret engelleri ve çok taraflılık üzerindeki baskılar çerçevesinde küresel belirsizliklerin yönetimi ele alınmıştır.
Antalya Diplomasi Forumu, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı görevini yürüttüğü dönemde Mevlüt Çavuşoğlu tarafından 2022 yılında başlatılmıştır. Forum, ilk düzenlendiği yıldan itibaren Türkiye’nin uluslararası diplomaside üstlendiği arabuluculuk ve diyalog platformu oluşturma rolünü yansıtan bir girişim niteliği taşımaktadır.
2025 yılında gerçekleştirilen bir önceki forumda (ADF2025), 155 ülkeden 21 devlet ve hükümet başkanı, 47 dışişleri bakanı dahil olmak üzere toplam 61 bakan ile 15 milletvekili düzeyinde katılım sağlanmıştır. Fiziki katılımcı sayısı 4.800’ü aşmış, çevrim içi takipçi sayısı 100.000’in üzerine çıkmış ve toplam erişim kitlesi 3,5 milyona ulaşmıştır.
Forum, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından organize edilmiş ve Hakan Fidan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilmiştir.
Forum, Antalya’nın Belek Turizm Bölgesi’nde yer alan NEST Kongre ve Fuar Merkezi’nde düzenlenmiştir. Merkez, Antalya Havalimanı’na 32 kilometre, şehir merkezine ise 45 kilometre mesafede bulunmaktadır. İki kattan oluşan tesis, 15.000 metrekare kapalı alan ve 5.000 metrekare açık alana sahiptir.
Forum kapsamında merkezin koridorunda foruma özel dijital görsellerin yer aldığı bir tünel tasarlanmıştır. Ayrıca bir Filistin salonu ile Afrika Kültür Evi standı oluşturulmuş; 2026'daki COP31 (BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı) ile Sıfır Atık etkinliklerini tanıtan özel alanlar da hazırlanmıştır. Ayrıca “COP31'e Doğru: Jeopolitik Değişim Döneminde İklim Eyleminin Güçlendirilmesi” başlıklı panel gerçekleştirilmiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında:
Toplam katılımcı sayısı, akademisyenler ve öğrenciler dahil olmak üzere yaklaşık 6.400 olarak açıklanmıştır. Üç gün boyunca forum kapsamında çok sayıda ikili görüşme, panel, yuvarlak masa toplantısı ve basın etkinliği düzenlenmiştir.
Katılımcılar arasında farklı bölgelerden devlet ve hükümet başkanları, hükümet temsilcileri, dışişleri bakanları ve uluslararası kuruluş temsilcileri yer almaktadır. Bu kapsamda öne çıkan isimler şunlardır:
Forum süresince Liderler Panelleri, ADF Panelleri, ADF Talks ve ADF Round formatlarında oturumlar gerçekleştirilmiştir. Üç gün boyunca güvenlik, enerji, çok taraflılık, bölgesel krizler, iklim değişikliği ve diplomasi başlıklarında 40’tan fazla panel ve etkinlik düzenlenmiştir. Forum, 19 Nisan 2026 tarihinde Hakan Fidan tarafından düzenlenen basın toplantısıyla tamamlanmıştır.
Forum dört temel oturum formatı çerçevesinde gerçekleştirilmiştir.
Forum kapsamında yan etkinlik olarak, Balkan Barış Platformu Üçüncü Dışişleri Bakanları Toplantısı, Gazze konulu oturum, Türk Devletleri Teşkilatı dışişleri bakanları gayriresmi toplantısı ile Türkiye–Pakistan–Suudi Arabistan–Mısır dörtlü toplantısı düzenlenmiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026’nın ana teması “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek” olarak belirlenmiştir. Tema, küresel ölçekte artan öngörülemezlik karşısında sorunların öngörülmesi ve etkin biçimde ele alınmasının önemine odaklanmıştır.
Forum belgelerinde tema aşağıdaki çerçevede ifade edilmiştir: “Çatışmaların çözümsüz kalmaya devam etmesi, kutuplaşmanın derinleşmesi ve stratejik rekabetlerin yaygınlaşması, dünya genelinde pek çok kritik sorunun insanları etkilemeyi sürdürmesine neden olmaktadır. Bu sınamaların aşılabilmesi ve daha kapsayıcı, adil ve etkin bir uluslararası sisteme doğru ilerlenebilmesi için uluslararası işbirliği, diyalog ve dayanışmanın güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.”
Forum kapsamında ele alınan başlıca konular şunlardır:
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Belek Turizm Bölgesi'ndeki NEST Kongre Merkezi'nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2026'nın açılışına katılmıştır. Burada yaptığı konuşmada, Antalya'nın tarihin, kültürün ve diplomasinin şehri olduğunu belirten Erdoğan, davetlileri Akdeniz'in eşsiz güzelliklerle dolu şehrinde ağırlamanın bahtiyarlığını yaşadığını ifade etmiştir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Antalya Diplomasi Forumu”nun resmi açılış töreninde konuşma yapıyor, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
15 Nisan günü Kahramanmaraş'ta yaşanan müessif olaydan sonra telefonla arayıp veya mesaj gönderip üzüntülerini paylaşan herkese şükranlarını sunan Erdoğan, hiç kimsenin, hiçbir ailenin ve toplumun benzer acıları yaşamaması dileğinde bulunmuştur. 2026 yılında 5'incisini düzenledikleri Antalya Diplomasi Forumu'nun bölge başta olmak üzere tüm dünya için hayırlara vesile olmasını temenni eden Erdoğan, şunları söylemiştir: "Program kapsamında yapılacak tartışma, değerlendirme ve fikir teatilerinin; forum süresince gerçekleştirilecek yan etkinlikler ve ikili görüşmelerin verimli geçmesini diliyorum. Gerek katılım ve temsil gerek kapsam ve içerik noktasında küresel bir markaya dönüşen Antalya Diplomasi Forumu'nu bu sene de başarıyla organize eden Dışişleri Bakanlığımıza, Sayın Bakan ve ekibine; görevi sırasında foruma öncülük eden Antalya Milletvekilimiz Mevlüt Çavuşoğlu'na tebriklerimi iletiyorum."
Erdoğan, Türkiye olarak Antalya Diplomasi Forumu'nu, diplomatik temas kavramının sınırları içine hapsetmediklerini dile getirerek "Bu organizasyonu dünyanın nereye doğru gittiği, insanlığın hangi değerler etrafında buluşabileceği, yeni etkileşim alanlarının neler olabileceği üzerine derinlikli istişarelerin yapıldığı bir akıl platformu olarak görüyoruz. Hepimiz şu gerçeğin çok net farkındayız; günümüzde diplomasi yalnızca sorunların, ihtilafların ve çıkarların müzakere edildiği bir alan olmaktan çıkıyor. Diplomasi aynı zamanda insanlığın ortak geleceğinin hangi ilkeler bağlamında şekilleneceğinin tartışıldığı bir zemini de temsil ediyor. Beş sene önce diplomasinin nabzını tutacak küresel bir platform hedefiyle çıktığımız yolda bugün görüyoruz ki Antalya Diplomasi Forumu küresel aklın, global vicdanın ve özellikle de geleceğe dair umudun ortak kürsüsü haline gelmiştir. 'Yarını kurgulamak, belirsizlikleri yönetmek' teması altında üç gün boyunca yapılacak tartışmaların forumun bu özgün ve özel yönünü daha da belirgin kılacağı kanaatindeyim. Forumun sizlerin de ufuk açıcı fikirleriyle Türkiye'nin barışın anahtarı misyonuna katkı vereceğine inanıyor, şimdiden her birinize teşekkür ediyorum." demiştir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Antalya Diplomasi Forumu”nun resmi açılış töreninde konuşma yapıyor, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
İnsanlığın, içinden geçilen dönemi anlamak için süreci doğru tahlil etmesinin ve dinamikleri doğru okumasının şart olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetmiştir: "Bugün uluslararası sistemde yaşanan sarsıntıları yalnızca güç dengelerindeki değişimle açıklamak bizi meselenin özünden uzaklaştıracaktır. Evet, güç dağılımı değişiyor. Evet, yeni aktörler yükseliyor. Evet, rekabet kızışıyor, derinleşiyor, daha yıkıcı hale geliyor. Ancak bütün bunlar bizim çok daha sert bir kırılmayla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Bugün dünya güç bunalımıyla birlikte bir istikamet buhranı da yaşamaktadır. Gelinen nokta itibarıyla ciddi ve tehlikeli bir eşikte olduğumuz görülüyor. Kural temelli olduğu iddia edilen sistem, kuralların ihlal edildiği yerde susarken, insan haklarını ve küresel güvenliği korumakla görevli mekanizmalar en ağır saldırılar karşısında etkisiz, hatta çoğu zaman kayıtsız kalıyor. Buradaki esas sorun seçici davranan adalet, araçsallaştırılmış ilkeler ve güç ilişkilerine mahkum edilmiş müşterek değerlerimizdir. Dolayısıyla küresel sistemde yaşanan kriz evvelemirde ahlaki ve varoluşsal bir krizdir. Krizin ulaştığı boyutu görmek için 7 Ekim sonrası Gazze'ye bakmak yeterlidir."
Son 2,5 yılda 73 bin Filistinlinin İsrail saldırılarında can verdiğine ve 172 binden fazla kişinin yaralandığına dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etmiştir: “Henüz körpe bir fidanken hayattan kopartılan çocukların sayısı 21 bini aştı. Öksüz ve yetimlerin sayısı ise 58 bini geride bıraktı. Ateşkese rağmen 754 Filistinli şehit oldu, 2 bin 100 kişi yaralandı. Bir defa şunu burada kabul etmemiz gerekiyor; Gazze'de yaşananları yalnızca bir insani trajedi olarak okumak eksikliktir. Gazze'deki soykırım mevcut düzenin neye izin verdiğini, neyi görmezden geldiğini ve kimi koruduğunu bize çok net bir biçimde göstermiştir. Hepimiz elimizi vicdanımıza koyup şu soruların cevabını cesaretle aramak zorundayız: Eğer bir sistem kuvözdeki masum bebekleri kurşunlardan koruyamıyorsa, sivillerin toplu şekilde hedef alınmasının önüne geçemiyorsa, kurumlar ve kurallar zalimlerin zulmüne engel olamıyorsa bu yapısal bir çürüme, ontolojik bir tefessüh değil midir? Bu tablo ahlak ve meşruiyet krizinin en bariz hali değil midir? Sorarım: Dün Suriye ve Gazze'de, bugün Batı Şeria ve Lübnan'da en temel insanlık sınavını veremeyen bir sisteme güvenmemiz bizden nasıl beklenir? Dahası kardeşlerimizin, dostlarımızın ve evlatlarımızın geleceğini etkileyen bu sistem, özellikle kriz karşısında eli kolu bağlı kalmamız nasıl düşünülebilir?”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Antalya Diplomasi Forumu”nun resmi açılış töreninde konuşma yapıyor, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
"Dünya beşten büyüktür' şiarıyla 13 yıldır insanlığın gündemine taşıdığımız temsil açığı kapatılmadan çok net söylüyorum, ne sistem krizi çözülebilir ne de daha adil bir dünyanın inşası mümkün ve muhtemeldir." diyen Erdoğan, sözlerine şu ifadeleri eklemiştir: "Sadece güçlünün hukukunu gözeten bir küresel sistemin insanlığı götüreceği çok daha derin, çok daha büyük çatışmalar, adaletsizlikler çıkmazıdır. 40 gün boyunca bölgemizi barut kokusuna boğan savaş, bunun en son örneği olmuştur. İsrail hükümetinin tahrikleriyle başlayan bu anlamsız ve son derece maliyetli savaşta Pakistan Başbakanı, değerli kardeşim Şerif'in girişimleriyle ilan edilen 15 günlük ateşkesten memnuniyet duyuyoruz. Ateşkesin araladığı fırsat penceresinin, kalıcı barışın tesisi için en etkin şekilde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Ne kadar derin olursa olsun, anlaşmazlıkların çözümünde sözün yerini tekrar silahların, müzakerenin yerini kanlı mücadelenin almasına izin verilmemelidir. Unutulmasın ki barışa giden en kestirme yol, yapıcı diyalog ve diplomasidir. Ve barış, Cumhur İttifakı ortağımız Sayın Devlet Bahçeli'nin o veciz ifadesiyle 'Tek kanatlı bir kuş değildir.' Tarafların uzlaşmacı, sabırlı ve sağduyulu bir anlayışla hareket etmeleri, sonuç alınmasında büyük önem arz ediyor. Yine bu kritik aşamada İsrail'in müzakere sürecini dinamitlemesine karşı hazır ve müteyakkız olunmalıdır."
Erdoğan, tansiyonun tırmandığı Hürmüz geçişiyle ilgili tavırlarının çok net olduğunu belirterek, "Hürmüz'ün bir yakası İran ise diğer yakası Umman'dır. Körfez ülkelerinin açık denizlere erişim hakkı kısıtlanmamalıdır. Esas olan, yerleşik kurallar temelinde seyrüsefer serbestisinin temini ve Hürmüz'ün ticari gemilere açık tutulmasıdır. Savaşın, komşu coğrafyalardaki enerji kaynaklarının uluslararası piyasalara ulaştırılmasında alternatif rota arayışlarını hızlandırdığı görülüyor. Türkiye olarak enerji ve bağlantısallık alanlarında Kalkınma Yolu gibi vizyon projeleriyle komşularımızla işbirliğine açık olduğumuzun bilinmesini istiyorum." diye konuşmuştur. Yakın çevredeki bir diğer çatışma alanı olan Ukrayna'daki savaşın getirdiği yıkım ve can kayıplarından üzüntü duyduklarını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etmiştir: "Tarafların adil ve eşit şekilde temsil edildikleri bir müzakere süreciyle savaşın sona ereceğine yönelik inancımızı halen koruyoruz. Şunu tüm samimiyetimle burada dile getirmek isterim, Türkiye, tarafların da istekli olması halinde Liderler Zirvesi dahil doğrudan müzakerelerin devamı için her türlü kolaylaştırıcı adımı desteklemeye hazırdır. Komşumuz Suriye'de huzurun, istikrarın ve normalleşmenin güçlendirilmesi bölgemizin geleceği için hayati önemdedir. Suriye Devlet Başkanı Sayın Şara'nın basiretli liderliğinde bu ülkenin son 1,5 yıllık süreçte katettiği mesafeden memnuniyet duyuyor, inşallah bundan sonra da Suriye halkının yanında olacağımızı ifade etmek istiyorum."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, köklü tarihi bağlarla şekillendirdikleri Balkan vizyonunda barış, istikrar ve refahın perçinlenmesinin öncelikleri olmayı sürdürdüğünü belirterek bu düşünceyle hayata geçirdikleri Balkan Barış Platformu'ndan son derece umutlu olduklarını söylemiştir. Avrasya'da barışın ve huzurun teminatı olarak gördükleri Türk Devletleri Teşkilatını her geçen gün güçlendirdiklerini kaydeden Erdoğan, 2026'nın son çeyreğinde Türkiye'de düzenleyecekleri 13. Türk Dünyası Zirvesi'nde dönem başkanlığını Azerbaycan'dan devralacaklarını bildirmiştir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Antalya Diplomasi Forumu”nun resmi açılış töreninde konuşma yapıyor, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye olarak, bir yandan farklı bölge ve kıtalarda barışçıl dış politikalar yürütürken diğer yandan da mevcut ittifak bağlarımızı tahkim ediyoruz." demiştir. Türkiye'nin Avrupa-Atlantik Bölgesinin kolektif güvenliğinin teminatı olan NATO'nun önde gelen ülkelerinden biri olarak 2026 yılında, 7-8 Temmuz tarihlerinde Liderler Zirvesine Ankara'da ev sahipliği yapacağını hatırlatan Erdoğan, Zirvede ittifakı güçlü şekilde geleceğe taşıyacak önemli kararlar almayı ümit etiklerini ve bunun altyapısını şimdiden oluşturduklarını bildirmiştir.
Tarihin, coğrafyanın ve jeopolitiğin her fırsatta hatırlattığı üzere Türkiye'nin, Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün karşı karşıya olduğumuz müşterek sınamalar, Avrupa'yla ortaklığımızın stratejik değerini bir kere daha ortaya koymuştur. Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefimizi korurken, Birliğin istikamet sorununu aşarak kurucu önderlerinin vizyonuna sadakatle sahip çıkmasını bekliyoruz. Önümüzdeki kasım ayında ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin 31'inci Taraflar Konferansı'na yine burada, Antalya'da ev sahipliği yapacağız. COP 31 başkanlığımız süresince, Sıfır Atık Hareketi'nin yaygınlaştırılması gibi çevre gündemiyle gençlerin gündemini buluşturan politikaları öne çıkaracağız." ifadelerini kullanmıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle tamamlamıştır: "Tarih boyunca barış, istikrar ve adalet yalnızca güçte değil aynı zamanda dayanışma ile sağlanmıştır. Büyük mütefekkir İbni Haldun'un işaret ettiği gibi bir toplumu ayakta tutan, sahip olduğu güçten önce o gücü anlamlı kılan asabiyedir, birlik duygusudur, ortak kader bilincidir, dayanışmadır. Vicdan sahipleri olarak savaş ve soykırım cephesi karşısında barış ve insanlık cephesinin ne kadar güçlendirirsek, yarınlarımıza o derece güvenli bakabiliriz. Onun için bugün mesele sadece yeni kurumlar, sistem veya düzen inşa etmek değildir. Asıl mesele yeni bir dayanışma zemini kurabilmektir. Antalya Diplomasi Forumu'nu teşriflerinizi, bu dayanışma zemininin tesisine verilmiş kıymetli bir destek olarak görüyorum."
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2026'nın resmi açılışında katılımcılara hitap etmiştir. ADF'nin 5 yıl önce ilk başlatıldığında bölgesel sorunlara stratejik perspektifle çözüm üretecek bir küresel dönüşüme özgün katkı sunan, yenilikçi ve zamanın ruhunu okuyan bir forum olmasını hedeflediklerini kaydeden Fidan, "Bugün çok şükür Sayın Cumhurbaşkanım, sizin öncülüğünüzde beş yıl sonra görüyoruz ki büyük bir memnuniyetle forumumuz farklı kıtalardan ve siyasi geleneklerden aktörlerin buluştuğu küresel bir markaya dönüştü." demiştir. Fidan, forumu benzerlerinden ayıran özelliklerinden birinin sahip olduğu bu eşsiz buluşturma gücü olduğunu belirterek, "Bu yönüyle bugün diplomasinin nabzı Antalya'da atmakta." görüşünü paylaşmıştır.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Antalya Diplomasi Forumu”nun resmi açılış töreninde konuşma yapıyor, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Forumun 2026 temasını "yarını tasarlarken belirsizliklerle baş etmek" olarak tanımladıklarını aktaran Fidan, "Belirsizliklerin yoğunlaştığı bu dönemde asıl soru geleceği hangi akılla, hangi iradeyle ve ne tür bir vizyonla şekillendireceğimizdir. Tam da bu amaçla küresel ve bölgesel meseleler Antalya'da tüm yönleriyle masaya yatırılacak, çözümler ortak akıl ve hikmetle burada inşallah şekillenecektir." diye konuşmuştur. Bakan Fidan, her gün birbirini tetikleyen eş zamanlı ve çok boyutlu krizlerle karşı karşıya olduklarına değinen, "belirsizlik ve krizlerin uluslararası sistemin geçici bir arızası olmaktan çıkıp bizzat çağın baskın bir karakteri" haline geldiğini dile getirmiştir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen yıl aynı kürsüden uluslararası sisteme yönelik en büyük tehdidin kuralsızlık, belirsizlik ve başına buyrukluğun hakim olduğu karanlık bir gelecek olduğunu ve aklı selime, adalete ve etkin diplomasiye her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu söylediğini hatırlatan Fidan, "Bölgemizin içinde bulunduğu bu son buhran maalesef bu tespitlerinizin ne derece haklı ve isabetli olduğunu acı bir şekilde teyit etmiştir." demiştir.
Fidan, 2025 yılında forumun gündemine "devam eden Gazze soykırımı ve küresel etkilerinin" oturduğunu, 2026 yılının ise forumun gündemine küresel etkilere neden olan İran'daki savaşın eklendiğini söylemiştir. "Uluslararası sistemdeki ağır tahribat ve sürekli artan tırmanma bölgemizi yakın tarihinin en ciddi sınamalarından biriyle karşı karşıya bırakmıştır. Bu süreçte insanlık savaşın kazananının olmayacağını ağır bedellerle bir kez daha tecrübe etmiştir. Şüphesiz bu savaştan başta bölge ülkeleri olmak üzere herkesin çıkaracağı tarihi dersler bulunmaktadır." ifadelerine yer vermiştir. Böylesi dönemlerde ilk ve acil görevin "ateşi söndürmek" olduğunu vurgulayan Fidan, "Sağlanan ateşkesin sahada tam olarak uygulanması ve sürecin kalıcı bir barışa tahvil edilmesi samimi temennimizdir." yorumunu yapmıştır.
ABD ve İran arasındaki 2 haftalık ateşkes için başta Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif olmak üzere bütün emeği geçenlere teşekkür eden Fidan, şöyle devam etmiştir: "Fakat sağlanan bu sükunet ortamı sorunun asıl kaynağını gözden kaçırmamalıdır. Özellikle son üç yılda Gazze'deki soykırımla başlayan, ardından Lübnan ve Suriye'ye sıçrayan İsrail yayılmacılığı küresel güvenliği doğrudan tehdit eder hale gelmiştir. Eğer bölgemizde ve ötesinde kalıcı bir barış arzu ediliyorsa, tüm dünyada istikrarsızlık ihraç eden bu yayılmacılığa acilen uluslararası toplumun dur demesi gerekmektedir."
Fidan, uluslararası toplumun savaşın durdurulması için nadir görülen bir anlayış birliği sergilediğini vurgulayarak, "Böylesine kıymetli bir zeminin diyalog ve diplomasi lehine değerlendirmesi için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz. Esasen Antalya Diplomasi Forumu'nun özünde de bu yaklaşım bulunmaktadır, diplomasiyi yeniden işler hale getirmek." diye konuşmuştur.
Bakan Fidan, "Bizim anlayışımıza göre diplomasi, yangını daha fazla yayılmadan durdurma iradesidir. Kopmuş bağları sabırla onarma kabiliyetidir. Düşmanlıkları kader olmaktan çıkarma cesaretidir. Ortak geleceğe dair asgari zemini korumak ve büyütme sanatıdır. Yani diplomasi yarını tasarlamaktır." demiştir. "Yarını tasarlamak" vizyonunun iki ana konuya bağlı olduğunu belirten Fidan, "Birinci ayak küresel düzeyde kurumsal reformdur. Uluslararası yönetişim sisteminin acilen daha kapsayıcı, şeffaf ve hesap verebilir hale getirilmesi şarttır. Temsil kabiliyeti zayıf ve meşruiyeti aşınmış yapılarla krizleri yönetmenin mümkün olmadığı artık daha da açık hale gelmiştir." demiştir.
Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın adalet eksenli vizyonuyla uluslararası karar alma mekanizmalarındaki tıkanmayı ve temsildeki adaletsizliği yıllar evvel teşhis ettiğini hatırlatarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ithafen, "Küresel vicdanı yaralayan çifte standartlara defaatle ama defaatle dikkat çektiniz. Daha adil bir dünya çağrınızla uluslararası sistemin izlemesi gereken istikameti tekrar tekrar ortaya koydunuz. Bugün görüyoruz ki birçok ülke krizler nihayet kendi kapılarına dayandığında sizin işaret ettiğiniz noktaya geliyorlar." demiştir.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Antalya Diplomasi Forumu”nun resmi açılış töreninde konuşma yapıyor, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
İnsanlığın ödediği ağır bedellerin ardından bir hakikati yeniden hatırladığını söyleyen Fidan, şunları söylemiştir: "Adil olmayan bir uluslararası sistem krizleri çözemez, onları sadece erteler, derinleştirir ve daha da yıkıcı hale getirir. Uluslararası toplumun önünde artık ertelenemez bir vicdani muhasebe bulunmaktadır. Küresel düzeyde atmamız gereken ortak adımlar, almamız gereken tutumlar var. Barış süreçleri düzen bozucu aktörlerin insafına bırakılmamalıdır."
Fidan, barış süreçlerinin uluslararası toplum tarafından güçlü bir irade ile sahiplenilmesi ve süreçlerin sabote edilmesine müsaade edilmemesi gerektiğine işaret ederek, "Küresel ekonomik refah paylaşımının adil hale getirilmesi elzemdir. Aynı şekilde yapay zeka kısıtlı sayıda aktörün elinde yeni eşitsizlikler üreten yeni bir tahakküm aracına dönüşmemelidir. İnsanlık bu teknolojik imkandan birlikte faydalanmalı, hiç kimse hiçbir coğrafya geride asla bırakılmamalıdır." demiştir.
Fidan, geleceğe yönelik sınamalarla da eş zamanlı mücadele etmek zorunda olduklarını, iklim değişikliği ve kuraklığın, insan hayatının her noktasına dokunan varoluşsal bir sorun halini aldığını vurgulamıştır. "Eğer insanlık bugün paylaşımın, sorumluluğun ve faydanın müşterek zeminini kuramazsa, on yıl sonra ihtilaflar bugünkünden çok daha kontrol edilemez ve çok daha yıkıcı olacaktır." diyen Fidan, küresel düzeydeki reform ihtiyacı kadar hayati olan ikinci ayağın bölgede barış ve refahın kalıcı biçimde mümkün kılacak stratejik adımlar olduğunu söylemiştir.
Fidan, şöyle devam etmiştir: "Antalya'yı merkeze alan geniş bir jeopolitik okuma yaptığımızda karşımıza birbiriyle bağlantılı çok katmanlı kriz dinamikleri çıkmakta. Coğrafyamız eş zamanlı krizlerin maalesef baskısı altındadır. Kuzeyimizde 5. yılına giren Rusya-Ukrayna Savaşı, Avrupa güvenlik mimarisini ve küresel jeopolitik dengeleri derinden sarsan yapısal bir sınamaya dönüşmüştür. Güneydoğumuzda ise İsrail'in pervasız saldırganlığı Gazze sınırlarını çoktan aşmıştır. Suriye'ye, Lübnan'a ve son olarak İran'a uzanan bu tırmanma hattı bölgemizi geniş bir çatışma girdabına sürüklemiştir. Daha güneyde, Afrika Boynuzu'nda hassasiyetle takip ettiğimiz gelişmeler bir diğer endişe kaynağı olmuştur. Sudan'da devam eden iç çatışmaların yol açtığı yıkım ile bölge ülkeler arasındaki ihtilaflar muazzam bir kalkınma potansiyeli taşıyan bu stratejik coğrafyayı güvenlik tehditleriyle baş başa bırakmıştır."

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Antalya Diplomasi Forumu”nun resmi açılış töreninde konuşma yapıyor, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Bu kriz haritasının neredeyse tamamında sahadaki tüm taraflarla aynı anda ve güven temelinde konuşabilen, ara buluculuk rolü üstlenebilen ender ülkelerden birinin Türkiye olduğuna işaret eden Fidan, burada meselenin teknik anlamda ara buluculuk rolü üstlenmenin çok ötesinde olduğunu ve bölgenin karşı karşıya olduğu sınamaları yüreklerinde hissettiklerini aktarmıştır. Fidan, her krizin yükünü, acısını ve doğuracağı sonuçları derinden kavradıklarını, bu anlayışla bugüne kadar bölgenin selameti için daima ellerini taşın altına koyduklarını ve koymaya da devam edeceklerini söylemiştir.
Kalıcı barış ve istikrarın krizlerin en derinleştiği anlarda atılan cesur adımlarla ortaya çıktığına dikkati çeken Fidan, bu minvalde ortak akla dayanan çözümleri bugünden kurguladıklarını ve hayata geçirmek için adımlar attıklarını 5. ADF'nin bu arayışın en anlamlı zeminlerinden birini teşkil ettiğini sözlerine eklemiştir.
Anadolu Ajansı. “Antalya Diplomasi Forumu İçin Hazır.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://aa.com.tr/tr/gundem/antalya-diplomasi-forumu-icin-hazir/3907699
Anadolu Ajansı. “Bakan Fidan: Kriz Haritasının Tamamında Sahadaki Tüm Taraflarla Konuşabilen Ender Ülkelerden Biri Türkiye’dir.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/bakan-fidan-kriz-haritasinin-tamaminda-sahadaki-tum-taraflarla-konusabilen-ender-ulkelerden-biri-turkiyedir/3909616
Anadolu Ajansı. “Cumhurbaşkanı Erdoğan: Müzakerelerin Yerini Kanlı Mücadelenin Almasına İzin Verilmemelidir.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/cumhurbaskani-erdogan-muzakerelerin-yerini-kanli-mucadelenin-almasina-izin-verilmemelidir/3909181
Anadolu Ajansı. “World Leaders to Gather in Türkiye for Antalya Diplomacy Forum.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/en/world/world-leaders-to-gather-in-turkiye-for-antalya-diplomacy-forum/3907450
Antalya Diplomasi Forumu. “ADF 2026 Fact Sheet.” Antalya Diplomasi Forumu. Erişim 17 Nisan 2026. https://antalyadf.org/wp-content/uploads/2026/04/ADF2026_FACT_SHEET_TR_2026_02_11-1.pdf
Antalya Diplomasi Forumu. “ADF 2026.” Antalya Diplomasi Forumu. Erişim 17 Nisan 2026. https://antalyadf.org/adf-2026/
Antalya Diplomasi Forumu. “Ana Sayfa.” Antalya Diplomasi Forumu. Erişim 17 Nisan 2026. https://antalyadf.org/
Antalya Diplomasi Forumu. “Katılımcılar 2026.” Antalya Diplomasi Forumu. Erişim 17 Nisan 2026. https://antalyadf.org/katilimcilar-2026/
T.C. İletişim Başkanlığı. “Antalya Diplomasi Forumu (17-19 Nisan 2026, Antalya).” İletişim Başkanlığı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.iletisim.gov.tr/turkce/duyurular/detay/antalya-diplomasi-forumu-17-19-nisan-2026-antalya
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında, Belek Turizm Bölgesi’nde bulunan NEST Kongre Merkezi’nde “Küresel Enerji Haritasının Yeniden Çizilmesi: Güvenlik ve Belirsizlik” başlıklı panel düzenlenmiştir. Panel, Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Azerbaycan Enerji Bakanı Perviz Şahbazov, Slovenya Çevre, İklim ve Enerji Bakanı Bojan Kumer ile Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı Genel Direktörü Francesco La Camera’nın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Panelde küresel enerji krizinin etkileri, enerji güvenliği, arz çeşitlendirmesi ve enerji dönüşümüne ilişkin politikalar ele alınmıştır.

Küresel Enerji Haritasının Yeniden Çizilmesi: Güvenlik ve Belirsizlik paneli, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, panelde yaptığı konuşmada küresel enerji krizinin Türkiye’yi de etkilediğini belirtmiştir. Bayraktar, Türkiye’nin geçmiş dönemlerde bölgesel çatışmalar, pandemi süreci ve emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar gibi çeşitli krizlerle karşı karşıya kaldığını, bu süreçlerin enerji piyasalarında belirsizlikler yarattığını ifade etmiştir.
Türkiye enerji piyasalarının bu krizler karşısında direnç kazandığını vurgulayan Bayraktar, ülkenin kriz yönetimi konusunda deneyim kazandığını belirtmiş ve enerji politikalarının bu doğrultuda şekillendirildiğini ifade etmiştir.
Bayraktar, Türkiye’nin enerji sektöründe son 25 yıl içerisinde kapsamlı bir dönüşüm geçirdiğini belirterek şu ifadeleri kullanmıştır: “Son 25 yıldır Türkiye'deki enerji piyasaları büyük bir dönüşümden geçti. Enerji sektöründe piyasa yapısı değişti. Kendi piyasalarımızı özel yatırımlara, girişimlere açtık. Bu anlamda bir dönüşüm yaşadık. Bölgesel olarak işbirlikleri gerçekleştirdik. Enerjide çok büyük altyapılar inşa ettik. Çeşitlendirmeyi enerji stratejimizin kalbine yerleştirdik.”
Bu kapsamda Türkiye’nin enerji stratejisinde çeşitlendirme politikasının merkezi bir konumda yer aldığı ve uluslararası işbirliklerinin artırıldığı ifade edilmiştir. Bayraktar, özellikle Azerbaycan ve komşu ülkelerle yürütülen projelerin uzun vadeli enerji arzının güvence altına alınmasına katkı sağladığını belirtmiştir.
Türkiye’de enerji talebinin istikrarlı biçimde arttığını belirten Bayraktar, bu artışın önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini ifade etmiştir. Artan talebin teknolojik gelişmelerle doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Bayraktar, şu değerlendirmede bulunmuştur: “Yapay zekaya dayanan merkezler, elektrikli araçlar enerji ihtiyacını artırıyor. İthalat bağımızı azaltmak istiyoruz. Türkiye ekonomisinin cari açığını ithalat tetikliyor. Kasım ayında Antalya'da düzenleyeceğimiz COP 31 ile iklim hedeflerimiz var. Cumhurbaşkanımızın açıkladığı gibi Türkiye 2053 yılına kadar karbon nötr hedefine sahip. Enerji kaynaklarımızı çeşitlendirmek bizler için oldukça önemli. Yakıt, ekonomi, teknoloji açısından yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanmak istiyoruz. Bu teknolojileri geliştirmek, rüzgar ve güneşten faydalanmak istiyoruz.”

Küresel Enerji Haritasının Yeniden Çizilmesi: Güvenlik ve Belirsizlik paneli, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Bayraktar, enerji politikalarının yalnızca arz güvenliği değil, aynı zamanda ekonomik sürdürülebilirlik ve çevresel hedeflerle birlikte ele alındığını ifade etmiştir. Türkiye’nin karbon nötr hedefi doğrultusunda yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılmasının planlandığı belirtilmiştir.
Bayraktar, enerji dönüşümünün fosil yakıtlardan tamamen vazgeçilmesi anlamına gelmediğini ifade ederek mevcut enerji talebinin büyüklüğüne dikkat çekmiştir. Türkiye’de günlük enerji tüketimine ilişkin verileri paylaşan Bayraktar şu ifadeleri kullanmıştır: “Doğal gaz, petrol boru hatlarımız işlevselliğini sürdürüyor. Bir enerji mimarisine ihtiyacımız var. Türkiye'de önemli güneş enerjisi yatırımı yapıyoruz. Bu enerji dönüşümü kesinlikle engellenemez. Fakat burada akıllı enerji dönüşümünden bahsetmeliyiz. Akıllı enerji dönüşümü dediğimiz zaman kriz anında müdahale edilebilir olmalı. Evet fosil yakıt kriziyle karşı karşıyayız ama petrol ya da doğal gaz sadece Hürmüz Boğazı'ndan geçmiyor. Karbonsuz enerji ihtiyacımız var tabi ki ama Türkiye'de her gün 40 milyon araç yollarda. Dolayısıyla bizim onlara ciddi bir yakıt arzı sağlamamız gerekiyor. Türkiye'de her gün 22 milyon hanenin yemek ve ısınmak için doğal gaza ihtiyacı var. 86 milyon insanın elektriğe ihtiyacı var bu ülkede. Bu sayıları aklımızda tutarak çok daha rasyonel planlar gerçekleştirmek gerekiyor.”
Türkiye’nin uluslararası enerji projelerine yatırım yaptığını belirten Bayraktar, Güney Gaz Koridoru gibi projelerin yüksek düzeyde politik ve ekonomik irade gerektirdiğini ifade etmiştir. Ayrıca enerji bağlantısallığının artırılması amacıyla Suudi Arabistan gibi ülkelerle yeni projelerin geliştirildiği ve enerji güzergahlarının çeşitlendirildiği belirtilmiştir.

Küresel Enerji Haritasının Yeniden Çizilmesi: Güvenlik ve Belirsizlik paneli, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Enerji krizlerinin önümüzdeki yıllarda da devam edebileceğini ifade eden Bayraktar, Türkiye’nin bu süreçten dersler çıkarması gerektiğini vurgulamış ve uzun vadeli hedeflere ilişkin şu ifadeleri kullanmıştır: “Bu krizlerden derslerimizi almalı, Türkiye olarak yapmamız gerekenleri yapmalıyız. Çok güçlü bir hedefimiz var. 2050 yılına kadar karbon nötr bir ekonomiye sahip olmak istiyoruz. 30 yıl bir zamanımız kaldı. Ulaşım, alt yapı, tarım tüm bunlarda bir değişim göreceğiz. Ekonomimizde anahtar kelime yenilenebilir enerji. Karşı karşıya olduğumuz her bir kriz, bağımlılığın çözülmesi bu yenilenebilir enerjilerin kullanımından geçiyor. Kapasitelerinin artırılması, güvenliğinin sağlanması, depolanması ile yenilenebilir enerjinin kullanılması bu hedeflerin gerçekleşmesi noktasında anahtar rol olacaktır. Yakında çok büyük bir ilanımız olacak. Bu 2050 hedefimizi 2035'e çekeceğiz. Bu henüz kesinleşmedi. Enerji verimliliği artırmak alanında hem özel hem de kamu sektörü oyuncuları ile çalışıyoruz.”
Panelde konuşan Azerbaycan Enerji Bakanı Perviz Şahbazov, enerji güvenliğinin ulusal güvenlik politikalarının önemli bir bileşeni haline geldiğini belirtmiştir. Küresel enerji krizinin etkilerine değinen Şahbazov, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sevkiyatların kesintiye uğramasının Avrupa’nın enerji arzında kırılganlık oluşturduğunu ifade etmiştir.
Azerbaycan’ın enerji arzını çeşitlendirdiğini belirten Şahbazov şu ifadeleri kullanmıştır: “Yaklaşık 20 ülkeye 40 milyon varil arz gerçekleştiriyoruz. Yakın zamanda Avrupa'daki 16 ülkeye doğal gaz tedarik etmeye başladık.”
Şahbazov ayrıca üretici ülkelerin enerji krizinden yüksek kazanç sağladığı yönündeki algının gerçeği yansıtmadığını belirtmiş ve dengeli petrol fiyatlarının önemine dikkat çekmiştir. Türkiye ile yürütülen enerji işbirliğine ilişkin olarak ise şu değerlendirmede bulunmuştur: “Türkiye ile olan işbirliği iki dost, kardeş ülkenin enerji güvenliğine katkı sağlamasının çok güzel bir nişanesi. Bu işbirliği ile oluşan projeler sayesinde enerji sektörünün direncini temin ediyoruz. Türkiye ile enerji güvenliğine çok büyük katkı sağlıyoruz.”
Slovenya Çevre, İklim ve Enerji Bakanı Bojan Kumer, ülkesinin enerji alanında tamamen dışa bağımlı olduğunu belirtmiştir. Körfez bölgesindeki çatışmaların enerji fiyatları ve arzı üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade eden Kumer, şu açıklamalarda bulunmuştur: “Petrolümüzün yüzde 100'ünü ithal ediyoruz. Yüzde 100 dışarıya bağımlıyız. Ülkemizde fiyatlar oldukça düşük seyrediyordu. Avusturya'dan İtalya'dan sınırımıza kadar gelip bizden petrol temin ediyorlardı. Sadece Slovenya'nın değil diğer ülkelerin de petrol ihtiyacını gideriyorduk. Bu çatışmalar yaşandıktan sonra fiyatlar arttı. Kriz bizi doğru zamanda bulmadı. Tarım ve çiftçiliğin başladığı bir dönemde bu krizle karşı karşıya kalmanın sıkıntısını yaşıyoruz.”
Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı Genel Direktörü Francesco La Camera, yaşanan küresel krizin bir enerji krizinden ziyade fosil yakıt krizi olduğunu ifade etmiştir. Yenilenebilir enerji yatırımlarının artmasının enerji güvenliği açısından kritik olduğunu belirten La Camera, şu ifadeleri kullanmıştır: “Yenilenebilir enerji dünyada büyük bir atakta. Enerji güvenliğinin fosil yakıtlar üzerinden yönetilmesi başarısızlık getiren bir durum. Fosil yakıtlı enerji sisteminin alt yapısı yeterli değil. İspanya sistemlerinin yüzde 60'ını yenilenebilir enerji yaptı. Türkiye de aynı şeyi yapıyor. Türkiye, jeotermal, güneş ve rüzgar enerjilerine daha fazla yatırım yapıyor. Yenilenebilir enerjiye yatırım yapmak bizi enerji sektöründe krizlere karşı dirençli hale getirecek. Depolanmasını da çözersek fosil yakıtlara karış daha fazla rekabet edebileceğiz.”
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen programda, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, TRT World kıdemli sunucusu Andrea Sanke moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda değerlendirmelerde bulunmuştur. Oturumda Suriye’deki gelişmeler, İsrail’in bölgesel politikaları, ABD’nin askeri varlığı, Türkiye’nin rolü ve Orta Doğu’daki güç dengeleri ele alınmıştır.

ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas J. Barrack, moderatörlüğünü Andrea Sanke’nin yaptığı panelde, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Barrack, konuşmasında ABD’nin Suriye politikasında son dönemde önemli bir değişim yaşandığını belirtmiştir. Washington yönetiminin bölgedeki askeri varlığını azaltma yönünde adımlar attığını ifade eden Barrack, şu açıklamada bulunmuştur: “Biz, asker göndermedik, askerlerimizi çektik. Yüz yıldır yapılanların tam tersini yaptık. Dün, ondan önceki gün, son üssümüzdeki son askerlerimizi çektik. Bu, olağanüstü. ABD'nin uzun yıllar DEAŞ ile mücadele yürüttüğü önemli ülkelerden birindeki son üssümüzden son birliklerimizi de çektik.”
Barrack, geçmişte iç çatışmalar yaşayan, İran ile yakın ilişkiler kuran ve uluslararası sistemle uzun süre gerilim yaşayan Suriye’nin mevcut durumda daha istikrarlı bir görünüm sergilediğini ifade etmiştir.
Suriye’nin İsrail’e yönelik askeri bir eylemde bulunmamasına rağmen taraflar arasında resmi bir anlaşma bulunmamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Barrack, Suriye yönetiminin İsrail ile doğrudan çatışmadan kaçındığını belirtmiştir. Bu çerçevede şu ifadeleri kullanmıştır: “8 Aralık'tan bu yana Suriye, (Cumhurbaşkanı) Şara yönetimi altında İsrail'e tek bir kurşun bile sıkmadı. Aksine Cumhurbaşkanı Şara, defalarca İsrail ile sorun istemediklerini, düşmanlık aramadıklarını, bir saldırmazlık ve normalleşme anlaşmasına açık olduklarını söyledi.”
Barrack, İsrail’in güney Suriye’deki Dürzi topluluklara yönelik yaklaşımına da değinmiş ve Süveyda’daki gelişmeler sonrasında İsrail’in sınır ötesi müdahalelerde bulunduğunu ifade etmiştir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun politikalarına ilişkin olarak ise şu değerlendirmede bulunmuştur: “(İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu, 7 Ekim'den sonra her şeyin değiştiğini açıkça söyledi. Sınırları umursamıyor, hatları umursamıyor, 1967 sınırını umursamıyor, 1974 sınırını umursamıyor, 8 Aralık hattını umursamıyor. Suriye, bu çatışmaya girmeyerek akıllıca davrandı. Bu nedenle ihlaller, sürekli devam ediyor. İsrail, bir konvoy gördüğü her seferinde bu hatları geçiyor çünkü iki taraf arasında hala güven yok.”
Barrack ayrıca Suriye’nin İsrail ile görüşmelere açık olduğunu ve normalleşme sürecine Lübnan’dan önce ulaşılabileceğini ifade etmiştir.

ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas J. Barrack, moderatörlüğünü Andrea Sanke’nin yaptığı panelde, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Barrack, bölgesel çatışmaların askeri yöntemlerle kalıcı biçimde çözülemeyeceğini belirtmiştir. Askeri müdahalelerin uzun vadede nefret döngüsünü derinleştirdiğini ifade eden Barrack, İsrail’in 1948’den bu yana izlediği politikaların da kalıcı çözüm üretmediğini dile getirmiştir.
Lübnan örneğine değinen Barrack, 1949 ateşkes anlaşması, uzun süren iç savaş ve Taif Anlaşması’nın kalıcı istikrar sağlamadığını ifade etmiştir. Taif Anlaşması’nın mezhepsel dengeleri yeniden düzenlemeyi hedeflediğini ancak Hizbullah’ı kapsam dışında bıraktığını belirtmiştir. Barrack, İsrail’in saldırılarının Hizbullah’ın varlık gerekçesini güçlendirdiğini savunarak, İran gibi devletler tarafından desteklenen silahlı yapıların yalnızca askeri yöntemlerle ortadan kaldırılamayacağını ifade etmiştir. Kalıcı çözümün refah ve kalkınma temelli bir yaklaşım gerektirdiğini vurgulamıştır.
Barrack, Suriye’de yürütülen sürecin Türkiye ile birlikte şekillenen bir “deney” niteliği taşıdığını belirtmiştir. Türkiye’nin bölgedeki konumuna ilişkin olarak şu ifadeleri kullanmıştır: “Türkiye, bölgedeki en güçlü ve işleyen ekonomilerden biri.”
Türkiye’nin NATO içerisindeki konumuna, askeri kapasitesine ve demografik yapısına dikkat çeken Barrack, ülkenin bölgesel düzeyde önemli bir aktör olduğunu ifade etmiştir.
Barrack, Orta Doğu’da güç unsurunun belirleyici olduğunu ifade etmiş ve zayıflık algısının ülkeleri dezavantajlı konuma sürüklediğini belirtmiştir. Bölgesel ittifaklara ilişkin olarak şu değerlendirmede bulunmuştur: “İsrail, Abu Dabi ile ittifak kurduğu gibi Türkiye ile de ittifak kurabilir, Suudi Arabistan da İsrail ile ittifak kurabilir. İsrail halkının refahı için bence çözüm bu. Bu yüzden bu tür söylemlerin ortadan kalkacağını düşünüyorum. Türkiye, hafife alınacak bir ülke değil.”
Barrack, Suriye’nin tarihsel olarak farklı din ve etnik grupların bir arada yaşadığı bir yapı olduğunu ifade ederek, bölgedeki kalıcı çözümün işbirliği ve ekonomik kalkınma ile mümkün olacağını belirtmiştir.
Gazze’de ateşkes ihlallerinin sürdüğü dönemde Türkiye’nin arabuluculuk rolüne değinen Barrack, Türkiye’nin sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çekmiştir. Bu kapsamda şu ifadeleri kullanmıştır: “İsrail'in yapabileceği en akıllıca şey, Türkiye'yi tam da sizin dediğiniz gibi bu sürece dahil etmeye teşvik etmek ve bunu benimsemektir.”
Barrack ayrıca Türkiye ve Katar’ın Hamas’a yönelik tutumlarının geçmişte eleştirildiğini ifade ederek, bölgesel aktörlerin sürece dahil edilmesinin çatışmaların önlenmesinde etkili olabileceğini belirtmiştir.
ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Barrack, son dönemde iki ülke ilişkilerinde önemli ilerleme kaydedildiğini ifade etmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin yanı sıra dışişleri, istihbarat, askeri ve ticari alanlarda da gelişmeler yaşandığını belirtmiştir.

ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas J. Barrack, moderatörlüğünü Andrea Sanke’nin yaptığı panelde, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Barrack, Türkiye’nin F-35 programından çıkarıldığını ancak ilişkilerin tamamen kopmadığını ifade etmiş, Boeing anlaşmaları, Halkbank süreci ve F-16 programına ilişkin gelişmelere değinmiştir. Bu kapsamda şu ifadeleri kullanmıştır: “Ülkeler arasındaki ittifak yeniden şekilleniyor. Suriye'de olanlar ise büyük ölçüde Türkiye'nin lehine oldu. Türkiye ve Suudi Arabistan, bazı kusurları olsa da bu 'filizlenen yapıyı' destekledikleri için büyük övgüyü hak ediyor, aslında bu süreçte belirleyici olan Türkiye'ydi. İki ülke arasındaki ilişkiler ise hiç olmadığı kadar iyi. Bence S-400 meselesine yakında bir çözüm bulunacak. Benim temsil ettiğim taraf açısından, F-35 programına yeniden kabul edilmek de mümkün.”
Barrack, İsrail ile Lübnan arasında sağlanan ateşkese ilişkin değerlendirmesinde ateşkesin en önemli yönünün “anlamsız öldürmeleri durdurmuş olması” olduğunu ifade etmiştir. Ateşkes sürecinde tüm aktörlerin yer almadığını belirten Barrack, şu ifadeleri kullanmıştır: “O masada eksik olan iki taraf var: Hizbullah ve İran. Yani olan şey, doğru yönde atılmış bir adımdı. Asıl iş şimdi başlıyor.”
Barrack, Hizbullah ile çözüm sürecinin “yok etme” yaklaşımı üzerinden değil, daha kapsayıcı bir yöntemle yürütülmesi gerektiğini ifade etmiş ve mevcut çok taraflı mekanizmaların tarafların taleplerine yanıt verebilecek şekilde yapılandırıldığını belirtmiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında, moderatörlüğünü TBMM NATO Parlamenter Asamblesi Türk Delegasyonu Başkanı ve AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu’nun üstlendiği “Yarını Tasarlarken Belirsizlikleri Yönetmek” başlıklı panel düzenlenmiştir. Panele Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska-Davkova ve Gürcistan Başbakanı İrakli Kobakhidze konuşmacı olarak katılmıştır. Panelde Birleşmiş Milletlerin yapısı, uluslararası sistemdeki belirsizlikler, orta ölçekli devletlerin sorumlulukları, çok taraflılık, bölgesel çatışmalar ve diplomasi mekanizmalarının geleceği ele alınmıştır.

"Yarını Tasarlarken Belirsizlikleri Yönetmek" başlıklı panele katılan Kazakistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde bir araya geldiklerini belirterek, Kazakistan ile Türkiye’nin dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan sorunlara karşı olumlu bir rol üstlenebileceğini ifade etmiştir. Tokayev ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gelecek aylarda Kazakistan’ı ziyaret edeceğini söylemiştir.
Tokayev, dünyadaki mevcut siyasi ve diplomatik ortamı bir dönüm noktası olarak tanımlamış, medeniyetlerin bir kesişim ve dönüşüm sürecinden geçtiğini belirtmiştir. Bu çerçevede, yalnızca ulusal ya da bölgesel ölçekte çözülemeyecek sorunlarla karşı karşıya olunduğunu vurgulamıştır. Birleşmiş Milletlerin mevcut yapısının desteklenmesinin yeterli olmadığını ifade eden Tokayev, şu sözleri kullanmıştır:
“BM'nin sadece desteklenmesi gerekmiyor aynı zamanda bir reforma tabi tutulması gerekiyor. Yakın zamanda olacağına da inancımız var. Reformlardan konuştuğumuzda, değişimlerden konuştuğumuzda ya da BM'nin yeniden yapılandırılmasından bahsettiğimizde uzun zaman önce de bunlar bahsedilmişti ama hiçbir zaman olmamıştı. Yani biz bunlarda çok samimiyiz esasında. Güvenlik Konseyi, özellikle de BM'nin reforma tabi tutulmasında çok önemli bir yer teşkil ediyor.”
Tokayev, savaşlar, çatışmalar ve kalkışmalar konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin sorumluluk alanına dikkat çekmiş, yalnızca büyük güçlerin değil bölgesel, orta ölçekteki ve küçük ölçekli devletlerin de uluslararası sistem içinde daha fazla sorumluluk alması gerektiğini belirtmiştir. Çatışmaların yayılmasının ve belirsizliklerin derinleşmesinin önlenebilmesi için daha sorumlu bir yaklaşım gerektiğini söyleyen Tokayev, şu değerlendirmede bulunmuştur: “Bu belirsizliklerden, çatışmalardan ve bu tuhaf savaşlardan çıkış yolu esasında çok basit; gelin hep birlikte sorumlu davranalım. Gelin hep beraber daha dirençli olalım ve bilgiyle dünyada olup biteni anlamaya çalışalım.”
Tokayev, konuşmasının devamında İran etrafında şekillenen uluslararası gelişmelere de değinmiştir. İran çevresindeki durumun son derece karmaşık olduğunu belirten Tokayev, Kazakistan’ın Körfez ülkeleriyle dayanışma içinde olduğunu söylemiş ve bütün devletlerin stratejik duruşunu desteklediklerini ifade etmiştir. Askeri eylemlerin hem bölgesel hem küresel düzeyde durdurulması gerektiğini savunan Tokayev, ekonomik etkilerin özellikle dikkat çekici olduğunu vurgulamıştır.

"Yarını Tasarlarken Belirsizlikleri Yönetmek" başlıklı panel, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Hürmüz Boğazı’nın küresel ticaret bakımından taşıdığı öneme değinen Tokayev, geçişlerin kolaylaştırılması yönündeki çağrılara dikkat çekmiş, ancak çatışma öncesi dönemde bu koridorun zaten serbest ticarete açık olduğunu hatırlatmıştır. Tokayev bu konuda "Özellikle de ekonomi çok büyük bir zarar görmekte. Şu anda herkes Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin kolaylaştırılmasından bahsediyor. Çok önemli kesinlikle. Şunu da hatırlamamız lazım. Bu koridor, çatışma öncesinde serbest ticarete açıktı. Problemi kısaca şöyle özetleyebiliriz. Nükleer teknolojiler ve nükleer silahlarla ilgili bu problemin esasında müzakerelerin en temelinde olması lazım. Bilhassa da İran çatışmasında şu an da en temelde yer alması gerekiyor. Şimdi artık biz meseleyi global ticarete döndürdük.” demiştir.
Tokayev, küresel meselelerde orta güçlerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini de vurgulamış, büyük güçlerin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde küresel gündem maddelerinin önünü tıkamaması gerektiğini söylemiştir. Bir sonraki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin kim olacağı sorusunun önemli olduğunu, ancak daha temel sorunun mevcut sistemin ayakta kalıp kalamayacağı olduğunu ifade etmiştir. Güvenlik Konseyinin de kendi içinde ciddi yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtmiştir.
Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska-Davkova, konuşmasında dünyada demokrasinin ciddi krizlerle karşı karşıya olduğunu belirtmiştir. Güvenlik tehditlerinin ve askeri belirsizliklerin belirgin hale geldiğini söyleyen Siljanovska-Davkova, otoriter yapıların yükselişi, göç hareketlerinin artışı, dezenformasyon ve siber saldırıların uluslararası sistemi daha kırılgan hale getirdiğini ifade etmiştir.
Siljanovska-Davkova, eşitsizliklerin arttığı bir dönemden geçildiğini, aynı zamanda küresel ölçekte bir silahlanma sürecinin yaşandığını ve kaynakların önemli ölçüde bu alana yönlendirildiğini belirtmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki beş daimi üyeye tanınan veto yetkisine atıf yaparak, uluslararası sistemin yalnızca bu aktörler üzerinden değerlendirilemeyeceğini, diğer devletlerin de belirleyici öneme sahip olduğunu ifade etmiştir. Bu kapsamda, “BM'yi yeniden gözden geçirmemiz lazım.” demiştir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun güçlendirilmesi gerektiğini ve Güvenlik Konseyinin mevcut duruşunun yeniden şekillendirilmesinin zorunlu olduğunu savunan Siljanovska-Davkova, “Artık Genel Kurula bir kadın başkan seçilmeli.” ifadesini kullanmıştır. Ayrıca Balkanlar’ın tarihsel, coğrafi ve kültürel açıdan Avrupa’nın bir parçası olduğunu vurgulamış; Avrupa Birliği’nin genişlemesinin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda güvenlikle ilgili bir mesele olduğunu belirtmiştir.
Siljanovska-Davkova, küçük ve orta büyüklükteki ülkelerin bir araya gelerek büyük güçlerin belirleyiciliğini sınırlayabileceğini savunmuş, dünyada yaşanan gelişmeler karşısında en önemli kararların sınırlı sayıdaki kişi tarafından alınmasının insanlık için “büyük tehlike” anlamına geldiğini söylemiştir. Uluslararası hukuk için mücadele edilmesi gerektiğini vurgulamış, uluslararası hukukun istikrarlı bir kurumsal yapı olmadan işleyemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca mantığa dayalı politikaların benimsenmesi ve doğru zamanda doğru prosedürlerin işletilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Siljanovska-Davkova, “mutlak gücün mutlak yozlaşmayı beraberinde getireceğini” vurgulamış ve savaşların yaşandığı ülkelerin görünür kılınması gerektiğini belirterek, “Güçlenmeli ve çok taraflılığa geri dönmeliyiz.” demiştir.
Gürcistan Başbakanı İrakli Kobakhidze ise konuşmasında, dünyanın farklı bölgelerinde savaşların sürdüğünü ve bu çatışmaların enerji, ulaşım ve ekonomi başta olmak üzere birçok alanı etkilediğini belirtmiştir. “Beklenmedik olaylar kökten çözüm istiyor.” diyen Kobakhidze, küresel ölçekte yaşanan krizlerin yalnızca kısa vadeli değil yapısal çözümler gerektirdiğini ifade etmiştir.
Kobakhidze, Gürcistan’ın Avrupa Birliği’nin bir parçası olmak istediğini, ancak birlik içinde de çeşitli sorunlar bulunduğunu söylemiş ve bu durumun değişmesini umduklarını ifade etmiştir. Güney Kafkasya’da hem belirsizliklerin hem de önemli gelişmelerin yaşandığını belirten Kobakhidze, Gürcistan’ın tarihsel olarak Avrupa ile Asya arasında bir köprü işlevi gördüğünü ve bağlantısallık kapasitesini daha da geliştirmek istediklerini şu sözlerle ifade etmiştir: “Gürcistan çok uzun bir süre Avrupa ve Asya arasında bir köprü niteliğindeydi. Biz de şüphesiz ki bağlantısallık işlemimizi mümkün olduğunca geliştirmek istiyoruz.”

"Yarını Tasarlarken Belirsizlikleri Yönetmek" başlıklı panel, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Kobakhidze, Gürcistan’ın “barış, ilerleme ve kalkınma yanlısı” bir yaklaşım benimsediğini, hem Güney Kafkasya bölgesinde hem de daha geniş ölçekte barışı desteklediklerini belirtmiş ve Türkiye ile kurulan ortaklığa değinmiştir. Bu kapsamda şu ifadeleri kullanmıştır: “Bizler elbette hem Güney Kafkasya bölgesinde hem de genel anlamda barışı destekliyoruz ve bununla ilgili olarak Türkiye gibi güçlü ortaklarımızla çizdiğimiz yolda devam ediyoruz.”
Liderliğin önemine dikkat çeken Kobakhidze, “Türkiye'de istisnai bir liderlik söz konusu ama şimdi genel resmi değerlendirecek olursak her coğrafyada, her bölgede maalesef durum böyle değil.” demiştir. Çok taraflı kurumların desteklenmesinin önemine vurgu yapan Kobakhidze, uluslararası düzende yeniden kurala, düzene ve değerlere dayalı bir yapının inşa edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Diplomasinin rolüne de değinen Kobakhidze, Gürcistan’ın tarih boyunca çevresindeki imparatorluklara rağmen varlığını sürdürebildiğini, bunu da diplomasi sayesinde gerçekleştirdiğini ifade etmiştir. Bu konuda, “Çevremizdeki birçok imparatorluk geldi geçti ama Gürcistan kalıcılığını korudu. Çünkü diplomasi sayesinde kendimizi ve ulusal çıkarlarımızı koruyabildik.” demiştir. Ülkesinin bağımsızlığının tahsisi sürecinde hatalar yaptığını ancak bu hatalardan ders çıkardığını belirten Kobakhidze, siyasi çıkarların diplomasinin önüne geçtiğini ve bunun değişmesi gerektiğini söylemiştir. Son olarak, “Eğer kural temelli uluslararası düzeni yeniden tesis etmezsek, uluslararası düzenler anlamında diplomasi hiçbir şekilde siyasi çıkarların önüne geçemeyecektir.” ifadelerini kullanmıştır.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, TRT World kıdemli sunucusu Alican Ayanlar’ın moderatörlüğünde değerlendirmelerde bulunmuştur. Programda Suriye’nin bölgesel çatışmalara yaklaşımı, İran’a yönelik savaş karşısındaki tutumu, İsrail ile ilişkiler, Golan Tepeleri meselesi, ülke içindeki entegrasyon süreci, yeniden inşa politikaları ve dış yardımlar konusu ele alınmıştır.

Forum kapsamında düzenlenen panele katılan Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Ahmed Şara, konuşmasında bölgenin son yüzyılda benzeri görülmemiş derecede zorlu bir dönemden geçtiğini belirtmiş ve çok sayıda sorunla karşı karşıya olunduğunu ifade etmiştir. Bu süreçte bölge halkları adına sorumluluk üstlenmeye çalıştıklarını söyleyen Şara, Suriye’nin coğrafi konumunun ülkeyi tarih boyunca büyük güçlerin rekabet alanlarından biri haline getirdiğini belirtmiştir.
Şara, Suriye’nin “çok müstesna bir coğrafi konumda” bulunduğunu ifade ederek, ülkesinin geçmişte çoğu zaman küresel güçlerden birinin yanında saf tutmaya zorlandığını, ancak artık bu tür bir zorunluluğa mahkum olmadıklarını söylemiştir. Bu çerçevede Suriye’nin Rusya, ABD ve Çin ile dengeli ilişkiler kurmaya çalıştığını belirtmiş ve şu ifadeleri kullanmıştır: “çatışmaların posta kutusu olmaktansa, stratejik güvenliğinin sağlanmasını hedefliyoruz.”
Şara, Suriye’nin son 14 yıl boyunca İran kaynaklı saldırılara maruz kaldığını ve İran’ın eski rejime verdiği desteğin farkında olduklarını ifade etmiştir. Buna rağmen Suriye’nin güncel bölgesel çatışmalarda taraf olmamaya özen gösterdiğini belirtmiştir. Bu kapsamda “Suriye, bütün bir olumsuz geçmişe rağmen bugünkü çatışma ve İran'a karşı yapılan savaşta taraf olmadı.” değerlendirmesinde bulunmuştur.
Şara, bölgede yeni bir çatışmanın ortaya çıkmaması ve mevcut gerilimlerin daha fazla tırmanmaması için çaba gösterdiklerini söylemiş ve Suriye’nin herhangi bir bölgesel savaşın tarafı haline gelmesini istemediklerini şu sözlerle ifade etmiştir: “Hedef, diplomasinin hakim olduğu ve çatışmaların olmadığı bölge olmak. Suriye'nin herhangi bir çatışmada taraf olmamasına çabalıyoruz.”
Şara ayrıca ABD öncülüğünde Lübnan’da sağlanan ateşkese destek verdiklerini belirtmiş ve Lübnan’daki gelişmelerin Suriye’yi de etkilediğini ifade ederek, “(Suriye) Ülke, Lübnan'da yaşananlardan da etkileniyor.” demiştir.
Şara, konuşmasında İsrail’in Golan Tepeleri’ndeki varlığına da değinmiştir. İsrail’in burada hak iddia etmesini reddeden Şara, Golan Tepeleri’nin bir devletin değil bir halkın hakkı olduğunu belirtmiştir.
ABD’nin İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki işgalini tanıdığını hatırlatan Şara, bunun uluslararası hukukta karşılığının bulunmadığını ifade etmiştir. Ayrıca Suriye ile İsrail arasındaki ateşkes düzenlemelerinin, Aralık 2024’te Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden sonra İsrail tarafından ihlal edildiğini belirtmiştir.
Şara, bu ihlaller sonrasında yeni kurallar ve şartların oluşturulması için çalıştıklarını söylemiş ve bu sürecin başarıya ulaşması halinde Golan Tepeleri konusunda uzun vadeli bir müzakere süreci başlatabileceklerini ifade etmiştir: “İsrail bunu ihlal etti. Yeni kuralların ve şartların belirlenmesini için çabalıyoruz. Başarırsak eğer Golan Tepelerini adına uzun vadeli müzakere süreci başlatacağız.”

Forum kapsamında düzenlenen panele katılan Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Ahmed Şara, programda ülke içindeki “yeniden entegrasyon” sürecine de değinmiştir. Bu sürecin kademeli biçimde ilerlediğini belirten Şara, atılan her adımda önemli gelişmeler yaşandığını söylemiştir. Özellikle Suriye Demokratik Güçleri ile yürütülen sürece değinerek, yapılan anlaşmaların çok sayıda aşamayı içerdiğini belirtmiştir.
Şara, bu sürece ilişkin olarak “Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile anlaşma birçok adımı içerisinde barındırıyor. Mart 2025 anlaşmasına sadık kalınmadı, aralıkta son buldu, aralıkta genel bir anlaşma imzalandı.” demiştir.
Entegrasyon sürecinin aşamalar halinde devam ettiğini vurgulayan Şara, tarafların Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve istikrarını esas alan bir yaklaşım benimsediğini belirtmiştir. Sürecin mevcut durumuna ilişkin olarak da “Taraflar Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve istikrarını temellendirmek istiyor. İyi ilerlediğimizi ifade etmek isterim.” demiştir.
Şara, ülke içinde anayasa deklarasyonunun hazırlanması, siyasi boşluğun doldurulması, meclisin kurulması ve ekonomik kurumsallaşma süreçlerinin adım adım yönetildiğini ifade etmiştir. Bu yeniden yapılanma sürecinde öncelikli hedeflerden birinin yaptırımların kaldırılması olduğunu belirtmiş ve bunun başarıldığını söylemiştir.
Şara, ayrıca nüfus sayımının önemine dikkat çekmiş, ülke içinde ve dışında büyük göç hareketleri yaşandığını, bu nedenle nüfus yapısının yeniden tespit edilmesinin gerekli olduğunu ifade etmiştir. Toprak bütünlüğünün sağlamlaştırılmasının da bu sürecin temel hedeflerinden biri olduğunu belirtmiştir: “Burada ilk adım (ABD menşeli) yaptırımların kaldırılmasıydı ve başarıldı. Nüfus sayımı önemli çünkü ülke içi ve dışına göç hareketleri yaşandı. Toprak bütünlüğü sağlamlaştırılmalı.”
Şara, Suriye’nin yeniden inşa sürecinde yatırımlara dayalı bir vizyon benimsediğini ifade etmiştir. Ülkede yatırım ortamının güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Şara, çatışmalardan uzak kalınmasının yatırım fırsatlarını artırdığını belirtmiştir.
Suriye’nin geçmişte “çatışmaların posta kutusu” haline geldiğini ifade eden Şara, son dönemde çatışmalardan uzak bir görüntü vermesinin ülkeye yönelik ekonomik ilgiyi artırdığını ve ülkenin “hayal edilemeyecek ivme kazandığını” söylemiştir.
Şara, Suriye’ye yönelik uluslararası yardımlar meselesine de değinmiştir. Ülkeye ilişkin çeşitli yardım vaatleri alındığını ancak bunların henüz hayata geçirilmediğini ifade etmiştir. Suriye’nin yardıma ihtiyaç duyan bir ülke olduğunu kabul etmekle birlikte, bu yardımların siyasileştirilmiş fonlar üzerinden yürütülmesini istemediklerini vurgulamıştır.
Bu yaklaşımını “Vaat aldık ama hiçbiri gerçekleşmiş değil. Suriye yardıma ihtiyaç duyan bir ülke ancak politize edilmiş yardım fonu almak ya da sahip olmak istemiyoruz. İlk olarak kendimize yetecek seviyeye ulaşmak istiyoruz.” sözleriyle ifade etmiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında, düzenlenen oturumda Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha katılımcılara hitapta bulunmuştur. Oturumda Rusya-Ukrayna Savaşı’nın mevcut durumu, barış müzakereleri, Ukrayna’nın askeri kapasitesi, uluslararası ilişkiler ve Türkiye’nin diplomatik rolü ele alınmıştır.

Foruma katılan Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha, moderatörlüğünü TRT World'den Enda Brady'ın üstlendiği oturumda, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Sybiha, Ukrayna’nın mevcut durumda sınır hatlarını koruduğunu ve son bir yıl içerisinde savaş ve enerji alanlarında daha güçlü hale geldiğini ifade etmiştir. Ülke tarihinin en zorlu dönemlerinden birinin geride bırakıldığını belirten Sybiha, Ukrayna’nın savaş alanında önceki aylara kıyasla daha güçlü bir konuma ulaştığını söylemiştir: “Geçtiğimiz aylarda Rusya'nın işgal ettiği bölgelerden daha fazlasını ele geçirmiş olduk.”
Sybiha, Rusya’nın stratejik hedeflerine ulaşamadığını belirtmiş ve saldırıların devam ettiğini ifade etmiştir. Rusya’nın Ukrayna şehirlerine yönelik saldırılarına değinerek şu bilgileri paylaşmıştır:
“Rusya'nın dün Ukrayna şehirlerine 700 dron ve 40 füzeyle saldırdığını” dile getirerek, yakın gelecekte büyük çaplı saldırıların devamını beklediklerini kaydetmiştir.
Sybiha, Ukrayna’nın savunma sanayi alanında önemli ilerlemeler kaydettiğini belirtmiş ve Orta Doğu ülkelerine güvenlik alanında ortaklık teklifinde bulunduklarını ifade etmiştir. Ayrıca Rusya’nın “gölge gemileri” üzerinden yürüttüğü faaliyetlere karşı uluslararası baskının artırılması gerektiğini savunmuştur. Bu kapsamda Rus ham petrolünün “yasa dışı yollardan ihracatının” engellenmesinin önemine dikkat çekmiştir.
Sybiha, Avrupa Birliği ile entegrasyon sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş ve Ukrayna’nın AB üyeliğinin toplum açısından yaşam kalitesi bakımından önemli olduğunu belirtmiştir. Ukrayna’nın Avrupa’nın gücüne katkı sağlayacağını ifade etmiştir.
Macaristan’da yaşanan siyasi gelişmelere değinen Sybiha, Başbakan Viktor Orban’ın partisinin seçimleri kaybetmesini “Paskalya” olarak nitelendirmiş ve bu gelişmenin Ukrayna açısından yeni bir fırsat sunduğunu ifade etmiştir. Macaristan ile ilişkilerde “yeni bir sayfa” açmayı hedeflediklerini belirtmiştir.
ABD ile ilişkiler konusunda da değerlendirmelerde bulunan Sybiha, en zorlu dönemin geride bırakıldığını ifade etmiş ve ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere Amerikan yönetiminin desteğini takdir ettiklerini belirtmiştir. ABD’den Patriot hava savunma sistemleri satın alma ihtiyacına da değinmiştir.
Rusya ile yürütülen barış görüşmelerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sybiha, Ukrayna’nın koşulsuz ateşkese hazır olduğunu ifade etmiştir. Ancak 20 maddelik barış planı içerisinde kabul edilemeyecek unsurlar bulunduğunu belirtmiştir: “Ukrayna tarafı koşulsuz bir ateşkese razı.”
Sybiha, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne zarar verecek hiçbir maddeyi kabul etmeyeceğini vurgulayarak “Ukrayna, toprak bütünlüğümüze kast edecek hiçbir maddeyi benimsemeyecektir.” demiştir.

Foruma katılan Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha, moderatörlüğünü TRT World'den Enda Brady'ın üstlendiği oturumda, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Sybiha, Rusya’nın her ay yaklaşık 30 bin asker kaybettiğini öne sürmüş ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in savaş hedeflerine sahada ulaşamayacağını ifade etmiştir.
Ayrıca Rus ordusunda Asya ve Afrika’dan gelen yabancı savaşçıların bulunduğunu iddia eden Sybiha, Ukrayna’nın elinde 300’den fazla yabancı uyruklu esir bulunduğunu belirtmiştir.
Sybiha, Türkiye’nin savunma kapasitesine değinerek ülkenin askeri ihtiyaçlarının büyük bölümünü yerli olarak karşılayabildiğini ifade etmiştir. Bu çerçevede “Türkiye, hatırladığım kadarıyla yüzde 80 kadar kendi ordusunun ihtiyaçlarını karşılayabiliyor, bu muazzam bir gerçek.” diye eklemiştir.
Türkiye’nin diplomatik tecrübesine de vurgu yapan Sybiha, ülkenin barış sürecinde önemli bir rol oynadığını belirtmiştir. Savaş halindeki bir ülkenin dışişleri bakanı olarak Antalya Diplomasi Forumu’na katılmasının önemine dikkat çekmiştir.
Barış görüşmelerine ilişkin olarak Ukrayna’nın her türlü diplomatik girişime açık olduğunu ifade eden Sybiha, “Biz her bir toplantıya katılmaya hazırız. Türkiye ile Zelenskiy arasında, Putin arasında, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da belki Trump arasında gerçekleştirilecek her görüşmeye hazır olduğumuzu söylemek istiyorum.” demiş ve Türkiye’nin Ukrayna’nın barış çabalarına önemli katkı sağladığını ifade etmiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında düzenlenen “Değişen Dünya Düzeninde Bölgesel Sahiplenmenin Rolü” başlıklı Liderler Paneli’ne Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile birlikte Kongo Demokratik Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Burundi Cumhurbaşkanı Evariste Ndayishimiye, El Salvador Devlet Başkan Yardımcısı Felix Ulloa, Sırbistan Başbakanı Duro Macut ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Müşaviri Hikmet Hacıyev katılmıştır. Panelde küresel sistemdeki dönüşüm, bölgesel işbirlikleri ve çok taraflılık tartışılmıştır.

"Değişen Dünya Düzeninde Bölgesel Sahiplenmenin Rolü" paneli, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Cevdet Yılmaz, uluslararası sistemde hem siyasi hem ekonomik düzeyde kapsamlı bir dönüşüm yaşandığını, mevcut kuralların ve kurumların zayıfladığını belirtmiştir. Bu sürecin riskler kadar fırsatlar da içerdiğini ifade eden Yılmaz, şu değerlendirmede bulunmuştur: “Yeni bir ekonomik üretim, ticaret trendi var. Bununla beraber jeopolitik gerilimler yükseliyor. Bizler, bunu çok net bir şekilde kendi bölgemizde hissediyoruz. Bu dönüşüm döneminde riskler çok yüksek. Karşımızdaki zorluklar epey büyük fakat bunlarla beraber gelen yeni fırsatlar da var. Çevremizi korumak, güvence altına almak, halkımıza refah ve esenlik sağlamak için fırsatımız da var. Çalkalanmanın olduğu bir dönemde global seviyede ikili ve bölgesel işbirliklerinin çok daha önem kazandığını görebiliriz. Türkiye olarak diplomasiyi her şeyin üstünde tutup çatışmaların önüne koyuyoruz.”
Yılmaz, Türkiye’nin NATO, Avrupa Birliği adaylığı, Türk Devletleri Teşkilatı ve İslam ülkeleriyle işbirlikleri çerçevesinde çok yönlü bir diplomasi yürüttüğünü ifade etmiştir.
Yılmaz, bağlantısallığın ticaret, enerji ve yeni teknolojiler açısından önemine dikkat çekmiş, bölgesel projelerin Avrupa ile Orta Asya arasında köprü kurabileceğini belirtmiştir. Avrupa Birliği’nin rolüne ilişkin olarak şu ifadeleri kullanmıştır: “Avrupa Birliği'nin çok daha aktif bir rol oynayabileceğine inanıyorum. Ekonomik bir güç ama ekonomik gücünü siyasi güce olması gerektiği, hak ettiği kadar dönüştürememiş. İnanıyorum ki burada Türkiye ve Avrupa arasındaki iyi bir bağlantı, bir kazan-kazan durumu yaratabilir.” Yılmaz ayrıca, “O yüzden inanıyorum ki Avrupa'nın daha fazla liderliğe ihtiyacı var.” demiştir.
Felix Tshisekedi, çok taraflılığın tamamen ortadan kaldırılmaması gerektiğini, ancak yeniden inşa edilmesi gerektiğini ifade ederek, “Ama bunu tekrar inşa etmek, tekrar tasarlamak gerekiyor.” demiştir. Yeniden yapılanma sürecinin bölgesel düzeyde başlamasının avantaj sağlayacağını belirtmiştir.

"Değişen Dünya Düzeninde Bölgesel Sahiplenmenin Rolü" paneli, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Evariste Ndayishimiye ise küresel sistemin birlik temelinde işlemesi gerektiğini vurgulamış ve “Sadece birlik olduğu zaman dünya düzeni iyi işler.” ifadelerini kullanmıştır. Felix Ulloa, küresel sorunların tek başına çözülemeyeceğini belirterek, “Artık dünya bir yangın yeri. Ve hiçbir ülke, bu koca yangını bir başına söndüremez. İşte bu yüzden birlikte çalışıp yangını birlikte söndürmeli ve yaralarımızı beraber sarmalıyız.” demiştir.
Duro Macut, Sırbistan’ın tarafsız konumunu koruduğunu ve Avrupa Birliği sürecine ilişkin olarak “Avrupa Birliği'ne giden yolumuzun çok net bir anlayışa sahip olduğunu düşünüyorum.” ifadelerini kullanmıştır.
Hikmet Hacıyev ise bölgesel sorunların çözümünde yerel sahiplenmenin önemine dikkat çekmiş ve şu değerlendirmede bulunmuştur: “Bölgeye sunacağımız çözümler için de aslında bölgede öncelikle kendi düzenimizi kurmamız lazım. Yani bir başkası gelip kendi gündemimizi bizim için oluşturmamalı. O gündemi biz oluşturmalıyız.” Hacıyev ayrıca Türkiye-Azerbaycan işbirliğinin bölgesel güvenlik açısından önemli bir unsur olduğunu ifade etmiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında düzenlenen “Aşırı Üretim, Yetersiz Beslenme: Küresel Gıda Güvenliği için Stratejik Bir Başlangıç” başlıklı panel, gazeteci Nafisa Latic moderatörlüğünde gerçekleştirilmiştir. Panele eski Tarım ve Orman Bakanı Mehdi Eker, İslam Gıda Güvenliği Teşkilatı Direktörü Berik Aryn, IFAD Genel Başkan Yardımcısı Gerardine Mukeshimana ve BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi İcra Sekreteri Yardımcısı Andrea Meza Murillo katılmıştır.

“Aşırı Üretim, Yetersiz Beslenme: Küresel Gıda Güvenliği için Stratejik Bir Başlangıç” paneli, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
IOFS Direktörü Berik Aryn, iklim değişikliği ile gıda güvenliği arasındaki ilişkiye değinerek inovasyon çalışmalarının yeterince uygulamaya geçirilemediğini belirtmiştir. Bilim ile politika arasındaki bağın güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Aryn, şu ifadeleri kullanmıştır: “Farklı bölgeler arasında bilgiler paylaşılmalı. Çünkü birçok farklı bölgelerde, ülkelerde aslında benzer iklim değişikliğinden kaynaklı sorunlar var yani bir ülkenin deneyimi farklı bir yerde uygulanabilir.”
Aryn, gıda güvenliği alanında küresel düzeyde yeterli eşgüdüm sağlanamadığını belirterek, tutarlı politikalar geliştirilmesi ve tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Mehdi Eker, dünyada yüksek miktarda gıda üretimine rağmen açlığın sürmesini bir çelişki olarak değerlendirmiştir. Gıda güvenliğinin sağlanamamasının sosyal huzursuzluk ve çatışmalara yol açabileceğini belirten Eker, şu ifadeyi kullanmıştır: “Gıda güvenliği aslında milli güvenlik unsurudur ve aslında küresel bir konudur.” Eker ayrıca Türkiye’nin uluslararası kriz ve gıda güvensizliği durumlarında aktif rol oynadığını ifade etmiştir.
Andrea Meza Murillo, iklim değişikliğinin yalnızca gelecekte değil, günümüzde de etkili bir sorun olduğunu belirtmiştir. Çatışmalar, yerinden edilme ve kırılganlıkların bu süreçle bağlantılı olduğunu ifade eden Murillo, bu konuda şu değerlendirmede bulunmuştur: “Mesela farklı çatışmalar var, yerinden edilme var ve bunların hepsi farklı kırılganlıklara neden olabiliyor, farklı risklere neden olabiliyor.” Murillo, kuraklık ve toprak bozulumunun etkilerine dikkat çekerek bu konuların uluslararası gündemde daha fazla yer alması gerektiğini ifade etmiştir.

“Aşırı Üretim, Yetersiz Beslenme: Küresel Gıda Güvenliği için Stratejik Bir Başlangıç” paneli, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
IFAD Genel Başkan Yardımcısı Gerardine Mukeshimana, küresel krizlerin gıda sistemlerindeki yapısal sorunları ortaya çıkardığını belirtmiştir. Mevcut sistemlerin kapsayıcı olmadığını ifade eden Mukeshimana, şu değerlendirmede bulunmuştur: “Artık pazar da son derece farklı. Burada çoklu krizlerin bir araya geldiğini görüyoruz. Bu da şu demek: Artık burada temel konuların üzerinde durmamız gerekiyor.” Mukeshimana, gıda sistemlerindeki sorunların insan kaynaklı olduğunu ve çözülebileceğini ifade ederek, gıdanın bir çatışma aracı olarak kullanılmaması gerektiğini vurgulamıştır.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında düzenlenen “Güney Kafkasya: Stratejik Merkez Olma Yolunda” başlıklı panel, TRT World’den Enda Brady moderatörlüğünde gerçekleştirilmiştir. Panele Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Müşaviri Hikmet Hacıyev, Gürcistan Hükümet İdaresi Başkanı Levan Zhorzholiani ve Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vahan Kostanyan katılmıştır.

"Güney Kafkasya:Stratejik Merkez Olma Yolunda" paneli, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Akif Çağatay Kılıç, Güney Kafkasya’da barışın tüm taraflar için kritik önemde olduğunu belirtmiş ve Türkiye’nin işbirliği ve istikrarı önceleyen yaklaşımını vurgulamıştır: Amacımız, tüm halklar için daha iyi bir gelecek inşa etmektir, bu doğrultuda bölgedeki tüm taraflarla yapıcı işbirliğini geliştirmeye devam edeceğiz.” Kılıç, Türkiye’nin taraf tutmadan yapıcı bir rol üstlendiğini ifade ederek, diyalog süreçlerine katkı sunmaya devam edeceklerini şu sözlerle dile getirmiştir: “Türkiye, diyalog süreçlerine katkı sunmaya devam edecektir, bu çerçevede kalıcı barış için tüm imkanlarını seferber etmeye hazırdır.”
Hikmet Hacıyev, Güney Kafkasya’da çatışma yerine barışın öne çıktığını belirterek, Azerbaycan’ın bu sürece odaklandığını ifade etmiştir: “Azerbaycan, kendisini tamamen barış gündemine adadı ve bu doğrultuda bölgesel işbirliğini güçlendirmek için kararlı adımlar atmaktadır.” Hacıyev, Azerbaycan ile Ermenistan arasında ticaretin başlamasının önemli bir eşik olduğunu ve güven inşasına katkı sağladığını belirtmiştir.
Vahan Kostanyan, Güney Kafkasya’nın küresel krizlere rağmen istikrarlı bir bölge haline geldiğini ifade etmiş ve bu durumun kalıcı avantajlara dönüştürülmesi gerektiğini belirtmiştir. Bölgenin Avrupa, Orta Asya ve Uzak Doğu arasında önemli bir bağlantı noktası olabileceğini söylemiştir.

"Güney Kafkasya:Stratejik Merkez Olma Yolunda" paneli, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Levan Zhorzholiani ise bölgesel işbirliğinin güçlendirilmesinin refahı artıracağını vurgulamış ve Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinden memnuniyet duyduklarını ifade etmiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında düzenlenen “Güvene Dayalı Ticaret: Güney Asya'da Ekonomik Entegrasyon ve İstikrarın Geleceği” başlıklı panelde Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar konuşma yapmıştır. Konuşmada İran ile ABD arasındaki gerilim, bölgesel diplomasi ve Pakistan’ın arabuluculuk girişimleri ele alınmıştır.
Dar, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına değinerek Pakistan’ın bu süreçte yürüttüğü diplomatik temaslara dikkat çekmiştir. Ateşkesin geçici olarak uzatılmasının yeterli olmadığını belirten Dar, şu ifadeleri kullanmıştır: “Bizim amacımız ateşkesin uzatılması değil. Bizim temel amacımız savaşın kalıcı olarak bitmesi.”
Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dar, sürecin büyük ölçüde tamamlandığını ifade etmiş ve taraflara şu çağrıda “İşin yüzde 80'i bitti, geriye birkaç şey kaldı. Her iki taraf da (ABD ve İran) esneklik göstermeli.” bulunmuştur.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında düzenlenen “Sistemik Geçiş Sürecinde Çok Taraflılığı Yeniden Değerlendirmek” başlıklı panelde, İsviçre Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Avusturya Dışişleri Bakanı Beate Meinl-Reisinger, Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel ve Güney Afrika Uluslararası İlişkiler ve İşbirliği Bakan Yardımcısı Alvin Botes konuşma yapmıştır. Panelde uluslararası sistemdeki dönüşüm, çok taraflılığın geleceği ve Birleşmiş Milletler’in rolü ele alınmıştır.

"Sistemik Geçiş Sürecinde Çok Taraflılığı Yeniden Değerlendirmek" paneli, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Avusturya Dışişleri Bakanı Meinl-Reisinger, küresel ölçekte artan istikrarsızlık ve belirsizliklere dikkat çekmiş ve şu ifadeleri kullanmıştır: “Belirsiz ve stabil olmayan bir uluslararası sistemden bahsediyoruz.”
Meinl-Reisinger, güven ve diyalog temelinde ortak bir zemin oluşturulması gerektiğini belirterek, “Çok taraflılık bize kalmış bir şey.” demiştir. Birleşmiş Milletler’in önemine değinen Meinl-Reisinger, reform ihtiyacının bulunduğunu ancak bunun mevcut yapının tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelmediğini ifade etmiştir.
İsviçre Dışişleri Bakanı Cassis, mevcut süreci “sistemik geçiş” olarak tanımlamış ve çok taraflılık konusunda henüz uygulama aşamasına geçilmediğini belirtmiştir. Cassis, Soğuk Savaş sonrası döneme ilişkin değerlendirmesinde ise şu sözleri dile getirmiştir: “Soğuk Savaş sonrasında bir illüzyon vardı. Denildi ki: 'Tarihin sonuna geldik.' Artık her yerde demokrasi olacak. Aslında büyük sorunlar çözüldü, denildi. Ancak tabii ki durum bu şekilde değildi.” Cassis, yeni bir çok taraflılık anlayışının şekillenmekte olduğunu ve mevcut sürecin belirsizlikler içerdiğini ifade etmiştir.

"Sistemik Geçiş Sürecinde Çok Taraflılığı Yeniden Değerlendirmek" paneli, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Portekiz Dışişleri Bakanı Rangel, mevcut durumun kritik bir kriz olduğunu belirterek çok taraflılığın hem küresel hem de bölgesel düzeyde ele alınması gerektiğini ifade etmiştir: “Küresel anlamda çok taraflılıktan bahsetmemiz gerekiyor. Bölgesel çok taraflılığın da olması gerek.” Rangel, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde reform ihtiyacına da dikkat çekmiş ve sistem içerisinde kalarak çözüm üretmenin önemini vurgulamıştır.
Güney Afrika Uluslararası İlişkiler ve İşbirliği Bakan Yardımcısı Botes, Birleşmiş Milletler’in çok taraflı sistemin merkezinde yer alması gerektiğini şu sözlerle ifade etmiştir: “Birleşmiş Milletler elbette ki her zaman çok taraflılığın ortasında olması gerekiyor.” Botes, ülkelerin çok taraflılık, tek kutupluluk veya çok kutupluluk arasında bir tercih yapmak durumunda olduğunu belirterek bu seçenekler arasında bir “orta yol” bulunmadığını ifade etmiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında Antalya’da bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Fransa ve Birleşik Krallık’ın ev sahipliğinde düzenlenen Hürmüz Boğazı’na ilişkin çevrim içi toplantıya katılmıştır. Yılmaz, toplantıya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı temsilen iştirak etmiştir.
Yılmaz, toplantıya ilişkin yaptığı açıklamada, bölgede artan belirsizlik ve çatışmaların insani ve ekonomik maliyetlerine dikkat çekmiş ve “Bu süreçte ateşkesin korunması, İslamabad'da başlayan müzakere sürecinin kesintisiz devam etmesi ve diplomasinin yeniden hakim kılınması, kalıcı barışın tesisi açısından hayati önem taşımaktadır. Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gelişmeler, enerji arz güvenliğinden tedarik zincirlerine, gübre piyasalarından küresel gıda güvenliğine kadar çok boyutlu riskler doğurmaktadır. Bu çerçevede deniz seyrüsefer güvenliğinin uluslararası hukuk temelinde yeniden tesis edilmesi, bölgesel istikrarın korunması açısından kritik önemdedir.” demiştir.
Toplantı sırasında İran tarafından Hürmüz Boğazı’nın ateşkes süresi sonuna kadar tüm gemilere yeniden açıldığının duyurulduğunu belirten Yılmaz, bu gelişmeyi şu sözlerle değerlendirmiştir: “Toplantı saatlerinde İran tarafından Hürmüz Boğazı'nın ateşkes süresi sonuna kadar tüm gemilere yeniden açıldığının duyurulmasını, gerilimin azaltılması yönünde atılmış önemli bir adım olarak görüyor, memnuniyetle karşılıyoruz.” Yılmaz, bölgede benzer krizlerin tekrar yaşanmaması için diyalog, itidal ve çok taraflı işbirliğinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, Türkiye’nin kalıcı barış için diplomatik çabalarını sürdüreceğini belirtmiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, forum süresince çeşitli liderlerle ikili ve çok taraflı görüşmeler gerçekleştirmiştir. Görüşmelerde bölgesel güvenlik, çatışmalar, ikili ilişkiler ve ekonomik işbirliği konuları ele alınmıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani ile bir araya gelmiştir. Görüşmede bölgedeki güncel gelişmeler ele alınmıştır. Erdoğan, İran’a yönelik saldırıların bölgesel güvenlik risklerini artırdığını belirterek sağlanan ateşkesten memnuniyet duyulduğunu ifade etmiş, Türkiye’nin ateşkesin korunması ve kalıcı barışın sağlanması için çabalarını sürdüreceğini belirtmiştir. Ayrıca yaşanan gelişmelerin yeni ve sağlam temelli bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturulması gerekliliğini ortaya koyduğunu ifade etmiştir. Liderler, kalıcı ve sürdürülebilir barış için atılabilecek adımları da istişare etmiştir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile birlikte, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile görüşmesinde ikili ilişkiler, Suriye’deki son durum ve bölgesel gelişmeleri ele almıştır. Erdoğan, Suriye’nin birlik ve bütünlüğünü güçlendirmeye yönelik adımlar attığını ifade etmiş ve Türkiye’nin bu süreçte Suriye’ye destek vermeye devam edeceğini belirtmiştir. Suriye’nin bölgesel çatışmalardan uzak kalmasının önemine değinen Erdoğan, Türkiye ile Suriye arasında savunma, güvenlik, ticaret, enerji ve ulaştırma alanlarında işbirliğinin artırılmasının yeniden inşa süreci açısından önemli olduğunu vurgulamıştır. Erdoğan ayrıca Suriye’nin kuzeydoğusundaki entegrasyon sürecinin kesintisiz ve sorunsuz şekilde tamamlanmasının bölgesel istikrar açısından önem taşıdığını ifade etmiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gürcistan Başbakanı İrakli Kobakhidze ile gerçekleştirdiği görüşmede Türkiye-Gürcistan ilişkileri ile bölgesel konuları ele almıştır. Erdoğan, iki ülke arasında ticaret hacminin artırılması ve enerji başta olmak üzere çeşitli alanlarda işbirliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmaların sürdürüleceğini belirtmiştir. Güney Kafkasya’da kalıcı barışın sağlanması yönünde çalışmaların devam ettiğini ifade eden Erdoğan, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattının tam kapasiteyle işletilmesinin Orta Koridor’un verimliliğine katkı sağlayacağını söylemiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ile birlikte, 17 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Erdoğan, Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu ile görüşmesinde ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmeleri ele almıştır. Türkiye ile Moldova arasında ticaret, enerji ve savunma sanayisi alanlarında işbirliğinin geliştirilmesi için adımların sürdürüleceğini ifade etmiştir. Türkiye’nin Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sona erdirilmesine yönelik diplomatik girişimlerine devam ettiğini belirten Erdoğan, kalıcı barış için taraflarla temasların artırıldığını dile getirmiştir. Ayrıca Gagauz Türklerinin iki ülke arasındaki beşeri ve kültürel bağların önemli bir unsuru olduğunu vurgulamıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile gerçekleştirdiği görüşmede ikili ilişkiler ile bölgesel ve küresel konuları ele almıştır. Erdoğan, Türkiye ile Azerbaycan arasında ticaret, enerji ve savunma sanayisi alanlarında işbirliğinin derinleştirilmesi yönünde kararlılık bulunduğunu ifade etmiştir. İran’daki savaşın bölge ülkelerini etkilediğini belirten Erdoğan, sürecin sağduyu ve serinkanlılıkla yönetildiğini ve barışla sonuçlanması için Türkiye’nin çabalarının sürdüğünü belirtmiştir. Erdoğan ayrıca Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barış yönünde atılan adımları memnuniyetle karşıladıklarını ve Türkiye’nin bu süreci desteklemeye devam edeceğini ifade etmiştir.
Anadolu Ajansı. “ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack: Netanyahu Sınırları Umursamıyor.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/abdnin-ankara-buyukelcisi-ve-suriye-ozel-temsilcisi-barrack-netanyahu-sinirlari-umursamiyor/3909160
Anadolu Ajansı. “Avusturya Dışişleri Bakanı Meinl-Reisinger: Belirsiz ve Stabil Olmayan Bir Uluslararası Sistemden Bahsediyoruz.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/avusturya-disisleri-bakani-meinl-reisinger-belirsiz-ve-stabil-olmayan-bir-uluslararasi-sistemden-bahsediyoruz/3909992
Anadolu Ajansı. “Bakan Bayraktar: Enerji Kaynaklarımızı Çeşitlendirmek Bizler İçin Oldukça Önemli.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/-bakan-bayraktar-enerji-kaynaklarimizi-cesitlendirmek-bizler-icin-oldukca-onemli/3909120
Anadolu Ajansı. “Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç: Türkiye Diyalog Süreçlerine Katkı Sunmaya Devam Edecektir.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/cumhurbaskani-basdanismani-akif-cagatay-kilic-turkiye-diyalog-sureclerine-katki-sunmaya-devam-edecektir/3909937
Anadolu Ajansı. “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu Kapsamında Görüşmeler Gerçekleştirdi.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/cumhurbaskani-erdogan-antalya-diplomasi-forumu-kapsaminda-gorusmeler-gerceklestirdi-/3909683
Anadolu Ajansı. “Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, KKTC Başbakanı Üstel ile Görüştü.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/cumhurbaskani-yardimcisi-yilmaz-kktc-basbakani-ustel-ile-gorustu/3909887
Anadolu Ajansı. “Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Avrupa Birliğinin Çok Daha Aktif Bir Rol Oynayabileceğine İnanıyorum.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/cumhurbaskani-yardimcisi-yilmaz-avrupa-birliginin-cok-daha-aktif-bir-rol-oynayabilecegine-inaniyorum/3909308
Anadolu Ajansı. “IOFS Direktörü Berik Aryn: İklim Değişikliği ve Gıda Güvenliği Bağlamında Farklı Bölgeler Arasında Bilgiler Paylaşılmalı.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/iofs-direktoru-berik-aryn-iklim-degisikligi-ve-gida-guvenligibaglaminda-farkli-bolgeler-arasinda-bilgiler-paylasilmali/3909760
Anadolu Ajansı. “Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev: BM’nin Bir Reforma Tabi Tutulması Gerekiyor.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/kazakistan-cumhurbaskani-tokayev-bmnin-bir-reforma-tabi-tutulmasi-gerekiyor/3909164
Anadolu Ajansı. “Pakistan Dışişleri Bakanı Dar: İran ve ABD’yi Esneklik Göstermeye Çağırdı.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/pakistan-disisleri-bakani-dar-iran-ve-abdyi-esneklik-gostermeye-cagirdi/3909983
Anadolu Ajansı. “Suriye Cumhurbaşkanı Şara: Suriye, Bugünkü Çatışma ve İran’a Karşı Yapılan Savaşta Taraf Olmadı.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/suriye-cumhurbaskani-sara-suriye-bugunku-catisma-ve-irana-karsi-yapilan-savasta-taraf-olmadi/3909218
Anadolu Ajansı. “Ukrayna Dışişleri Bakanı Sybiha: Biz Her Toplantıya Katılmaya Hazırız.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/ukrayna-disisleri-bakani-sybiha-biz-her-toplantiya-katilmaya-haziriz/3909228
Antalya Diplomasi Forumu 2026’nın ikinci gününde, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde “Afrika'nın Geleceğine Yatırım Yapmak: Strateji, Ölçek ve Rekabet Gücü” başlıklı panel düzenlenmiştir. Panelde, Afrika kıtasının ekonomik potansiyeli, yatırım ihtiyaçları ve rekabet gücünün artırılmasına yönelik stratejiler ele alınmıştır.
Moderatörlüğünü TRT World sunucusu Brenda Achieng Czeda’nın yaptığı panele; Uganda Dışişleri Bakanı Odongo Jeje Abubakhar, Ruanda Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Olivier J.P. Nduhungirehe, Zambiya Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Mulambo Haimbe, Sao Tome ve Principe Devletten Sorumlu Dışişleri, İşbirliği ve Topluluklar Devlet Bakanı Eliza Maria Amado Vaz, Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya’daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh ile Afrika Kıtası Serbest Ticaret Bölgesi (AfCFTA) Sekreteryası Genel Sekreteri Wamkele Mene katılmıştır.
UNSMIL Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, Afrika'nın henüz yeterince fark edilmemiş büyük bir fırsat sunduğunu belirterek, "Kıtada serbest ticaret alanının oluşturulması ve yatırımların artırılması Afrika'yı cazibe merkezi haline getirecek." ifadelerini kullanmıştır.
Tetteh, kıtanın kalkınması için stratejik adımlar atılması gerektiğini vurgulamış; başarılı örneklerin öne çıkarılmasının hem kamu hem de özel sektör açısından ölçeklenebilir projelerin mümkün olduğunu göstereceğini belirtmiştir. "Afrika'nın rekabet gücünü artırmada en büyük zorluklardan biri orta ve uzun vadeli yatırımlardır." diyen Tetteh, uygun maliyetli finansman kaynaklarının oluşturulmasının önemine işaret etmiştir.
Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim, Antalya Diplomasi Forumu’nun Afrika’ya ilişkin konuların ele alınması açısından önemli bir platform olduğunu ifade etmiştir. Salim, Afrika’nın sıklıkla savaş ve yoksullukla anıldığını ancak büyük bir potansiyele sahip olduğunu belirtmiştir.
Afrika nüfusunun yaklaşık yüzde 60’ını gençlerin oluşturduğunu vurgulayan Salim, Sudan’ın tarım, hayvancılık, madenler, petrol ve gaz gibi alanlarda önemli kaynaklara sahip olduğunu ifade etmiştir. Salim, Sudan’da süregelen savaşın temel nedenlerinden birinin doğal kaynaklar üzerindeki hakimiyet mücadelesi olduğunu belirtmiştir.
Salim, "Afrika ülkeleri ekonomik entegrasyon ve işbirliği doğrultusunda hareket etmesi halinde hem bölgesel hem de uluslararası ortaklar için güçlü bir yatırım zemini oluşturulabilecek." açıklamasında bulunmuştur.
Salim, Afrika’nın kalkınması için doğal kaynakların etkin yönetiminin ve ortak bir anlayış geliştirilmesinin gerekli olduğunu ifade etmiştir. Yatırım ortamının iyileştirilmesi ve gerçek ortaklıkların kurulmasının önemine dikkat çekmiştir.
Dış aktörlerin farklı amaçlarla kıtaya yönelebileceğini belirten Salim, Afrika ülkelerinin kendi aralarındaki işbirliğini güçlendirmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca Sudan’ın Kızıldeniz’e kıyısı ve stratejik konumu itibarıyla bölgesel ticaret açısından önemli bir alternatif oluşturduğunu belirtmiştir.
Salim, 800 kilometreden fazla kıyı şeridine sahip Sudan’ın Afrika için önemli bir çıkış kapısı olabileceğini ifade etmiş ve savaşın sona ermesi halinde yatırımcılar için geniş fırsatlar sunulacağını dile getirmiştir.
Ruanda Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Olivier J.P. Nduhungirehe, Afrika’nın doğal ve beşeri kaynaklar bakımından zengin bir kıta olduğunu ancak doğru kararların alınmasında eksiklikler yaşandığını belirtmiştir.
Nduhungirehe, kıtanın sahip olduğu insan gücü ve doğal kaynakların doğru yatırımlarla desteklenmesi halinde gerçek anlamda ekonomik zenginliğe ulaşılabileceğini ifade etmiştir. Bu bağlamda Afrika Kıtası Serbest Ticaret Bölgesi’nin (AfCFTA) önemli bir dönüm noktası olduğunu vurgulamıştır.
Antalya Diplomasi Forumu 2026’nın ikinci günü kapsamında, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde “Bağlantısallıkta Yeni Fırsatlar” başlıklı panel düzenlenmiştir. Panelde, küresel ticaret yollarının, ulaştırma ağlarının ve altyapı projelerinin geliştirilmesi konusu ele alınmıştır.
TRT World muhabiri Jaffar Hasnain’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Berris Ekinci, Kuzey Makedonya Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Timço Mucunski, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Özel Görevler Temsilcisi Elçin Emirbeyov ile Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisi Batı Avrupa İcra Direktörü Yardımcısı Emanuele Giaufret katılmıştır.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Berris Ekinci, bağlantısallığın günümüzde her zamankinden daha kritik hale geldiğini belirtmiştir. Ekinci, Kovid-19 salgını sırasında tedarik zincirlerinde ciddi aksaklıklar yaşandığını, Rusya-Ukrayna Savaşı ile bu kırılganlıkların daha da derinleştiğini, özellikle Körfez Savaşı ile birlikte bu durumun daha güçlü bir farkındalık yarattığını ifade etmiştir.
Ekinci, bağlantısallığın artık uluslararası gündemin en üst sıralarında yer aldığını belirterek, bu kavramın yalnızca fiziksel altyapı çerçevesinde ele alınamayacağını söylemiştir. Bu kapsamda, "Bağlantıyı artık sadece ulaştırma projeleri üzerinden değil enerji, dijitalleşme, yönetim ve finansmanı da kapsayan çok boyutlu bir ekosistem olarak değerlendirmeliyiz." demiştir.
Türkiye’nin uzun süredir altyapı yatırımlarına öncelik verdiğini belirten Ekinci, ülkenin stratejik konumunun bu süreçte önemli bir avantaj sunduğunu ifade etmiştir. Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattı, Marmaray Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve 1915 Çanakkale Köprüsü gibi projelerin kara ve demir yolu bağlantılarını önemli ölçüde güçlendirdiğini söylemiştir.
Kuzey Makedonya Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Timço Mucunski, bağlantısallık alanında çok boyutlu bir perspektif benimsenmesinin gerekli olduğunu ifade etmiştir. Mucunski, yalnızca kara yolları, demir yolları, enerji hatları ya da elektrik altyapısına ayrı ayrı odaklanmanın yeterli olmayacağını belirtmiştir. Bu çerçevede, "Yalnızca kara yollarına, demir yollarına, enerji hatlarına ya da elektriğe odaklanmak yeterli değil. Bu alanların tümünü kapsayan, bütüncül ve entegre bir yaklaşım benimsenmeli." demiştir.
Mucunski, Orta Doğu’daki gelişmelerin küresel sevkiyat sistemi üzerinde aksamalara yol açtığını hatırlatarak, mevcut koşullarda dayanıklılığın artırılmasının kaçınılmaz hale geldiğini vurgulamıştır. Bu doğrultuda, "Artık şoklara karşı daha dirençli sistemler kurmamız gerektiğinin farkındayız. Bu da olası krizler karşısında etkileri daha etkin absorbe edebilen yapılar inşa etmek anlamına geliyor." değerlendirmesinde bulunmuştur.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Özel Görevler Temsilcisi Elçin Emirbeyov, Zengezur Koridoru’nun hayata geçirilmesinin büyük önem taşıdığını belirtmiştir. Emirbeyov, bu projenin yalnızca Azerbaycan ana karası ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında veya Ermenistan ile Azerbaycan arasında kesintisiz ulaşım sağlamayacağını, aynı zamanda Asya ile Avrupa arasındaki ticaret ve ulaşım için yeni bir güzergah oluşturacağını ifade etmiştir. Bu bağlamda, "Bu proje hayata geçirildiğinde sadece Azerbaycan ana karası ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında veya Ermenistan ile Azerbaycan arasında kesintisiz bir ulaşım sağlamayacak, aynı zamanda Asya ile Avrupa arasındaki bağlantı ve ticaret için alternatif ve yeni bir güzergah oluşturacak." demiştir.
Emirbeyov, projenin yalnızca bölge ülkeleri için değil, ABD ve Avrupa Birliği gibi küresel aktörler açısından da “kazan-kazan” niteliği taşıdığını söylemiştir. Azerbaycan’ın bağlantısallık vizyonunun yakın komşularla ve daha uzak coğrafyalarla ekonomik ve lojistik entegrasyonu güçlendirmeyi hedeflediğini belirtmiştir. Ayrıca projelerin başarısında koordinasyonun belirleyici unsur olduğunu ifade ederek Türk Devletleri Teşkilatının bu süreçte giderek daha önemli hale geldiğini vurgulamıştır.
Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisi Batı Avrupa İcra Direktörü Yardımcısı Emanuele Giaufret, Orta Koridor’un geliştirilmesi gereken başlıca alanlardan biri olduğunu belirtmiştir. Giaufret, "Bu projeye (Orta Koridor) büyük önem veriyoruz ve ilerletilmesi yönündeki çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz." demiştir.
Giaufret, bağlantısallığın etkin biçimde hayata geçirilebilmesi için uygun koşulların oluşturulmasının önemli olduğunu söylemiş; bunun için güçlü yönetişim, risklerin doğru analizi ve karşılaşılan sorunların açık biçimde ortaya konulması gerektiğini belirtmiştir. Sürecin başarıya ulaşması için çözülmesi gereken çok sayıda teknik unsur bulunduğunu ifade eden Giaufret, finansmanın bu noktada kilit önemde olduğunu vurgulamıştır. Bu çerçevede, "Belirlediğimiz hedeflere ulaşabilmek için özel sektörün de güçlü desteğine ihtiyacımız var." demiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026’nın ikinci gününde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, forum kapsamında TRT World’den Alican Ayanlar’ın moderatörlüğünü yaptığı “ADFTalks” paneline konuşmacı olarak katılmıştır.
Lavrov, Ukrayna krizine ilişkin müzakere sürecine dair yöneltilen soruya verdiği yanıtta, müzakerelerin İstanbul’da yeniden başlatılması ihtimalini olumlu karşıladıklarını belirtmiştir. Bu çerçevede, "Müzakerelerin, İstanbul’da yeniden başlatılması olasılığını olumlu karşılıyoruz.
Müzakerelerin yeniden başlaması konusu şu anda en önemli değil. Kimseyi müzakereye zorlamadık. Her zaman şu şekilde hareket ettik; eğer ortağımız müzakere etmeye hazırsa biz buna hazırız. Üstelik bu, müzakere ettiğimiz Ukraynalı meslektaşlarımızın, geçmişteki üzücü eylemlerine rağmen geçerli." ifadelerini kullanmıştır.
Lavrov, Ukrayna ile daha önce İstanbul’da gerçekleştirilen müzakerelere atıfta bulunarak, Nisan 2022’de yapılan görüşmelerde Ukraynalı müzakerecilerin sunduğu teklifleri büyük ölçüde kabul ettiklerini belirtmiştir. Bu sürecin ardından Ukrayna tarafına müzakereleri sürdürmemeleri yönünde telkinde bulunulduğunu ileri sürerek, "Orada, Ukraynalı müzakerecilerin tekliflerini temel olarak kabul ettik. Sonra Ukraynalılara bunu yapmayı yasakladılar ve 'savaşmaya devam edin' dediler." demiştir.
Lavrov, müzakerelerin sonraki dönemde de İstanbul’da sürdürüldüğünü ifade etmiş; bu görüşmelerde Ukrayna tarafına heyet başkanlarının seviyesinin yükseltilmesi ve insani, askeri ve siyasi olmak üzere üç ayrı müzakere grubunun oluşturulmasını teklif ettiklerini, ancak bu önerinin Ukrayna tarafından kabul edilmediğini belirtmiştir.
Lavrov, Rusya ile ABD arasındaki ilişkilere de değinerek, mevcut Amerikan yönetimi ile birçok konuda görüş ayrılığı bulunduğunu ifade etmiştir. Eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde uygulanan yaptırımların kaldırılmadığını, Rusya’nın diplomatik mülklerinin iade edilmediğini ve Rus şirketlerine yönelik yeni yaptırımların uygulandığını belirtmiştir.
ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Rosneft ve Lukoil gibi Rus enerji şirketlerine yönelik yaptırımlarına dikkat çeken Lavrov, ABD’nin küresel enerji piyasalarında hakimiyet kurma hedefini açık şekilde ortaya koyduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, "Onlar (Amerikalılar), ABD'nin küresel enerji piyasalarında hakimiyet kurma yönündeki hedefi gizlemiyor bile. Venezuela ve Basra Körfezi'ndeki girişim de buraya dahil. Amerikan şirketlerinin, TürkAkım doğal gaz boru hattının Avrupa'daki kısmını, Ukrayna topraklarından geçen boru hattını satın almak istediği konuşuluyor. Enerji alanında hakimiyet kurma hedefi konuldu." demiştir.
Lavrov, ABD ile ekonomik ilişkilerin geleceğinin ele alınması gerektiğini belirterek, Biden yönetimi ile karşılaştırıldığında Trump yönetiminin Rusya ile diyaloğu sürdürme niyeti taşıdığını ifade etmiştir. Ayrıca ABD’nin İran’a yönelik saldırılarla Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı üzerinden geçen enerji hatları üzerinde kontrol sağlamayı hedeflediğini ileri sürmüştür.
Lavrov, Basra Körfezi’ndeki gelişmelerin yanı sıra Filistin meselesine de uluslararası düzeyde daha fazla ilgi gösterilmesi gerektiğini belirtmiştir. Suriye’de de zorlu bir sürecin devam ettiğini ifade eden Lavrov, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun bölgeye ilişkin açıklamalarına atıfta bulunmuştur.
Lavrov, bazı NATO ülkelerinin Avrupa Birliği, Türkiye, Birleşik Krallık ve Ukrayna’yı kapsayan yeni bir ittifak oluşturma önerisinde bulunduğunu ifade ederek, "Modern insanlık tarihinde 3. kez küresel tehdit Avrupa'dan kaynaklanacak. Ukrayna'nın küresel tehdidin tetikleyicisi haline gelmesi için her şey yapılıyor." değerlendirmesinde bulunmuştur.
Lavrov, Rusya’nın uluslararası sistemdeki tutumuna ve kırmızı çizgilerine ilişkin olarak, bu sınırların dışarıdan tam olarak anlaşılmasının mümkün olmadığını ifade etmiştir. Bu kapsamda, "Bazıları bizi de 'kağıttan kaplan' olarak tanımlayabilir. Ancak böyle kıyaslamalardan kaçınmayı tavsiye ediyorum. Sabır gibi bir özelliğimiz var ancak bir noktada sabır tükeniyor. Bu kırmızı çizginin nerede olduğunu kimsenin anlamaması iyi bir şey." demiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026’nın ikinci günü kapsamında, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde “Balkanlar'da Barışın Sağlanması: Diyalog, İş Dünyası ve Bağlantısallık” başlıklı panel düzenlenmiştir. Panelde, Balkanlar’da barışın tesisi, bölgesel işbirliği, ekonomik entegrasyon ve bağlantısallık konuları ele alınmıştır.
Bölgesel İşbirliği Konseyi (BKK) Genel Sekreteri Amer Kapetanovic’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele; Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Karadağ Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ervin Ibrahimovic, Sırbistan Dışişleri Bakanı Marko Duric, Kuzey Makedonya Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Timço Mucunski, Arnavutluk Avrupa ve Dışişleri Bakanı Ferit Hoxha, Bosna Hersek Dışişleri Bakanı Elmedin Konakovic, Kosova Başbakan Birinci Yardımcısı ve Dışişleri ve Diaspora Bakanı Glauk Konjufca ile Hırvatistan Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanlığı Müsteşarı Frano Matusic katılmıştır.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay, Antalya Diplomasi Forumu’nun önemine işaret ederek, forumda Balkanlar dahil olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinden geniş katılım sağlandığını ve çok sayıda konunun ele alındığını belirtmiştir. Bozay, Balkan Barış Platformu’nun önemine değinerek, bölgenin projeler ve ortak faaliyetler aracılığıyla kapasitesini daha etkin kullanması gerektiğini ifade etmiştir.
Karadağ Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ervin Ibrahimovic, Balkanlar’da barışın sağlanmasında güven, refah ve uygulama unsurlarının belirleyici olduğunu belirtmiştir. Bu çerçevede, "Karadağ olarak 3 maddeye önem veriyoruz. Bunlar komşularla iyi ilişkiler, bölgesel oluşumlara destek ve AB üyelik süreci. Bu bağlamda, Karadağ'ın 2028'e kadar AB üyesi olmasını temenni ediyoruz." demiştir.
Sırbistan Dışişleri Bakanı Marko Duric ise bölgede somut projelerin hayata geçirilmesinin önemine dikkat çekmiş; beyin göçünün önlenmesine yönelik çalışmaların bölgesel kalkınma açısından kritik olduğunu ifade etmiştir. “Balkanlaşma” kavramının yerini işbirliğinin alması gerektiğini belirten Duric, bölgesel sorunların çözümüne yönelik bir yaklaşım benimsediklerini söylemiştir. Ayrıca bölgedeki tarihsel süreçlerin çoğu zaman duygusal yaklaşımlarla ele alındığını ifade ederek, "Her şeyden önce çocuklarımızı doğru eğitmeliyiz. 3 kızım var ve onlara bölgedeki her halka eşit derecede saygı duymamız gerektiğini öğretiyorum. Bölgede hepimiz geçmişte kötü günler yaşadık ancak geleceğe bakmamız gerektiğine inanıyorum." ifadelerini kullanmıştır.
Kuzey Makedonya Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Timço Mucunski, Türkiye’nin diplomasi alanındaki rolüne değinerek, ülkesinin enerji üretimi alanında yeni bir bölgesel oluşum planladığını belirtmiştir. Bölge ülkelerinin enerji ve dijitalleşme gibi alanlarda ortak görüşlere sahip olduğunu ifade eden Mucunski, tarih ve güvenlik konularında farklı yaklaşımlar bulunduğunu söylemiştir. Bu çerçevede, "Bölgede tarih ve güven konusunda farklı yaklaşımlarımız var. Ortak tarihimize dair ortak bir hafızamız yok ve olmayacak. Ancak ortak görüşlerimiz, projeler için çalışmalar yapabiliriz ve yapmalıyız." demiştir.
Arnavutluk Avrupa ve Dışişleri Bakanı Ferit Hoxha, bölgedeki ilişkilerin yalnızca komşuluk düzeyinde kalmaması gerektiğini, daha ileri düzeyde ortaklık ilişkilerinin kurulmasının önem taşıdığını ifade etmiştir. Bu bağlamda, "Hepimiz her şeye katılmak zorunda değiliz ama birbirimizi dinleyebilmeliyiz. Taktikler yerine vizyona bakmalıyız. Diyaloğun olmaması bizi güvensizliğe sürükler, bunu da bölgede istemeyiz." ifadelerini kullanmıştır.
Bosna Hersek Dışişleri Bakanı Elmedin Konakovic, Balkanlar’da geçmişte yaşanan sorunların bölgesel ilişkiler üzerindeki etkisine değinerek, bölgenin yeni ve cesur liderlere ihtiyaç duyduğunu ifade etmiştir. Bu kapsamda, "Son günlerde fark ettiyseniz Balkanlar'da yine savaş konuşuluyor. Dolayısıyla Balkanlar'da geçmişteki sorunların üstesinden gelecek ve güven inşa edecek liderlere ihtiyacımız var." demiştir.
Konakovic, Sırbistan ile ilişkilerin zorluklarına işaret ederek, yalnızca sorunların tartışılmasının yeterli olmadığını, bölge ülkelerinin işbirliği geliştirmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu çerçevede, "Şimdi oturup sadece sorunları konuşamayız. İnsanlarımız ülkelerinden gidiyor. Bu yüzden ortak işbirliği yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Birbirimize güvenmek zorunda değiliz ama saygı duymak durumundayız." ifadelerini kullanmıştır. Ayrıca, bölgesel barışın sağlanabilmesi için geçmişe takılı kalınmaması gerektiğini vurgulamıştır.
Kosova Başbakan Birinci Yardımcısı ve Dışişleri ve Diaspora Bakanı Glauk Konjufca, bölgedeki ilişkilerin farklı düzeylerde seyrettiğini belirterek Arnavutluk, Kuzey Makedonya ve Karadağ ile iyi ilişkiler yürüttüklerini, Bosna Hersek ile orta düzeyde, Sırbistan ile ise sorunlu ilişkiler bulunduğunu ifade etmiştir. Geçmişte savaş yaşamış bir ülke olarak Kosova’nın bölgesel barış ve istikrarı desteklediğini söylemiş; Antalya Diplomasi Forumu’nun farklı konuların ele alınabildiği bir platform sunduğunu belirtmiştir.
Hırvatistan Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanlığı Müsteşarı Frano Matusic ise bağlantısallığın bölge açısından önemli bir unsur olduğunu ifade ederek, Balkanlar’da istikrarın sağlanmasında temel faktörün diyalog olduğunu belirtmiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026’nın ikinci günü kapsamında, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde “Sıfır Toplamlı Siyasetin Ötesinde Bir Orta Doğu” başlıklı panel düzenlenmiştir. Panelde Orta Doğu’daki çatışmalar ele alınmış; sorunların diplomatik yollarla çözülmesi gerektiği vurgulanmış ve bölgede kalıcı istikrarın sağlanabilmesi için ülkeler arasında işbirliği çağrısı yapılmıştır.
TRT World sunucusu Adnan Nawaz’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ve Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt katılmıştır.
Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi, İran ile ABD arasında sağlanan geçici ateşkesten memnuniyet duyduklarını ifade ederek, bu sürecin kalıcı hale getirilmesine yönelik yürütülen diplomatik girişimleri desteklediklerini belirtmiştir. İran ile ABD arasındaki temasların sürdüğünü kaydeden Safedi, müzakerelerde nükleer silahlar ve küresel güvenlik başlıklarının öne çıktığını ifade etmiştir.
Sorunların çözümünde iletişim ve diyaloğun önemine dikkat çeken Safedi, "Bölgede huzur ile istikrarın sağlanabilmesi için ülkelerin iç işlerine karışılmaması ve ülkelerin egemenliklerine saygı duyulması lazım." demiştir. Bölge ülkeleri arasında karşılıklı saygıya dayalı ilişkilerin kurulmasının gerekliliğini vurgulamış; hiçbir ülkenin savaş istemediğini ve gerilimlerin azaltılması için çaba gösterilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Safedi, Lübnan’daki duruma da değinerek, "İsrail agresyonu sebebiyle Lübnan zarar görmeye devam ediyor. Lübnan barış içinde yaşamak istiyor. Mevcut hükümet egemenliğini koruyabilmek ve istikrarı sağlayabilmek için elinden gelen her şeyi yapıyor." ifadelerini kullanmıştır. Gazze’deki durumun göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Safedi, Filistinlilerin hak ve özgürlüklerinin korunmasının önemine işaret etmiştir.
Suriye’ye ilişkin değerlendirmesinde Safedi, "Suriye'yi artık bütün dünya destekliyor. Suriye, egemenliğini tekrardan inşa etmeye başladı. Suriye'de artık hiç kimse çatışma istemiyor ama buna rağmen İsrail saldırmaya devam ediyor." demiştir.
Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi, Körfez ülkelerinin bölgede istikrarın sağlanması için aktif çaba yürüttüğünü belirtmiştir. İran ile ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik girişimlerin uzun süredir devam ettiğini ifade eden Budeyvi, İran’da yaşanacak gelişmelerin yalnızca bölgeyi değil küresel sistemi de etkileyeceğini söylemiştir.
Budeyvi, Körfez ülkelerinin önceliğinin kalıcı barış ve istikrar olduğunu belirterek, "Bölgenin geleceği için İran'ın ortaklığına ihtiyaç var. Bölgede barış ve istikrarı devam ettirmek istiyoruz, bizim yaklaşımımız bu şekilde." demiştir. ABD ile İran arasındaki görüşmelere ilişkin olarak tarafların çözüm odaklı hareket etmesi gerektiğini ifade etmiş; "İsrail, uzun yıllardır eylemlerinden sorumlu tutulmak istemiyor. O zaman barış olmaz ki. İsrail'in sorumluluk alması lazım." değerlendirmesinde bulunmuştur.
Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, bölgenin uzun süredir dış baskılar altında bulunduğunu ifade ederek, Arap ülkeleri arasındaki iç çatışmaların bu durumu daha da derinleştirdiğini belirtmiştir. İsrail’in bölgedeki politikalarına değinen Ebu Gayt, Filistin meselesinin uluslararası gündemde korunması gerektiğini vurgulamıştır.
Ebu Gayt, Arap ülkelerinin toplu katliam silahlarından arındırılmış bir bölge oluşturma hedefi bulunduğunu ifade ederek, "Birimiz hepimiz için. Size bu fikri aktarmaya çalışıyorum." demiştir.
İsrail’in bölgesel normalleşme süreçlerini Filistin meselesini geri plana itme amacıyla kullandığını ileri sürerek, "'Ama biz Arap dünyasıyla normalleşeceğiz.' dediler. 'İran'la yüzleşeceğiz. Son olarak da Filistin sorunu da unutulacak böylece.' dediler. Buradaki hedef, Filistinlileri bir kenara atmak. Hiçbir Arap ya da hiçbir Müslüman ya da hiçbir adil, ahlaklı insan bunu kabul edemez." ifadelerini kullanmıştır.
Antalya Diplomasi Forumu 2026’nın ikinci günü kapsamında, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde “Uluslararası Barış Arabuluculuğunda Yeni Gelişen Ortaklıklar” başlıklı oturum düzenlenmiştir. Oturumda, arabuluculuğun uluslararası sistemdeki rolü, değişen niteliği ve çatışmaların çözümündeki işlevi ele alınmış; taraflar arasında güven inşasının önemi vurgulanmıştır.
Martti Ahtisaari Barış Vakfı Üst Yöneticisi Janne Taalas’ın moderatörlüğünü yaptığı oturuma; Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, ABD'nin Afrika ve Arap İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Birleşmiş Milletler Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Katar'ın Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Muhammed bin Abdulaziz el-Huleyfi, Brezilya Devlet Başkanı’nın Baş Danışmanı Celso Luiz Nunes Amorim, Uluslararası Kızılhaç Komitesi Başkan Yardımcısı Jürg Lauber ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Diyaloğun Teşviki ve Güven İnşası Özel Temsilcisi Serge Rumin katılmıştır.
Katar’ın Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Muhammed bin Abdulaziz el-Huleyfi, arabuluculuğun uluslararası çatışmaların çözümünde müzakerelerin ardından gelen en önemli araçlardan biri olduğunu belirtmiştir. Ateşkeslerin genellikle ilk adımı oluşturduğunu ancak kalıcı çözüm anlamına gelmediğini ifade eden Huleyfi, arabuluculuğun bu noktada kritik bir rol üstlendiğini söylemiştir. Taraflara güven verilmesinin sürecin en temel unsurlarından biri olduğunu vurgulamıştır.
Birleşmiş Milletler Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Türkiye ve Finlandiya’nın BM Arabuluculuk Dostlar Grubu’ndaki eşbaşkanlık rollerine değinerek teşekkür etmiş; mevcut dönemin zorlu koşullarına dikkat çekmiştir. BM’nin arabuluculuk alanında çok sayıda araca sahip olduğunu ifade eden DiCarlo, bu süreçte farklı kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılmasının gerekliliğini vurgulamıştır. Çok sayıda aktörün sürece dahil olmasının karmaşıklığı artırabileceğini belirterek güven ve işbirliğinin önemine işaret etmiştir. Ayrıca kadınların barış süreçlerine daha fazla dahil edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
ABD’nin Afrika ve Arap İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Libya’da Temsilciler Meclisi ile Devlet Yüksek Konseyi arasında varılan anlaşmayla 13 yıl sonra ilk kez birleşik bütçenin onaylanmasının önemli bir gelişme olduğunu ifade etmiştir. Libya’da halihazırda silahlı çatışmanın bulunmamasının eşsiz bir fırsat sunduğunu belirten Boulos, Birleşmiş Milletler ile işbirliği içerisinde seçim sürecine yönelik hazırlıkların sürdüğünü aktarmıştır.
Boulos, Libya’nın stratejik konumuna dikkat çekerek, ülkenin hem Afrika kıtasının hem de Akdeniz havzasının bir parçası olduğunu ifade etmiştir. Sürecin küçük adımlarla ilerlediğini ve taraflar arasında ortak bir vizyonun oluşturulmaya çalışıldığını belirtmiştir. Katar, Türkiye ve diğer aktörlerin katkılarıyla önemli bir başlangıç yapıldığını söylemiştir.
Brezilya Devlet Başkanı’nın Baş Danışmanı Celso Luiz Nunes Amorim, Birleşmiş Milletler’in arabuluculuk süreçlerindeki rolüne değinmiş ve eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan döneminde bu alanda yoğun çalışmalar yürütüldüğünü ifade etmiştir. Brezilya’nın yaklaşık 150 yıldır savaş yaşamamış olmasının ülkenin uluslararası güvenilirliğini artırdığını belirtmiştir. Amorim, Türkiye ile geçmişte yürütülen ortak arabuluculuk girişimlerine de atıfta bulunmuştur.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay, arabuluculuğun günümüzde geleneksel aktör ve yöntemlerin ötesine geçtiğini ifade etmiştir. Çatışmaların çıkmaza girdiği aşamada arabuluculuğun devreye girdiğini belirten Bozay, Birleşmiş Milletler’in bu alandaki rolünün vazgeçilmez olduğunu vurgulamıştır. Türkiye’nin yürüttüğü girişimlerin, uluslararası mekanizmaları tamamlayıcı nitelik taşıdığını söylemiştir.
Bozay, tarafların bir araya getirilmesinin zor bir süreç olduğunu belirterek, tarafların görünür pozisyonlarının ötesindeki unsurların da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Türkiye’nin farklı coğrafyalardaki ülkelerin hassasiyetlerini anlayabildiğini ve tarihsel birikimi sayesinde empati kurabildiğini belirtmiştir.
Bu çerçevede, Türkiye’nin jeopolitik konumuna dikkat çeken Bozay, "Türkiye Bir Balkan ülkesidir, bir Karadeniz ülkesidir, bir Akdeniz ülkesidir. Türkiye bir Orta Doğu ülkesidir. Bütün Avrasya'nın tam ortasındayız. Bütün çatışmaların sürekli konsantre olduğu bir yerdeyiz." demiştir. Türkiye’nin bu konumunu arabuluculuk faaliyetlerinde değerlendirdiğini ve taraflara yönelik anlayış geliştirebildiğini ifade etmiştir.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi Başkan Yardımcısı Jürg Lauber, insani yardımların barış süreçlerinde önemli bir rol oynadığını belirtmiştir. Bölünmüş çatışma ortamlarında insani aktörlerin tarafsızlık temelinde güven tesis edebileceğini ifade etmiştir. İnsani yardım erişiminin bir pazarlık unsuru olmaması gerektiğini vurgulamıştır.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Diyaloğun Teşviki ve Güven İnşası Özel Temsilcisi Serge Rumin ise ihtilafların diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini belirtmiş; arabuluculuk süreçlerinde güvenin tesis edilmesinin ve uygulama aşamasının önemine dikkat çekmiştir. Rumin, müzakerelerde üst düzey siyasi aktörler arasında da güvenin sağlanmasının gerekli olduğunu ifade etmiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026’nın ikinci günü kapsamında, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde “Belirsizliklerin Yönetilmesinde Stratejik İletişim” başlıklı panel düzenlenmiştir. Panelde, kriz dönemlerinde stratejik iletişimin rolü, medya söylemi, kamu diplomasisi, çevre diplomasisi ve küresel bilgi ekosistemindeki dönüşüm ele alınmıştır.
Al Jazeera İngilizce Televizyonu Kıdemli Muhabiri Resul Serdar Ateş’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele; Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkan Yardımcısı Ferhat Pirinççi, Birleşmiş Milletler Çevre Programı New York Ofisi Direktörü Jamil Ahmad, TÜBİTAK Bilim Diplomasisi ve Arabuluculuk Alanında Misafir Seçkin Profesör Nancy Snow ve Middle East Eye Kurucu Ortağı ve Eş-Editörü David Hearst katılmıştır.
Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz, Anadolu Ajansı ile Al Jazeera’nın Gazze’de yaşanan süreçte ilkeli bir gazetecilik yürüttüğünü ve bu yayıncılığın ağır bedeller doğurduğunu ifade etmiştir. Karagöz, Gazze’de yaşananların sıradan bir çatışma olarak tanımlanamayacağını belirterek, "Bu bir çatışmadan daha fazlası; bu açık bir soykırımdır." demiştir.
Karagöz, Gazze’de görev yapan gazetecilerin hedef alındığını belirterek, "Gazze soykırımı sırasında Anadolu Ajansı iki meslektaşını kaybetti, Al Jazeera ise 14 meslektaşını. Maalesef Netanyahu hükümeti tarafından öldürüldüler. Bu, iyi gazetecilik için ödenen çok ağır bir bedel." ifadelerini kullanmıştır. Ekim 2023’ten bu yana 70 binden fazla insanın öldüğünü ve yaklaşık 200 bin kişinin yaralandığını söyleyen Karagöz, bu rakamların gerçek insanlara ve ailelere karşılık geldiğini vurgulamıştır. Gazze’de hayatını kaybedenlerin üçte ikisinin kadınlar ve çocuklardan oluştuğunu belirtmiştir.
Gazze’deki yıkımın boyutuna değinen Karagöz, bölgenin yüzde 88’inin hasar gördüğünü, konutların yüzde 92’sinin yok olduğunu ve neredeyse ayakta kalan yerleşim alanı kalmadığını söylemiştir. Mezarlıkların dahi tahrip edildiğini, tarihsel belleğin silinmeye çalışıldığını ifade etmiştir.
Karagöz, küresel medyanın Gazze’ye ilişkin yayınlarında ciddi bir dengesizlik bulunduğunu savunmuştur. Bu bağlamda, "Bu açık bir dengesizliktir. Habercilikte dengesizlik, gazetecilikte dengesizlik." ifadelerini kullanmıştır. Le Monde, BBC, Der Spiegel ve The New York Times gibi yayın organlarında yer alan on binlerce haberin incelendiğini, bu incelemelerde İsrail anlatısının çok daha baskın biçimde yer aldığını dile getirmiştir. New York Times başlıklarında 2023-2025 döneminde “İsrailliler” ifadesinin yaklaşık 1900 kez, “Filistinliler” ifadesinin ise yaklaşık 10 kez geçtiğini belirterek, bunun editoryal bir tercih olduğunu ifade etmiştir.
Dilin stratejik kullanımına da değinen Karagöz, İsrail saldırıları sonrasında kullanılan haber dilinin çoğu zaman faili görünmez kıldığını savunmuştur. Bir hastane saldırısına ilişkin New York Times başlıklarının zaman içinde nasıl değiştirildiğini örnek göstererek, ilk başlıkta failin açık biçimde yer aldığını, sonraki sürümlerde ise aktörün başlıktan çıkarıldığını söylemiştir. Bu çerçevede, "Gazze'deki hastane patlamasında en az 500 ölü." başlığına geçilmesini, failin gizlenmesi olarak değerlendirmiştir. Karagöz, bu sürecin sonunda "Sonuç olarak küresel medya, özellikle Batı medyası, Gazze'de tamamen sınıfta kalmıştır. Bu, Batı medyasının açık bir iflasıdır. Dolayısıyla Batı medyasından hiç kimse bize nesnellik ve tarafsızlık dersi veremez." demiştir.
Karagöz, Anadolu Ajansı’nın Gazze’ye ilişkin üç ayrı kitap yayımladığını belirtmiştir. Bunların ilki olan “Kanıt” adlı çalışmanın Roma Statüsü çerçevesinde savaş suçlarına ilişkin delilleri içerdiğini, “Tanık” adlı ikinci kitabın yardım çalışanları ve gazeteciler gibi tanıkların anlatılarını topladığını, “Sanık” adlı üçüncü kitabın ise sorumluların kayıt altına alınmasını hedeflediğini söylemiştir.
“Kanıt” adlı çalışmanın bir zaman kapsülü içine yerleştirildiğini belirten Karagöz, bu kapsülde özel kimyasallar ve epoksi kullanıldığını ifade etmiştir. Bu uygulamanın amacıyla ilgili olarak, "Bu 'Kanıt' kitabını bir zaman kapsülüne koyduk. Bazı özel kimyasallarla, epoksi kullandık. Bunu neden yaptık? Çünkü bu kanıtları sonsuza dek korumak istedik. En azından bu kitabı bir 500 yıl boyunca koruyabiliriz." demiştir. Zaman kapsülünün dünyanın farklı yerlerine gömülmesinin planlandığını, bunun insanlığa karşı bir sorumluluk olarak görüldüğünü belirtmiştir. Ayrıca, "Eğer bir soykırım varsa ve siz bu soykırımı kaydetmek zorundaysanız, sadece bir gazeteci olarak kalamazsınız. Çünkü bu, insanlığa karşı bir sorumluluktur. Onu kaydetmeli ve sonrasında kayıtlarınızı sonsuza dek muhafaza etmelisiniz." ifadelerini kullanmıştır.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkan Yardımcısı Ferhat Pirinççi, stratejik anlatının gerçeklik ve etik ilkelerle çelişmek zorunda olmadığını, aksine bu unsurların birlikte yürütülmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu çerçevede, "Türkiye İletişim Başkanlığı olarak, gerçeği savunurken aynı zamanda güçlü, tutarlı ve proaktif bir stratejik iletişim veya proaktif bir anlatı inşa etmeye çalışıyoruz. Çünkü özellikle son derece kutuplaşmış kriz zamanlarında halk daha savunmasız, daha hassas hale geliyor. Bu yüzden iletişimi toplumun tüm kesimleri için daha kapsayıcı, daha dengeli ve daha duyarlı hale getirmeye çalışıyoruz." demiştir.
Pirinççi, kriz anlarında en önemli unsurun hız ile koordinasyon arasındaki dengenin kurulması olduğunu ifade etmiştir. Bu doğrultuda, "Bir krize yanıt vermek için hızlı ama aynı zamanda doğru ve isabetli olmalıyız." diyerek, çok sayıda kurumun aynı süreçte yer aldığı durumlarda koordinasyonun zorunlu hale geldiğini belirtmiştir. Verilecek yanıtın iyi yapılandırılmış, iyi koordine edilmiş ve önceden planlanmış olması gerektiğini söylemiştir.
ABD-İsrail’in İran’a saldırısı öncesinde ve savaşın ilk döneminde Türkiye’ye yönelik muhtemel mülteci akını konusunda kamuoyunda kaygılar oluştuğunu belirten Pirinççi, bu süreçte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ilgili bakanlıklar ve valiliklerle koordinasyon mekanizması kurduklarını aktarmıştır. Van Başkale sınır kapısında üç yüzden fazla uluslararası ve Türk gazetecinin bulunduğunu ve günlük geçiş verilerinin paylaşılması sayesinde kamuoyundaki endişelerin azaltıldığını ifade etmiştir.
Pirinççi, devlet kurumlarının temel görevinin kamuoyunu yönlendirmekten çok bilgilendirmek olduğunu vurgulamıştır. Bilgi eksikliğinin dezenformasyona zemin hazırladığını belirtmiş; İletişim Başkanlığının standart uygulama prosedürleri, erken uyarı sistemleri ve yapay zeka destekli sosyal medya izleme mekanizmaları kullandığını söylemiştir. Yerel olayların şehir ve ülke genelindeki etkilerinin analiz edildiğini, bu nedenle reaktif değil önleyici bir yaklaşım benimsediklerini ifade etmiştir.
Pirinççi ayrıca Münih Güvenlik Konferansı ve SETA ile ortak bir etkinlik düzenleyeceklerini, NATO’nun bu yıl kamu diplomasisi forumu gerçekleştirmemesi nedeniyle zirveyle eş zamanlı alternatif bir kamu diplomasisi forumunun planlandığını açıklamıştır. İletişim Başkanlığının sadece Türkiye’de değil, farklı NATO ülkelerinde de çeşitli etkinlikler hazırladığını belirtmiştir.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı New York Ofisi Direktörü Jamil Ahmad, çevre ve iklim krizine karşı mücadelenin aciliyet taşıdığını ve bu alanda etkili iletişimin kritik önemde olduğunu vurgulamıştır. Birleşmiş Milletler’in iletişim çalışmalarını çok katmanlı bir stratejik ekosistem içinde yürüttüğünü ifade etmiş; bu yapının bilimsel kanıt üretiminden politika geliştirmeye, oradan da kamuoyunun bilgilendirilmesine kadar uzanan geniş bir süreci kapsadığını belirtmiştir.
TÜBİTAK Bilim Diplomasisi ve Arabuluculuk Alanında Misafir Seçkin Profesör Nancy Snow, günümüzde “bilgi”, “propaganda” ve “gerçeklik” arasındaki sınırların giderek daha karmaşık hale geldiğini ifade etmiştir. Medya ortamındaki dönüşüme değinen Snow, özellikle sosyal medya ve kısa formatlı içeriklerin küresel algı üzerinde etkili olduğunu belirtmiştir. Bazı genç aktörlerin dijital platformlar üzerinden geleneksel siyasi iletişim kalıplarını etkileyebildiğini söylemiştir. Devletlerin kamu diplomasisine büyük yatırımlar yaptığını ancak buna rağmen liderlerin doğrudan iletişimlerinin küresel bilgi akışında baskın hale geldiğini, bunun da karşı anlatı üretimini hem kolaylaştırdığını hem dönüştürdüğünü ifade etmiştir.
Middle East Eye Kurucu Ortağı ve Eş-Editörü David Hearst, stratejik mesajların kamuoyunun bilgi akışına “zehirli bir unsur” gibi karıştığını belirtmiştir. Bunun özellikle ana akım medyaya duyulan güveni zayıflattığını ifade etmiştir. Hearst, İsrail’in özellikle ABD kamuoyundaki etki gücünü kaybetmesinde bu güven erozyonunun önemli rol oynadığını söylemiştir.
Hearst, İsrail’in uzun yıllar boyunca sürdürdüğü “ahlaki dava” ve “güvenlik devleti” anlatısının, özellikle sosyal medya çağında gerçek zamanlı görüntüler karşısında zayıfladığını belirtmiştir. Bu durumun kamuoyu algısını değiştirdiğini ifade etmiş; ana akım medyaya yönelik güven kaybının yalnızca siyasal nedenlerden değil, aynı zamanda editoryal ve kurumsal sorunlardan da kaynaklandığını sözlerine eklemiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026’nın ikinci günü kapsamında, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, forum marjında Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Dışişleri Bakanları Konseyi Gayriresmi Toplantısı’na ev sahipliği yapmıştır.
Fidan, forum kapsamında ayrıca 3. Balkan Barış Platformu toplantısına ev sahipliği yapmıştır. Dışişleri Bakanlığının paylaşımında, toplantının Antalya Diplomasi Forumu çerçevesinde düzenlendiği ifade edilmiştir.
Aynı kapsamda, “Gazze” konulu bir toplantı da gerçekleştirilmiş ve bu toplantıya Dışişleri Bakanı Fidan’ın ev sahipliği yaptığı belirtilmiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 marjında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, çeşitli ülkelerin üst düzey temsilcileriyle ikili görüşmeler gerçekleştirmiştir. Dışişleri Bakanlığının paylaşımlarına göre Fidan, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile bir araya gelmiştir.
Fidan ayrıca Türkmenistan Dışişleri Bakanı Raşid Meredov ile görüşme gerçekleştirmiştir. Bunun yanı sıra Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile de temaslarda bulunmuştur.
Forum marjındaki görüşmeler kapsamında İsviçre Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis ile de bir araya gelindiği Dışişleri Bakanlığının açıklamalarında yer almıştır.
Antalya Diplomasi Forumu 2026’nın ikinci gününde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, forum kapsamında, moderatörlüğünü TRT World sunucusu Maria Ramos’un yaptığı programda konuşmuştur. Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nun her yıl daha geniş bir etki alanına ulaştığını belirterek, forumun katılımcı sayısı ve ele alınan konu başlıkları bakımından büyüdüğünü, dünya siyaseti üzerindeki etkisinin de arttığını ifade etmiştir.
Fidan, forum kapsamında özellikle bölgesel konulara odaklanmak istediklerini belirtmiş; dünyadaki benzer diplomasi platformlarında çoğunlukla küresel ölçekte ve Batı dünyasını ilgilendiren başlıkların öne çıktığını, buna karşılık Orta Doğu, Kuzey Afrika, Balkanlar ve Akdeniz bölgesine ilişkin meselelerin yeterince derinlikli biçimde ele alınmadığını söylemiştir. Bu çerçevede Antalya Diplomasi Forumu’nun, bölge ülkeleri açısından bölgesel sorunların tartışılması ve bu sorunlara ilişkin çözüm fikirlerinin geliştirilmesi bakımından eşsiz bir fırsat sunduğunu vurgulamıştır.
Fidan, uluslararası sistemde çok taraflılığın ve mevcut düzenin çözülmeye başladığını ifade ederek, bu dönemde diplomasiye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda, "Bizler çok taraflılığın ve uluslararası düzenin çökmeye başladığını görüyoruz ve çok daha fazla diyaloğa ihtiyacımız var, belli kurallara ihtiyacımız var." demiştir.
Ülkelerarası ilişkilerin çoğu zaman kendi seyrinde ilerlediğini ancak krizlerin derinleştiği dönemlerde daha fazla işbirliği ve iletişim gerektirdiğini ifade eden Fidan, uluslararası sistemde ulus devletlerin yeniden daha belirgin hale geldiğini ve bu nedenle devletler arası diplomasinin öneminin arttığını söylemiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemde şekillenen normların ve 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzenin zaman içerisinde güncellenmeye çalışıldığını, ancak özellikle 2010-2011 sonrasında sistemin “serbest düşüşe” geçtiğini ifade etmiştir.
Fidan, mevcut uluslararası yapının kendi kendine işlemesini beklemenin yeni savaşlar ve yıkımlar doğurabileceğini belirterek, insanlığın sürekli benzer krizlerden sonra ders çıkarma döngüsünde hareket ettiğini söylemiştir. Bu döngünün kırılabilmesi için daha fazla konuşulması, temel soruların sorulması ve akılcı biçimde hareket edilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Fidan, bölgesel sahiplenmenin Türkiye dış politikasında önemli bir kavram olduğunu vurgulamıştır. Türkiye’nin yalnızca Orta Doğu’da değil, Kafkaslar, Balkanlar, Karadeniz ve Akdeniz havzasında da bölgesel ortaklarla daha yoğun temas yürüttüğünü söylemiştir. Fidan, geçmişte özellikle Türkiye’nin doğu çevresinde bir hegemon gücün gelip sorunları çözmesinin beklendiğini, ancak bu tür dış müdahalelerin çözümden çok yeni sorunlar ürettiğini belirtmiştir. Bu nedenle bölgesel ülkelerin kendi sorunlarını sahiplenerek çözüm üretmeleri gerektiğini ifade etmiştir.
Ulus devletlerin bölgedeki tarihsel gelişimine değinen Fidan, 1950’lerde Balkanlar, Akdeniz, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki devlet yapılarının bugünkü olgunluğa sahip olmadığını, ancak günümüzde bu ülkelerin kurumsal omurgalarının büyük ölçüde oluştuğunu söylemiştir. Bu çerçevede, "Dolayısıyla hepimizin bir araya gelmesi, olgun bir şekilde kendi problemlerimizi sahiplenmemiz lazım. Temel konsept bu." ifadelerini kullanmıştır.
Fidan, bölgedeki dış politika önceliklerinin başında yeni savaşların çıkmamasını sağlamak ve devam eden çatışmaları sona erdirmek geldiğini belirtmiştir. Bunun ancak ticaret, kalkınma, güvenlik ve istikrar için gerekli zemini oluşturacağını; aksi halde çatışmaların istikrarsızlık, yıkım ve ızdırap üretmeye devam edeceğini söylemiştir.
Fidan, dünyada çatışma yaşanan alanlara yönelik daha yoğun çalışılması gerektiğini belirterek Ukrayna, Gazze, İran, Afrika ve gerekirse Balkanlar’daki kriz alanlarının ele alınması gerektiğini ifade etmiştir. Türkiye’nin perde arkası arabuluculuk faaliyetlerine ilişkin değerlendirmesinde, Rusya-Ukrayna Savaşı bağlamında zaman zaman inişli çıkışlı süreçler yaşandığını ancak taraflarda ve arabulucularda ilerleme isteğinin bulunmasının önemli olduğunu söylemiştir. Türkiye’nin tarafları diyaloğa devam etmeleri, ateşkese ulaşmaları ve kalıcı bir anlaşmaya yönelmeleri için teşvik ettiğini belirtmiştir.
Fidan, İran’daki savaşın uluslararası gündem üzerinde etkili olduğunu ve Rusya-Ukrayna görüşmelerini geri plana ittiğini söylemiştir. Bu çerçevede, "Çünkü İran'daki savaşın sizin de bildiğiniz gibi Rusya-Ukrayna görüşmelerini bir tarafa itmek zorunda kaldığını görüyoruz. İnşallah, umuyoruz ki bir ateşkes anlaşması ve bir barış anlaşması imzalanır İran'da ve hemen biz de bütün dikkatimizi Ukrayna'ya çevirebiliriz, oradaki görüşmeleri devam ettiririz. Bu çok önemli." demiştir. Fidan, odağın Ukrayna’dan uzaklaşmaması gerektiğini, savaşın her iki ülke için de büyük yıkım anlamına geldiğini ve daha geniş bölgesel etkiler doğurabileceğini de eklemiştir.
Fidan, İsrail’in bölgesel güvenlik mimarisi üzerindeki etkisine ilişkin değerlendirmelerinde, İsrail’in güvenlik söylemi altında daha fazla toprak elde etmeye yöneldiğini ifade etmiştir. Bu kapsamda, "İsrail gerçekten bir illüzyon, uluslararası bir illüzyon ortaya koydu ve kendi güvenliğinin peşinden koşuyor. Fakat şu oldukça açıktır ki son birkaç sene içerisinde bu kavram altında İsrail, daha fazla toprak peşinde aslında. İşin gerçeği bu. İsrail kendi güvenliğinin peşinden koşmuyor, İsrail daha fazla toprak peşinden koşuyor ve özellikle Netanyahu bunu gerekçe göstererek daha fazla toprak almaya çalışıyor." demiştir.
İsrail’in Gazze, Batı Şeria, Doğu Kudüs, Lübnan ve Suriye’ye yönelik genişlemeci bir çizgi izlediğini belirten Fidan, bu yaklaşımın işgalci bir tutum olduğunu söylemiştir. Bölgesel barışın ancak ülkelerin birbirlerinin toprak bütünlüğüne saygı göstermesi ve sınırlarını tanımasıyla mümkün olabileceğini ifade etmiş; güvenlik gerekçelerinin diyalog yoluyla ele alınabileceğini, ancak toprak işgalinin bu süreci tıkadığını belirtmiştir.
Fidan, İsrail’in Avrupa ve ABD’den aldığı desteğin bu tabloyu daha karmaşık hale getirdiğini söylemiş; Avrupa’da özellikle Gazze’de yaşananlardan sonra İsrail politikalarına karşı daha eleştirel bir mesafe gelişmeye başladığını, ABD siyasetinde ve toplumunda da benzer bir farkındalık oluştuğunu ifade etmiştir. Bu çerçevede, "İsrail, ABD ile olan ilişkisini kötüye kullanıyor. Fakat daha atılacak çok adım var." ifadelerini kullanmıştır.
Gazze’de yaşananları bir “uyanış” olarak nitelendiren Fidan, İsrail’in izlediği siyasetin güvenlik ihtiyacı ve terörle mücadele söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışıldığını, ancak uluslararası toplumun bu konuda giderek daha fazla farkındalık geliştirdiğini belirtmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinin önemli bölümünün İsrail politikalarıyla aralarına mesafe koymaya başladığını, ancak AB’nin kurumsal düzeyde henüz İsrail’in faaliyetlerini sınırlayacak güçlü ve ortak bir tutum geliştirmediğini söylemiştir.
Fidan, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin İstanbul ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü hatırlatmış; bu temaslarda hem savaşla ilgili süreçlerin hem de Türkiye-Ukrayna ilişkilerinin ele alındığını ifade etmiştir. Ukrayna’nın dış politika eksenini genişletmeye çalıştığını, Körfez ülkeleri ve Suriye hükümetiyle temas arayışında olduğunu belirtmiştir.
Türkiye’nin her zaman yapıcı ikili ve bölgesel temasları desteklediğini söyleyen Fidan, "Etrafımızdaki bütün ülkeleri yüreklendirmeye çalışıyoruz." demiştir. Ülkelerin birbirini tanıması ve temaslarını geliştirmesi gerektiğini belirten Fidan, 2025 Aralık itibarıyla uluslararası toplum tarafından tanınmayan Suriye’de yeni süreçle birlikte hem bölge ülkelerinin hem de bölge dışı aktörlerin Şam ile ilişkilerini ilerletmek istediğini söylemiştir.
Fidan, gazetecilerin Gazze’ye ilişkin sorularını yanıtlarken, Türkiye’nin ve birçok başka ülkenin ABD liderliğinde şekillenen Gazze barış planı çerçevesinde sürece dahil olduğunu ifade etmiştir. Bu planın Gazze’de çatışmaları durdurduğunu, o döneme kadar İsrail’in sürdürdüğü saldırıların ve ağır insani tablonun devam ettiğini söylemiştir. Planın aşamalı bir yapıya sahip olduğunu, ilk aşamanın uygulanmaya başlandığını, tarafların yerine getirmesi gereken yükümlülükler bulunduğunu ve görüşmelerin Kahire’de Katarlı, Mısırlı ve Türk arabulucuların katılımıyla sürdüğünü belirtmiştir.
İlk aşamada özellikle insani yardım boyutunda İsrail’in yükümlülüklerini yerine getirmediğinin görüldüğünü ifade eden Fidan, daha fazla insani ve tıbbi yardımın bölgeye ulaştırılması gerektiğini, insanların barınma ihtiyaçlarının karşılanmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bu çerçevede, "Filistin teknik komitesi Gazze'de kendi çalışmasına başlayabilmeli, Gazze'ye girmeye müsaade edilmediği için henüz çalışmalarına başlayamadılar." demiştir. İlk aşamanın koşulları tamamlandıktan sonra ikinci aşamaya geçilebileceğini, ancak mevcut aşamada insani durumun henüz giderilemediğini söylemiştir.
Fidan, ABD’nin 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulan yeni dünya düzeninin lideri olduğunu ancak zamanla kendi kurduğu sistemin artık kendisine tam anlamıyla uymadığını düşündüğünü ifade etmiştir. ABD’nin uluslararası sistemin yüklerini eskisi gibi üstlenmek istemediğini, bunun hem mevcut düzeni hem de birçok bölgeyi daha kırılgan hale getirdiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, "ABD uluslararası sistemin problemlerini omzuna yük olarak almak istemiyor eskisi gibi." demiştir.
Fidan, bu değişim karşısında farklı bölgelerdeki orta güçlerin bir araya gelerek kendi bölgelerini temsil etmeye ve ortak sorulara cevap aramaya başladığını, bunun önemli bir başlangıç noktası olduğunu söylemiştir. ABD’nin uluslararası sistemden tamamen çekilmesinin söz konusu olmadığını; Avrupa Birliği, NATO ve benzeri yapıların önemini koruduğunu, ancak Washington’ın Avrupa güvenlik mimarisindeki rolünde kısmi bir geri çekilme yaşanması halinde bunun yönetilebilir biçimde ele alınması gerektiğini belirtmiştir.
AB ile savunma işbirliğine ilişkin değerlendirmesinde Fidan, Türkiye’nin Temmuz ayında düzenlenecek NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapacağını ve bu zirvenin önemli bir platform oluşturacağını söylemiştir. Donald Trump’ın NATO’daki ABD yüklerine ilişkin yaklaşımının Avrupa ülkeleri tarafından dikkate alındığını, Avrupa Birliği ülkeleri ile bölge aktörlerinin buna göre hazırlık yapmaya başladığını ifade etmiştir.
Fidan, Avrupa Birliği’nin NATO dışında ayrı bir kulüp gibi hareket ettiğini, NATO içerisinde alınan kararlarla AB’nin kendi mekanizmalarında aldığı kararların zaman zaman çatışabildiğini söylemiştir. Bu durumun yapısal bir sorun yarattığını belirterek, "Avrupa Birliği tamamıyla bağımsız bir varlık olarak hayatına devam ediyor. (AB) NATO'dan tamamıyla bağımsız olarak hareket ediyor." ifadelerini kullanmıştır.
AB içindeki küçük devletlerin de büyük ülkeler kadar kaygı taşıdığını ve bu kaygıların kurumsal yapılara yansıdığını belirten Fidan, Avrupa güvenlik mimarisinde önemli AB ülkeleri, Birleşik Krallık ve Türkiye arasında daha yoğun bir diyalog gerektiğini ifade etmiştir. SAFE mekanizmasına ilişkin olarak Birleşik Krallık’ın dahi sürece tam olarak dahil edilemediğini söylemiş; bu nedenle Avrupa’da da Orta Doğu’dakine benzer bir “bölgesel sahiplenme” anlayışının geliştirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu çerçevede, "Orta Doğu'da yaptığımız gibi bölgesel sahiplenmeyi aynı şekilde Avrupa'da da gerçekleştirmemiz gerekiyor. Farklı meseleler için fakat aynı metodolojiyi kullanmamız lazım." demiştir.
Gelecek döneme ilişkin değerlendirmesinde Fidan, belirsizliklerin devam edeceğini ve bunun yeni bir gerçeklik haline geldiğini ifade etmiştir. Bu koşullarda diyalog, diplomasi ve iletişimin her zamankinden daha gerekli olduğunu söylemiş; ülkelerin kendi pozisyonlarını belirleyebilmesi için sürekli temas halinde olması gerektiğini belirtmiştir.
Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nun temel mesajının da bu olduğunu ifade ederek, farklı bölge ve ülkelerden insanların aynı masa etrafında buluştuğunu, forumun belirli bir tarafın çıkarlarını öne çıkarmaktan ziyade herkesin sesini duyurabileceği bir platform olmayı amaçladığını söylemiştir. Bu doğrultuda, forumun objektif bir zeminde faaliyet göstermeye çalıştığını ve dünyanın bu tür platformlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu dile getirmiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026’nın ikinci günü kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yoğun bir diplomasi trafiği yürütmüştür. Forum çerçevesinde gerçekleştirilen temaslarda ikili ilişkiler ile bölgesel ve küresel gelişmeler ele alınmıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konakladığı otelde Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi üyeleri Zeljka Cvijanovic, Denis Becirovic ve Zeljko Komsic ile çalışma kahvaltısında bir araya gelmiştir. Görüşmede Türkiye ile Bosna Hersek arasındaki ikili ilişkiler ile bölgesel ve küresel gelişmeler değerlendirilmiştir.
Erdoğan, Türkiye’nin Balkanlar’ın istikrarı açısından kilit konumda bulunan Bosna Hersek’in geleceğine yönelik atılacak yapıcı adımları desteklediğini ve ülkenin toprak bütünlüğü ile anayasal düzenine koşulsuz desteğinin süreceğini ifade etmiştir. Son dönemde Boşnak halkına yönelik ayrılıkçı ve kışkırtıcı söylemlerin arttığını belirterek, Balkanlar’da istikrarı tehlikeye atabilecek yaklaşımların olumsuz sonuçlar doğurabileceğini dile getirmiştir. Ayrıca Türkiye ile Bosna Hersek arasında ticaret, ulaştırma ve enerji başta olmak üzere çeşitli alanlarda işbirliğinin geliştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Slovenya Cumhurbaşkanı Nataša Pirc Musar ile görüşme gerçekleştirmiştir. Görüşmede Türkiye ile Slovenya arasındaki ikili ilişkiler ile bölgesel ve küresel konular ele alınmıştır.
Erdoğan, iki ülke arasındaki ilişkilerin özellikle ticaret, ekonomi ve altyapı alanlarında geliştiğini ifade etmiş; Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefini stratejik önemde gördüğünü belirtmiştir. NATO müttefikliği çerçevesinde savunma sanayi alanında işbirliğinin artırılmasının önemine dikkat çekmiş; NATO’nun Ankara Zirvesi’nde bu konuda yeni kararlar alınmasını beklediklerini dile getirmiştir. Slovenya’nın Filistin Devleti’ni tanıması ve Birleşmiş Milletler’de Filistin lehine girişimlerde bulunmasını takdirle karşıladığını ifade etmiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Komorlar Birliği Cumhurbaşkanı Azali Assoumani ile gerçekleştirdiği görüşmede iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine yönelik başlıkları ele almıştır. Erdoğan, ticaret, altyapı ve savunma sanayisi alanlarında işbirliğinin artırılmasının hedeflendiğini belirtmiş; Filistin meselesinde dayanışmanın önemine işaret etmiştir.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi ile yapılan görüşmede, iki ülke arasındaki ticaret hacminin artırılması ve işbirliğinin derinleştirilmesi konuları ele alınmıştır. Erdoğan, Türkiye’nin Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde kalıcı barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik çalışmaları desteklediğini ifade etmiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Burundi Cumhurbaşkanı Evariste Ndayishimiye ile görüşmesinde de iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi ile savunma sanayisi alanında işbirliğinin ilerletilmesinin önemini vurgulamıştır. Erdoğan, Türkiye’nin Gazze’de kalıcı insani ateşkesin sağlanmasına yönelik çabalarını sürdürdüğünü ve Burundi’nin bu yöndeki adımlarını takdir ettiğini ifade etmiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile gerçekleştirdiği görüşmede Türkiye ile Libya arasındaki ikili ilişkiler ile bölgesel ve küresel konuları ele almıştır. Erdoğan, Libya’da siyasi süreçlerin geniş tabanlı istişare ve diyalogla ilerletilmesi gerektiğini vurgulamış ve Türkiye’nin sürece desteğinin devam edeceğini belirtmiştir. Doğu Akdeniz’de ortak hak ve çıkarların korunması için işbirliğinin sürdürüleceğini ifade etmiştir.
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani ile yapılan görüşmede bölgesel gelişmeler ele alınmıştır. Erdoğan, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin enerji arzında güzergah çeşitliliğinin önemini ortaya koyduğunu ve Kalkınma Yolu Projesi’nin bu süreçte önem kazandığını belirtmiştir. Ayrıca bölgedeki çatışmaların sona erdirilmesi ve kalıcı barışın sağlanması için Türkiye’nin diplomatik çabalarını sürdürdüğünü ifade etmiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Feridun Sinirlioğlu’nu kabul etmiştir. Görüşmede uluslararası güvenlik ve işbirliği konuları ele alınmıştır.
Antalya Diplomasi Forumu kapsamında Erdoğan ayrıca Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Gürcistan Başbakanı İrakli Kobahidze ile de görüşmeler gerçekleştirmiştir.
Anadolu Ajansı. “ADF 2026 Kapsamında ‘Bağlantısallıkta Yeni Fırsatlar’ Başlıklı Panel Düzenlendi.” Anadolu Ajansı. Erişim 19 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/adf-2026-kapsaminda-baglantisallikta-yeni-firsatlar-baslikli-panel-duzenlendi/3910494
Anadolu Ajansı. “Antalya Diplomasi Forumu Kapsamında ‘Belirsizliklerin Yönetilmesinde Stratejik İletişim’ Paneli Düzenlendi.” Anadolu Ajansı. Erişim 19 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/antalya-diplomasi-forumu-kapsaminda-belirsizliklerin-yonetilmesinde-stratejik-iletisim-paneli-duzenlendi/3910958
Anadolu Ajansı. “Bakan Fidan, ADF Marjında Toplantılara Ev Sahipliği Yaptı.” Anadolu Ajansı. Erişim 19 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/bakan-fidan-adf-marjinda-toplantilara-ev-sahipligi-yapti/3910531
Anadolu Ajansı. “Bakan Fidan: Çok Daha Fazla Diyaloğa İhtiyacımız Var.” Anadolu Ajansı. Erişim 19 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/bakan-fidan-cok-daha-fazla-diyaloga-ihtiyacimiz-var/3910372
Anadolu Ajansı. “Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Antalya Diplomasi Forumu'nda Yoğun Diplomasi Trafiği.” Anadolu Ajansı. Erişim 19 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/cumhurbaskani-erdogandan-antalya-diplomasi-forumunda-yogun-diplomasi-trafigi/3911000
Anadolu Ajansı. “Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Antalya'da Diplomasi Trafiği Sürüyor.” Anadolu Ajansı. Erişim 19 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/cumhurbaskani-erdoganin-antalyada-diplomasi-trafigi-suruyor/3910441
Anadolu Ajansı. “Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Bozay: Türkiye, Bütün Çatışmaların Sürekli Konsantre Olduğu Bir Yerde.” Anadolu Ajansı. Erişim 19 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/disisleri-bakan-yardimcisi-buyukelci-bozay-turkiye-butun-catismalarin-surekli-konsantre-oldugu-bir-yerde/3910895
Anadolu Ajansı. “Dışişleri Bakanı Fidan, ADF Marjında Görüşmeler Gerçekleştiriyor.” Anadolu Ajansı. Erişim 19 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/disisleri-bakani-fidan-adf-marjinda-gorusmeler-gerceklestiriyor/3910493
Anadolu Ajansı. “Fidan, ADF Marjında TDT Dışişleri Bakanları Konseyi Gayriresmi Toplantısına Ev Sahipliği Yaptı.” Anadolu Ajansı. Erişim 19 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/fidan-adf-marjinda-tdt-disisleri-bakanlari-konseyi-gayriresmi-toplantisina-ev-sahipligi-yapti/3910765
Anadolu Ajansı. “Kuzey Makedonya Dışişleri Bakanı Mucunski: Farklı Yaklaşımlarımız Var Ama Ortak Projeler İçin Çalışmalar Yapabiliriz.” Anadolu Ajansı. Erişim 19 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/kuzey-makedonya-disisleri-bakani-mucunski-farkli-yaklasimlarimiz-var-ama-ortak-projeler-icin-calismalar-yapabiliriz/3910685
Anadolu Ajansı. “PAB 152. Genel Kurulunda Çatışma Sonrası Kalıcı Barışın Sağlanmasına İlişkin Taslak Karar Kabul Edildi.” Anadolu Ajansı. Erişim 19 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/pab-152-genel-kurulunda-catisma-sonrasi-kalici-barisin-saglanmasina-iliskin-taslak-karar-kabul-edildi/3910709
Anadolu Ajansı. “Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov: Müzakerelerin İstanbul'da Yeniden Başlatılması Olasılığını Olumlu Karşılıyoruz.” Anadolu Ajansı. Erişim 19 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/-rusya-disisleri-bakani-lavrov-muzakerelerin-istanbul-da-yeniden-baslatilmasi-olasiligini-olumlu-karsiliyoruz/3910678
Anadolu Ajansı. “UNSMIL Başkanı Tetteh: Afrika'nın Rekabet Gücünü Artırmada En Büyük Zorluklardan Biri Orta ve Uzun Vadeli Yatırımlardır.” Anadolu Ajansı. Erişim 19 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/unsmil-baskani-tetteh-afrikanin-rekabet-gucunu-artirmada-en-buyuk-zorluklardan-biri-orta-ve-uzun-vadeli-yatirimlardir/3910192
Anadolu Ajansı. “Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi: Suriye'yi Artık Bütün Dünya Destekliyor.” Anadolu Ajansı. Erişim 19 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/urdun-disisleri-bakani-eymen-es-safedi-suriyeyi-artik-butun-dunya-destekliyor/3910814
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında, üçüncü ve son gün “Kültürel Diplomasi: Bölünmeleri Birleştirmek, Güven İnşa Etmek” başlıklı panel düzenlenmiştir. Panel, TRT World muhabiri ve sunucusu Brenda Achieng Czeda moderatörlüğünde gerçekleştirilmiştir.

"Kültürel Diplomasi: Bölünmeleri Birleştirmek, Güven İnşa Etmek" paneli, 19 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Panele, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İnsan Hakları Başkanı Hasan Basri Yalçın, Anna Lindh Vakfı Başkanı Rym Ali, Sasakawa Barış Vakfı Barış Arabuluculuk Merkezi Başkanı Akiko Horiba ve CeSPI Türkiye Gözlem Merkezi Koordinatörü Valeria Giannotta katılmıştır.
Hasan Basri Yalçın, son yıllarda uluslararası siyasette söylemlerin yerini silahların aldığına işaret etmiştir. Uluslararası krizlerin yoğunlaştığı bu dönemde yeni alternatifler arandığını, diplomasi yolunun bu tür dönemlerde kolay bulunmadığını ve çözüm arayışlarında diplomasi trafiğinin artırılmaya çalışıldığını ifade etmiştir.
Yalçın, “Kültürel bağlantılar milletlerin, ülkelerin arasında daha rahat ve daha iyi köprüler kurmada faydalı olabilir.” değerlendirmesinde bulunmuş ve şöyle devam etmiştir: “21. yüzyılın başında kültür önemli midir ya da önemli değil midir? diye tartışılmıştı. Mesela Avrupa Birliği (AB) ve NATO gibi kurumsal yapılar, uluslararası kuruluşlar bile aslında kültürel bağlantıları yaratan ortamlar, düşmanlıktansa dostane ve işbirliği içerisinde hareket etme fırsatı veriyor.”
Kültür bazlı çözümlere iyimser yaklaşılması gerektiğini vurgulayan Yalçın, “Birbirimizi dostane bir şeklide tanımlayabilirsek bu aslında barışçıl çözümleri diplomasi yoluyla çözmede bize arabuluculuk da edecek. Böylesi zamanlarda da iyimserlik zordur. Daha çok konuşmalıyız ama bazı söylemlerde sorun yaratıyor. Mesela NATO çok uzun bir süre üyelerinin benzer kültür kimlikleri olan ülkelerden oluşmasıyla eleştirilmişti. Kimileri tarafından da NATO zorlu şartlar altında teste tabi edilmedi de denmişti. Ama artık yeni test alanlarımız açıldı. AB artık mesela bu belirsizlik sürecinden geçerken hayatta kalabilecek mi? NATO ayakta kalabilecek mi? Ya da bazı devletlerin kültür kimlikleri korunabilecek mi? gibi soru işaretleri belirlendi artık.” demiştir.

"Kültürel Diplomasi: Bölünmeleri Birleştirmek, Güven İnşa Etmek" paneli, 19 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Yalçın, kültürel bağlantıların her zaman eş güdüm sağlamadığını belirterek uzun soluklu ilişkilerin önemine dikkat çekerek “Bu eşgüdüm olsun istiyorsak da uzun soluklu ilişkiler başlatmalıyız ülkeler arasında. İran ya da diğer örneklerden biliyoruz ki kültürel kimlik ve ülkelerin bu kimliklerini bir köprü niteliğinde kullanmasını beklerken bu aslında bir karşıtlık olarak kullanılabiliyor.” diye eklemiştir.
Kültürel diplomasinin toplumsal düzeyde başlaması gerektiğini ifade eden Yalçın, “Kültürel bağlantılar her zaman stratejik uyumlamalarla, ayarlamalarla ya da düzenlemelerle hayata geçirilmek zorunda değil. Bizim toplumsal düzeyde buna başlamamız gerekiyor. Toplumsal düzeyde bazı değişimler, milletler arası diyaloğun geliştirilmesi ve bunun sonucunda oluşan ilişkilerin son karar olarak kullanılması gerekiyor. Kültürel diplomasi bu açıdan biraz sınırlı kalabiliyor. Orta Doğu'daki gelişmelere baktığımızda kültürün herhangi bir faydası olmayabiliyor. Aslında birbirlerini dost, arkadaş olarak tanımlaması gereken ulusların birbirini düşman, karşı taraf olarak tanımladığı dönemden geçiyoruz. Bu da zor bir durum.” değerlendirmesinde bulunmuştur.
İspanya ve Türkiye arasındaki karşılıklı kültürel etkileşimlere değinen Yalçın, kültürün toplumları bir araya getirmedeki rolünü vurgulamış ve şu ifadeleri kullanmıştır: “Gazze'de bir soykırım söz konusu. Bazı durumlarda devlet liderlerinin, başkanlarının İsrail korkusu ya da herhangi bir sebepten dolayı Gazze'de olan bitenle ilgili konuşmak dahi istemiyor. Yaklaşık 2,5 yıl önce İsrail ateşkes konusunda anlaşmaya zorlanmıştı. Bu toplulukların gücü ve baskısı sayesinde oldu. Dolayısıyla kamuoyunun baskısının hükümet üzerinde ciddi bir etkisi oldu. Toplulukların, toplumların birbirleriyle kurduğu bir ilişki olmasaydı belki de bu baskı yaratılmayacaktı.”
Bir katılımcının Türkiye’nin Orta Doğu’ya mesajına ilişkin sorusuna ise Yalçın “Türkiye herhangi bir uluslararası savaş ya da çatışmanın bir parçası olmak istemiyor. Türkiye herhangi bir savaşın da destekçisi olmak istemiyor, Orta Doğu'da da bir savaşı desteklemeyecektir. Bizler insanlık namına düşünüp hareket etmeliyiz. Gazze'de mazlumun yanındayız. İran'da bir savaş varsa biz yine haklının yanındayız. Ukrayna'da bir işgal varsa ve bu haksız yereyse biz yine bunu desteklemiyoruz. Bizim dış politikamız insani unsurlarla bezeli. AK Parti'nin mantalitesi böyle. AK Parti her zaman halkın yanında. Biz her zaman insanlığın yanındayız. Tarihin de doğru tarafında yer almaya çalışıyoruz. İsrail konusunda bir soykırım yapılıyorsa biz böyle bir şeyin yanlısı, destekleyicisi olamayız. Duruş budur. Yumuşak güç duruşumuz budur.” yanıtını vermiştir.

"Kültürel Diplomasi: Bölünmeleri Birleştirmek, Güven İnşa Etmek" paneli, 19 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Valeria Giannotta, kültür diplomasisi ile geleneksel diplomasi arasındaki farklara değinmiş ve kültür diplomasisinin farklı toplumsal katmanları sürece dahil ettiğini ifade etmiştir. İşbirlikçi bir çerçeveye ihtiyaç olduğunu belirtmiş ve kültür diplomasisinin geleneksel diplomasiye alternatif bir alan sunduğunu dile getirmiştir.
Giannotta, kültür diplomasisine örnek olarak İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları bağlamında sosyal medya ve Türkiye’nin girişimlerinin toplumları etkilediğini belirtmiş ve barışın inşası için küresel düzeyde yapısal sorunların çözülmesi gerektiğini vurgulamıştır. Gençlere yönelik olarak “Başka bir yerde kısa süre yaşadığınız zaman o yaşantıyı anlıyorsunuz. Kardeşlik algısını, dostluk algısını hiçbir zaman unutmayın. Sadece yüksek not için değil kendinizi geliştirmek için sıkı çalışın.” demiştir.
Rym Ali, kültür diplomasisinin kriz dönemlerinde nasıl yürütüleceğinin önemine dikkat çekmiş ve sivil toplumun katılımının ilişkileri güçlendirdiğini ifade etmiştir. Kültürel ilişkilerin zaman içinde ortak tepkilerin oluşmasına zemin hazırladığını belirtmiştir.

"Kültürel Diplomasi: Bölünmeleri Birleştirmek, Güven İnşa Etmek" paneli, 19 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Ali, kültürel diplomaside eşitlik ve sorumluluk vurgusu yaparak şu ifadeleri kullanmıştır: “Kültürel bir temizlik gerçekleşiyor özellikle Filistin'de. Dolayısıyla bizlerin var olan ilişkileri buna son vermek için kullanmamız gerekiyor.” Ali ayrıca, “Bir soykırım olduğunda müdahale zorunluluğu vardır ve kültürün önemi hepimizin insan olduğunu hatırlamaktır.” şeklinde konuşmuştur.
Akiko Horiba, kültürel diplomasinin taraflar arasındaki iletişimi kolaylaştırdığını ve güven inşasında önemli bir rol oynadığını ifade etmiştir. Kültürel diplomasinin ihmal edilmesinin daha fazla şiddete yol açabileceğini belirterek “Kültürel diplomasiyi unutursak çok daha fazla şiddet doğacaktır.” demiştir.
Horiba, her ülkenin kendine özgü bir kültürü olduğunu ve bu kültürler arasında saygı temelinde güven inşa edilmesi gerektiğini vurgulamış, kültürün propaganda aracı haline getirilmemesi gerektiğini ifade etmiştir.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında, “Bir Asırlık Dil ve Kimlik: Bakü Türkoloji Kongresi'nden Türk Entegrasyonuna” başlıklı panel düzenlenmiştir. Panelde, 1926 Bakü Türkoloji Kongresi’nin mirası değerlendirilmiş; Türk dünyasında dil alanındaki işbirliği, kültürel kimlik ve çağdaş kurumsal entegrasyon çabaları ele alınmıştır.

“Bir Asırlık Dil ve Kimlik: Bakü Türkoloji Kongresi'nden Türk Entegrasyonuna” paneli, 19 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Panel, Hacı Bayram Veli Üniversitesinden Fırat Purtaş moderatörlüğünde gerçekleştirilmiştir. Oturuma, Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreteri Kubanıçbek Ömüraliyev, Türk Akademisi Başkanı Şahin Mustafayev, Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Aktotı Raimkulova, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı Genel Sekreteri Sultan Raev, Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi Genel Sekreteri Ramil Hasan ve Türk Dil Kurumu Başkanı Osman Mert katılmıştır.
TDT Genel Sekreteri Kubanıçbek Ömüraliyev, 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı’nın Türk dünyasının bütünleşmesinin temellerini atan önemli bir dönüm noktası olduğunu belirtmiştir. Kurultayın, bilimsel ve pratik düzeyde birlik kavramını öne çıkaran ilk platformlardan biri olduğu ifade edilmiştir.
Ömüraliyev, düşünce ve eylemde birlik ilkesinin kabul edildiğini ancak tarihsel ve siyasi koşullar nedeniyle bu fikirlerin hayata geçirilmesinin uzun bir zaman aldığına dikkat çekmiştir. Kurultayın, Türk devletleri arasında düzenli üst düzey diyalog geleneğinin başlangıcını oluşturduğu ifade edilmiş ve “Bu fikirler Türk devletleri arasında giderek artan işbirliğinin entegrasyon sürecini canlı şekilde yansıtmakta ve geçmişin vizyonunu günümüze taşımaktadır.” demiştir.
Türk Akademisi Başkanı Şahin Mustafayev, dönemin Türk aydınlarının kurultayı büyük bir heyecan ve umutla karşıladığını belirtmiştir. Avrasya coğrafyasındaki Türk halklarının temsilcilerinin Bakü’de bir araya geldiği ve ortak kültür, dil, tarih ve gelecek üzerine görüş alışverişinde bulunduğu ifade edilmiştir.
Mustafayev, kurultayı Türk dünyasında başlayan çağdaşlaşma hareketinin mantıksal sonucu olarak değerlendirmiştir. 1926’da düzenlenen bu toplantının Türkoloji’nin bilim dalı olarak gelişmesinde önemli katkı sağladığı belirtilmiştir.
Kurultayın, Türkoloji’yi daha bütüncül bir bilim alanı haline getirdiği ve Türk halklarında kültürel bilincin oluşumunda etkili olduğu ifade edilmiştir. Mustafayev, günümüzde Türkoloji alanında ele alınan birçok konunun temellerinin bu kurultayda atıldığını vurgulamıştır.

“Bir Asırlık Dil ve Kimlik: Bakü Türkoloji Kongresi'nden Türk Entegrasyonuna” paneli, 19 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Aktotı Raimkulova, vakfın Azerbaycan hükümetinin girişimiyle kurulduğunu belirtmiştir. UNESCO tarafından 15 Aralık’ın Dünya Türk Dili Ailesi Günü olarak ilan edilmesinin önemli bir adım olduğu ifade edilmiştir.
Bu gelişmeyle birlikte Türk dili ve mirasının küresel ölçekte tanınırlığının arttığı belirtilmiştir. Raimkulova, vakıf bünyesinde yürütülen çalışmaların Türk dünyasının zengin mirasını tanıtmayı amaçladığını ifade etmiş ve “Çünkü yapmış olduğumuz her bir icraat, her bir çalışma aslında Türk dünyasında alınan kararların bir nişanıdır.” demiştir.
TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev, dilin kültürel hafıza açısından taşıdığı öneme dikkat çekmiştir. Raev, şu ifadeleri kullanmıştır: “Dil bizim kültürel hafızamızdır. Adetlerimizi, geleneklerimizi, göreneklerimizi saklayan bir sandıktır.”
Raev, Türk dünyasında yeni bir yakınlık kurmaktan ziyade mevcut ortak köklerin güçlendirilmesinin önemine vurgu yapmıştır. Ortak dil ve kültürel mirasın görünür hale getirilmesinin gerekliliği ifade edilmiştir.
Türk dünyasının ekonomik olarak yükseldiği belirtilmiş ve Bakü’de yüz yıl önce atılan adımın dil üzerinden ortak bir gelecek kurma iradesini temsil ettiği dile getirilmiştir.
TÜRKPA Genel Sekreteri Ramil Hasan, Antalya Diplomasi Forumu’nun Türk dünyasını bir araya getiren bir platform olduğunu ifade etmiştir. 1926’daki kurultaya katılan birçok aydının hayatını kaybettiğini hatırlatarak şu ifadeleri kullanmıştır: “Biz farklı milletlerin evlatları değiliz, aynı milletin evladıyız, Türk'üz hepimiz.”
Hasan, o dönemde Türk devletlerinin bağımsız olmadığını ve aydınların zor şartlar altında bir araya geldiğini belirtmiştir. Günümüzde ortak alfabe ve kültürel işbirliği alanındaki gelişmelerin önemli bir aşama olduğu ifade edilmiştir.

“Bir Asırlık Dil ve Kimlik: Bakü Türkoloji Kongresi'nden Türk Entegrasyonuna” paneli, 19 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Türk Dil Kurumu Başkanı Osman Mert, kültürel birliğin temel şartlarından birinin yazı birliği olduğunu ifade etmiştir. Türkiye’nin 1928’de gerçekleştirdiği harf devriminin bu bağlamda önemli bir dönüm noktası olduğu belirtilmiştir. Mert, dijital ortamda Latin alfabesinin kullanımının yaygın olduğunu ve genç nesillerin Türk dünyasını dijital zemin üzerinde birleştirebileceğini ifade etmiştir.
Panelin sonunda Hacı Bayram Veli Üniversitesinden Ruhi Ersoy söz almıştır. Türkoloji’nin yalnızca dil, edebiyat ve folklor çerçevesinde öğretilmesinin yetersiz olduğu belirtilmiştir. Türkoloji müfredatının, Türk dünyasındaki güncel gelişmeler dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında, Türkiye ile Kuzey Makedonya arasındaki ticari ilişkilerin mevcut durumu ve büyüme potansiyeli Antalya’da düzenlenen çalışma yemeğinde ele alınmıştır. Görüşme, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Türkiye–Kuzey Makedonya İş Konseyi tarafından organize edilmiştir.
Çalışma yemeğine, Kuzey Makedonya Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Timço Mucunski ve beraberindeki heyet, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Balkanlar ve Orta Avrupa Genel Müdürü Büyükelçi Yağmur Ahmet Güldere, Kuzey Makedonya’nın Ankara Büyükelçisi Jovan Manasijevski, DEİK Türkiye–Kuzey Makedonya İş Konseyi Başkanı Bilal Kara ve Türk iş insanları katılmıştır.

Türkiye–Kuzey Makedonya Ticari İlişkileri Görüşmesi, 19 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
DEİK Türkiye–Kuzey Makedonya İş Konseyi Başkanı Bilal Kara, iki ülke arasındaki güçlü siyasi ilişkilerin ekonomik alanda somut çıktılara dönüştürülmesinin önemine dikkat çekmiştir. Türkiye ile Kuzey Makedonya arasındaki işbirliğinin, iş dünyasının aktif rolüyle daha ileri seviyelere taşınabileceği ifade edilmiştir.
Kara, "İş dünyası olarak inisiyatif almaya, yatırım süreçlerini hızlandırmaya ve sürdürülebilir ekonomik değer üretmeye hazırız.” değerlendirmesinde bulunmuştur.
Görüşmelerde, iki ülke arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın güncellenmesiyle ticaret hacminin 2 milyar dolar seviyesine çıkarılması hedefi ele alınmıştır. Ayrıca, İş Konseyinin gelecek dönem faaliyet planı ve stratejik yol haritası değerlendirilmiştir. Toplantıda, Türkiye ile Kuzey Makedonya arasındaki ticari ilişkilerin mevcut durumu ve büyüme potansiyeli kapsamlı biçimde ele alınmıştır. Başta altyapı, sağlık, turizm ve enerji olmak üzere öncelikli sektörlerde işbirliği imkanları üzerinde durulmuştur.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında, Antalya’nın Serik ilçesinde “COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonları Toplantısı” düzenlenmiştir. Toplantıda iklim eylemi, sıfır atık politikaları ve çok taraflı iklim diplomasisi başlıkları ele alınmıştır.

COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonları Toplantısı, 19 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Toplantıya, NATO Parlamenter Asamblesi Türk Delegasyonu Başkanı ve AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Antalya Valisi Hulusi Şahin, Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Danışmanı Ömer Tayyip Erdoğan, UNICEF Türkiye Temsilcisi Paolo Marchi ve Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Babatunde Ahonsi ile çeşitli ülkelerden yetkililer katılmıştır.
Mevlüt Çavuşoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada iklim eyleminin insanlığın ortak geleceğini belirleyen temel başlıklardan biri olduğunu ifade etmiştir. Küresel ölçekte her yıl 2 milyar tonun üzerinde atık üretildiğine dikkat çekmiş ve bu durumun çevresel olduğu kadar sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri de ortaya koyduğunu belirtmiştir. Çavuşoğlu,
“İklim krizi sınır tanımıyor. Çözümler de ulusal sınırlarla kısıtlı kalamaz. Güvene dayalı, kapsayıcı ve etkin bir iklim diplomasisi, farklı koşullara sahip ülkeleri ortak hedeflerde buluşturmanın en güçlü aracıdır. Çok taraflılık bugün değil gelecek değil zorunluluktur çünkü ancak birlikte hareket edersek ortak evimizi koruyabiliriz. Türkiye olarak bu küresel soruna vicdan temelli bir yaklaşımla cevap veriyoruz. Birbirimize olduğu kadar dünyaya karşı da sorumluluk taşıdığımızı unutmuyoruz. Kıymetli Hanımefendi, Sayın Emine Erdoğan'ın himayelerinde 2017 yılında başlatılan sıfır atık hareketi bu anlayışın somut bir yansımasıdır. Kısa sürede ulusal bir girişimden küresel bir farkındalık hareketine dönüşmüştür. Çok kısa bir zaman zarfında 90 milyon ton atığı geri kazanarak ekonomimize 365 milyar liralık katkı sağladık, 613 milyon ağacın kesilmesini önledik, 180 milyon ton sera gazı emisyonunu engelledik ve 2 trilyon litre su tasarrufu sağladık.” demiştir.
Çavuşoğlu, Türkiye’nin öncülüğünde 105 ülkenin desteğiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ilan edilen 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü’nün küresel ölçekte önemli bir iklim diplomasisi çıktısı olduğunu ifade etmiştir. COP31 kapsamında sıfır atık ve döngüsel ekonomi yaklaşımının önceliklendirildiğini belirtmiş ve şu değerlendirmede bulunmuştur: “Bu doğrultuda iklim diplomasisini güçlendirmek, ülkeler arasında köprüleri kurmak ve somut işbirlikleri geliştirmek temel önceliklerden biri olacaktır. COP31 eylem gündemimiz, temiz enerjiden sürdürülebilir tarıma, iklim dirençli şehirlerden yeşil sanayiye kadar geniş bir alanı kapsamaktadır. Kimseyi geride bırakmayan, kapsayıcı ve hakkaniyetli bir iklim yönetimini savunuyoruz. İklim diplomasisinin de bu adalet zemininde ilerlemesi gerektiğine inanıyoruz.”
Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya’nın yılda milyonlarca turisti ağırlayan bir şehir olduğunu belirtmiştir. Kentin sürdürülebilirliğinin sağlanması için atık yönetimi, hava ve deniz temizliğinin korunmasının önemine dikkat çekmiştir.

COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonları Toplantısı, 19 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, sıfır atık hareketinin küresel ölçekte yaygınlaştığını ifade etmiştir. Vakıf tarafından oluşturulan çalışma grupları aracılığıyla Birleşmiş Milletler Türkiye ofisleriyle koordineli çalışmalar yürütüldüğü belirtilmiştir.
Ağırbaş, Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacağını ifade etmiş ve sürecin bu etkinlik sonrasında da sürdürüleceğini belirtmiştir. Ayrıca Sıfır Atık Forumu’nun ikinci toplantısının 5–7 Haziran tarihlerinde düzenleneceğini ve 150’den fazla ülkeden katılım teyidi alındığını açıklamıştır: “Bakınız geldiğimiz dünyada ne yazık ki uluslararası çevre örgütleri atılan bombaların çevreye verdiği zararı konuşmuyor. Bizler hala küçük konularda boğuluyoruz fakat dünyamızda çok fazla adaletsizlik var, çok fazla eşitsizlik var. Katıldığımız bütün toplantılarda sonucu ne olursa olsun dünyadaki adaletsizlikleri dile getirmekten çekinmeyeceğiz ve Sıfır Atık Forumu da kendisini özgür hisseden, çevreye dair, dünyaya dair söylem üretmek isteyen herkesin ortak toplantısıdır.”
COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Danışmanı Ömer Tayyip Erdoğan, toplantının yalnızca çevresel sorunları değil, aynı zamanda yeni neslin rolünü ele almak amacıyla gerçekleştirildiğini ifade etmiştir.
Erdoğan, iklim krizi ve kaynak tükenmesinin teknik bir sorun olmanın ötesine geçtiğini, sosyal ve ekonomik boyutlar kazandığını belirtmiştir. Gençlerin bu süreçte aktif rol üstlenmesi gerektiğine dikkat çekmiştir.

COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonları Toplantısı, 19 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Erdoğan, şu değerlendirmede bulunmuştur: "Veriler ve saha deneyimlerimizden açıkça anlaşıldığı üzere dünyanın dört bir yanındaki gençler sıfır atık ve döngüsel ekonomi alanlarında son derece yaratıcı fikirler geliştiriyor ancak bu fikirlerin çoğu, uygulamaya geçirmek için gerekli olan yapılandırılmış destek mekanizmalarının eksikliği nedeniyle konsept aşamasında kalıyor. İşte bu nedenle Sıfır Atık yaklaşımını bir politika çerçevesinden gerçek bir gençlik hareketine dönüştürüyoruz. Bu bağlamda, Sıfır Atık Forumu çatısı altında Gençlik Diplomasisi Derneği ile ortaklaşa yeni bir girişim başlatıyoruz. Gençleri güçlendirmeye adanmış yeni bir Sıfır Atık Gençlik Forumu kuruyoruz. Bu forum, gençleri sadece katılımcı olarak bir araya getirmekle kalmayacak, aynı zamanda onları karar vericiler, tasarımcılar ve uygulayıcılar olarak konumlandıracaktır ayrıca Gençlik Diplomasisi Derneği ile işbirliği içinde, bu girişimi somut adımlar çerçevesinde küresel düzeye taşıyoruz. Sıfır Atık ve İklim Eylemi alanlarında gençlerin rolünü güçlendirmeyi amaçlayan uluslararası bir gençlik forumu düzenleyeceğimizi duyurmaktan memnuniyet duyarım."

COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonları Toplantısı, 19 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Erdoğan, bu girişim kapsamında gençlere eğitim, teknik destek ve finansal imkanlar sağlanacağını belirtmiştir. Geliştirilen projelerin COP31 kapsamında küresel düzeyde sergileneceği ifade edilmiştir. Gençlik odaklı bu yaklaşımın, sıfır atık politikalarının bir yaşam biçimi haline gelmesine katkı sağlayacağı ve sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir dönüşüm süreci oluşturacağı belirtilmiştir.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Antalya Diplomasi Forumu 2026’nın kapanışında düzenlenen basın toplantısında forumun genel çerçevesine, katılımcı profiline, forum marjında gerçekleştirilen diplomatik temaslara ve güncel bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur. Fidan, üç gün süren forumun yoğun, nitelikli ve verimli bir mesainin ardından tamamlandığını, Antalya’nın bir kez daha küresel diplomasinin nabzının attığı merkezlerden biri haline geldiğini belirtmiştir.
Fidan, forum kapsamında lider panellerinden bölgesel oturumlara kadar farklı formatlarda kapsamlı bir programın icra edildiğini ve toplam 52 oturumda mevcut krizlerin çok boyutlu biçimde ele alındığını ifade etmiştir. Asya-Pasifik’ten Latin Amerika’ya, Avrupa’dan Orta Asya’ya kadar geniş bir coğrafyadan liderlerin, karar alıcıların ve uzmanların aynı çatı altında bir araya geldiğini vurgulamıştır. Bu çerçevede şu bilgileri paylaşmıştır: “Bu yıl 150 ülke ve 66 uluslararası kuruluştan 6 bin 400 katılımcı forumumuza katıldılar. Bu aslında emsalleriyle kıyaslandığı zaman gerçekten çok büyük bir rakam. Hem kapsadığı coğrafya itibariyle hem de katılımcıların sayısı itibariyle. 23 devlet ve hükümet başkanı, 13 devlet ve hükümet başkan yardımcısı, meclis başkanları, 50 bakan ve 87 uluslararası kuruluşun üst düzey temsilcisi forumumuza iştirak ettiler.”

Dışişleri Bakanı Fidan, Antalya Diplomasi Forumu kapanış töreninde konuşuyor, 19 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Fidan, forum kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çok sayıda üst düzey temas gerçekleştirdiğini, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile bakanların da çeşitli muhataplarıyla görüşmeler yaptığını belirtmiştir. Kendisinin de çok sayıda mevkidaşı ve uluslararası kuruluş temsilcisiyle görüştüğünü, forum marjında uluslararası gündemi etkileyen toplantılara ev sahipliği yapıldığını ifade etmiştir. Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan ile gerçekleştirilen dörtlü toplantıda bölgesel barış, istikrar ve seyrüsefer serbestisinin kalıcı biçimde tesis edilmesine yönelik muhtemel girişimlerin ele alındığını, bu çerçevede bölgenin geleceğine ilişkin ortak bir vizyon doğrultusunda somut adımların değerlendirildiğini söylemiştir.
Hakan Fidan, forumun yalnızca temsili bir buluşma değil, aynı zamanda küresel ve bölgesel sorunların doğrudan tartışıldığı bir diplomasi zemini olduğunu ifade etmiştir. Gazze Barış Planı’nın ele alındığı toplantılardan Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Dışişleri Bakanları Toplantısı’na, Balkan Barış Platformu’nun üçüncü dışişleri bakanları toplantısından Filistin temalı yüksek seviyeli oturuma kadar birçok başlığın forum marjında gündeme geldiğini belirtmiştir.
Gazze bağlamında Emine Erdoğan’ın himayelerinde düzenlenen “Filistin için Tek Yürek: Eğitimde Yıkıma Karşı Geleceği Korumak” başlıklı oturumun forumun en anlamlı buluşmalarından biri olduğunu ifade eden Fidan, ADF’nin farklı görüşleri, coğrafyaları ve çıkarları aynı masa etrafında buluşturma niteliğinin bir kez daha teyit edildiğini söylemiştir. Oturumlarda, bölgesel krizlerin ancak ilgili coğrafyanın kendi dinamikleri ve bölgesel aktörlerin etkin katılımıyla çözülebileceği fikrinin öne çıktığını belirtmiştir. Küresel ekonomiye ilişkin oturumlarda ise korumacılığın yükseldiği bir dönemde yatırımların, serbest ticaretin ve bağlantısallık projelerinin uluslararası istikrara katkısının vurgulandığını kaydetmiştir.
Fidan, ADF’de diplomasinin geleneksel sınırlarının ötesine geçilerek gıda güvenliği, kuraklık, iklim değişikliği ve COP31 gibi başlıkların da forum gündemine taşındığını ifade etmiştir. Çoklu krizlerin ve belirsizliklerin uluslararası sistemin baskın karakteri haline geldiği bir dönemde ADF’nin “umut, diyalog ve çözüm zemini” işlevi gördüğünü belirtmiş ve şu ifadeleri kullanmıştır: “Belirsizliklerin ve çoklu krizlerin uluslararası sistemin baskın karakteri haline geldiği, diyaloğun yerini kutuplaşmanın almaya başladığı böylesine çetin bir dönemde ADF, dünyada eşine az rastlanır bir umut, diyalog ve çözüm zeminine dönüşmüştür.”
Ayrıca forumun, Dışişleri Bakanlığı teşkilatının diplomatik birikimi ile organizasyonel kapasitesinin de bir göstergesi olduğunu söylemiş; Türkiye’nin dış politikayı dar kalıplara hapsetmeden, diplomasiyi barışın anahtarı olarak gören anlayışla sürdürmeye devam edeceğini belirtmiştir.
Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Fidan, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan-Mısır dörtlü toplantısının üçüncüsünün yapıldığını hatırlatmıştır. Bu dört ülkenin bölgesel sahiplenmeyi gerektiren bütün konuları sahici, uygulanabilir ve gerçekçi bir gündemle ele alma iradesine sahip olduğunu belirtmiştir. Bu ülkelerin, sadece kendi aralarındaki işbirliğini değil, çevrelerindeki daha geniş bölgesel alanı da temsil ettiğini ifade etmiştir.
Bölgenin mevcut işbirliği imkanlarını yeterince kullanamaması nedeniyle potansiyelini hayata geçiremediği yönündeki kanaatini aktaran Fidan, bu nedenle somut konuları hayata geçirmek amacıyla bir araya geldiklerini belirtmiştir. Bu bağlamda, bölgesel çatışmaların sönümlendirilmesi, ekonomik ilerlemenin sağlanması ve istikrarın inşa edilmesi üzerinde durulduğunu söylemiştir. İsrail’in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile kurduğu askeri işbirliğine değinerek Türkiye’nin benzer bir yaklaşım içinde olmadığını, aksine bölgesel sorunların nasıl söndürülebileceği ve ekonomik kalkınmanın nasıl sağlanabileceği sorularına yanıt aradığını belirtmiştir.
Gazze Barış Planı’na ilişkin olarak, planın kurucu ruhunu oluşturan ülkelerle yeniden bir araya gelindiğini ve geçen süreçte alınan kararların, ortaya konulan vizyonun ve kurumsallaşma çabalarının hangi aşamaya geldiğinin ayrıntılı biçimde ele alındığını ifade etmiştir. Bölge ülkelerinin kendi sorunlarına sahip çıkmalarının yaşamsal önem taşıdığını vurgulamış; Gazze, Lübnan ve İran bağlamında ortaya çıkan güven krizlerinin, çatışmaların ve yoksullaştırıcı etkilerin ortadan kaldırılması için ortak arayışların sürdüğünü belirtmiştir. Hürmüz Boğazı’ndaki uygulamaların da yakından takip edildiğini, zaman zaman açılma ve kısmi bloke beyanlarının bulunduğunu aktarmıştır.
Fidan, Gazze’de devam eden gelişmelere ilişkin olarak, İsrail’in Gazze’yi insansızlaştırmaya yönelik politikasının değişmediğini ifade etmiştir. Uluslararası toplumun diplomasinin tüm imkanlarını kullanarak bunu engellemeye çalıştığını belirtmiştir. İsrail’in yayılmacı politikasının yalnızca bölgenin değil, dünyanın güvenlik sorunu haline geldiğini vurgulamış ve “İsrail yayılmacılığı sorunu sadece bölgenin değil artık dünyanın bir güvenlik sorunu haline gelmiştir.” demiştir.
Süreç içerisinde olumlu gelişmeler beklediğini söyleyen Fidan, birçok uluslararası aktörün İsrail’in yayılmacı siyasetinden duyduğu ortak endişeyi dile getirdiğini ifade etmiştir. İsrail’in politikalarının sadece Türkiye’nin ya da bölge ülkelerinin meselesi olmadığını, bunun küresel güvenlik bakımından da temel bir sorun teşkil ettiğini belirtmiştir.
Fidan, Türkiye’nin Afrika’da da çatışmaların sonlandırılması, ulus devletlerin güvenlik sorunlarının azaltılması ve özellikle terörle mücadele alanında destek sunmaya çalıştığını ifade etmiştir. Somali’de devam eden terörle mücadele sürecine Türkiye’nin katkı verdiğini, Nijerya ile işbirliğinin sürdüğünü ve bunun daha da geliştirileceğini söylemiştir. Ayrıca Somali-Etiyopya arasındaki arabuluculuğun, Libya’nın bütünleşme çabalarının, Sudan’daki iç savaşın ve Ruanda-Kongo arasındaki sorunların Türkiye tarafından yakından takip edildiğini belirtmiştir.
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış sürecine ilişkin olarak, mevcut anlaşmanın hayata geçmesini umut ettiğini söylemiştir. Nihai anlaşmanın imzalanması halinde normalleşme, bağlantısallık, ekonomik işbirliği ve enerji güvenliği alanlarında ciddi sonuçlar doğacağını ifade etmiştir. Türkiye-Ermenistan ve Azerbaycan-Ermenistan normalleşmesinin bölgeye istikrar kazandıracağını, Zengezur Koridoru’nun da bağlantısallık açısından önemli olduğunu belirtmiştir. Güney Kafkasya’da barışın sağlanmasının tüm bölge halkları açısından önem taşıdığını vurgulamıştır.
Rusya-Ukrayna Savaşı bağlamında Türkiye’nin rolüne ilişkin bir soruya yanıt veren Fidan, Türkiye’nin hem teknik düzeyde hem liderler düzeyinde yapılabilecek görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu belirtmiştir. Daha önce İstanbul’da tarafların bir araya getirildiğini hatırlatmış ve barış için gereken her türlü desteğin sunulabileceğini ifade etmiştir. Savaşın uzamasının ciddi maliyetler doğurduğunu, dünya kamuoyunun dikkatinin İran-ABD müzakereleri ve diğer krizler nedeniyle Ukrayna ve Gazze’den uzaklaşmasının stratejik endişe yarattığını belirtmiştir. Bu nedenle hem Ukrayna hem de Gazze başlıklarının uluslararası gündemdeki ağırlığının korunması gerektiğini vurgulamıştır.

Dışişleri Bakanı Fidan, Antalya Diplomasi Forumu kapanış töreninde konuşuyor, 19 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Lübnan’a ilişkin değerlendirmesinde Fidan, Türkiye’nin Lübnan halkıyla dayanışma içinde olduğunu, bu ülkeye yönelik insani yardımların sürdüğünü ifade etmiştir. Lübnan’ın hem kendi iç parçalanmışlığı hem de İsrail işgali nedeniyle ağır bir kriz yaşadığını belirtmiştir. Son aylarda İsrail’in işgaliyle birlikte 1 milyondan fazla insanın evini terk etmek zorunda kaldığını, Gazze’de uygulanan yöntemlerin burada da uygulanmaya başlandığını söylemiştir.
İran-ABD müzakerelerinin Lübnan’daki durumu gölgede bıraktığını, İsrail’in de bunu bir fırsat olarak kullanarak oldubitti yaratmaya çalıştığını ifade etmiştir. Ateşkesin temel amacının müzakerelere imkan tanımak olduğunu, Lübnan’da ilan edilen 10 günlük ateşkesin de bu genel çerçevenin parçası olarak ortaya çıktığını belirtmiştir. Bütün dünya kamuoyunun müzakerelerin devam etmesini istediğini vurgulamış ve şu ifadeleri kullanmıştır: “Müzakerelerin devam etmesini bütün dünya kamuoyu açıkçası istiyor. Bu konuda çok ciddi bir irade ve baskı var. Kimse savaşın tekrar başlamasını istemiyor.”
Savaşın enerji güvenliği üzerindeki etkilerine, fiyat baskılarına ve birçok ülkenin bütçesi üzerindeki tahribata dikkat çeken Fidan, taraflar arasında yeni bir zorlayıcı tedbir devreye girmediği sürece ateşkesin uzatılması ve müzakerelerin devam etmesi yönünde imkan bulunduğunu ifade etmiştir.
Suriye’ye ilişkin değerlendirmesinde Fidan, son krizde Suriye’nin çatışmaların dışında kalan az sayıdaki ülkeden biri olduğunu belirtmiştir. Bu ülkenin hiçbir çatışmanın tarafı olmadığını, herhangi bir devlete tehdit oluşturmadığını ve kendi iç yaralarını sarmaya odaklandığını söylemiştir. Bunun hem Türkiye’nin hem bölgedeki diğer liderlerin Suriye’den beklediği örnek davranış olduğunu ifade etmiştir.
Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin, uzun süredir ertelenen bağlantısallık projelerini yeniden gündeme getirdiğini söyleyen Fidan, enerji kaynaklarının ve yük taşımacılığının yalnızca deniz yoluyla değil, kara ve demir yolu hatlarıyla da Türkiye, Suriye ve Suudi Arabistan hattı üzerinden taşınmasının önemine işaret etmiştir. Demir yolunun öncelikli başlık olduğunu, bu konuda ilgili bakanlıkların ve ekiplerin yoğun biçimde çalıştığını belirtmiştir.
Bölge liderlerinin bir araya geldiklerinde kalkınma, enerji güvenliği, ulaştırma, altyapı ve refahı konuştuklarını; buna karşın bazı aktörlerin bölgenin çatışma ve yıkım sarmalından çıkmasını istemediğini söylemiştir. Buna rağmen bölge ülkelerinin kendi barışlarını ve kalkınma projelerini hayata geçirecek irade ve güce sahip olduklarını vurgulamıştır.

Dışişleri Bakanı Fidan, Antalya Diplomasi Forumu kapanış töreninde konuşuyor, 19 Nisan 2026 - (Anadolu Ajansı)
Kıbrıs bağlamında Fidan, Türkiye’nin bölge ülkeleriyle işbirliği içinde olduğunu, ancak İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında kurulan askeri işbirliğinin bölgedeki Müslüman ülkelerde ciddi endişe yarattığını ifade etmiştir. Bu ittifakın Türkiye’ye ve bölgedeki diğer ülkelere yönelik bir tehdit algısı oluşturduğunu belirtmiştir. İsrail Başbakanı’nın söz konusu ittifakın kurulduğu törende yaptığı açıklamaların da bu güvenlik kaygılarını güçlendirdiğini söylemiştir. Avrupa’da Yunanistan dışında bu tür bir askeri işbirliği anlaşması yapan başka ülke olmadığına dikkat çekmiştir.
Fidan, orta düzey güçteki ülkelerin kendi bölgelerinde daha fazla sorumluluk üstlenmesinin önemine değinmiştir. Büyük güçlerin yarattığı boşlukta orta güçlerin sadece ikili ilişkilerde değil, küresel sorunların çözümünde de dayanışma içinde olup olmayacağının giderek daha önemli hale geldiğini belirtmiştir.
Bugün Hürmüz Boğazı’nda yaşanan bir tıkanmanın Kore, Japonya ve Çin’i etkilediğini; yarın Güney Çin Denizi’nde yaşanacak bir krizin de Türkiye’yi etkileyebileceğini ifade etmiştir. Bu nedenle bölgesel ve küresel kriz ayrımının giderek ortadan kalktığını, bütün krizlerin birbirini daha fazla etkilediği yeni bir döneme girildiğini söylemiştir. Bu durumun, sorunlara daha farklı yapısal çözümler ve daha yoğun koordinasyonla yaklaşılmasını zorunlu kıldığını vurgulamıştır.
Anadolu Ajansı. “ADF 2026 Kapsamında ‘Bir Asırlık Dil ve Kimlik: Bakü Türkoloji Kongresi’nden Türk Entegrasyonuna’ Paneli Düzenlendi.” Anadolu Ajansı. Erişim 20 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/adf-2026-kapsaminda-bir-asirlik-dil-ve-kimlik-baku-turkoloji-kongresinden-turk-entegrasyonuna-paneli-duzenlendi/3911287
Anadolu Ajansı. “Antalya Diplomasi Forumu Kapsamında Kültürel Diplomasi Paneli Düzenlendi.” Anadolu Ajansı. Erişim 20 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/antalya-diplomasi-forumu-kapsaminda-kulturel-diplomasi-paneli-duzenlendi-/3911199
Anadolu Ajansı. “Antalya’da COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonları Toplantısı Düzenlendi.” Anadolu Ajansı. Erişim 20 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/antalyada-cop31-yuksek-duzeyli-iklim-sampiyonlari-toplantisi-duzenlendi/3911528
Anadolu Ajansı. “Dışişleri Bakanı Fidan: Antalya Diplomasi Forumu’nda 23 Devlet ve Hükümet Başkanı Ağırlandı.” Anadolu Ajansı. Erişim 20 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/disisleri-bakani-fidan-antalya-diplomasi-forumunda-23-devlet-ve-hukumet-baskani-agirlandi/3911269
Anadolu Ajansı. “Türkiye-Kuzey Makedonya Ticari İlişkileri ADF Kapsamında Görüşüldü.” Anadolu Ajansı. Erişim 20 Nisan 2026. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/turkiye-kuzey-makedonya-ticari-iliskileri-adf-kapsaminda-gorusuldu/3911175
Antalya Diplomasi Forumu 2026, 17–19 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya’nın Belek Turizm Bölgesi’nde düzenlendi ve üç gün boyunca uluslararası diplomasi gündemine ilişkin çok sayıda başlık ele alındı. Forumda 150’den fazla ülkeden 6 bin 400 katılımcı yer aldı, 23 devlet ve hükümet başkanı ile çok sayıda bakan ve uluslararası kuruluş temsilcisi bir araya geldi. Oturumlarda güvenlik, enerji, iklim, göç ve çok taraflılık gibi konular panel ve toplantılar aracılığıyla tartışıldı. Etkinlik, 19 Nisan 2026’da yapılan kapanış toplantısıyla tamamlandı.
No Discussion Added Yet
Start discussion for "2026 Antalya Diplomasi Forumu" article
April 17, 2026
Tarihsel Arka Plan
April 17, 2026
Organizasyon
April 17, 2026
Katılımcı Profili
April 17, 2026
Program ve Oturumlar
April 17, 2026
Gündem ve Tematik Odaklar
April 17, 2026
Açılış Konuşmaları
April 17, 2026
5. Antalya Diplomasi Forumu - 1.Gün
April 17, 2026
1.Gün Panel ve Oturumları
April 17, 2026
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İkili Görüşmeleri (17 Nisan 2026)
April 19, 2026
5. Antalya Diplomasi Forumu - 2.Gün
April 19, 2026
2.Gün Panel ve Oturumları
April 19, 2026
“Balkanlar’da Barışın Sağlanması: Diyalog, İş Dünyası ve Bağlantısallık” Paneli
April 19, 2026
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Antalya Diplomasi Forumu’ndaki Açıklamaları, Çok Taraflı Toplantıları ve İkili Diplomatik Temasları
April 19, 2026
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İkinci Gün Temasları
April 20, 2026
5. Antalya Diplomasi Forumu - 3.Gün
April 20, 2026
3.Gün Panel ve Oturumları
April 20, 2026
3.Gün Toplantıları
April 20, 2026
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Kapanış Basın Toplantısı ve Forumun Genel Değerlendirmesi