
ORCID ID
0000-0002-6496-6563
İşgal, düşman bir devletin başka bir devletin topraklarının bir kısmında ya da tamamında egemenlik kurmaksızın etkili fiili kontrolünü ifade eder. Uluslararası bir silahlı çatışma sırasında ya da herhangi bir silahlı çatışma olmaksızın, kısmen ya da tümüyle düşman devlet tarafından ele geçirilen bölgede sivil hayatın devam etmesi, kamu düzeninin sağlanması ve sürdürülmesi konusunda yetkinin ve sorumluluğun kime ait olduğunun belirlenebilmesi ve işgal hukukunun uygulanabilmesi için işgal tespitinin yapılması bir gerekliliktir (Roberts, 1990: 45).İşgal olarak kabul edilebilecek pek çok durumda, işgalci konumundaki devletlerin başka ülke toprağındaki varlıklarını işgal olarak kabul etmekten imtina ettikleri görülmektedir. Böylesi bir inkarda, yalnızca uluslararası işgal hukukunun işgalciye yüklediği sorumluluklardan kaçınmak değil, “işgal” kavramının olumsuz çağrışımları dolayısıyla işgalci devletin uluslararası itibarını korumak maksadı da oldukça etkilidir (McMahan, 2009: 114).Uluslararası ilişkilerde işgal, genellikle bir devletin başka bir devletin toprağını haksız bir şekilde ele geçirmesi olarak anlamlandırılsa da bu tanımlama her zaman doğru değildir. Zira işgal, bağlamına göre haksız bir ele geçirmeyi ifade edebileceği gibi koşulları oluştuğunda haklı bir durumdan da söz edilebilir (McMahan, 2009: 102,103). Uluslararası ilişkilerde kuvvet kullanma yasağı ve silahlı çatışmalar hukukunun işgal rejimi açısından henüz normatif bir yapı oluşturmadığı dönemlerde, bir devletin başka bir devletin toprağını kuvvet kullanarak ele geçirmesi, muzaffer devlet tarafından “fetih” olarak tavsif edilirken, mağlup devlet tarafından bu durum “işgal” olarak nitelendirilmiştir. Bu, işgal kavramının devletler arası ilişkilerde yaygın şekilde olumsuz çağrışımlar taşıyan kullanımının kaynağı olabilir. Ancak kuvvet kullanımının yasaklanmasıyla “fetih” yoluyla toprak kazanılması yolunun ortadan kalkması, işgal kavramının uluslararası ilişkilerde kullanımı açısından önemli bir değişimi ifade etmiştir. Bu bağlamda işgal kavramının olumsuz bir anlam taşıması için bir sebep bulunmamaktadır çünkü uluslararası insancıl hukuk, işgal kavramına olumlu ya da olumsuz bir değer yüklemeden, sivil hayatın korunması ve insan haklarının asgari düzeyde bile olsa teminat altına alınması bağlamında devlete ödevler yüklemektedir (Ünlü, 2023: 23).Günümüzde işgal dendiğinde akla gelen en önemli örnek İsrail’in Filistin’i işgalidir. Ancak hukuk kuralları ile sınırları çizilen “işgal” ile “İsrail işgali” burada farklılaşmaktadır. Uluslararası hukuk kurallarının açıkça ihlal edilerek dünyanın gözleri önünde hukuk tanımaz biçimde sivillerin hedef alındığı bu durum ancak “İsrail İşgalciliği” olarak adlandırılabilir. İsrail’in elektrik, su ve diğer temel altyapı sistemlerini tahrip etmesi, hukuka aykırı ambargolar yoluyla gıda ve tıbbi malzeme sevkiyatını engellemesi ve sivil yaşama yönelik sürdürdüğü saldırıları, uluslararası hukukta tanımlanan “işgal” kavramının içeriğiyle bağdaşmamaktadır. Bu bakımdan İsrail’in uygulamaları, işgal hukukunun öngördüğü “geçici yönetim” modelini yansıtmamakta hatta uluslararası suçlar kapsamına girmektedir.Gerçekten de işgal hukukunun ortaya çıkmasından bu yana en uzun süren ve halen devam eden örnek, 1967 saldırısıyla İsrail’in Filistin topraklarını ve Suriye’ye ait Cevlan (Golan) Tepelerini işgalidir. Küresel siyasetin alışıldık medya dilinde bu kavramın genel olarak bir devletin başka bir devlet toprağını haksız bir şekilde her türlü ele geçirmesi olarak anlamlandırılması sebebiyle “işgal altındaki Filistin” tabiriyle kastedilenin pek çok zaman Nekbe ile Filistin halkının 1967 saldırısından önce kaybettiği toprakları da içerecek şekilde kullanıldığı görülmektedir. Ancak pozitif uluslararası hukuk temelinde “işgal altındaki Filistin toprakları” ile kastedilenin İsrail’in 1967 saldırısı ile ele geçirdiği topraklarla sınırlı olduğu ifade edilmelidir. Bu tespitten hareketle İsrail uygulamaları da göz önüne alınarak sadece “işgal” demek yerine “İsrail işgalciliği” tabirinin kullanılması daha açıklayıcı olacaktır. Buna karşın 1967 öncesinde İsrail’in kontrolü altında bulunan topraklar için farklı bir kavrama ihtiyaç olduğu açıktır. Dolayısıyla Osmanlı hâkimiyetinin sona ermesiyle Filistinlilerin kendi kaderini tayin etme hakkı hiçe sayılarak ithal gaspçı bir nüfusla İngiltere’nin ve daha sonrasında siyonist hareketin kontrolü altına giren bu topraklar için “gasp edilmiş Filistin toprakları” ifadesi daha yerindedir.Okuma ÖnerileriAral, Berdal (2020). Bitmeyen İhanet: Emperyalizmin Gölgesinde Filistin Sorunu ve Uluslararası Hukuk. İstanbul: Çıra Yayınları.Kayhan, Ali Kerem & Karaoğlu, Ali Osman (Ed.) (2025). Uluslararası Hukukta Filistin Meselesi. Ankara: Adalet Yayınevi.
İşgal, düşman bir devletin başka bir devletin topraklarının bir kısmında ya da tamamında egemenlik kurmaksızın etkili fiili kontrolünü ifade eder. Uluslararası bir silahlı çatışma sırasında ya da herhangi bir silahlı çatışma olmaksızın, kısmen ya da tümüyle düşman devlet tarafından ele geçirilen bölgede sivil hayatın devam etmesi, kamu düzeninin sağlanması ve sürdürülmesi konusunda yetkinin ve sorumluluğun kime ait olduğunun belirlenebilmesi ve işgal hukukunun uygulanabilmesi için işgal tespitinin yapılması bir gerekliliktir (Roberts, 1990: 45).
İşgal olarak kabul edilebilecek pek çok durumda, işgalci konumundaki devletlerin başka ülke toprağındaki varlıklarını işgal olarak kabul etmekten imtina ettikleri görülmektedir. Böylesi bir inkarda, yalnızca uluslararası işgal hukukunun işgalciye yüklediği sorumluluklardan kaçınmak değil, “işgal” kavramının olumsuz çağrışımları dolayısıyla işgalci devletin uluslararası itibarını korumak maksadı da oldukça etkilidir (McMahan, 2009: 114).
Uluslararası ilişkilerde işgal, genellikle bir devletin başka bir devletin toprağını haksız bir şekilde ele geçirmesi olarak anlamlandırılsa da bu tanımlama her zaman doğru değildir. Zira işgal, bağlamına göre haksız bir ele geçirmeyi ifade edebileceği gibi koşulları oluştuğunda haklı bir durumdan da söz edilebilir (McMahan, 2009: 102,103). Uluslararası ilişkilerde kuvvet kullanma yasağı ve silahlı çatışmalar hukukunun işgal rejimi açısından henüz normatif bir yapı oluşturmadığı dönemlerde, bir devletin başka bir devletin toprağını kuvvet kullanarak ele geçirmesi, muzaffer devlet tarafından “fetih” olarak tavsif edilirken, mağlup devlet tarafından bu durum “işgal” olarak nitelendirilmiştir. Bu, işgal kavramının devletler arası ilişkilerde yaygın şekilde olumsuz çağrışımlar taşıyan kullanımının kaynağı olabilir. Ancak kuvvet kullanımının yasaklanmasıyla “fetih” yoluyla toprak kazanılması yolunun ortadan kalkması, işgal kavramının uluslararası ilişkilerde kullanımı açısından önemli bir değişimi ifade etmiştir. Bu bağlamda işgal kavramının olumsuz bir anlam taşıması için bir sebep bulunmamaktadır çünkü uluslararası insancıl hukuk, işgal kavramına olumlu ya da olumsuz bir değer yüklemeden, sivil hayatın korunması ve insan haklarının asgari düzeyde bile olsa teminat altına alınması bağlamında devlete ödevler yüklemektedir (Ünlü, 2023: 23).
Günümüzde işgal dendiğinde akla gelen en önemli örnek İsrail’in Filistin’i işgalidir. Ancak hukuk kuralları ile sınırları çizilen “işgal” ile “İsrail işgali” burada farklılaşmaktadır. Uluslararası hukuk kurallarının açıkça ihlal edilerek dünyanın gözleri önünde hukuk tanımaz biçimde sivillerin hedef alındığı bu durum ancak “İsrail İşgalciliği” olarak adlandırılabilir. İsrail’in elektrik, su ve diğer temel altyapı sistemlerini tahrip etmesi, hukuka aykırı ambargolar yoluyla gıda ve tıbbi malzeme sevkiyatını engellemesi ve sivil yaşama yönelik sürdürdüğü saldırıları, uluslararası hukukta tanımlanan “işgal” kavramının içeriğiyle bağdaşmamaktadır. Bu bakımdan İsrail’in uygulamaları, işgal hukukunun öngördüğü “geçici yönetim” modelini yansıtmamakta hatta uluslararası suçlar kapsamına girmektedir.
Gerçekten de işgal hukukunun ortaya çıkmasından bu yana en uzun süren ve halen devam eden örnek, 1967 saldırısıyla İsrail’in Filistin topraklarını ve Suriye’ye ait Cevlan (Golan) Tepelerini işgalidir. Küresel siyasetin alışıldık medya dilinde bu kavramın genel olarak bir devletin başka bir devlet toprağını haksız bir şekilde her türlü ele geçirmesi olarak anlamlandırılması sebebiyle “işgal altındaki Filistin” tabiriyle kastedilenin pek çok zaman Nekbe ile Filistin halkının 1967 saldırısından önce kaybettiği toprakları da içerecek şekilde kullanıldığı görülmektedir. Ancak pozitif uluslararası hukuk temelinde “işgal altındaki Filistin toprakları” ile kastedilenin İsrail’in 1967 saldırısı ile ele geçirdiği topraklarla sınırlı olduğu ifade edilmelidir. Bu tespitten hareketle İsrail uygulamaları da göz önüne alınarak sadece “işgal” demek yerine “İsrail işgalciliği” tabirinin kullanılması daha açıklayıcı olacaktır. Buna karşın 1967 öncesinde İsrail’in kontrolü altında bulunan topraklar için farklı bir kavrama ihtiyaç olduğu açıktır. Dolayısıyla Osmanlı hâkimiyetinin sona ermesiyle Filistinlilerin kendi kaderini tayin etme hakkı hiçe sayılarak ithal gaspçı bir nüfusla İngiltere’nin ve daha sonrasında siyonist hareketin kontrolü altına giren bu topraklar için “gasp edilmiş Filistin toprakları” ifadesi daha yerindedir.
Aral, Berdal (2020). Bitmeyen İhanet: Emperyalizmin Gölgesinde Filistin Sorunu ve Uluslararası Hukuk. İstanbul: Çıra Yayınları.
Kayhan, Ali Kerem & Karaoğlu, Ali Osman (Ed.) (2025). Uluslararası Hukukta Filistin Meselesi. Ankara: Adalet Yayınevi.
McMahan, Jeff (2009). “The Morality of Military Occupation”. Loyola of Los Angeles International and Comparative Law Review, 31 (1), 101-123.
Roberts, Adam (1990). “Prolonged Military Occupation: The Israeli-Occupied Territories Since 1967”. American Journal of International Law, 84 (1), 44-103.
Ünlü, Ömer (2023). Uluslararası İşgal Hukuku Temelinde Filistin’de İsrail İşgal İdaresi. Ankara: Adalet Yayınevi.
| apa | Ünlü, Ö. (2026). İşgal. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 839-841) Anadolu Ajansı - AA Kitap. |
|---|---|
| isnad | Ünlü, Ömer. “İşgal”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 839-841. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026. |
Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.
Okuma Önerileri