İsrail İşgalciliği
Alıntıla
kure star outline
Avatar
Ana YazarYusuf USLU13 Temmuz 2026 13:50

ORCID ID

0000-0001-5120-284X

İsrail’in bağımsızlığını ilan etmesiyle yaşanan savaşlar sonucunda İsrail tarafından gerçekleştirilen ve günümüze kadar devam ettirilen Batı Şeria, Kudüs’ün doğusu ve Gazze Şeridi işgalleridir. İşgallerle İsrail, Filistinlilerin bulunduğu topraklara gasp birimleri inşa etmeye koyulmuş ve bütün dünyadan çağırdığı Yahudileri buralara yerleştirmiştir. Böylece Filistinliler yüzyıllardır yaşadıkları topraklarda mülteci haline gelmiş sürgün edilmiş ya da katledilmişlerdir (Morris, 2001: 16). Yani İsrail, işgal ettiği topraklardaki insanların yaşama haklarını dâhi ellerinden almakta hiçbir beis görmemiştir. Filistinlilere ait topraklara zorla el koymak ve halihazırda o topraklarda yaşayan insanlara etnik temizlik uygulamak gibi eylemler, İsrail’in rutini haline dönüşmüştür. İsrail işgalciliğinin doğru anlaşılabilmesi, Filistin kavramının doğru anlaşılabilmesine bağlıdır. Zira Filistin kavramı coğrafi olarak bir bölgeye işaret etmekten çok işgal ve abluka altındaki bir devleti ifade etmektedir. Bu durum, Filistinlilerin katledilerek yerlerinden edilmeleri, en temel insani ihtiyaçlardan mahrum bırakılmaları, ağır insan hakları ihlallerine maruz kalmaları anlamına gelmektedir【1】 (Demirel, 2021).Uluslararası Adalet Divanının (UAD) son kararları, İsrail’in Filistin topraklarını işgalinin uluslararası hukuk nezdindeki meşruiyetini sorgulamaktadır. Divan, İsrail’in Filistinlilere yönelik ayrımcı yasa ve politikalarının, ırk ayrımcılığı ve apartheid yasağını ihlal ettiğini tespit etmiştir. Bu bağlamda İsrail işgallerinin, Filistinlilerin sistematik olarak tahakküm altına alınmasını amaçlayan ve kitlesel ıstıraba yol açan bir apartheid rejiminin temel unsurlarından olduğu sonucuna varılmıştır. UAD’nin bulguları, İsrail’in işgal politikalarının, Filistinlilerin mülkiyet haklarını ihlal ederek yasa dışı gasp birimlerinin genişletilmesini hedeflediğini ortaya koymaktadır. Filistinliler, ev ve arazilerine el konulması, ailelerinin parçalanması【2】, seyahat özgürlüklerinin kısıtlanması【3】 ve doğal kaynaklara erişimlerinin engellenmesi【4】 gibi sistematik baskılara maruz bırakılmaktadır. Bu durum, Filistinlilerin günlük yaşamlarını derinden etkileyen ve işgalin temel amacının İsrail’in yasa dışı toprak gasplarını genişletmek olduğunu açıkça ortaya koyan bir dizi kısıtlamayı beraberinde getirmektedir. UAD’nin kararları, İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin uluslararası hukuk normlarına aykırı olduğunu ve Filistinlilerin temel haklarının ihlal edildiğini açıkça ortaya koymaktadır. İsrail’in uluslararası toplumun ve hukukun çağrılarına rağmen bu politikalarını devam ettirmesi, uluslararası hukukun etkinliği ve yaptırım mekanizmalarının yetersizliği konusunda ciddi endişeler doğurmaktadır. Sonuç olarak uluslararası toplumun İsrail’in eylemlerine karşı yeterli tepkiyi göstermemesi, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal etme cesaretini artırmakta ve cezasızlık algısını pekiştirmektedir (Uluslararası Af Örgütü, 2024).Ayrıca İsrail’in tarihsel varlık anlatısıyla işgalciliğini reddetmesi veya meşrulaştırmaya çalışması, uluslararası hukukun ve bütün ahlaki öğretilerin ihlali anlamına gelmektedir. İsrailoğullarının Filistin topraklarında daima var oldukları iddiasıyla tarihsel varlıklarının kabulü ve bölgeyi işgal ettiklerinin reddi, mantıksal açıdan tezatlıklar içermektedir. Bunlardan en önemlisi İsrailoğullarının tarihsel olarak var olduklarını iddia ettikleri toprakların hiçbir zaman “İsrail” adında bir devlete ait olmadığı gerçeğidir. 1948’de kurulan ve işgallerine başlayan İsrail’in tarihsel olarak Filistin coğrafyasında kadim bir egemen güç olmadığı açıktır. Söz konusu anlatının diğer sorunu da bir milletin veya din mensubunun tarihsel varlığına dayanarak başkalarına ait bölgeleri kontrol etmesini veya işgal etmesini meşrulaştırmasıdır. Böyle bir argüman, farklı milletlerin farklı topraklarda işgal hakkı talep etmesine yol açabilir. Bu durum uluslararası ilişkilerde istikrarsızlığa ve çatışmalara zemin hazırlayabilir【5】. Oysaki tarihsel iddiaların, günümüzdeki siyasi ve hukuki gerçeklerle orantılı olması beklenmektedir. Aksi takdirde bahsi geçen iddialar, uluslararası hukukun temel prensiplerini ve insan haklarını ihlal eden eylemlerin meşrulaştırılmasına zemin hazırlayabilir【6】. Dolayısıyla İsrailoğullarının veya Yahudilerin, Filistin topraklarında tarihsel olarak varlık göstermeleri, İsrail işgalini meşrulaştırmadığı gibi Filistinlilerin varlığını sürdürme hakkını da ortadan kaldırmamaktadır (Rakipoğlu, 2023).Son olarak İsrail’in Ekim 2023‘te başlattığı, Gazze’de insanlar, kurumlar ve yapılar arasında ayrım gözetmeyen hava bombardımanları, 20. yüzyılda ortaya çıkan “topyekûn savaş” ve “stratejik bombardıman” kavramlarını anımsatmaktadır. Bu savaş “bir ülkenin, düşmanı olan diğer ülkenin tüm savaş kapasitesini (askeri, ekonomik, teknolojik, insani) yok etmek amacıyla, kendi kaynaklarının tümünü, topyekûn bir planlama ve genel strateji çerçevesinde seferber ederek yürüttüğü savaş biçimi”dir. (Embel, 2016: 155) Mevcut durumda Gazze’deki bütün insanları ve o insanların yaşam kaynaklarını hedef alan İsrail, savaş konsepti ile stratejik bombardıman yöntemini de kullanarak özellikle sivillerin yoğun olduğu bölgeler olan hastanelere, okullara, ticari ve kültürel merkezlere kısacası tüm yaşam alanlarına çok ağır saldırılarda bulunmaktan çekinmemiştir【7】 (Akdoğan, 2023: 200-203).Görüldüğü gibi “İsrail işgalciliği” bilinen anlamıyla “işgal”den farklılaşmanın (bkz. İşgal Hukuku) ve uluslararası toplumun gözleri önünde cereyan eden İsrail’e özgü bir ahlak dışılık ile hukuk tanımazlığı anlatmanın yanı sıra topyekûn savaş konseptini içerecek biçimde sivilleri hedef alan bir etnik temizlik ile soykırıma işaret etmektedir.

İsrail İşgalciliği

İsrail’in bağımsızlığını ilan etmesiyle yaşanan savaşlar sonucunda İsrail tarafından gerçekleştirilen ve günümüze kadar devam ettirilen Batı Şeria, Kudüs’ün doğusu ve Gazze Şeridi işgalleridir. İşgallerle İsrail, Filistinlilerin bulunduğu topraklara gasp birimleri inşa etmeye koyulmuş ve bütün dünyadan çağırdığı Yahudileri buralara yerleştirmiştir. Böylece Filistinliler yüzyıllardır yaşadıkları topraklarda mülteci haline gelmiş sürgün edilmiş ya da katledilmişlerdir (Morris, 2001: 16). Yani İsrail, işgal ettiği topraklardaki insanların yaşama haklarını dâhi ellerinden almakta hiçbir beis görmemiştir. Filistinlilere ait topraklara zorla el koymak ve halihazırda o topraklarda yaşayan insanlara etnik temizlik uygulamak gibi eylemler, İsrail’in rutini haline dönüşmüştür. İsrail işgalciliğinin doğru anlaşılabilmesi, Filistin kavramının doğru anlaşılabilmesine bağlıdır. Zira Filistin kavramı coğrafi olarak bir bölgeye işaret etmekten çok işgal ve abluka altındaki bir devleti ifade etmektedir. Bu durum, Filistinlilerin katledilerek yerlerinden edilmeleri, en temel insani ihtiyaçlardan mahrum bırakılmaları, ağır insan hakları ihlallerine maruz kalmaları anlamına gelmektedir【1】 (Demirel, 2021).


Uluslararası Adalet Divanının (UAD) son kararları, İsrail’in Filistin topraklarını işgalinin uluslararası hukuk nezdindeki meşruiyetini sorgulamaktadır. Divan, İsrail’in Filistinlilere yönelik ayrımcı yasa ve politikalarının, ırk ayrımcılığı ve apartheid yasağını ihlal ettiğini tespit etmiştir. Bu bağlamda İsrail işgallerinin, Filistinlilerin sistematik olarak tahakküm altına alınmasını amaçlayan ve kitlesel ıstıraba yol açan bir apartheid rejiminin temel unsurlarından olduğu sonucuna varılmıştır. UAD’nin bulguları, İsrail’in işgal politikalarının, Filistinlilerin mülkiyet haklarını ihlal ederek yasa dışı gasp birimlerinin genişletilmesini hedeflediğini ortaya koymaktadır. Filistinliler, ev ve arazilerine el konulması, ailelerinin parçalanması【2】, seyahat özgürlüklerinin kısıtlanması【3】 ve doğal kaynaklara erişimlerinin engellenmesi【4】 gibi sistematik baskılara maruz bırakılmaktadır. Bu durum, Filistinlilerin günlük yaşamlarını derinden etkileyen ve işgalin temel amacının İsrail’in yasa dışı toprak gasplarını genişletmek olduğunu açıkça ortaya koyan bir dizi kısıtlamayı beraberinde getirmektedir. UAD’nin kararları, İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin uluslararası hukuk normlarına aykırı olduğunu ve Filistinlilerin temel haklarının ihlal edildiğini açıkça ortaya koymaktadır. İsrail’in uluslararası toplumun ve hukukun çağrılarına rağmen bu politikalarını devam ettirmesi, uluslararası hukukun etkinliği ve yaptırım mekanizmalarının yetersizliği konusunda ciddi endişeler doğurmaktadır. Sonuç olarak uluslararası toplumun İsrail’in eylemlerine karşı yeterli tepkiyi göstermemesi, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal etme cesaretini artırmakta ve cezasızlık algısını pekiştirmektedir (Uluslararası Af Örgütü, 2024).


Ayrıca İsrail’in tarihsel varlık anlatısıyla işgalciliğini reddetmesi veya meşrulaştırmaya çalışması, uluslararası hukukun ve bütün ahlaki öğretilerin ihlali anlamına gelmektedir. İsrailoğullarının Filistin topraklarında daima var oldukları iddiasıyla tarihsel varlıklarının kabulü ve bölgeyi işgal ettiklerinin reddi, mantıksal açıdan tezatlıklar içermektedir. Bunlardan en önemlisi İsrailoğullarının tarihsel olarak var olduklarını iddia ettikleri toprakların hiçbir zaman “İsrail” adında bir devlete ait olmadığı gerçeğidir. 1948’de kurulan ve işgallerine başlayan İsrail’in tarihsel olarak Filistin coğrafyasında kadim bir egemen güç olmadığı açıktır. Söz konusu anlatının diğer sorunu da bir milletin veya din mensubunun tarihsel varlığına dayanarak başkalarına ait bölgeleri kontrol etmesini veya işgal etmesini meşrulaştırmasıdır. Böyle bir argüman, farklı milletlerin farklı topraklarda işgal hakkı talep etmesine yol açabilir. Bu durum uluslararası ilişkilerde istikrarsızlığa ve çatışmalara zemin hazırlayabilir【5】. Oysaki tarihsel iddiaların, günümüzdeki siyasi ve hukuki gerçeklerle orantılı olması beklenmektedir. Aksi takdirde bahsi geçen iddialar, uluslararası hukukun temel prensiplerini ve insan haklarını ihlal eden eylemlerin meşrulaştırılmasına zemin hazırlayabilir【6】. Dolayısıyla İsrailoğullarının veya Yahudilerin, Filistin topraklarında tarihsel olarak varlık göstermeleri, İsrail işgalini meşrulaştırmadığı gibi Filistinlilerin varlığını sürdürme hakkını da ortadan kaldırmamaktadır (Rakipoğlu, 2023).


Son olarak İsrail’in Ekim 2023‘te başlattığı, Gazze’de insanlar, kurumlar ve yapılar arasında ayrım gözetmeyen hava bombardımanları, 20. yüzyılda ortaya çıkan “topyekûn savaş” ve “stratejik bombardıman” kavramlarını anımsatmaktadır. Bu savaş “bir ülkenin, düşmanı olan diğer ülkenin tüm savaş kapasitesini (askeri, ekonomik, teknolojik, insani) yok etmek amacıyla, kendi kaynaklarının tümünü, topyekûn bir planlama ve genel strateji çerçevesinde seferber ederek yürüttüğü savaş biçimi”dir. (Embel, 2016: 155) Mevcut durumda Gazze’deki bütün insanları ve o insanların yaşam kaynaklarını hedef alan İsrail, savaş konsepti ile stratejik bombardıman yöntemini de kullanarak özellikle sivillerin yoğun olduğu bölgeler olan hastanelere, okullara, ticari ve kültürel merkezlere kısacası tüm yaşam alanlarına çok ağır saldırılarda bulunmaktan çekinmemiştir【7】 (Akdoğan, 2023: 200-203).


Görüldüğü gibi “İsrail işgalciliği” bilinen anlamıyla “işgal”den farklılaşmanın (bkz. İşgal Hukuku) ve uluslararası toplumun gözleri önünde cereyan eden İsrail’e özgü bir ahlak dışılık ile hukuk tanımazlığı anlatmanın yanı sıra topyekûn savaş konseptini içerecek biçimde sivilleri hedef alan bir etnik temizlik ile soykırıma işaret etmektedir.

Kaynakça

Akdoğan, Yalçın (2023). “İsrail’in Gazze Katliamı: UCM’ye Göre Savaş Suçu Mu, Devlet Terörü Mü?”. Medeniyet ve Toplum Dergisi, 7 (2), 200-211.

Demirel, Naim (2021). “Filistin Doğru Kavramlarla Savunulmalı”. Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi. Erişim Tarihi: 22.07.2024, https://www.fsm.edu.tr/haber/2021-05-31-12-52-08pm.

Embel, Ersin (2016). “Topyekûn Savaş Uygulamasının Tarihsel Gelişimi”. Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Dergisi, 4 (1), 153-171.

Morris, Benny (2001). Righteous Victims: A History of the Zionist-Arab Conflict 1881-2001. New York: Vintage Books.

Uluslararası Af Örgütü (2024). İsrail’in Filistin Topraklarını İşgalini Hukuka Aykırı Bulan UAD Görüşü, Filistinlilerin Haklarını Doğrulayan Tarihi Bir Karardır. Erişim Tarihi: 15.02.2025, https://www.amnesty.org.tr/icerik/israilin-filistin-topraklarini-isgalini-hukuka-aykiri-bulan-UAD-gorusu.

Dipnotlar

  • [1]

    Ayrıca bkz. Malnütrisyon ; Mülksüzleştirme ; Su Hakkı ; Yerinden Etme

  • [2]

    Bkz. Aile Birleşimi

  • [3]

    Bkz. İzin Rejimi ; Hareket Kısıtlaması

  • [4]

    Ayrıca bkz. Ekolojik Emperyalizm; Su Hakkı

  • [5]

    Ayrıca bkz. Şiddetin Meşrulaştırılması

  • [6]

    Ayrıca bkz. Teo-Terörizm

  • [7]

    Bkz. Analıkkırım ; Çocukların Hedef Alınması ; Educide ; Gazze’deki Şehit Sağlık Çalışanları ; Tıbbi Soykırım

Atıf İçin

apaUslu, Y. (2026). İsrail İşgalciliği. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 817-819) Anadolu Ajansı - AA Kitap.
isnadUslu, Yusuf. “İsrail İşgalciliği”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 817-819. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026.

Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"İsrail İşgalciliği" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle
KÜRE'ye Sor