Bazı yolculuklar biterken sevinçten çok yorgunluk bırakır insanın omuzlarında. Ben de şu an tam o noktadayım; Haziran 2026’ya, yani o büyük final çizgisine sadece birkaç adım kalmışken. Herkesin 'en zoru geride kaldı' dediği 3. sınıf efsanelerine inat, asıl fırtınayı 4. sınıfın usul labirentlerinde ve 'mezun olunca ne yapacağım?' sorusunun ağırlığında yaşıyorum.

Hukuk Fakültesi Öğrencisi (Yapay Zeka ile Üretilmiştir)
Hukuk fakültesine başladığım o ilk günleri hatırlıyorum; her şey ne kadar da ulaşılabilir görünüyordu. İlk iki sene, kalın kitapların ağırlığına rağmen bir şekilde yolumu buluyordum. "Hukuk zor" diyenlerin biraz abarttığını düşündüğüm anlar bile oldu. Ta ki o keskin viraja, derslerin bir anda ağırlaştığı ve o güne kadar bildiğim her şeyin aslında sadece bir fragman olduğunu anladığım 3. sınıfa kadar.
Herkesin "3. sınıfı geçersen mezun olursun, en zoru odur" demesine inat, benim asıl fırtınam 4. sınıfın bu boğucu "usul hukuku" ağırlığıyla koptu. Ceza usulden idari yargıya kadar, hukukun en teknik ve milimetrik hesaplar isteyen dersleri üzerime yığıldığında kendimi bir labirentin ortasında hapsolmuş gibi hissettim. 3. sınıftaki o sarsıntı, meğer bu son düzlükteki usul maratonunun sadece bir ön izlemesiymiş.
İtiraf etmeliyim; sınav haftasında o kadar tükendim ki, bir an durup her şeyi geride bırakmayı bile düşündüm. "Buraya kadarmış," dedim kendi kendime. O masanın başından kalkıp gitmek, bu bitmek bilmeyen madde numaralarından ve usul kurallarından sonsuza dek kurtulmak istedim. O an, başarmanın değil, sadece oradan uzaklaşmanın hayali daha tatlı geliyordu.
O masadan kalkmadım. Ve şimdi Haziran 2026’ya, o büyük final çizgisine ramak kalmışken arkama bakıyorum. Mezuniyetin o ferahlatıcı hayali yaklaştıkça, içimdeki o meşhur stres azalmak yerine daha da derinleşiyor. Çünkü artık masamda sadece teknik derslerin ağırlığı değil, çok daha ağır bir soru var: Ben mezun olunca ne yapacağım?
Okulun o güvenli (ama yıpratıcı) limanından çıkıp HMGS hazırlığının belirsizliğine ve meslek hayatının o sisli yoluna atılmak, sınav haftasındaki o çaresizlikten bile daha ürkütücü geliyor bazen.
Herkes bana "Hadi az kaldı, mezun olunca her şeye değecek" diyor. Ama dürüst olmam gerekirse; şu an o "değecek" olduğuna dair inancım biraz az. Usul derslerinin boğuculuğu ve önümdeki o belirsiz yol birleşince, o parlak hukukçu geleceği sanki benden çok uzakta bir serapmış gibi görünüyor.
Belki de hukuk okumanın en büyük yalanı, son düzlükte büyük bir aydınlanma yaşayacağımızı sanmamızdı. Şu an hissettiğim tek şey, maratonun son 100 metresinde ciğerleri yanarken "Neden koşuyorum ki?" diye soran o koşucunun bitkinliği.
Yine de buradayım. İnancım az olsa da o masadan kalkmadım. Belki her şeye değeceği için değil, sadece başladığım bu yolu bitirme sorumluluğuyla, her şeye rağmen yürüyorum. Bazen kahramanlık devrim yapmak değil, sadece bir sabah daha o dersin başına oturabilmektir.
Haziran 2026 kapıda... Heyecanlı değilim, sadece çok yorgunum. Ama o cübbeyi giydiğimde, "değip değmediğini" sormayı bırakıp, sadece bu fırtınadan sağ çıktığım için kendime bir teşekkür borçlu olacağım.
Pembe Gözlüklerin Kırıldığı Yer
"3. Sınıf En Zoru" Efsanesine Karşı 4. Sınıf Gerçeği
Sınav Haftasındaki O Sessiz İtiraf: "Bırakmalı mıyım?"
"Peki, Mezun Olunca Ne Yapacağım?"
"Değecek" Olduğuna Dair Azalan İnancım
Son Söz: İnancım Az Olsa da Adımlarım Devam Ediyor
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.