
1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı Tasviri (Yapay Zeka İle Oluşturulmuştur)
1806–1812 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Balkanlar ve Kafkasya'da toprak hakimiyeti, nüfuz mücadelesi ve Karadeniz güvenliği ekseninde altı yıl süren ve Bükreş Antlaşması ile sonuçlanan kapsamlı bir savaştır. Savaş, Osmanlıların Eflak ve Boğdan voyvodalarını Rusya’nın izni olmadan değiştirmesi üzerine Rus ordusunun bu bölgeleri işgal etmesiyle başlamıştır. Tuna boyu, İsmail ve Silistre gibi kalelerin kuşatmaları, Karadeniz kıyılarında Trabzon ve Akçaabat’a yönelik deniz baskınları ile Faş Kalesi ve İmereti Krallığı üzerindeki mücadeleler savaşın seyrini belirleyen başlıca gelişmeler arasında yer almıştır. Kafkasya’da Rusya’nın ilerleyişi ve Osmanlı kalelerinin düşmesi ile genişleyen çatışmalar, 28 Mayıs 1812 tarihinde imzalanan Bükreş Antlaşması ile sona ermiştir. Antlaşma ile Besarabya Rusya’ya bırakılmış, Eflak ve Boğdan Osmanlılara geri verilmiş ve bazı Kafkas kaleleri Osmanlı idaresine iade edilmiştir.
1792’de imzalanan Yaş Antlaşması ile Osmanlı Devleti, Kırım’ı tamamen Rusya’ya bırakmış ve Karadeniz’in kuzeyindeki hâkimiyetini büyük ölçüde yitirmişti. 18. yüzyıl sonunda Napolyon Bonapart’ın Akdeniz’de izlediği yayılmacı politika ise Osmanlı-Rus ilişkilerini geçici bir süre yakınlaştırdı. Fransız ordularının 1797’de Venedik’i ve Ege Denizi’ndeki bazı adaları işgali, ardından 1798’de Mısır’ı istilası Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya’yı tarihlerinde ilk defa ittifak yapmaya sevk etti. Ancak bu iş birliği uzun sürmedi. Napolyon’un Avrupa’daki tehdidi yanında Osmanlı yönetiminin Eflak ve Boğdan gibi önemli bölgelerde Rus nüfuzunu sınırlamaya yönelik tasarrufları, iki devlet arasında yeni bir krize yol açtı. Osmanlı padişahı III. Selim, Fransa ile yakın ilişkiler kurarken 1806 başlarında Napolyon’u imparator olarak tanıdı ve ona “padişah” unvanını dahi verdi.【1】
Aynı yıl Osmanlılar, Rus yanlısı Eflak voyvodası Aleksandr Moruzi ve Boğdan voyvodası Konstantin İpsilanti’yi azlederek yerlerine Fransız taraftarı kişileri atadı. Bu gelişme, Rusya nezdinde Osmanlıların Memleketeyn (Eflak-Boğdan) üzerindeki anlaşmaları ihlâl etmesi olarak görüldü. Çar I. Aleksandr, 4 Ekim 1806’da General İvan Mikhelson’a Osmanlılar savaş ilan etmeden Eflak ve Boğdan’ı hızla işgal etmesi için talimat verdi. Nitekim Kasım 1806’da yaklaşık 40-60 bin kişilik bir Rus ordusu savaş ilan etmeksizin Dinyester (Turla) Nehri’ni geçerek bu iki hospodalık bölgesini kolayca ele geçirdi. Osmanlı tarafı başlangıçta bu ani işgale inanmak istemedi; III. Selim’e durumu bizzat Eflak voyvodası bildirdiğinde gerçek ortaya çıktı.
Sonunda İstanbul, Rusya’nın bu saldırgan hamlesine karşı harekete geçmek zorunda kaldı. 22 Aralık 1806’da III. Selim, Çanakkale Boğazı’nı Rus gemilerine kapattı ve Rusya’ya resmen savaş ilan etti. Bu fermanında Osmanlı yönetimi, Kırım ve Gürcistan’daki Müslüman toprakların Ruslarca işgal edilmiş olmasını ve Rusya’nın Osmanlı iç işlerine karışmasını savaş gerekçesi olarak gösteriyordu.【2】 Böylece 1806–1812 Osmanlı-Rus Savaşı başlamış oldu.
Savaşın ilk aylarında çatışmalar Osmanlı-Rus cephelerinde aynı anda patlak verdi. Rus kuvvetleri 1807 yılı başlarında hem Balkanlar’da hem de Kafkasya’da taarruza geçtiler. Osmanlı Devleti ise bir yandan kendi ordusunu seferber ederken diğer yandan Fransa ile yakınlaşmasını sürdürdü. Bu durum, İngiltere’yi rahatsız ederek Osmanlı’yı hedef alan ayrı bir krize yol açtı: 1807 başlarında İngiliz donanması Çanakkale Boğazı’nı zorlayıp İstanbul önlerine kadar geldi. Ancak bu Anglo-Osmanlı gerilimi kısa süre sonra yatıştı ve Osmanlılar esas tehlikenin Rusya olduğuna odaklandı.
Rus ordusu, savaşın başında hızlı bir ilerleme ile Boğdan üzerinden Eflak’a girmiş ve Bükreş’e kadar ulaşmıştı. Osmanlıların bölgedeki kaleleri hazırlıksız yakalandı. 1807 yılı içinde Ruslar, Hotin, Bender ve İsmail gibi stratejik kaleleri kuşatmaya başladı. Ancak Osmanlı tarafı da kısa sürede toparlanarak Tuna boyunda savunmaya geçti. Osmanlı ordusunun başında Sadrazam İbrahim Hilmi Paşa ve destek için bölgeye gelen vezir Alemdar Mustafa Paşa bulunuyordu; ayrıca yerel ayanlardan Pehlivan İbrahim Ağa gibi isimler savunmada kritik rol oynadı. Nitekim 1807 yılı bahar ve yaz aylarında Osmanlılar özellikle Tuna deltasındaki İsmail bölgesinde başarılı bir direniş sergilediler. Rus General Zass komutasında İsmail kalesine yönelen yaklaşık 6.000 kişilik bir Rus kuvveti, Eylül 1807’de kaleyi kuşattıysa da burada bir mukavemetle karşılaştı. Kale muhafızı Pehlivan İbrahim Ağa önderliğindeki Osmanlı birlikleri ve yerel gönüllüler, İsmail Kuşatması (1807)【3】 boyunca düşmana ağır kayıplar verdirdi. Çarpışmalar neticesinde Ruslar pek çok zayiat vererek geri çekilmek zorunda kaldılar.Bu sayede İsmail Kalesi 1807’de 【4】düşmekten kurtuldu; Osmanlılar savaşın ilk safhasında moral kazanırken Rus ilerleyişi de geçici olarak durduruldu.
Balkan cephesindeki bir diğer önemli gelişme de Silistre civarında yaşandı. Tuna üzerindeki bu stratejik kaleye doğru ilerleyen Rus kuvvetleri, Osmanlı ordusunun sert direnişiyle karşılaştı. Tatariçe Zaferi olarak anılan ve Silistre yakınlarında gerçekleşen bir muharebede Pehlivan İbrahim Ağa liderliğindeki Osmanlı kuvvetleri, yaklaşık 60 bin kişilik Rus ordusunu durdurmayı başardı. Eylül 1807’de Silistre yöresindeki Tatariçe mevkiinde meydana gelen bu çatışmada Rus ordusu 10.000’den fazla askerini kaybetti. Pehlivan İbrahim Ağa’nın mücadelesi ile Rusların Tuna boyundaki taarruzu geçici olarak püskürtülmüş ve kış yaklaşırken cephede denge sağlanmış oldu. Bu gelişmeler Osmanlıların zaman kazanmasını sağladı.
1807 başlarında Rus İmparatorluk Donanması Karadeniz’de ve hatta Boğazlar çevresinde etkinlik göstererek Osmanlıları baskı altına almaya çalıştı. Amiral Dmitriy Senyavin kumandasındaki Rus filosu, Mart 1807’de Bozcaada’yı ele geçirip burayı bir üs haline getirdi. Ardından Limni açıklarında Osmanlı donanması ile çarpışan Senyavin, Limni Deniz Muharebesi olarak bilinen bu çatışmada Osmanlı donanmasına ağır kayıplar verdirdi. Rus donanmasının Ege Denizi’ne sarkması İstanbul üzerinde ciddi bir tehdit oluşturdu. Ancak aynı dönemde Avrupa’daki büyük güç dengeleri hızla değişmekteydi. Napolyon’un Prusya ve Rusya’yı ardı ardına mağlup ederek Temmuz 1807’de Rus Çarı ile Tilsit Anlaşması’nı imzalaması, Osmanlı cephesindeki savaşın seyrini etkiledi. Tilsit’te Fransa ile barış yapan I. Aleksandr, Osmanlılarla da geçici bir ateşkese razı oldu. Nitekim 26 Ağustos 1807 tarihinde Osmanlı ve Rus temsilcileri arasında Yerköy Mütarekesi imzalanarak Tuna cephesindeki çatışmalar durduruldu. Bu ateşkes gereğince Ruslar Eflak ve Boğdan’dan kısmen çekilmeyi kabul ettiler. Aynı zamanda Senyavin komutasındaki Rus filosu da Çar’ın emriyle Boğazlardan çekilerek Ege’deki bekleyişine son verdi. Böylece savaş bir süreliğine dondurulmuş, barış görüşmeleri için zemin hazırlanmış oldu.
Tilsit sonrası barış girişimleri sonuçsuz kaldı. Napolyon’un arabuluculuğunda Osmanlı-Rus görüşmeleri yapılsa da taraflar kalıcı bir antlaşmaya varamadı. Bu arada Osmanlı tahtında III. Selim yerine Sultan II. Mahmud’un geçmesi (Temmuz 1808) ve Osmanlıların İngiltere ile yakınlaşarak 1809’da Çanakkale Antlaşması’nı imzalaması, diplomaside yeni dengeler yarattı. 1808 sonlarında Rusya ile Osmanlı Devleti arasındaki mütareke fiilen sona ermiş sayılır. Çar Aleksandr, Fransa ile ilişkileri belirsizleşirken güney cephesinde Osmanlılara karşı savaşı yeniden canlandırmaya karar verdi. 1809 başından itibaren Tuna ve Kafkas cephelerinde tekrar çatışmalar yoğunlaştı.
Rus ordusu mütareke döneminde takviye edilmiş ve deneyimli bir komutana, General Mihail Kutuzov’a bırakılmıştı. 1809’da Ruslar Tuna’nın kuzeyinde kaybettikleri mevzileri geri almak üzere saldırıya geçtiler. Eylül 1809’da General Zass komutasındaki birlikler bir kez daha İsmail Kalesi üzerine yürüdü. Bu kez Osmanlı savunması önceki yıla göre zayıflamış durumdaydı; zira İsmail’i başarıyla savunan Pehlivan İbrahim Ağa başka bir göreve gönderilmiş, kale muhafızlığı Çelebi Mustafa Paşa’ya bırakılmıştı. Mustafa Paşa’nın idaresinde kale içinde huzursuzluk baş gösterdi. Kendi otoritesini sağlamlaştırmak isteyen paşa, Pehlivan İbrahim Ağa’nın adamlarını kaleden uzaklaştırdı; ayrıca yakınlardaki Yergöğü kalesinin muhafızı Ahmed Paşa da askerlerini alıp İsmail’den ayrıldı. Bu hatalı hamleler İsmail’i savunmasız bıraktı. Rus kuşatması karşısında Mustafa Paşa, düşmanla mütareke yapmaya çalıştıysa da anlaşma sağlanamadı. 1 Eylül 1809’da Ruslar kaleyi karadan ve nehirden şiddetle bombalamaya başladılar. 27 Eylül 1809 tarihinde İsmail Kalesi kumandana teslim oldu; içerideki cephane ve malzeme Rusların eline geçti. İsmail’in düşmesi Osmanlı için büyük bir kayıp oldu. Bu sonucun nedeni sadece Çelebi Mustafa Paşa’nın hataları değildi; aynı zamanda merkezden zamanında yeterli takviye asker, zahire ve mühimmat gönderilememesi direnişi zayıflatmıştı. İsmail’in kaybıyla birlikte Ruslar Besarabya bölgesinde kesin üstünlük sağladılar.
1809 sonlarında Ruslar Tuna boyunda başka kaleleri de hedef aldılar. Ekim 1809’da Prens Pyotr Bagration komutasındaki Rus kuvvetleri Silistre önlerine gelerek kaleyi kuşattı. Silistre’nin durumu kritik bir hal alınca Sadrazam Yusuf Ziya Paşa, Silistre’ye yardım için yeniden Pehlivan İbrahim Ağa’yı görevlendirdi. İbrahim Ağa, vakit kaybetmeden bölgeye gelerek Silistre yakınlarında Tatariçe mevkiinde Rusları karşılamıştır. Burada gerçekleşen muharebede Osmanlı savunması başarılı oldu; Pehlivan İbrahim Ağa yaklaşık 10 bin Rus askerinin hayatını kaybetmesine yol açan bir zafer kazandı. Bu yenilgi üzerine Rus ordusu ilerleme gücünü yitirerek geri çekildi. Her iki taraf yaklaşan kış mevsimi nedeniyle 1809 sonunda cephelerde büyük bir harekât yapamadı.
1810 yılında Çar Aleksandr savaşın hızlanması için ünlü komutan Mihail Kutuzov’u Tuna Ordusu başına atadı. Kutuzov, Balkan cephesinde daha kararlı bir strateji izledi. 1810 yazında Ruslar üst üste kaleler fethederek Osmanlıları zor durumda bıraktı. Haziran 1810’da Babadağ, İbrail ve Tulça gibi önemli noktalar Rusların eline geçti. Ardından Temmuz 1810’da Kutuzov kuvvetleri Silistre Kalesi’ni zapt etmeyi başardı. Bu kuşatma sırasında Osmanlı savunması kahramanca dirense de ağır topçu bombardımanı karşısında Silistre düşmekten kurtulamadı. Silistre’nin kaybıyla birlikte Osmanlıların Tuna üzerindeki en müstahkem dayanaklarından biri yitirilmiş oldu. Aynı yıl içinde Niğbolu ve Rusçuk bölgelerinde de çatışmalar yaşandı. Ruslar Eflak-Boğdan’ı tamamen denetim altına aldıktan sonra Tuna’nın güney yakasındaki Osmanlı topraklarına akınlar düzenlemeye başladılar. Osmanlılar ise özellikle Silistre’nin güneyindeki Şumnu ve Varna hattında savunmaya çekilerek Rus ilerleyişini durdurmaya çalıştılar. 1810 sonlarına doğru her iki taraf da yorgun düşmüştü. Bununla birlikte, Ruslar ele geçirdikleri kaleleri tahkim ederek elde tuttular ve Osmanlılara barış için baskıyı artırdılar.
Osmanlı-Rus Savaşı’nın diğer ana cephesi Kafkasya ve Karadeniz’in doğu sahilleri idi. Bu bölgede savaş, Gürcistan topraklarının kontrolü ve Karadeniz kıyısındaki kaleler için yoğunlaştı. 18. yüzyılın sonunda Rusya, Doğu Gürcistan’daki Kartli-Kaheti Krallığını ilhak etmiş (1801) ve Kafkasya’da hızla yayılmaya başlamıştı. Osmanlı nüfuzu altındaki Batı Gürcistan ise küçük prensliklere bölünmüş durumdaydı: İmereti, Megrelya (Samegrelo), Guria, Abhazya gibi yerel hanedanlar vardı. Osmanlı Devleti, Karadeniz’in güvenliği için bu bölgedeki topraklarını korumak istiyor; Ruslar ise Gürcistan üzerindeki hâkimiyetlerini batıya doğru genişletmeyi hedefliyordu. Savaş patlak verdiğinde Çar I. Aleksandr, tecrübeli general İvan Gudoviç’i Kafkas orduları komutanlığına atamıştı. Rus stratejisi, Karadeniz kıyısındaki Osmanlı kalelerini ele geçirerek Osmanlıların Kafkasya ile bağını koparmaktı.
Karadeniz’in doğusunda Rioni Nehri ağzında bulunan Faş Kalesi (Poti), Osmanlılar için Kafkas hattında kilit bir mevki idi. Savaşın başında Osmanlılar bu kaleyi takviye ederek savunmaya özel önem verdiler. 1807 yılının Nisan ayında Rus donanması Karadeniz’de taarruza geçerek ani bir baskınla Anapa Kalesi’ni zapt etti. Anapa’nın düşmesi bölgedeki Osmanlı direncini sarstı. Ardından Ruslar 1807 yazında Faş Kalesi’ne yöneldiler. Temmuz 1807’de Rus General Glazenap komutasındaki birlikler karadan, donanmaya bağlı gemiler ise denizden Faş’ı kuşattı. Osmanlı garnizonunun başındaki Ferah Ali Paşa, çevredeki Abaza ve Gürcü halklarının da desteğini alarak kaleyi savundu. İlk Rus saldırısı püskürtüldü; 1807 yılı sonuna kadar Faş Kalesi Rus ordusunun eline geçmedi. Nitekim Serhat Kuzucu’nun tespitine göre, Rusların 1807’deki bu ilk hücumu başarısız olmuş ve kale iki yıl boyunca Osmanlıların elinde kalmıştır. Faş’ın direnmesi sayesinde Osmanlılar, 1809 yılına kadar Kafkas cephesinde zaman kazanabildiler.
Ancak 1809’da şartlar Osmanlılar aleyhine değişti. Napolyon’un Avusturya ile savaşa tutuşması (1809 Wagram seferi) Rusya’ya Kafkasya’ya daha fazla güç ayırma imkânı verdi. Bu kez General Ivan Gudoviç, Faş Kalesi’ni ele geçirmek üzere kapsamlı bir harekât planladı. Osmanlılar kaleyi korumak için Şerif Paşa ve Selim Paşa komutasında kuvvetler gönderdiyse de bu iki paşa arasındaki şahsi rekabet savunmayı olumsuz etkiledi. Ruslar Eylül 1809 tarihinde Faş Kalesi’ni ikinci kez kuşattılar. Karadan top atışları ve denizden abluka altında kalan kale, uzun direnişin ardından aynı yıl içinde Rusların eline düştü. Faş Kalesi’nin zaptıyla birlikte Batı Gürcistan’daki Osmanlı direnci kırılmış oldu. Faş’ın düşmesinin ardından Rusya, 1810 yılı içinde İmereti Krallığı’nı fiilen ilhak etti. İmereti Kralı II. Solomon, Osmanlılardan beklediği askerî desteği bulamadığından Ruslara karşı tutunamadı; 1810’da Rus birlikleri Imereti’nin başkenti Kutaisi’yi ele geçirerek bu son Gürcü krallığını da topraklarına kattılar. Aynı zamanda Batı Gürcistan’daki diğer Osmanlı bağlı beylikleri olan Megrelya, Guria ve Abhazya da Rus nüfuzuna girdi (1803–1810 arası).
Kafkas cephesinde üstünlük sağlamak isteyen Ruslar, Karadeniz üzerinden Anadolu kıyılarına da taarruzlar düzenlediler. Özellikle Osmanlıların Kafkasya’ya deniz yoluyla lojistik destek göndermesini engellemek amacıyla Rus donanması Trabzon bölgesini hedef aldı. Trabzon’daki Fransız konsolosu Dupre’nin raporlarına göre, Şubat 1807 başında Rus savaş gemilerinden oluşan bir müfreze Trabzon açıklarında göründü. 2 Şubat 1807 günü iki Rus savaş gemisi Trabzon limanı önüne kadar yaklaşıp batıya, Akçaabat (Pulathane) istikametine dönerek oradaki Osmanlı ticaret gemilerini taciz etti. 16 Şubat 1807 tarihinde ise Rus gemileri Akçaabat kıyılarına gelerek kasabayı top ateşine tuttu. Yaklaşık iki saat süren Akçaabat bombardımanında kıyıda demirli Osmanlı gemilerinden bazıları batırıldı, bir kısmı tahrip edildi. Rus çıkartma birlikleri karaya inmeye çalışırken Trabzon ve civarından yetişen Osmanlı güçleri tarafından pusuya düşürüldü. Yerel milislerin kıyıdaki topçu bataryalarıyla yaptığı isabetli atışlar sonucu Rus tekneleri zarar gördü; Ruslar geri çekilmek zorunda kaldı. Bu baskında esir alınan bir Rus görevlisinin ifadesine göre, Rusların amacı Trabzon’daki kendi konsoloslarını ve bölgedeki Hristiyan nüfusu korumak bahanesiyle şehirde karışıklık çıkarmaktı. Şubat 1807 harekâtı sonunda Rus filosu Karadeniz’e açılarak üssüne döndü.
Rus donanması 1807 yaz aylarında yeniden Trabzon havalisinde göründü. Haziran 1807’de Amiral Pustuşkin komutasındaki büyük bir Rus filosu (3 hat gemisi, 7 firkateyn ve diğer gemilerden oluşan yaklaşık 16 parçalık bir filo), Trabzon açıklarına gelerek hazırlıklarına başladı. 18–19 Haziran 1807’de Ruslar bir kez daha Akçaabat civarına çıkarma girişiminde bulundular. Rus filyosundan ayrılan küçük tekneler Pulathane’yi öğleden sonra dört saat boyunca topa tuttu; sahildeki bazı Osmanlı gemilerini yaktı ve birini ele geçirdi. Bunun üzerine Trabzon’daki Osmanlı tabyaları karşılık verip Rus kayıklarından ikisini vurarak etkisiz hale getirdi. Ağır hasar alan Rus birlikleri, ertesi gün rüzgârın da yardımıyla bölgeden uzaklaştı. 1807’deki bu deniz akınları, Osmanlıları tedirgin etse de Rusların bölgeyi işgal etmesine yol açmadı. Zira aynı yıl sonlarında imzalanan mütareke gereği Rus donanması bu faaliyetlerini durdurdu.
Savaşın sonlarına doğru Ruslar, Karadeniz’in doğu kıyılarına son bir çıkarma girişiminde bulundular. Ekim 1810’da Çar I. Aleksandr, Karadeniz kıyısında Trabzon’dan Poti’ye kadar Osmanlı hakimiyetine son verecek bir operasyon emri verdi. Bu kapsamda Amiral Aleksey Saryçev komutasında güçlü bir Rus filosu hazırlandı; General Delphin (Galiferoff) yönetiminde 5 tabur piyade, 200 Kazak süvarisi ve 30 kadar Rum gönüllüden oluşan bir çıkartma birliği gemilere yüklendi. Rus filoları önce Ağustos 1810’da Karadeniz’e açılıp devriye gezdiyse de fırtına sebebiyle üslerine döndüler. Ardından 24 Ekim 1810 tarihinde yaklaşık 8 kalyon ve eşlik eden diğer gemiler Trabzon önlerine yeniden geldiler. 27 Ekim 1810 günü Ruslar Trabzon’un batısındaki Sargana Burnu mevkiinden karaya asker çıkarmaya teşebbüs etti. Ancak üç yıl önce deneyip başaramadıkları bu hamle, yerli halkın direnişi sayesinde yine akamete uğradı. Osmanlı askerleri ve bölge ahalisi birleşerek sahile çıkan Rus müfrezelerine karşı mukavemet gösterdi. Hesapta olmayan bu direnç karşısında Rus birlikleri tutunamayarak gemilerine çekildi ve Karadeniz’e açıldı.
1807 ve 1810’da Trabzon–Akçaabat’a yönelik bu baskınların, Fransız konsolosu Dupré’nin raporları sayesinde ayrıntılı biçimde belgelendiği ve bölgede Osmanlı direnişinin başarılı olduğu yönündedir. Gerçekten de yerel kaynaklar, Rusların 1810’daki Sargana Burnu çıkarma girişiminde ağır kayıplar vererek geri çekildiklerini kaydeder. Bu başarısızlık üzerine Çar I. Aleksandr, Kafkas kıyılarında daha fazla ilerleyemeyeceğini anlamış ve Osmanlılarla barış yoluna gitmeye meyletmiştir.
1811 yılına gelindiğinde Napolyon’un Avrupa’da Rusya’ya karşı büyük bir sefer hazırlığında olduğu haberi yayılmıştı. Çar I. Aleksandr, Fransa ile muhtemel bir savaş öncesinde güneydeki Osmanlı cephesini emniyete almak istiyordu. Bu sırada Tuna boyunda son bir çarpışma yaşandı: Eylül–Ekim 1811’de General Kutuzov, Tuna’nın güneyine geçen Osmanlı ana ordusunu Slobozia mevkiinde kuşatarak uzun süre hareketsiz bıraktı. Bu durum Osmanlıları barışa zorlayan önemli bir etken oldu. Nitekim 31 Ekim 1811 tarihinde taraflar arasında ateşkes görüşmeleri başladı. Yaklaşık yedi ay süren müzakerelerin ardından nihayet 28 Mayıs 1812’de Bükreş Antlaşması imzalandı. On altı madde tutan bu barış antlaşması, her iki imparatorluk arasında altı yıldır devam eden savaşı resmen sona erdirdi.
Bükreş Antlaşması’na göre Osmanlı Devleti ile Rusya arasında daha önceki antlaşmaların geçerliliği teyit edildi. Rusya, savaş sırasında işgal ettiği Eflak ve Boğdan’ı Osmanlı’ya geri vermeyi kabul etti; ancak Besarabya adı verilen Prut ile Dinyester Nehirleri arasındaki stratejik bölge (bugün Moldovya’nın doğusu) Rusya’ya bırakıldı. Buna göre yeni sınır, Batı’da Prut Nehri, doğuda ise Kafkaslarda Batum-Sohum sınırı olarak belirlendi. Osmanlılar kuzeyde sadece Besarabya’yı kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda antlaşmanın gizli maddeleriyle İsmail ve Kili kalelerinin yıkılmasını da kabul ettiler. Böylece Rusya’ya karşı savunmada kritik rol oynayan bu Tuna kaleleri devre dışı bırakıldı. Antlaşmada Sırbistan’daki isyancılara genel af ve iç özerklik tanınması da öngörülerek Rusya, Sırp meselesinde garantör konumunu elde etti. Kafkas cephesinde ise Osmanlılar için en sevindirici madde, Rusların ele geçirdiği bazı yerleri geri alması oldu. Özellikle Faş Kalesi ve Karadeniz’in doğu sahillerindeki diğer Osmanlı toprakları, antlaşmanın 6. maddesi gereğince Osmanlı Devleti’ne iade edildi. Rus kuvvetleri, savaş boyunca işgal etmiş oldukları Batı Karadeniz kıyılarındaki (Gürcistan’ın Karadeniz sahilindeki) kalelerden ve topraklardan tamamen çekildiler. Bununla birlikte Rusya, Osmanlılardan aldığı Besarabya ile sınırını Tuna Nehri’ne kadar genişletmiş oldu. 【5】
Altı yıl süren 1806–1812 Osmanlı-Rus Savaşı, Napolyon Savaşları’nın gölgesinde kalmış ancak hem Osmanlı Devleti hem de Rus İmparatorluğu açısından kalıcı sonuçlar doğurmuştur. Osmanlılar, Avrupa’daki Fransız tehdidi sayesinde daha büyük toprak kayıplarından kurtulmuş; Ruslar ise Napolyon’la mücadele edebilmek için istemeden de olsa Osmanlılarla makul bir barış yapmak zorunda kalmıştır. Savaş boyunca iki cephede de direnç gösteren Osmanlı ordusu, özellikle Pehlivan İbrahim Ağa gibi kumandanların bazı başarılar elde etse de nihai planda yenilgiyi önleyememiştir. Rusya, Kafkasya’daki toprak genişlemesini sürdürmüş (Gürcistan’ın tamamını ele geçirmiş) ve Balkanlar’da Besarabya’yı sınırlarına katarak Karadeniz’in kuzey kıyılarında gücünü pekiştirmiştir.
[1]
Şirokorad, Osmanlı-Rus Savaşları, s. 265-276.
[2]
Akdes N. Kurat, Rusya Tarihi: Başlangıçtan 1917’ye Kadar (Ankara: TTK, 1987), s. 299-300.
[3]
Pınar Doğanay, “Osmanlı-Rus Savaşı ve İsmâil Kuşatması,” s. 73.
[4]
Kemal Beydilli, “Pehlivan İbrâhim Paşa,” TDV İslâm Ansiklopedisi, c.34 (2007), Erişim: 03.02.2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/pehlivan-ibrahim-pasa
[5]
George Vernadsky, Rusya Tarihi, çev. Doğukan Mızrak, (İstanbul: Selenge Yayınları, 2009), s. 252.

1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı Tasviri (Yapay Zeka İle Oluşturulmuştur)
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı" maddesi için tartışma başlatın
Savaşın Nedenleri ve Başlangıcı (1806)
İlk Çatışmalar ve 1807 Mütarekesi
Balkan Cephesi
Karadeniz ve Ege’de Deniz Harekâtı
Savaşın Yeniden Alevlenmesi (1808–1810)
Tuna Cephesi
Kafkas Cephesi ve Batı Karadeniz Kıyıları
Faş Kalesi ve Batı Gürcistan
Trabzon ve Akçaabat Baskınları
Barış Görüşmeleri ve Bükreş Antlaşması (1812)