Alıntıla
kure star outline
Avatar
Ana YazarAbdurrahman YILMAZ13 Temmuz 2026 13:51

ORCID ID

0000-0002-2871-3059

Türkçede “toprak” kavramı, tarihsel olarak yalnızca fizikî bir maddeyi değil, aynı zamanda vatanı, aidiyeti ve kolektif kimliği temsil eden derin bir anlam alanına sahiptir. Bu yönüyle “toprak”, bir milletin ulusal bütünlüğü ve egemenlik alanı ile özdeşleşmiş; şiirden hukuka, siyasî söylemden halk kültürüne kadar geniş bir sembolik değeri içermektedir. Zamanla, özellikle modern dönemde, kavramın bu manevî–simgesel anlamının yanı sıra zirâî ve ekonomik bağlamda kullanılmaya da başlanmıştır. Bu çerçevede toprağın maddi boyutunu anlatan arazi ve arsa kavramları da öne çıkmaktadır. “Arazi” terimi, daha çok hukukî ve idarî bir çerçevede, mülkiyetin ve tasarrufun konusu olarak öne çıkarken “arsa” ise, imara açılmış, yapılaşmaya uygun parselleri tanımlayan teknik bir kavram anlamındadır. Toprağın maddi ve manevi boyutları üzerinden oluşan kavramsal çeşitlilik, insanın mekânla kurduğu ilişkide; kimlik, sınır, mülkiyet ve aidiyet kavramlarının ne denli merkezi olduğunu göstermektedir. Bu bağlam, özellikle Filistin gibi sömürülen veya işgal altındaki toplumlarda daha da belirginleşmektedir. Zira Filistin’de toprak hem maddi hem de manevi boyutlarıyla tehlike altındadır.Toprak, siyasal varlıkların oluşumunda temel bir rol oynar. Devletler yalnızca coğrafi sınırlar içinde değil, aynı zamanda toplumsal bilinçte de toprağa dayalı bir aidiyetle şekillenir. Vestfalya modeli uyarınca; halk, hükümet ve toprak egemen bir yapının ayrılmaz bileşenleridir (Krasner, 1999: 11). Filistin deneyiminde de toprak, yalnızca geçim kaynağı değil, aynı zamanda; tarihsel hafızanın, direnişin ve hak mücadelesinin taşıyıcısıdır. Onun için Edward Said’e göre, işgal altındaki halklarda toprağın kaybı ulusal kimliğin aşınmasına ve parçalanmasına yol açar (Said, 1994: 176).Filistin toprakları, üç ilahi din açısından kutsal bir anlam taşımaktadır. Kur’an-ı Kerim’de Filistin ve çevresi şu şekilde tanımlanır: “Biz de onu ve Lut’u âlemler için bereketli kıldığımız yere ulaştırdık” (Enbiyâ: 71). “Kulunu, kendisine bazı ayetlerimizi gösterelim diye, Mescid-i Haram’dan çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya gece yürüyüşüyle götüren Allah her türlü eksiklikten uzaktır” (İsrâ: 1). İslamî yorumlara göre bu ayetlerde geçen “bereket”, maddi/manevi zenginliği; verimliliği ve peygamberlerin bıraktığı izleri içerir (Taberî, 2000: 112).Filistinli düşünür Abdülvehhab el-Kiyali, Filistin’in kutsiyetini sadece dini temellerle değil, aynı zamanda bölgenin bir medeniyet mücadelesine sahne olmasıyla da açıklar: Bu anlamda “Filistin topraklarının kutsallığı sadece dini değil, aynı zamanda sömürgeci bir projenin karşısında duran İslami-Arap kimliğinin varoluş mücadelesine” de dayanmaktadır (el-Kiyali, 1983: 12).Filistin halkının bu topraklardaki varlığı, tarih öncesi çağlara kadar uzanır. Arkeolog Kathleen Kenyon’un Eriha kazılarında ortaya koyduğu bulgulara göre, bu bölge dünyadaki en eski yerleşim birimlerinden biridir (Kenyon, 1957: 12-14). Filistinli tarihçi Walid Khalidi’ye göre de 1948 öncesine ait toplumsal, kültürel, ekonomik ve dinî yaşamı belgeleyen çok sayıda kanıt, Filistin kimliğinin yalnızca geçici bir tepki veya Siyonizm’e verilmiş refleks değil, aksine uzun tarihsel bir devamlılığın ürünü olduğunu göstermektedir (Khalidi, 1984: 15–17).19. yüzyıl Filistin köylüsünün tarımsal gelenekleri, aile yapıları ve maddî kültür unsurları, bölgedeki toplulukların uzun tarihsel sürekliliğini yansıtmaktadır. Dolayısıyla Filistin toplumu, özellikle kırsal alanlarda, Osmanlı dönemi öncesinden beri süregelen sosyal ve kültürel dokusunu korumuş, modern döneme kadar uzanan tarihî bir sürekliliğin temsilcisi olmuştur (Khalidi, 2010: 35–36, 50–51). Osmanlı dönemi tahrir defterleri bu devamlılığı belgeleyen yasal kayıtlar olarak önem taşımaktadır (Kark & Solomonovich, 2015: 7).Filistin toprakları, iklimsel ve coğrafi çeşitliliği sayesinde ziraat açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Cenin ve Gazze ovaları ile Batı Şeria’nın verimli vadileri buna örnektir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (Food Systems Profile: Palestine) verilerine göre, tarım sektörünün 2021 yılı için Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) içindeki değeri yaklaşık yüzde 6,5 olarak tahmin edilmiştir (PCBS verileri temel alınarak) (FAO, 2021: 9). Bununla birlikte, İsrail işgali nedeniyle tarım ve mülk edinimi gibi ekonomik alanlar ciddi kısıtlamalar altındadır. Oslo Anlaşmalarına göre, Batı Şeria’nın yüzde 60’ından fazlasını oluşturan “C Bölgesi” Filistinli kalkınma projelerine kapalıdır (World Bank, 2013: 7).BM Ticaret ve Kalkınma Bankasının “C Bölgesi ve Filistin Ekonomisinin Geleceği” başlıklı çalışmasında, İsrail’in “C Bölgesi” üzerindeki erişim ve inşa sınırlamalarının, gayrimenkul projelerinin maliyetini artırdığı ve yatırımcılar için belirsizlik yarattığı vurgulanmaktadır (World Bank, 2013: 13–15). Ayrıca, Norveç Mülteciler Konseyi’nin ‘’Area C Is Everything’’ raporunda bu uygulamaların “de-development” (geri kalkınma) etkisi yaratarak mülk değerini ve ekonomik canlılığı baltaladığı belirtilmektedir (NRC, t.y.: 8–9).2023–2024 döneminde Gazze’ye yönelik yoğun saldırılar, bölgenin fizikî dokusunu benzeri görülmemiş ölçüde tahrip etmiştir. Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) 2024 tarihli güncel raporuna göre, Gazze Şeridi’ndeki yapı stokunun yaklaşık yüzde 63’ü ya ağır hasar görmüş ya da tamamen yıkılmıştır. Bu oran, yalnızca altyapı ve konut alanlarındaki yıkımın boyutunu değil, aynı zamanda toplumsal yaşamın, mülkiyet ilişkilerinin ve yerleşim sürekliliğinin ciddi biçimde kesintiye uğradığını da göstermektedir (OCHA, 2024).Uluslararası Af Örgütünün verileri, yoğun bombardımanda kullanılan kimyasal içerikli bombaların toprağı ve su kaynaklarını kirlettiğini ortaya koymuştur (Amnesty International, 2024). Al-Haq adlı insan hakları kuruluşu, bu süreci Filistin halkına yönelik sistematik yerinden etme, altyapının geniş çaplı tahribi ve Filistinlilerin yaşam koşullarını sürdürülemez hale getirme politikalarının bir parçası olarak tanımlamaktadır. Kuruluşa göre, İsrail’in bu politikaları, Filistinlilerin varlığını ve ekonomik yaşamın temellerini ortadan kaldırmayı amaçlayan sömürgeci ve soykırım stratejisinin bir yansımasıdır (Al-Haq, 2024).Filistin toprakları hem tarihsel hem de güncel süreçlerde yoğun saldırı ve yıkımla karşı karşıyadır. İsrail’in yürüttüğü soykırım, etnik temizlik ve işgal sadece toprağın fiziksel yönünü değil, aynı zamanda toprağın şekillendirdiği hafızayı, kimliği, inancı, geleneği ve yaşam hakkını da içeren manevi boyutunu da hedef almaktadır. Bu nedenle Filistinliler canları pahasına topraklarını korurken varlıklarının maddi-manevi her boyutuna sahip çıktıklarının bilinci ile hareket etmektedirler.

Türkçede “toprak” kavramı, tarihsel olarak yalnızca fizikî bir maddeyi değil, aynı zamanda vatanı, aidiyeti ve kolektif kimliği temsil eden derin bir anlam alanına sahiptir. Bu yönüyle “toprak”, bir milletin ulusal bütünlüğü ve egemenlik alanı ile özdeşleşmiş; şiirden hukuka, siyasî söylemden halk kültürüne kadar geniş bir sembolik değeri içermektedir. Zamanla, özellikle modern dönemde, kavramın bu manevî–simgesel anlamının yanı sıra zirâî ve ekonomik bağlamda kullanılmaya da başlanmıştır. Bu çerçevede toprağın maddi boyutunu anlatan arazi ve arsa kavramları da öne çıkmaktadır. “Arazi” terimi, daha çok hukukî ve idarî bir çerçevede, mülkiyetin ve tasarrufun konusu olarak öne çıkarken “arsa” ise, imara açılmış, yapılaşmaya uygun parselleri tanımlayan teknik bir kavram anlamındadır. Toprağın maddi ve manevi boyutları üzerinden oluşan kavramsal çeşitlilik, insanın mekânla kurduğu ilişkide; kimlik, sınır, mülkiyet ve aidiyet kavramlarının ne denli merkezi olduğunu göstermektedir. Bu bağlam, özellikle Filistin gibi sömürülen veya işgal altındaki toplumlarda daha da belirginleşmektedir. Zira Filistin’de toprak hem maddi hem de manevi boyutlarıyla tehlike altındadır.


Toprak, siyasal varlıkların oluşumunda temel bir rol oynar. Devletler yalnızca coğrafi sınırlar içinde değil, aynı zamanda toplumsal bilinçte de toprağa dayalı bir aidiyetle şekillenir. Vestfalya modeli uyarınca; halk, hükümet ve toprak egemen bir yapının ayrılmaz bileşenleridir (Krasner, 1999: 11). Filistin deneyiminde de toprak, yalnızca geçim kaynağı değil, aynı zamanda; tarihsel hafızanın, direnişin ve hak mücadelesinin taşıyıcısıdır. Onun için Edward Said’e göre, işgal altındaki halklarda toprağın kaybı ulusal kimliğin aşınmasına ve parçalanmasına yol açar (Said, 1994: 176).


Filistin toprakları, üç ilahi din açısından kutsal bir anlam taşımaktadır. Kur’an-ı Kerim’de Filistin ve çevresi şu şekilde tanımlanır: “Biz de onu ve Lut’u âlemler için bereketli kıldığımız yere ulaştırdık” (Enbiyâ: 71). “Kulunu, kendisine bazı ayetlerimizi gösterelim diye, Mescid-i Haram’dan çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya gece yürüyüşüyle götüren Allah her türlü eksiklikten uzaktır” (İsrâ: 1). İslamî yorumlara göre bu ayetlerde geçen “bereket”, maddi/manevi zenginliği; verimliliği ve peygamberlerin bıraktığı izleri içerir (Taberî, 2000: 112).


Filistinli düşünür Abdülvehhab el-Kiyali, Filistin’in kutsiyetini sadece dini temellerle değil, aynı zamanda bölgenin bir medeniyet mücadelesine sahne olmasıyla da açıklar: Bu anlamda “Filistin topraklarının kutsallığı sadece dini değil, aynı zamanda sömürgeci bir projenin karşısında duran İslami-Arap kimliğinin varoluş mücadelesine” de dayanmaktadır (el-Kiyali, 1983: 12).


Filistin halkının bu topraklardaki varlığı, tarih öncesi çağlara kadar uzanır. Arkeolog Kathleen Kenyon’un Eriha kazılarında ortaya koyduğu bulgulara göre, bu bölge dünyadaki en eski yerleşim birimlerinden biridir (Kenyon, 1957: 12-14). Filistinli tarihçi Walid Khalidi’ye göre de 1948 öncesine ait toplumsal, kültürel, ekonomik ve dinî yaşamı belgeleyen çok sayıda kanıt, Filistin kimliğinin yalnızca geçici bir tepki veya Siyonizm’e verilmiş refleks değil, aksine uzun tarihsel bir devamlılığın ürünü olduğunu göstermektedir (Khalidi, 1984: 15–17).


19. yüzyıl Filistin köylüsünün tarımsal gelenekleri, aile yapıları ve maddî kültür unsurları, bölgedeki toplulukların uzun tarihsel sürekliliğini yansıtmaktadır. Dolayısıyla Filistin toplumu, özellikle kırsal alanlarda, Osmanlı dönemi öncesinden beri süregelen sosyal ve kültürel dokusunu korumuş, modern döneme kadar uzanan tarihî bir sürekliliğin temsilcisi olmuştur (Khalidi, 2010: 35–36, 50–51). Osmanlı dönemi tahrir defterleri bu devamlılığı belgeleyen yasal kayıtlar olarak önem taşımaktadır (Kark & Solomonovich, 2015: 7).


Filistin toprakları, iklimsel ve coğrafi çeşitliliği sayesinde ziraat açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Cenin ve Gazze ovaları ile Batı Şeria’nın verimli vadileri buna örnektir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (Food Systems Profile: Palestine) verilerine göre, tarım sektörünün 2021 yılı için Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) içindeki değeri yaklaşık yüzde 6,5 olarak tahmin edilmiştir (PCBS verileri temel alınarak) (FAO, 2021: 9). Bununla birlikte, İsrail işgali nedeniyle tarım ve mülk edinimi gibi ekonomik alanlar ciddi kısıtlamalar altındadır. Oslo Anlaşmalarına göre, Batı Şeria’nın yüzde 60’ından fazlasını oluşturan “C Bölgesi” Filistinli kalkınma projelerine kapalıdır (World Bank, 2013: 7).


BM Ticaret ve Kalkınma Bankasının “C Bölgesi ve Filistin Ekonomisinin Geleceği” başlıklı çalışmasında, İsrail’in “C Bölgesi” üzerindeki erişim ve inşa sınırlamalarının, gayrimenkul projelerinin maliyetini artırdığı ve yatırımcılar için belirsizlik yarattığı vurgulanmaktadır (World Bank, 2013: 13–15). Ayrıca, Norveç Mülteciler Konseyi’nin ‘’Area C Is Everything’’ raporunda bu uygulamaların “de-development” (geri kalkınma) etkisi yaratarak mülk değerini ve ekonomik canlılığı baltaladığı belirtilmektedir (NRC, t.y.: 8–9).


2023–2024 döneminde Gazze’ye yönelik yoğun saldırılar, bölgenin fizikî dokusunu benzeri görülmemiş ölçüde tahrip etmiştir. Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) 2024 tarihli güncel raporuna göre, Gazze Şeridi’ndeki yapı stokunun yaklaşık yüzde 63’ü ya ağır hasar görmüş ya da tamamen yıkılmıştır. Bu oran, yalnızca altyapı ve konut alanlarındaki yıkımın boyutunu değil, aynı zamanda toplumsal yaşamın, mülkiyet ilişkilerinin ve yerleşim sürekliliğinin ciddi biçimde kesintiye uğradığını da göstermektedir (OCHA, 2024).


Uluslararası Af Örgütünün verileri, yoğun bombardımanda kullanılan kimyasal içerikli bombaların toprağı ve su kaynaklarını kirlettiğini ortaya koymuştur (Amnesty International, 2024). Al-Haq adlı insan hakları kuruluşu, bu süreci Filistin halkına yönelik sistematik yerinden etme, altyapının geniş çaplı tahribi ve Filistinlilerin yaşam koşullarını sürdürülemez hale getirme politikalarının bir parçası olarak tanımlamaktadır. Kuruluşa göre, İsrail’in bu politikaları, Filistinlilerin varlığını ve ekonomik yaşamın temellerini ortadan kaldırmayı amaçlayan sömürgeci ve soykırım stratejisinin bir yansımasıdır (Al-Haq, 2024).


Filistin toprakları hem tarihsel hem de güncel süreçlerde yoğun saldırı ve yıkımla karşı karşıyadır. İsrail’in yürüttüğü soykırım, etnik temizlik ve işgal sadece toprağın fiziksel yönünü değil, aynı zamanda toprağın şekillendirdiği hafızayı, kimliği, inancı, geleneği ve yaşam hakkını da içeren manevi boyutunu da hedef almaktadır. Bu nedenle Filistinliler canları pahasına topraklarını korurken varlıklarının maddi-manevi her boyutuna sahip çıktıklarının bilinci ile hareket etmektedirler.

Kaynakça

Al-Haq (2024). Israel’s Genocide in Gaza: The Latest Episode in the Ongoing Nakba Against the Palestinian People. Erişim Tarihi: 09.10.2025, https://www.alhaq.org/advocacy/23099.html.

Amnesty International (2024). Israel/Occupied Palestinian Territory: ‘You Feel Like You Are Subhuman’: Israel’s Genocide Against Palestinians in Gaza. Erişim Tarihi: 09.10.2025, https://www.amnesty.org/en/documents/mde15/8668/2024/en/.

FAO (2021). Food Systems Profile: Palestine (FAO Knowledge Repository). Erişim Tarihi: 09.10.2025, https://openknowledge.fao.org/server/api/core/bitstreams/1cf6af5c-e6a0-415f-b1dc-c54abbe300ba/content.

Kark, R., & Solomonovich, N. (2015). Land Privatization in Nineteenth-Century Ottoman Palestine. Erişim Tarihi: 09.10.2025, https://www.researchgate.net/publication/280037010_Land_Privatization_in_Nineteenth-century_Ottoman_Palestine.

Kenyon, Kathleen M. (1957). Digging Up Jericho. London: Ernest Benn.

Khalidi, R. (2010). Palestinian Identity: The Construction of Modern National Consciousness. New York: Columbia University Press.

Khalidi, W. (1984). Before Their Diaspora: A Photographic History of the Palestinians, 1876–1948. Washington, D.C.: Institute for Palestine Studies.

Krasner, Stephen D. (1999). Sovereignty: Organized Hypocrisy. Princeton: Princeton University Press.

NRC (t.y.). Area C Is Everything. Erişim Tarihi: 09.10.2025, https://www.nrc.no/globalassets/pdf/reports/area-c-is-everything/area-c-is-everything-v2.pdf

OCHA (2024). Humanitarian Situation Update #200 | Gaza Strip. Erişim Tarihi: 09.10.2025, https://www.ochaopt.org/content/humanitarian-situation-update-200-gaza-strip.

Said, Edward (1994). Culture and Imperialism. New York: Vintage Books. Taberî, Muhammed bin Cerîr (2000). Câmiʿu’l-Beyân ʿan Teʾvîli Āyi’l-Kurʾân (Cilt 17). Beyrut: Dârü’l‑Fikr. World Bank (2013). Area C and the Future of the Palestinian Economy. Erişim Tarihi: 9 Ekim 2025. https://documents1.worldbank.org/curated/en/257131468140639464/pdf/Area-C-and-the-future-ofthe-Palestinian-economy.pdf.

Atıf İçin

apaYılmaz, A. (2026). Toprak. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 1483-1486) Anadolu Ajansı - AA Kitap.
isnadYılmaz, Abdurrahman. “Toprak”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 1483-1486. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026.

Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Toprak" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle
KÜRE'ye Sor