
15 Şubat 2026 tarihinde İsrail hükümeti, işgal altındaki Batı Şeria’da yer alan arazilerin sistematik biçimde “devlet mülkü” olarak kaydedilmesini öngören bir planı onaylamıştır. Karar, özellikle 1967’den bu yana kapsamlı biçimde yürütülmeyen arazi tescil süreçlerinin yeniden başlatılmasını ve genişletilmesini hedeflemiştir. Bu çerçevede, daha önce askeri emirlerle durdurulmuş veya sınırlı tutulan tapu kayıt işlemlerinin yeniden aktive edilmesi kararlaştırılmıştır.
Kararın, İsrail kabinesinde yer alan üst düzey isimlerin girişimiyle gündeme alındığı ve özellikle Batı Şeria’daki idari denetimin kurumsallaştırılması amacı taşıdığı belirtilmiştir. Hükümet, söz konusu adımın mülkiyet durumunun netleştirilmesi ve resmi kayıt sisteminin güncellenmesi amacıyla atıldığını ifade etmiştir. Sürecin, arazi statüsüne ilişkin hukuki belirsizlikleri ortadan kaldırmayı hedeflediği belirtilmiştir.
Bu kararın, İsrail’in Batı Şeria’daki mevcut idari uygulamalarını genişletme yönünde atılmış yapısal bir adım olduğu aktarılmıştır. Özellikle C Bölgesi olarak tanımlanan ve halihazırda İsrail’in tam sivil ve askeri kontrolü altında bulunan alanlarda arazi kayıt işlemlerinin yoğunlaştırılacağı bildirilmiştir. Böylece, uzun süredir kapsamlı tapu kadastro çalışması yapılmamış alanların sistematik biçimde devlet envanterine dahil edilmesi süreci başlatılmıştır.
Kararın teknik boyutu, Batı Şeria’da arazi tescil mekanizmasının yeniden yapılandırılmasını kapsamaktadır. Buna göre, mülkiyet iddiasında bulunan kişilerin belirli süreler içinde resmi belge ve kanıt sunmaları gerekecektir. Gerekli belgelerin ibraz edilememesi durumunda arazilerin “devlet mülkü” statüsüne geçirilebileceği ifade edilmiştir.
Arazi kayıt sürecinin, tapu sicil sisteminin açılması ve güncellenmesi yoluyla yürütüleceği belirtilmiştir. Bu kapsamda, daha önce kapalı tutulan veya askıya alınmış olan tapu arşivlerinin erişime açılması ve dijitalleştirme çalışmalarının hızlandırılması planlanmıştır. Sürecin, adalet bakanlığı ve ilgili sivil idari birimler koordinasyonunda yürütüleceği bildirilmiştir.
Teknik uygulamanın, Batı Şeria’daki mevcut kadastro haritalarının yeniden değerlendirilmesini de içereceği aktarılmıştır. Bu çerçevede, sınır belirleme, parsel tespiti ve mülkiyet statüsünün yeniden sınıflandırılması işlemlerinin gerçekleştirileceği belirtilmiştir. Uygulamanın uzun soluklu ve aşamalı biçimde yürütüleceği ifade edilmiştir.
Batı Şeria, 1995 Oslo II düzenlemeleri çerçevesinde A, B ve C bölgelerine ayrılmıştır. C Bölgesi’nin güvenlik ve sivil idaresi İsrail kontrolü altında bulunmaktadır. Onaylanan arazi tescil planının özellikle bu bölgede yoğunlaşacağı belirtilmiştir.
Kararın, İsrail’in sahadaki mevcut askeri varlığı ve güvenlik düzenlemeleriyle doğrudan bağlantılı olduğu ifade edilmiştir. Arazi statüsünün netleştirilmesinin, güvenlik operasyonları ve yerleşim planlaması açısından idari kolaylık sağlayacağı değerlendirilmiştir. Bu çerçevede, askeri ve sivil idare arasındaki koordinasyonun artırılacağı aktarılmıştır.
Ayrıca, arazi kayıt sürecinin, yerleşim bölgeleri çevresinde mülkiyet tartışmalarını azaltma ve planlama süreçlerini hızlandırma amacı taşıdığı belirtilmiştir. Böylece güvenlik gerekçeleriyle uygulanan idari düzenlemelerin hukuki altyapısının güçlendirilmesinin hedeflendiği ifade edilmiştir.
Filistinli yetkililer, söz konusu kararı fiilî ilhak sürecinin parçası olarak değerlendirmiştir. Kararın, Batı Şeria’daki Filistinlilere ait özel mülkiyet haklarını zayıflatacağı ve mülkiyet statüsünü tek taraflı biçimde değiştireceği ileri sürülmüştür.
Filistin yönetimi, arazi tescil sürecinin İsrail denetiminde yürütülmesinin iki devletli çözüm perspektifini olumsuz etkileyeceğini ifade etmiştir. Açıklamalarda, kararın işgal altındaki topraklarda kalıcı statü değişikliği yaratma riski taşıdığı belirtilmiştir.
Ayrıca, uluslararası hukukun işgal altındaki topraklarda mülkiyet statüsünün tek taraflı biçimde değiştirilmesine izin vermediği yönünde değerlendirmeler yapılmıştır. Kararın iptali ve uluslararası müdahale çağrısında bulunulmuştur.
Uluslararası toplumdan çeşitli tepkiler gelmiştir. Kararın, işgal altındaki toprakların statüsünü tek taraflı biçimde değiştirmeye yönelik bir adım olduğu yönünde açıklamalar yapılmıştır. Bazı ülkeler ve diplomatik temsilcilikler, bu adımın uluslararası hukuka aykırılık teşkil edebileceğini ifade etmiştir.
Uluslararası hukuk çerçevesinde, işgal altındaki bölgelerde kalıcı egemenlik değişikliğine yol açabilecek düzenlemelerin meşruiyeti tartışma konusu olmuştur. Bu bağlamda, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler kararlarına atıf yapılmıştır.
Kararın, bölgedeki siyasi süreci ve iki devletli çözüm perspektifini etkileme potansiyeline sahip olduğu belirtilmiştir. Bu gelişmenin, İsrail-Filistin çatışmasının hukuki ve diplomatik boyutunda yeni bir tartışma alanı oluşturduğu ifade edilmiştir.
Türkiye, Mısır, Endonezya, Ürdün, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve BAE dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’daki arazileri sözde ‘devlet arazisi’ ilan etmesine ve mülkiyet tesciline yönelik kararını şiddetle kınayarak ortak açıklama yayımlamıştır.
İsrail'in Batı Şeria'daki arazileri sözde "devlet arazisi" olarak ilan etmesi ve ilk kez işgal altındaki Batı Şeria'nın geniş kesimlerinde arazi mülkiyetinin tescili ve çözüme bağlanmasına yönelik prosedürlerin kabul edilmesine ilişkin alınan kararın kınandığı açıklamada, şu ifadelere yer verilmiştir:
"Söz konusu yasa dışı adım yerleşim faaliyetlerinin hızlandırılmasını, toprak gasbını, İsrail'in fiili kontrolünün tahkim edilmesini ve işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde hukuka aykırı İsrail egemenliğinin dayatılmasını amaçlayan vahim bir tırmanış teşkil etmekte ve Filistin halkının yasal haklarına zarar vermektedir."
Açıklamada, bu işlemlerin özellikle Dördüncü Cenevre Sözleşmesi olmak üzere uluslararası hukuk, uluslararası insancıl hukuk ve başta 2334 (2016) sayılı Karar olmak üzere Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) ilgili kararlarının açık bir ihlalini oluşturduğu teyit edilmiştir.
Kararın, Uluslararası Adalet Divanının (UAD) görüşleriyle çeliştiğine dikkat çekilen açıklamada, "Karar ayrıca, Uluslararası Adalet Divanının işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail'in politika ve uygulamalarından kaynaklanan hukuki sonuçlara ilişkin işgal altındaki Filistin topraklarının hukuki, tarihi ve demografik statüsünü değiştirmeyi amaçlayan işlemlerin hukuka aykırılığı, işgalin sona erdirilmesi yükümlülüğü ile kuvvet kullanımı yoluyla toprak kazanımı yasağını vurgulayan istişari görüşüyle de çelişmektedir." ifadelerine yer verilmiştir.
Açıklamada, bu adımın işgal altındaki topraklar üzerinde kontrolü pekiştirmeyi amaçlayan yeni bir hukuki ve idari gerçeklik dayatma girişimini yansıttığı, iki devletli çözüm vizyonunu zayıflattığı, bağımsız ve sürdürülebilir bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik perspektifleri aşındırdığı, bölgede adil ve kapsamlı barışın tesisini tehlikeye attığı belirtilmiştir.
Bakanların, işgal altındaki Filistin topraklarının hukuki, demografik ve tarihi statüsünü değiştirmeye yönelik tüm tek taraflı girişimleri kategorik olarak reddettiklerini yineledikleri belirtilen açıklamada, şunlar kaydedilmiştir: "Bu tür politikaların, Filistin topraklarında ve bölgede genel olarak gerilim ve istikrarsızlığı daha da artıracak tehlikeli bir tırmanış anlamına geldiğini vurgulamaktadırlar. Bakanlar, uluslararası toplumu sorumluluklarını üstlenmeye ve ihlallere son verilmesi, uluslararası hukuka saygı gösterilmesinin sağlanması, başta işgalin sona erdirilmesini de içeren kendi kaderini tayin hakkı ve 4 Haziran 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen Filistin devletinin kurulması olmak üzere Filistin halkının devredilemez haklarının korunması amacıyla açık ve kararlı adımlar atma çağrısında bulunmaktadır."
Arazi tescil süreci, Batı Şeria’daki egemenlik, kontrol ve mülkiyet kavramlarının yeniden tanımlanması bağlamında değerlendirilmiştir. Devlet mülkiyeti kategorisinin genişletilmesinin, sahadaki fiilî kontrol ile hukuki statü arasındaki ilişkiyi yeniden şekillendirebileceği belirtilmiştir.
Bu kararın, Batı Şeria’daki uzun vadeli idari yapılanma ve yerleşim politikalarıyla bağlantılı olduğu ifade edilmiştir. Sürecin, yalnızca teknik bir kadastro uygulaması değil, aynı zamanda bölgesel güç dengeleri ve statü tartışmalarıyla ilişkili olduğu değerlendirilmiştir.
Jeopolitik açıdan, kararın Orta Doğu’daki diplomatik dengeler üzerinde etkili olabileceği ve İsrail-Filistin müzakereleri bağlamında yeni bir gerilim başlığı oluşturduğu belirtilmiştir. Arazi statüsüne ilişkin düzenlemelerin, bölgesel ve uluslararası aktörlerin pozisyonlarını yeniden belirlemelerine yol açabileceği ifade edilmiştir.
Al Jazeera. “Israel approves proposal to register West Bank lands as state property,” 15 Şubat 2026. Erişim 16 Şubat 2026. https://www.aljazeera.com/news/2026/2/15/israel-approves-proposal-to-register-west-bank-lands-as-state-property
Anadolu Ajansı. “Türkiye ve 7 Ülkeden İsrail’in Batı Şeria’daki Arazileri Devlet Arazisi İlan Etmesine Kınama.” Anadolu Ajansı. Erişim 17 Şubat 2026.
CNN. “Israeli move to designate large parts of West Bank as state land condemned as ‘de facto annexation’” 15 Şubat 2026. Erişim 16 Şubat 2026.
TRT World. “Israel's West Bank 'state property' move is legally void: Palestine
” 15 Şubat 2026. Erişim 16 Şubat 2026. https://www.trtworld.com/article/c24232d05d2d
İsrail hükümeti, 15 Şubat 2026 tarihinde işgal altındaki Batı Şeria’daki arazilerin sistematik biçimde “devlet mülkü” olarak tescil edilmesini öngören planı onayladı. Karar, özellikle C Bölgesi’nde arazi kayıt sürecinin yeniden başlatılmasını kapsarken, Filistin yönetimi ve uluslararası aktörler tarafından fiilî ilhak adımı olarak değerlendirildi.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Batı Şeria Arazi Tescil Kararı (15 Şubat 2026)" maddesi için tartışma başlatın
16 Şubat 2026
Teknik ve İdari Boyut
16 Şubat 2026
Askeri ve Güvenlik Boyutu
16 Şubat 2026
Filistin Tarafının Tepkileri
16 Şubat 2026
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Tartışma
16 Şubat 2026
Kavramsal ve Jeopolitik Çerçeve