
ORCID ID
0000-0001-9366-5463
Analıkkırım, özellikle savaş, işgal, zorunlu göç veya sistematik şiddet bağlamlarında, annelerin biyolojik ve toplumsal rollerinden ötürü hedef alınarak öldürülmesi, yaralanması, psikolojik baskıya uğraması, çocuklarıyla ilgilenemeyecekleri şartlara maruz kalması ya da doğurganlıklarının engellenmesi; kısacası anneliklerini yapamaz duruma getirilmesi şeklinde tezahür eden ve geriye dönüşü mümkün olmayan suçlar olarak tanımlanabilir. Kavram, kadınların doğum sırasında veya sonrasında karşılaştığı sağlık problemlerini ve travmatik deneyimler sonucu karşılaşabilecekleri iki sonuca odaklanarak önerilmektedir: yaşamını yitirme ya da psikolojik ve/veya biyolojik olarak kalıcı bir şekilde zarar görme.İsrail’in son Gazze saldırılarının soykırım niyeti ile yapıldığı açıkça görülürken analıkkırımın bunun araçlarından biri olarak kullanıldığı söylenebilir. Kadın ve çocuk ölümlerinin bu kadar yüksek olması, tıbbi yardım merkezlerinin tahrip edilmesi, tıbbi yardım malzemelerine erişimin engellenmesi【1】 bu çerçevede değerlendirilebilir. Akademik çalışmalar da savaş ve diğer zorlu şartlarda yaşamak zorunda kalan kadınların trajik durumunu net bir biçimde ortaya koymaktadır (bkz. Okeke vd., 2024: 2-6).Ekim 2023 sonrasında siyonist emeller doğrultusunda gerçekleştirilen zalimane eylemler sonucunda, kuvözlerde çürümeye terk edilen bebek cesetleri【2】 (Türkiye Gazetesi, 2024); yetersiz beslenme; düşük doğum, prematüre doğum ve anne kaybı oranlarının yüksekliği; çocuklarını yitiren annelerin ve annelerini yitiren çocukların fazlalığı (İstanbul Tabip Odası; 2025) analıkkırımın en trajik yönlerini göstermektedir. Üstelik, sürekli bombardıman altında kalma ve sabit bir yerde kalamama durumu anneliğin tüm rollerini alt üst etmekte ve bu tabloyu çok daha kötüleştirmektedir.Gazze’ye yönelen İsrail şiddeti, özellikle 2008-2009, 2012, 2014 ve 2021 yılarında da annelere yönelik olumsuz vakalarının artmasına neden olmuştur. Kadınlar, doğum yaparken veya gebelik sürecinde öldürülmekte, doğum sırasında sağlık hizmetlerine ulaşamamakta ve bu nedenle ciddi tıbbi komplikasyonlar yaşamaktaydılar. Savaşın getirdiği travmalar, kadınları yalnızca fiziksel olarak değil, psikolojik ve toplumsal olarak da etkilemiştir (Elnakib vd., 2024: 1).Olumsuzluk yaşayan annelerin çocukları ve diğer aile ferleri de bu durumdan etkilenmektedir. Filistin’de de doğum sırasında hayatını kaybeden kadınların aileleri, özellikle çocuklarının kalıcı travmalar yaşadığı anlaşılmaktadır. Sürekli mücadele etmek zorunda kalan kadınlar İsrail şiddeti karşısında kendilerini gerçekleştirememekte, kadın olarak üstlendikleri rolleri aksamakta üstelik toplumları için yapabilecekleri katkılar engellenmektedir (Shalhoub-Kevorkian, 2003: 394-396).Bütün bunların yanı sıra; Gazze’de anneler, sadece evde çocuk yetiştiren bireyler değil, aynı zamanda savaş ve çatışmalara karşı toplumsal direnişin simgeleridir. Kadınlar ve anneler, çocuklarını eğitirken onlara özgürlük, bağımsızlık ve direnişin değerlerini aşılamaktadır. Annelerin bu rolü, direnişin sürdürülebilirliğini sağlayan önemli bir kültürel dinamik yaratmaktadır. Anneler, savaşta kaybettikleri evlatlarının anısını yaşatarak ve onların ideallerini sürdürerek toplumsal direnişi güçlendirmektedirler. Filistin’de annelik ve direniş, birbirini besleyen iki kavramdır. Bu kültürel aktarım, bir yandan nesiller arası bağları güçlendirirken, diğer yandan Filistin halkının kolektif hafızasında direnişin devamını sağlayacak güçlü bir yapı kurar. Anneler, çocuklarının özgürlüğü için mücadele ederken, savaşın ve işgalin yarattığı travmalara rağmen halkı direnişten vazgeçirmemek için sürekli bir çaba sarf ederler (Broekhuysen & Al Shaer, 2023).Analıkkırım, İsrail’in soykırım politikasının en önemli araçlarından biri olarak başta Gazze olmak üzere Filistin genelinde düzenli bir şekilde uygulanmaktadır. Bu politikaların Ekim 2023 sonrasında daha da yoğunlaştığı görülse de aslında kökleri, İsrail işgalinin başlangıcına kadar uzanan ve tarih boyunca izleri görülebilecek bir stratejinin parçasıdır.
Analıkkırım, özellikle savaş, işgal, zorunlu göç veya sistematik şiddet bağlamlarında, annelerin biyolojik ve toplumsal rollerinden ötürü hedef alınarak öldürülmesi, yaralanması, psikolojik baskıya uğraması, çocuklarıyla ilgilenemeyecekleri şartlara maruz kalması ya da doğurganlıklarının engellenmesi; kısacası anneliklerini yapamaz duruma getirilmesi şeklinde tezahür eden ve geriye dönüşü mümkün olmayan suçlar olarak tanımlanabilir. Kavram, kadınların doğum sırasında veya sonrasında karşılaştığı sağlık problemlerini ve travmatik deneyimler sonucu karşılaşabilecekleri iki sonuca odaklanarak önerilmektedir: yaşamını yitirme ya da psikolojik ve/veya biyolojik olarak kalıcı bir şekilde zarar görme.
İsrail’in son Gazze saldırılarının soykırım niyeti ile yapıldığı açıkça görülürken analıkkırımın bunun araçlarından biri olarak kullanıldığı söylenebilir. Kadın ve çocuk ölümlerinin bu kadar yüksek olması, tıbbi yardım merkezlerinin tahrip edilmesi, tıbbi yardım malzemelerine erişimin engellenmesi【1】 bu çerçevede değerlendirilebilir. Akademik çalışmalar da savaş ve diğer zorlu şartlarda yaşamak zorunda kalan kadınların trajik durumunu net bir biçimde ortaya koymaktadır (bkz. Okeke vd., 2024: 2-6).
Ekim 2023 sonrasında siyonist emeller doğrultusunda gerçekleştirilen zalimane eylemler sonucunda, kuvözlerde çürümeye terk edilen bebek cesetleri【2】 (Türkiye Gazetesi, 2024); yetersiz beslenme; düşük doğum, prematüre doğum ve anne kaybı oranlarının yüksekliği; çocuklarını yitiren annelerin ve annelerini yitiren çocukların fazlalığı (İstanbul Tabip Odası; 2025) analıkkırımın en trajik yönlerini göstermektedir. Üstelik, sürekli bombardıman altında kalma ve sabit bir yerde kalamama durumu anneliğin tüm rollerini alt üst etmekte ve bu tabloyu çok daha kötüleştirmektedir.
Gazze’ye yönelen İsrail şiddeti, özellikle 2008-2009, 2012, 2014 ve 2021 yılarında da annelere yönelik olumsuz vakalarının artmasına neden olmuştur. Kadınlar, doğum yaparken veya gebelik sürecinde öldürülmekte, doğum sırasında sağlık hizmetlerine ulaşamamakta ve bu nedenle ciddi tıbbi komplikasyonlar yaşamaktaydılar. Savaşın getirdiği travmalar, kadınları yalnızca fiziksel olarak değil, psikolojik ve toplumsal olarak da etkilemiştir (Elnakib vd., 2024: 1).
Olumsuzluk yaşayan annelerin çocukları ve diğer aile ferleri de bu durumdan etkilenmektedir. Filistin’de de doğum sırasında hayatını kaybeden kadınların aileleri, özellikle çocuklarının kalıcı travmalar yaşadığı anlaşılmaktadır. Sürekli mücadele etmek zorunda kalan kadınlar İsrail şiddeti karşısında kendilerini gerçekleştirememekte, kadın olarak üstlendikleri rolleri aksamakta üstelik toplumları için yapabilecekleri katkılar engellenmektedir (Shalhoub-Kevorkian, 2003: 394-396).
Bütün bunların yanı sıra; Gazze’de anneler, sadece evde çocuk yetiştiren bireyler değil, aynı zamanda savaş ve çatışmalara karşı toplumsal direnişin simgeleridir. Kadınlar ve anneler, çocuklarını eğitirken onlara özgürlük, bağımsızlık ve direnişin değerlerini aşılamaktadır. Annelerin bu rolü, direnişin sürdürülebilirliğini sağlayan önemli bir kültürel dinamik yaratmaktadır. Anneler, savaşta kaybettikleri evlatlarının anısını yaşatarak ve onların ideallerini sürdürerek toplumsal direnişi güçlendirmektedirler. Filistin’de annelik ve direniş, birbirini besleyen iki kavramdır. Bu kültürel aktarım, bir yandan nesiller arası bağları güçlendirirken, diğer yandan Filistin halkının kolektif hafızasında direnişin devamını sağlayacak güçlü bir yapı kurar. Anneler, çocuklarının özgürlüğü için mücadele ederken, savaşın ve işgalin yarattığı travmalara rağmen halkı direnişten vazgeçirmemek için sürekli bir çaba sarf ederler (Broekhuysen & Al Shaer, 2023).
Analıkkırım, İsrail’in soykırım politikasının en önemli araçlarından biri olarak başta Gazze olmak üzere Filistin genelinde düzenli bir şekilde uygulanmaktadır. Bu politikaların Ekim 2023 sonrasında daha da yoğunlaştığı görülse de aslında kökleri, İsrail işgalinin başlangıcına kadar uzanan ve tarih boyunca izleri görülebilecek bir stratejinin parçasıdır.
Broekhuysen, Lili & Al Shaer, Fadwa (2023). “Identity, Trauma, and Resistance: The lived experience of Palestinian motherhood in the West Bank”. Deniz Ülke Arıboğan & Hamoon Khelghat-Doost (Ed.), Constructing Motherhood Identity Against Political Violence: Beyond Crying Mothers (s. 109-127). New York: Springer International Publishing.
Elnakib, Shatha; Fair, Mollie; Mayrhofer, Elke; Afifi, Mohamed & Jamaluddine, Zeina (2024). “Pregnant Women in Gaza Require Urgent Protection”. The Lancet, 403 (10423).
Okeke, Sylvester Reuben; Okeke-Obayemi, Deborah Oluwatosin; Njoroge, Monicah Ruguru & Yaya, Sanni (2024). “Collateral Damage: The Overlooked Reproductive Health Crisis in Conflict Zones”. Reprod Health, 21.
Shalhoub-Kevorkian, Nedera (2003). “Liberating Voices: The Political Implications of Palestinian Mothers Narrating Their Loss”. Women’s Studies International Forum, 26 (5), 391–407.
Türkiye Gazetesi (2024). İsrail’in Vurduğu Çocuk Hastanesinde Kan Donduran Görüntü! Prematüre Bebeklerin Cansız Bedenlerine Ulaşıldı. Erişim Tarihi: 13.05.2025, https://www.turkiyegazetesi.com.tr/dunya/israilin-vurdugu-cocuk-hastanesinde-kan-donduran-goruntu-premature-1021829.
İstanbul Tabip Odası (2025). Gazze’de Anneler Günü. Erişim Tarihi:13.05.2025, https://www.istabip.org.tr/8483-gazze-de-anneler-gunu.html.
[1]
Ayrıca bkz. Tıbbi Apartheid ; Tıbbi Soykırım
[2]
Ayrıca bkz. Çocukların Hedef Alınması; el-Rantîsî Hastanesi; Gazze Sağlık Sistemi; Şifa Hastanesi
| apa | Demir, R. (2026). Analıkkırım. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 145-147) Anadolu Ajansı - AA Kitap. |
|---|---|
| isnad | Demir, Rukiye. “Analıkkırım”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 145-147. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026. |
Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Analıkkırım" maddesi için tartışma başlatın