
Tam İsmi | Ahmed Cemal | ||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
Doğum Tarihi | 6 Mayıs 1872 | ||||||||
Doğum Yeri | Midilli | ||||||||
Vefat Tarihi | 21 Temmuz 1922 | ||||||||
Vefat Yeri | Tiflis | ||||||||
Ölüm Sebebi | Silahlı suikast | ||||||||
Defin Yeri | Erzurum Kars Kapısı Şehitliği Hafız Hakkı Paşa’nın mezarının yanı | ||||||||
Rütbe/Meslek | Birinci ferik Kurmay subay Ordu komutanı Vali Nazır İttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerinden | ||||||||
Eğitim | Kuleli Askerî İdadisi Mekteb-i Harbiye-i Şahane Erkân-ı Harbiye Mektebi | ||||||||
Başlıca Askeri Görevleri | İkinci Ordu İstihkâm İnşaat Şubesi görevlisi Selânik Redif Fırkası Kurmay Başkanı Şark Demiryolları Müfettişi Askerî yolların inşasını hızlandırma müfettişi Edirne Erkân-ı Harbiyesi görevlisi Adana Kuvve-i Mürettebe Kumandanı Konya Redif Fırkası Kumandan Vekili Balkan Savaşı Menzil Müfettişi ve Ordu İdare Reisi İstanbul Muhafızı Birinci Kolordu Kumandan Vekili Dördüncü Ordu Kumandanı Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Kumandanı Suriye ve Garbi Arabistan Ordular Grubu Kumandanı Suriye ve Garbi Arabistan Umum Kumandanı | ||||||||
Başlıca İdari Görevleri | Üsküdar Mutasarrıfı Adana Valisi Bağdat Valisi İstanbul Muhafızı Nâfia Nazırı Bahriye Nazırı Harbiye Nazırı Vekili Dâhiliye Nazırı Vekili | ||||||||
Başlıca Nişan ve Madalyaları | İkinci rütbeden Mecidî Nişanı Çeşitli derecelerde Osmanî nişanları Murassa Osmanî Nişanı Altın Muharebe Liyakat Madalyası Muharebe Üstün İmtiyaz Madalyası Pour le Mérite Nişanı Birinci sınıf Demir Haç Birinci sınıf Kılıçlı Leopold Nişanı Birinci sınıf Kırmızı Kartal Nişanı Birinci sınıf Croix de fer Nişanı Birinci sınıf Sivil Liyakat Nişanı Kılıçlı Askerî Liyakat Nişanı | ||||||||
Ahmed Cemal Paşa (6 Mayıs 1872, Midilli–21 Temmuz 1922, Tiflis), Osmanlı Devleti’nin son döneminde çeşitli askerî, idarî ve siyasi görevler üstlenen ve İttihat ve Terakki Cemiyetinin önde gelen yöneticileri arasında yer alan Osmanlı askeri ve devlet adamıdır. Askerî eğitimini tamamladıktan sonra Rumeli’de çeşitli görevlerde bulunmuş; II. Meşrutiyet’in ilanını izleyen dönemde Üsküdar mutasarrıflığı ile Adana ve Bağdat valiliklerine getirilmiştir. Bâbıâli Baskını sonrasında İstanbul muhafızlığına atanması, merkezî siyasetteki etkisini belirginleştirmiş; ardından Nâfıa ve Bahriye nazırlıklarını üstlenerek Enver ve Talat paşalarla birlikte İttihat ve Terakki yönetiminin başlıca isimlerinden biri hâline gelmiştir.【1】
Cemal Paşa’nın siyasi yükselişi, askerî kimliği ile taşra idaresinde edindiği tecrübelerin birleşmesine dayanmış; 1913’ten sonra iç güvenlik, dış politika, ordu ve hükûmet yönetimiyle ilgili kararların alınmasında doğrudan rol oynamıştır.【2】 Cemal Paşa’nın tarihsel kimliğini belirleyen başlıca dönem, I. Dünya Savaşı sırasında IV. Ordu Komutanlığına atanarak Suriye, Filistin ve Hicaz’ı içine alan geniş bir bölgede askerî ve idarî yetkiler kullanmasıdır. Mısır ve Süveyş Kanalı’na yönelik harekâtların yönetilmesinin yanı sıra bölgede devlet otoritesinin güçlendirilmesi, yabancı nüfuzunun sınırlandırılması ve savaş şartlarına uygun yeni bir idari düzen kurulması amacıyla çeşitli uygulamalar yürütmüştür.【3】
Bu dönem; divan-ı harp yargılamaları ve idamlar, iskân uygulamaları, cemaat ve aşiret politikaları, kıtlık ve salgınlarla mücadele, eğitim kurumlarının yeniden düzenlenmesi ve bayındırlık faaliyetleri nedeniyle farklı tarihsel değerlendirmelere konu olmuştur.【4】 Osmanlı Devleti’nin savaştan yenik çıkmasının ardından ülkeyi terk eden Cemal Paşa; Almanya, Rusya ve Afganistan’daki faaliyetleri sırasında Millî Mücadele hareketiyle ilişkisini sürdürmüş, 21 Temmuz 1922’de yaverleri Nusret ve Süreyya beylerle birlikte Tiflis’te uğradığı suikast sonucunda öldürülmüştür. Naaşı daha sonra Erzurum’a getirilerek Karskapı Şehitliği’ne defnedilmiştir.【5】
Ahmed Cemal Bey, 6 Mayıs 1872 Pazartesi günü Midilli’de doğdu. Babası, adı kaynaklarda Mehmed Nesib veya Mehmet Necip biçiminde kaydedilen askerî eczacı Mehmed Nesib Efendi; annesi ise babasının ikinci eşi Binnaz Hanım’dı.【6】 Aile çevresinden aktarılan bilgiler Midilli’yi doğum yeri olarak gösterirken Deniz Kuvvetleri arşivindeki künye defteri ile Bahriye Salnâmesi’nde Çengelköy, 1922’de yayımlanan resmî hâl tercümesi ile Nevsâl-i Osmânî’de İstanbul kaydı bulunmaktadır.【7】
Babası, oğlunu Midilli yerine İstanbul nüfusuna kaydettirmiş ve ikamet adresi olarak Üsküdar sancağının Zühtü Paşa Mahallesi’nde, Hasırcıbaşı Sokağı’ndaki 10 numaralı evi göstermişti. Mehmed Nesib Efendi’nin ilk evliliğinden Şadiye, Binnaz Hanım’la evliliğinden Cemal ile Saffet, üçüncü evliliğinden ise Fehime, Naciye ve Kemal adlı çocukları dünyaya gelmişti.【8】
Çocukluğundan itibaren askerlik mesleğine ilgi duyan Cemal Bey’in arkadaşlarıyla oynadığı oyunlarda askerî birlikler kurduğu ve kumandan rolünü üstlendiği aktarılmaktadır. Babasının onu başlangıçta hekimliğe yöneltmek istemesine karşın Cemal Bey, öğreniminin ilerleyen aşamasında askerlik mesleğini seçti ve eğitimini sürdürmek üzere Midilli’den İstanbul’a gönderildi.【9】
1890’da Kuleli Askerî İdadisinden mezun olduktan sonra, on sekiz yaşındayken 13 Haziran 1890’da Mekteb-i Harbiye-i Şâhâne’nin harp sınıfına kaydoldu. Burada askerî bilimlerin yanı sıra demiryolu yapımı, fen, Rusça, Almanca, süvari talimi, yüksek inşaat ve yağlı boya resim gibi dersler gördü; üç yıllık öğreniminin ardından 1893’te sınıf ikincisi olarak teğmen rütbesiyle mezun oldu.【10】 Daha sonra Erkân-ı Harbiye sınıfında iki yıl süren kurmaylık eğitimini tamamladı. Kurmay yüzbaşılığa yükselme tarihi bazı kayıtlarda 28 Aralık 1895, resmî hâl tercümesinde ise 28 Ocak 1896 olarak gösterilmektedir.【11】
Kurmaylık eğitimini tamamlamasının ardından ilk görevine Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Dairesinin Birinci Şubesinde başladı. Burada yaklaşık üç ay çalıştıktan sonra kendi isteğiyle 18 Mart 1896’da Kırklareli İstihkâm İnşaat Şubesinde görevlendirilmek üzere II. Ordu emrine verildi.【12】 Cemal Bey, Kırklareli’nde bulunduğu sırada 19 Şubat 1897’de Bekir Paşa’nın adı tespit edilemeyen kızıyla evlendi. Ancak eşi, kısa bir süre sonra doğum sırasında çocuğuyla birlikte hayatını kaybetti.【13】
Bu kaybın ardından sağlığı bozulan Cemal Bey, Kırklareli’nden ayrılarak Selanik’e tayinini istedi ve 3 Mart 1898’de kolağası rütbesine yükseldi. Bu süreçte, Serez Fırkası Kumandanı Mehmed Paşa’nın yeğeni olan Binbaşı Hasan Bey ile Ayşe Hanım’ın kızı Seniha Hanım’la nişanlandı; Selanik’e gittikten sonra 2 Haziran 1898’de ikinci evliliğini gerçekleştirdi. Bu evlilikten Ahmed Rüşdi, Hasan Necdet, Mehmed ve Hasan Behçet adlı dört oğlu ile Kamran adlı bir kızı dünyaya geldi.【14】
Cemal Bey, 27 Mart 1899’da III. Ordu emrindeki Selanik Redif Fırkasının kurmay başkanlığına atandı. Bu görevde yalnızca kurmaylık işleriyle değil, ordunun ikmal ve sevkiyat faaliyetleriyle de ilgilendi. Selanik’teki ambar ve cephaneliklerde bulunan elbise, çarık, silah ve mühimmatın vapurlarla İstanbul’a gönderilmesini düzenledi; Mart 1905’te Yemen’den İstanbul’a gelen aşiret mensuplarının ihtiyaçlarının karşılanması ve yolculuklarının düzenlenmesi görevini üstlendi.【15】
1 Ağustos 1905’te kurmay binbaşılığa yükseltilen Cemal Bey, bir süre III. Orduya bağlı 5. Nişancı Taburunda görev yaptı. Aynı yılın sonlarında Makedonya’daki silahlı çetelerin faaliyetlerinin yoğunlaşması üzerine, 27 Aralık 1905 tarihli emirle Ustrumca, Alasonya, Koçana ve Doyran çevresinde görev yapan askerî müfrezelerin kumandanlığına getirildi. Süvari birlikleriyle bölgedeki takip ve çatışmalara katıldıktan sonra 1906’nın başlarında Selanik’e döndü.【16】
Cemal Bey, 1906’nın ilk aylarında Şark Demiryolları Selanik Hattı müfettişliğine, buna ek olarak askerî yol inşaatlarını hızlandırmakla görevli müfettişliğe atandı. Göreve başlama tarihi kesin biçimde belirlenememekle birlikte 8 Nisan ve 27 Mayıs 1906 tarihli yazışmalar, bu tarihlerde müfettiş sıfatıyla görev yaptığını göstermektedir.【17】 İncelemeleri özellikle Drama–Nevrekop ve Serez–Nevrekop yollarında yoğunlaştı. Yol ve köprü inşaatlarında kullanılan malzemelerin niteliğini, müteahhitlerin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini, işçi ve araç sayısını ve güzergâhlardaki eksiklikleri denetleyerek sonuçları Rumeli Müfettişliğine bildirdi. Böylece Kırklareli’nde edindiği istihkâm ve inşaat deneyimini daha geniş bir idarî sahada uygulama imkânı buldu.【18】
Selanik’te 5 Eylül 1906’da kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ne kuruluşundan kısa bir süre sonra katıldı. Üyelik tarihi Eylül veya Ekim 1906 olarak gösterilen Cemal Bey, cemiyet kayıtlarına 150 numarayla geçirildi ve teşkilatın kırk dokuzuncu üyesi oldu.【19】 Demiryolu müfettişliği sayesinde Rumeli’de geniş bir hareket alanına sahip olması, cemiyetin teşkilatlanma çalışmalarına katılmasını kolaylaştırdı. Selanik’te mahalleler temelinde oluşturulan bölük teşkilatının kurulmasında görev aldı; 26 Aralık 1906’da yeni gelen bir nişancı taburunu denetlemek üzere Manastır’a giderek buradaki cemiyet mensuplarıyla temas kurdu.【20】
II. Ordu Kumandanı Nasır Paşa’nın girişimiyle Mart 1907’de geçici olarak Edirne’deki II. Ordu Erkân-ı Harbiye Dairesinin İkinci Şube Müdürlüğüne tayin edildi. Aynı sırada Kolağası Fethi Bey de Birinci Şube Müdürlüğünde görevlendirildi. Cemal Bey, Edirne’de kısa bir süre çalıştıktan sonra III. Ordu Müşiriyet Vekâletinin isteği üzerine yeniden Selanik’e dönerek Selanik Erkân-ı Harbiyesinde merkezî bir göreve getirildi.【21】
Ağustos 1907’de Doğu Anadolu’nun beş vilayetindeki asayiş sorunlarının denetlenmesi ve silahlı grupların takip edilmesi amacıyla bölgeye gönderildi; görevinin tamamlanmasının ardından yeniden Selanik’e döndü. 1907’nin sonlarında Selanik’te Fethi Bey ve Mustafa Kemal Bey’le aynı kurmay çevre içinde çalıştı.【22】 Böylece II. Meşrutiyet’in ilanından önceki dönemde kurmaylık, istihkâm, ikmal, ulaştırma, yol denetimi, asayiş ve teşkilatlanma gibi birbirinden farklı alanlarda görev edinmiş oldu.
1908 yılına gelindiğinde meşrutiyetin yeniden ilanını doğuran süreç, yalnızca İttihat ve Terakki Cemiyetinin faaliyetlerinden ibaret değildi. II. Abdülhamid’in 1878’de Meclis-i Mebusanı dağıtarak Kanun-ı Esasi’nin uygulanmasını fiilen durdurması, ekonomik sıkıntılar ve toprak kayıpları, ittihat ve terakki içinde yönetime karşı biriken hoşnutsuzluğu artırmıştı. Buna Makedonya’daki Bulgar, Rum, Sırp ve Arnavut örgütlerinin silahlı faaliyetleri ile büyük devletlerin bölgede ıslahat yapılması yönündeki müdahaleleri eklenmişti. Selanik, Kosova ve Manastır vilayetlerini kapsayan Makedonya’da yabancı jandarma subaylarının görevlendirilmesi, Osmanlı subaylarında bölgenin aşamalı biçimde devlet denetiminden çıkabileceği kaygısını güçlendirdi. Eşkıya takibi ve demiryolu teftişi görevleri dolayısıyla bölgeyi yakından tanıyan Cemal Bey de meşruti yönetimin devlet otoritesini güçlendireceğine ve ayrılıkçı hareketleri etkisizleştireceğine inanan askerî İttihatçı kadro içerisinde yer aldı.【23】
İngiltere Kralı VII. Edward ile Rus Çarı II. Nikolay’ın 9–10 Haziran 1908’de Reval’de gerçekleştirdikleri görüşme, bu birikmiş kaygıları harekete geçiren başlıca gelişmelerden biri oldu. Görüşmelerde Osmanlı Devleti’nin paylaşılmasına ilişkin kararlar ve Makedonya’da uygulanması düşünülen yeni düzenlemeler İttihatçı çevrelerde İngiltere ile Rusya’nın Osmanlı toprakları üzerinde uzlaştığı biçiminde yorumlandı. Dolayısıyla Reval’in tarihsel etkisi, Osmanlı subayları ve muhalifleri tarafından devletin parçalanmasına yönelik yakın bir tehdit olarak algılanmasından kaynaklandı. Bu algı, meşrutiyetin ilanını uzak bir siyasal hedef olmaktan çıkararak derhâl gerçekleştirilmesi gereken bir devlet meselesine dönüştürdü.【24】
Bu ortamda Kolağası Resneli Niyazi Bey, 3 Temmuz 1908’de asker, sivil ve başıbozuklardan oluşan silahlı grubuyla Resne’de dağa çıktı; 1876 Kanun-ı Esasi’sinin yeniden yürürlüğe konulmasını istedi. II. Abdülhamid’in hareketi bastırmakla görevlendirdiği Birinci Ferik Şemsi Paşa’nın 7 Temmuz’da Manastır’da Mülazım Atıf Bey tarafından öldürülmesi, merkezî yönetimin ilk askerî müdahalesini sonuçsuz bıraktı. Bunu Ohrili Eyüp Sabri ve Enver Bey’in silahlı harekete katılması, Müşir Tatar Osman Paşa’nın İttihatçılar tarafından alıkonulması ve Anadolu’dan gönderilen birliklerin isyancılara karşı harekete geçmekte isteksiz davranması izledi. Başlangıçta Avusturya müdahalesine karşı toplanan yaklaşık 30.000 Arnavut’un bulunduğu Firzovik hareketinin de Kanun-ı Esasi talebine yöneltilmesiyle, askerî kalkışma geniş bir destek kazandı.【25】
Merkezî hükûmetin Rumeli’de olayları denetleyemediği kanısına varılması üzerine İttihat ve Terakki yöneticileri, meşrutiyetin artık ertelenmemesi gerektiği sonucuna vardı. 21 Temmuz 1908 gecesi Selanik’te Cemal Bey’in evinde yapılan toplantıda, padişahın kabul edip etmemesine bakılmaksızın iki gün sonra meşrutiyetin ilan edilmesi kararlaştırıldı. Kararın Serez ve Manastır teşkilatlarına bildirilmesinin ardından 23 Temmuz’da Serez’den İstanbul’a anayasal yönetim talebini içeren bir telgraf gönderildi; Manastır’da yirmi bir pare top atılarak meşrutiyet ilan edildi. Rumeli’nin çeşitli merkezlerinden gelen telgraflar ve Üçüncü Ordu’nun İstanbul üzerine yürüyebileceği tehdidi karşısında II. Abdülhamid, 23 Temmuz gecesi Kanun-ı Esasi’yi yeniden yürürlüğe koymayı kabul etti; karar ertesi gün İstanbul’da kamuoyuna duyuruldu.【26】
Meşrutiyetin yeniden yürürlüğe girmesi, İttihat ve Terakkinin devlet yönetimiyle doğrudan ilişki kurmasını gerektirdi. Rumeli Umum Müfettişi Hüseyin Hilmi Paşa’nın girişimiyle Cemiyet, hükûmetle görüşmek üzere Cemal, Talat, Cavid, Rahmi, Hakkı, Necib ve Hüseyin beylerden oluşan yedi kişilik bir heyeti İstanbul’a gönderdi. 31 Temmuz 1908’de başkente ulaşan heyet, Sadrazam Said Paşa ile kabinenin kuruluşu, Harbiye Nezaretine yapılacak atama ve meşrutiyet idaresinin korunması konularını görüştü. İttihatçılar henüz doğrudan hükûmet sorumluluğunu üstlenmemelerine rağmen, özellikle Harbiye Nazırlığına kendilerine yakın Recep Paşa’nın getirilmesini sağlayarak yeni dönemde devlet yönetimini dışarıdan denetleyeceklerini göstermiş oldular.【27】 Cemal Bey’in rütbesi de bu dönemde kaymakamlığa, yani kurmay yarbaylığa yükseltildi; Millî Müdafaa Vekâletince hazırlanan resmî hâl tercümesinde terfi tarihi 10 Ağustos 1908 olarak kaydedildi.【28】
İstanbul’daki temaslarının ardından Selanik’e dönen Cemal Bey, 1909 yılı başında Doğu Anadolu vilayetlerinde Türkler, Kürtler ve Ermeniler arasında yaşanan arazi anlaşmazlıklarını incelemek üzere kurulması düşünülen Heyet-i Islahiye’ye üye seçildi. Heyetin başkanlığına Âyan Meclisi üyesi ve adliye müfettişi Galib Bey getirilmiş; kurmay binbaşı Zeki Bey ile Cemal Bey Türk üyeler olarak görevlendirilmişti. Bununla birlikte Doğu Anadolu mebusları, böyle bir heyetin valilerin anayasal yetkilerine müdahale anlamına geleceğini ileri sürünce görevlendirme aylarca ertelendi. Cemal Bey İstanbul’da beklerken 31 Mart Vakası’nın çıkması üzerine heyetin gönderilmesinden bütünüyle vazgeçildi; dolayısıyla bazı kısa biyografilerde ileri sürüldüğü üzere Cemal Bey bu heyetle Doğu Anadolu’ya gitmedi.【29】
Heyetin bekletildiği bu aylarda, meşrutiyetin ilanıyla ortaya çıkan iyimser hava yerini hızla siyasî kutuplaşmaya bırakmıştı. İttihat ve Terakki resmen hükûmette bulunmadığı hâlde ordu, meclis ve bürokrasi üzerindeki nüfuzuyla kararları yönlendirmeye çalışıyor; bu “dolaylı iktidar” biçimi, hem hükûmet hem de muhalefet tarafından eleştiriliyordu. Prens Sabahaddin taraftarlarınca kurulan Osmanlı Ahrar Fırkası ile İkdam, Sabah, Serbesti, Mizan ve Sada-yı Millet gibi gazeteler, Cemiyetin hükûmet üzerindeki baskısına karşı giderek sertleşen bir muhalefet yürüttüler. Kâmil Paşa hükûmetiyle İttihat ve Terakki arasında özellikle ordu ve dış politika konularında yaşanan nüfuz mücadelesi, Kâmil Paşa’nın Şubat 1909’da görevden uzaklaştırılmasıyla daha da keskinleşti.【30】
Siyasî kutuplaşmanın orduya yansıması, 31 Mart Vakası’nın askerî zeminini hazırladı. Mektepli subayların alaylı subayları küçümsediği düşüncesi, ordudaki tasfiyeler ve siyasî cemiyetlere bağlılık yeminleri, subay ve erler arasında huzursuzluk doğurmuştu. Meşrutiyeti korumak amacıyla Selanik’ten İstanbul’a getirilen Avcı taburlarında disiplinin zayıflaması da silahlı bir kalkışmayı mümkün kıldı. Bu sırada Derviş Vahdeti’nin yayımladığı Volkan gazetesi ile 3 Nisan 1909’da kurulan İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti, dinî taleplerle İttihat ve Terakki karşıtlığını birleştiren bir söylem geliştirdi. Serbesti gazetesi başyazarı Hasan Fehmi’nin 6 Nisan gecesi Galata Köprüsü’nde öldürülmesi ve katilin bulunamaması, cinayetin İttihat ve Terakki tarafından işlendiği kanaatini yaygınlaştırarak gerilimi açık bir çatışmaya dönüştürdü. Bu nedenle 31 Mart Vakası’nı yalnızca dinî taleplerden kaynaklanan bir hareket olarak değil; iktidar mücadelesi, ordu içindeki çatışmalar, hükûmet otoritesinin zayıflığı ve toplumsal değişime karşı gelişen tepkilerin birleştiği çok katmanlı bir kriz olarak değerlendirmek gerekir.【31】
12 Nisan’ı 13 Nisan 1909’a bağlayan gece, İstanbul’daki Avcı taburlarına mensup askerler subaylarını etkisiz hâle getirerek Ayasofya’daki Meclis-i Mebusan binasının önünde toplandı. Rumi takvimde 31 Mart 1325’e rastladığı için “31 Mart” adıyla anılan ayaklanmada askerler, kendilerine ceza verilmeyeceğine dair güvence sağlanmasını, Hüseyin Hilmi Paşa hükûmetinin istifasını, Meclis-i Mebusan Reisi Ahmed Rıza’nın görevden uzaklaştırılmasını ve bazı mektepli subayların değiştirilmesini istediler. Hükûmetin askerî müdahale yerine nasihat ve uzlaşma yolunu seçmesi ayaklanmanın yayılmasını önleyemedi; bazı mektepli subaylar öldürüldü, Lazkiye Mebusu Emir Arslan Bey ile Adliye Nazırı Nâzım Paşa başka kişiler sanılarak linç edildi ve Hüseyin Hilmi Paşa hükûmeti istifa etti.【32】
Cemal Bey, ayaklanma başladığında Doğu Anadolu’ya gönderilmesi tasarlanan heyet nedeniyle İstanbul çevresinde bulunuyordu. Hadise sırasında Gebze’den Ayastefanos’a, oradan da isyanı bastırmak üzere teşkil edilen Hareket Ordusu’nun öncü birliklerinin ulaştığı Ispartakule ve Hadımköy’e geçti.【33】 İstanbul’daki anayasal düzenin ortadan kalktığı yolunda Selanik’e ulaşan haberler üzerine Üçüncü Ordu bünyesinde bir müdahale kuvveti hazırlanmasına karar verilmiş; ilk birlikler Hüseyin Hüsnü Paşa’nın kumandasında ve Kurmay Başkanı Mustafa Kemal Bey’in hazırladığı plan doğrultusunda 14–15 Nisan’da yola çıkmıştı. Üçüncü Ordu Kumandanı Mahmud Şevket Paşa ise 21 Nisan’da Selanik’ten hareket ederek ertesi gün Ayastefanos’a ulaştı ve ordunun genel kumandasını üstlendi.【34】
Cemal Bey, 18 Nisan’da Hasan İzzet ve Selahattin beylerle birlikte İttihat ve Terakki Merkez-i Umumisine bir telgraf göndererek Selanik’e kaçmış olan Hüseyin Cahit, Cavid, Rahmi ve Karasu gibi mebusların Hadımköy’e gelmesini istedi. Aynı gün İzzet ve Çürüksulu Mahmud paşalarla, daha sonra Talat ve Dr. Nâzım beylerle görüşerek müdahalenin siyasî çerçevesini değerlendirdi. Bu görüşmelerin sonucunda Cemal, Talat ve Dr. Nâzım beyler tarafından hazırlanan 19 Nisan tarihli raporda; birliklerin Ayastefanos–Kalfaköy hattına ilerletilmesi, İstanbul’daki Hassa Ordusu’nun tarafsız kalmasının sağlanması, halk ile medrese öğrencilerine yönelik beyannameler yayımlanması, hükûmet ve Meclis-i Mebusanla görüşecek bir heyet kurulması, sıkıyönetim ilan edilmesi ve isyancıları yargılayacak mahkemelerin oluşturulması önerildi. Böylece Cemal Bey, Hareket Ordusu’nun askerî harekât planını hazırlayan subaylardan ziyade, ordunun ilerleyişini İttihat ve Terakkinin siyasî hedefleriyle bağdaştırmaya çalışan koordinatörlerden biri olarak öne çıktı.【35】
Mahmud Şevket Paşa’nın kumandayı üstlenmesinden sonra Cemal Bey; Enver, Niyazi, Remzi ve Selahattin beylerle birlikte Hareket Ordusu’na katıldı. Birlikler 23–24 Nisan gecesi İstanbul’a girdi; Harbiye Nezareti ile başlıca resmî binalar denetim altına alındı ve Taşkışla başta olmak üzere bazı kışlalarda karşılaşılan direniş bastırıldı. 25 Nisan’da sıkıyönetim ilan edildi; 27 Nisan’da Ayastefanos’ta toplanan Âyan ve Mebusan meclislerinden oluşan Meclis-i Umumi, II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesine ve yerine V. Mehmed Reşad’ın geçirilmesine karar verdi.【36】
Cemal Bey, İstanbul’da düzenin yeniden kurulmasının ardından Ferik Hurşid Paşa başkanlığında oluşturulan Divan-ı Harb-i Örfîye kurmay yarbay rütbesiyle üye tayin edildi. Mahkeme, ayaklanmaya katılan askerleri, İttihad-ı Muhammedî mensuplarını ve olaylarla bağlantılı görülen kişileri yargıladı; Cemal Bey’in de aralarında bulunduğu mahkeme üyeleri 21 Haziran 1909’da ayaklanmanın sebepleri ve sanıkların eylemleri hakkında ayrıntılı bir rapor hazırladı.【37】 Bununla birlikte ayaklanmanın II. Abdülhamid tarafından düzenlendiği iddilarına dair bir kanıt bulunamadı. 31 Mart Vakası sırasında kazandığı güven ve Divan-ı Harb-i Örfîdeki görevi, Cemal Bey’in askerlikten mülkî idareye geçişini hızlandırdı. Üçüncü Ordu ile Hareket Ordusu’nun önerisi üzerine Üsküdar mutasarrıflığına tayin edildi; resmî hâl tercümesinde göreve başlama tarihi 19 Mayıs 1909 olarak kaydedildi.【38】
Cemal Bey Üsküdar’da görev yaparken, 14 Nisan 1909’da Adana ve çevresinde başlayan Müslüman–Ermeni çatışmalarının doğurduğu idarî kriz henüz sona ermemişti. Çatışmalar binlerce insanın ölümüne, mahallelerin yakılmasına, çok sayıda çocuğun yetim ve ailenin evsiz kalmasına yol açmış; mevcut vilayet yönetimi faillerin araştırılması, güvenliğin sağlanması ve yardım çalışmalarının yürütülmesinde yetersiz kalmıştı. Adana Valisi Mustafa Zihni Paşa’nın İstanbul’a çağrılması üzerine Cemal Bey, 1 Ağustos 1909 tarihli iradeyle Adana valiliğine vekâleten tayin edildi; yürüttüğü çalışmaların ardından 2 Ekim’de görevi asaleten onaylandı.【39】
Cemal Bey Adana’ya ulaştıktan sonra ilk olarak Müslüman ve Hristiyan ileri gelenlerini, ulema ve ayanı, Ermeni ve Süryani kiliselerinin temsilcilerini toplantılara çağırarak karşılıklı düşmanlığın sona erdirilmesini istedi. Yayımladığı beyannamelerde yardım ve yeniden inşa çalışmalarının Müslümanlar ile Ermeniler arasında ayrım yapılmadan yürütüleceğini açıkladı. Bu yaklaşım, bir yandan toplumlar arasındaki güveni yeniden kurmayı, diğer yandan mezhep ve cemaat aidiyetlerinin üzerinde ortak Osmanlı vatandaşlığı fikrini güçlendirmeyi amaçlıyordu.【40】
29 Ağustos 1909’da Cemal Bey’in başkanlığında kurulan Adana Vilayeti İnşaat ve İanat Komisyonları Heyet-i İdaresi, yanan ev, dükkân, okul, kilise ve diğer yapıların yeniden inşasını düzenledi. Hükûmetin gönderdiği yardımların yanı sıra Cemal Bey’in kullanımına 200.000 liralık kredi açıldı; bu meblağın yarısı yıkılan Müslüman ve Ermeni evleriyle iş yerlerinin yapımına, diğer yarısı ise tüccar, sanatkâr ve çiftçilere on yıl vadeli kredi olarak ayrıldı. İşsizlere iş bulmak, kimsesiz kadınların geçimini sağlamak, sağlık taramaları yapmak ve yetim çocukları barındırmak amacıyla ayrı komisyonlar oluşturuldu; kalıcı yetimhaneler tamamlanıncaya kadar çocuklar Adana, Haçin, Dörtyol, Mersin ve çevrede kiralanan evlere yerleştirildi.【41】
İmar ve yardım faaliyetleri güvenlik teşkilatının yeniden düzenlenmesiyle tamamlandı. İstanbul’dan getirilen jandarma subayları Adana, Mersin, Tarsus ve Silifke taburlarında görevlendirildi; yerel jandarmanın eğitimi için Adana’da bir jandarma mektebi açılması tasarlandı. Cemal Bey’in idaresi zaman zaman sert uygulamalar içerse de şehirde gündelik hayatın yeniden kurulmasında etkili oldu. İngiliz viskonsolosluğunun aktarılan 23 Şubat 1910 tarihli raporunda “genel güvenliğin iyi” olduğu, ticaretin canlandığı, yıkılan evlerin yeniden yapıldığı ve valinin toplumun farklı kesimlerinden takdir gördüğü kaydediliyordu.【42】
Adana’daki düzenin büyük ölçüde sağlanmasından sonra Cemal Bey, 14 Haziran 1911 tarihli iradeyle Bağdat valiliğine tayin edildi. Bu atama, yalnızca olağan bir görev değişikliği değildi: Bağdat’ta Osmanlı otoritesinin yeniden güçlendirilmesi, İngiliz nüfuzunun sınırlandırılması, aşiretler ile merkezî yönetim arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi ve bölgenin iktisadî bakımdan geliştirilmesi bekleniyordu. Meclis-i Vükelânın 18 Temmuz’da hazırladığı mazbatayla Cemal Bey’e şer‘î ve adlî görevliler dışındaki memurları değiştirme, Bağdat ve Basra’daki ıslahatı koordine etme, jandarma ve polis teşkilatını düzenleme, aşiretlerin iskânına yönelik tasarı hazırlama ve yollarla sulama kanalları için ayrılan 40.000 lirayı kullanma yetkileri verildi. Bu düzenlemeler onu fiilen Bağdat, Basra ve kısmen Musul üzerinde etkili bir bölge valisi konumuna getirdi.【43】
Bağdat’ta öncelikle yarım kalan bayındırlık projelerini ele aldı; yol, kanal, belediye ve ulaşım yatırımları için kredi sağlanmasına çalıştı. Bölgedeki yoksulluk ile idarî yetersizliğin devlet otoritesini zayıflattığını, yalnız askerî tedbirlerle kalıcı düzen kurulamayacağını düşünüyordu. Buna karşılık merkezî otoriteye rakip gördüğü yerel güç odaklarına ve yabancı nüfuza karşı tavrı daha sertti. Göreve başlaması dolayısıyla yaptığı konuşmayı aktaran İngiliz konsolosluk raporunda, Basra’da artan İngiliz etkisine işaretle “güneyden uzanan elin engellenmesi gerektiği” yönündeki sözleri kaydedildi.【44】
Bu tutum, 1912’de İngiltere’nin Bağdat Başkonsolosluğu ile iki önemli anlaşmazlığa yol açtı. İlkinde İngiliz konsolosunun Necef, Kerbelâ ve Sâmerrâ’ya giden Hintli Şiilere rehberlik etmek üzere resmî kıyafetli görevliler tayin etmesini, İngiliz nüfuzunu Osmanlı idarî yapısı içinde kurumsallaştırma girişimi saydı ve bu görevlilerin çalışmasının önüne geçti. Ardından konsolosluğun Kâzımiye’de mahkeme kurmasına ve bazı mahallelere muhtar tayin etmesine karşı çıktı; uygulamalar kaldırılmadığı takdirde istifa edeceğini bildirdi. Mayıs 1912’de yapılan görüşmeler sonunda mahkeme ve muhtarlıklar lağvedildi, konsolosluk tarafından görevlendirilen kişilerin resmî sıfatları kaldırıldı.【45】
Bununla birlikte Cemal Bey’in Bağdat yönetimi yalnızca bayındırlık ve yabancı nüfuzla mücadeleden ibaret değildi. 1912 seçimlerinde İttihat ve Terakki adaylarını desteklemek için makamının imkânlarını kullandığı, Hürriyet ve İtilaf Fırkası adaylarının faaliyetlerini sınırlandırdığı ve valiliğinin son günlerinde fırkanın Bağdat şubesini kapattığı yönünde hakkında şikâyetler yapıldı.【46】
Arnavutluk İsyanı, Halâskâr Zâbitân Grubu’nun baskısı ve Meclis-i Mebusan’daki muhalefetin güçlenmesi sonucunda Said Paşa hükûmeti Temmuz 1912’de düştü; 22 Temmuz’da Gazi Ahmed Muhtar Paşa başkanlığındaki Büyük Kabine kuruldu. Yeni hükûmetin İttihatçı kadroları görevden uzaklaştırmaya başlaması üzerine Cemal Bey, siyasî görüşlerini benimsemediği bir hükûmetle çalışamayacağını belirterek Bağdat valiliğinden ayrıldı. İstifasının kesin tarihi belgelerde açık değildir; 22 Temmuz ile 3 Ağustos arasında verilmiş olduğu anlaşılmakta, Cemal Bey’in ise görevi devrederek Bağdat’tan ayrıldığı 13 Ağustos’a kadar vilayette kaldığı görülmektedir. İstanbul’a dönüşüyle mülkî idarecilik dönemi geçici olarak sona ermiş; Balkan Savaşı’nın başlaması onu yeniden doğrudan askerî göreve yöneltmiştir.【47】
Bağdat Valiliğinden ayrılarak Ağustos 1912’de İstanbul’a dönen Cemal Bey, Osmanlı Devleti’nin Balkan ittifakıyla savaşa sürüklendiği sırada yeniden askerî hizmete geçmek istedi. Harbiye Nezaretine 1 Ekim’de başvurarak sivil bir görev kabul etmeyeceğini bildirmesinin ardından 3 Ekim 1912’de Konya Redif Fırkası Komutanlığına tayin edildi; resmî hâl tercümesinde bu atamanın tarihi 4 Ekim olarak kaydedilmiştir. Konya, Seydişehir ve Karaman redif taburlarından meydana gelen fırka, Abdullah Paşa’nın komutasındaki Şark Ordusuna bağlıydı. Bununla birlikte dokuz taburdan üçünün Yemen’de bulunması nedeniyle Cemal Bey’in fiilen emrine verilen kuvvet, altı redif taburu ile sınırlı bir topçu unsurundan ibaretti.【48】
Cemal Bey, birliklerin hazırlanmasını hızlandırmak amacıyla Konya’ya emirler gönderdikten sonra Çerkezköy’de IX. Kolordu Komutanı Hakkı Paşa ile görüştü. Burada seferberliğin tamamlanmadığını ve uygulanabilir bir harekât planının henüz hazırlanmadığını görmesi, savaşın daha başlangıcında karşılaşacağı teşkilat ve sevk sorunlarını ortaya koydu. Konya Redif Fırkasının ilk birlikleri 16 Ekim’de Saray yakınlarındaki Büyük Manika köyüne ulaşırken Cemal Bey de birliğinin başına geçti; 19 Ekim’de miralaylığa terfi etti. Redif birliklerinin eğitim, subay kadrosu, silah, iaşe ve ulaştırma bakımından yetersiz olması nedeniyle cephedeki komutanlarla devamlı temas hâlinde bulunması ve özellikle geri hizmetleri düzenlemesi gerekiyordu.【49】
Osmanlı ordusunun Doğu Trakya cephesindeki ana kuvvetini oluşturan Şark Ordusunun Kırkkilise ve Pınarhisar–Lüleburgaz muharebelerinde uğradığı yenilgiler, Cemal Bey’in görevinin niteliğini bütünüyle değiştirdi. Artık düzenli bir taarruz veya savunmayı yönetmekten çok, çözülmeye başlayan birlikleri toparlamak ve ricat hareketini denetlemekle uğraşıyordu. Şark Ordusu Komutanlığı, 24 Ekim’de Kırkkilise–Vize hattındaki çekilmeyi düzenleme görevini ona verdi; 3 Kasım’da fırkasından geriye kalan kuvvetlerle IV. Kolordu emrine girdi ve 6 Kasım’da Istranca’ya ulaştı. Ardından 10 Kasım’da Yassıviran–Uzunlu ile Nakkaşköy–Mahmudpaşa hattını savunmakla görevli IV. Nizamiye Fırkasının komutanlığına getirildi. Bu sırada savunma mevzileri hazırlamaya, açlık ve yorgunluk içindeki askerleri yeniden teşkilatlandırmaya çalıştı.【50】
Cemal Bey, yaşanan bozguna ilişkin gözlemlerini 6 Kasım 1912’de III. Kolordu Komutanlığına sunduğu altı maddelik raporda topladı. Yenilginin sebepleri arasında seferberliğin kötü yürütülmesini, yolların ve sağlık hizmetlerinin yetersizliğini, redif taburlarındaki subay eksikliğini, askerlerin silah kullanmayı bilmemesini, birlikler arasındaki irtibatsızlığı ve geri çekilme istikametlerinin önceden belirlenmemesini gösterdi. Redif askerlerinin durumunu anlatırken “efradın üçte ikisinden fazlası hiç silah kullanmamıştır” ifadesini kullandı. Çözüm olarak bozulmuş birliklerin Çatalca hattı gerisinde toplanmasını, iaşe ve teçhizatlarının tamamlanmasını, silahlarının bakımının yapılmasını, savunma hattının tel örgü, projektör ve aydınlatma araçlarıyla tahkim edilmesini önerdi. Böylece rapor, yalnızca savaşın idaresine yönelik bir eleştiri değil, geri çekilen ordunun yeniden teşkilatlandırılması için hazırlanmış bir tedbirler bütünü niteliği taşıyordu.【51】
Ne var ki ordudaki teşkilat bozukluğuna salgın hastalıklar da eklenmişti. Koleraya yakalanan Cemal Bey, 14 Kasım’da mevzileri denetlerken at üzerinde bayıldı; ertesi gün durumunun ağırlaşması üzerine Hadımköy’e götürüldü. Burada kayınbiraderinin evinde yapılan ilk müdahalenin ardından 16 Kasım’da özel bir trenle İstanbul’a sevk edildi. Hastalığı, onu Çatalca savunmasının sonraki safhasından uzaklaştırdı; bununla birlikte kısa süre içinde iyileşerek yeniden görev almaya başladı.【52】
Cemal Bey, henüz tam olarak iyileşmeden 5 Aralık 1912’de Kâmil Paşa Hükûmetinin İttihat ve Terakki mensuplarına yönelik soruşturması kapsamında gözaltına alındı ve Sıkıyönetim Mahkemesine çıkarıldı. Yaklaşık sekiz saat süren gözaltının ardından serbest bırakıldı; daha sonra Çatalca’daki IV. Nizamiye Fırkasına döndü. 26 Aralık’ta İstanbul Menzil Müfettişi ve Ordu İdare Reisi olarak görevlendirildiği belirtilmekle birlikte, resmî hâl tercümesi bu görevin başlangıcını 8 Ocak 1913 olarak göstermektedir. Menzil Müfettişliği, başkentin ve Çatalca cephesinin ulaştırma, iaşe ve asker sevki üzerinde etkili bir konum sağladığından, birkaç hafta sonra gerçekleştirilecek hükûmet darbesinde Cemal Bey’in üstleneceği rol bakımından da önem taşıyordu.【53】
Bâbıâli Baskını’na giden süreç, yalnızca cephedeki yenilgilerle açıklanamaz. İttihat ve Terakki, 1912 seçimlerindeki baskı ve usulsüzlük iddiaları nedeniyle yoğun bir muhalefetle karşılaşmış; ordu içindeki Hürriyet ve İtilaf yanlısı subayların meydana getirdiği Halâskâr Zâbitân Grubu, Said Paşa Hükûmetini istifaya zorlamıştı. Gazi Ahmed Muhtar Paşa’nın “Büyük Kabine”sinin ardından 29 Ekim 1912’de kurulan Kâmil Paşa Hükûmeti, İttihatçı kadroları merkez ve taşra teşkilatlarından uzaklaştırmaya yöneldi. Böylece savaş yenilgileriyle siyasal tasfiye süreci birleşti ve İttihat ve Terakki yöneticilerinde, hükûmet dışında kaldıkları sürece hem örgütün hem de devletin geleceğini etkileyemeyecekleri düşüncesi güçlendi.【54】
Askerî durum bu siyasal gerilimi daha da ağırlaştırdı. Bulgar ordusunun Çatalca hattına kadar ilerlemesinden sonra 3 Aralık 1912’de ateşkes imzalanmış ve Londra’da barış görüşmeleri başlamıştı. Görüşmeler sırasında Edirne’nin statüsü temel anlaşmazlık konularından biri hâline geldi. Büyük devletler 17 Ocak 1913’te Bâbıâli’ye sundukları ortak notada Midye–Enez hattının kabul edilmesini, dolayısıyla Edirne’nin Bulgaristan’a bırakılmasını ve Ege adalarının geleceğinin kendilerine havale edilmesini istediler. Edirne’nin eski bir Osmanlı başkenti ve İstanbul savunmasının ileri mevkii olması, meselenin askerî öneminin yanında güçlü bir tarihsel ve simgesel anlam kazanmasına sebep oldu.【55】
Kâmil Paşa Hükûmetinin büyük devletlerin notasına nasıl cevap vereceğini belirlemek üzere 22 Ocak’ta sarayda bir Meşveret Meclisi toplandı. Bu kurulun Edirne’nin terkini açıkça kabul edip etmediği kaynaklarda tartışmalıdır; dönemin Şeyhülislamı Cemaleddin Efendi daha sonra hükûmetin Edirne’yi Bulgaristan’a bırakmaya karar verdiği iddiasını reddetmiştir. Bununla birlikte İttihat ve Terakki çevrelerinde, hükûmetin barış yapabilmek için Edirne’den vazgeçeceği kanaati hâkimdi. Üstelik Edirne 23 Ocak günü henüz hukuken veya fiilen Bulgaristan’a bırakılmış değildi; şehir kuşatma altındaydı ve resmî terk kararı ancak daha sonraki gelişmeler sonucunda ortaya çıkacaktı. Dolayısıyla Edirne’nin kaybedilmesi endişesi gerçek bir askerî tehlikeye dayanmakla beraber, İttihatçıların yeniden iktidara yönelmesini meşrulaştıran güçlü bir siyasal seferberlik aracı olarak da kullanıldı.【56】
İttihat ve Terakki yöneticileri, hükûmeti devirmeye yönelik hazırlıkları İstanbul’un Vefa semtinde Beşezade Emin Bey’in evinde yapılan toplantılarda görüştüler. Cemal Bey bu toplantılara katıldı ve özellikle Edirne’nin kaybedilmesini önlemek gerektiğini savunarak baskın fikrini destekledi. Bununla birlikte 23 Ocak 1913’te Bâbıâli’ye giren silahlı grubun içinde yer almadı; kendisine, başkentte ve askerî birliklerde alınacak önlemleri düzenleme ve planın uygulanmasını denetleme görevi verildi. Bu ayrım, onun baskına doğrudan silahla katılmadığını, fakat darbenin hazırlık ve güvenlik safhasındaki sorumluluğun bir kısmını üstlendiğini göstermektedir.【57】
23 Ocak öğleden sonra Enver Bey’in öncülüğündeki silahlı grup Bâbıâli’ye girdi. Baskın sırasında çıkan çatışmada Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Nâzım Paşa öldürüldü; Kâmil Paşa, “ahali ve cihet-i askeriyeden” gelen talep üzerine istifa ettiğini belirten bir belge yazmaya zorlandı. Enver Bey istifa mektubunu Dolmabahçe Sarayı’na götürürken padişah V. Mehmed Reşad, Kâmil Paşa’nın istifasını kabul ederek Mahmud Şevket Paşa’yı sadrazamlığa tayin etti. Nâzım Paşa’nın öldürülmesinin önceden kararlaştırılmış bir eylem mi, yoksa baskın sırasında gelişen bir çatışmanın sonucu mu olduğu kaynaklarda ihtilaflıdır; buna karşılık silahlı baskıyla hükûmetin istifaya zorlandığı ve yürütme erkinin cebren değiştirildiği açıktır.【58】
Cemal Bey, Nâzım Paşa’nın öldürülmesinden sonra Bâbıâli’ye gelerek muhtemel bir karşı hareketi önlemek üzere güvenlik tedbirleri aldı ve yeni sadrazamı binada karşıladı. Mahmud Şevket Paşa, aynı akşam başkentin asayişini sağlamasını ve gerekli gördüğü tedbirleri vakit kaybetmeden uygulamasını istedi. Cemal Bey, 26 Ocak’ta vekâleten, 27 Ocak’ta asaleten İstanbul Muhafızlığına getirildi. İstanbul Muhafızlığı yalnızca bir garnizon komutanlığı değildi; sıkıyönetim şartlarında askerî birlikler, polis teşkilatı, istihbarat faaliyetleri ve Çatalca’daki ordunun harekât üssü üzerinde geniş yetkiler sağlayan siyasal bir güvenlik makamıydı.【59】
Cemal Bey, görevinin ilk günlerinde baskının doğurabileceği intikam hareketlerini önlemeye çalıştı. Eski Sadrazam Kâmil Paşa ile Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’nin evlerine dönmelerine izin verdi; eski Dâhiliye Nazırı Reşid Bey ile Maliye Nazırı Abdurrahman Bey’i ise can güvenliklerini sağlamak gerekçesiyle iki gün Muhafızlık binasında tuttu. Yakub Cemil’in eski nazırların öldürülmesine yönelik talebini reddetti ve Nâzım Paşa için devlet erkânı ile yabancı askerî temsilcilerin katıldığı geniş bir cenaze merasimi düzenletti. Bu uzlaştırıcı adımlara karşılık başkentte Muhafız Taburları oluşturuldu, istihbarat ağı genişletildi ve muhalif çevrelerin faaliyetleri sıkı biçimde izlenmeye başladı. Dolayısıyla yeni yönetimin ilk güvenlik siyaseti, sınırlı bir uzlaşma arayışıyla yoğun askerî ve polisiye denetimi birlikte yürütüyordu.【60】
Bâbıâli Baskını, muhalefetin hükûmeti yeniden ele geçirme arayışını sona erdirmedi. Satvet Lütfi ve Dr. Nihad Reşad’ın çevresinde şekillenen ve Prens Sabahaddin’in manevi himayesinde bulunduğu ileri sürülen bir grup, Mahmud Şevket Paşa Hükûmetini devirmeyi ve âdem-i merkeziyetçi bir kabine kurmayı amaçlayan bir karşı darbe hazırlığına girişti. İstanbul Polis Müdürlüğünde toplanan belgelerde “Taklîb-i Hükûmet Teşebbüsü” adı verilen bu planın, Bâbıâli çevresinde kalabalık toplanması, sadrazamın istifaya zorlanması ve hükûmet üyelerinin Divan-ı Âli’ye sevk edilmesi esasına dayandığı bildiriliyordu. Bununla birlikte Prens Sabahaddin’in planın hazırlanmasındaki doğrudan sorumluluğu ve girişimin ne ölçüde uygulanabilir olduğu tartışmalıdır.【61】
Cemal Bey, 28 Ocak 1913’te yayımladığı bildiride hükûmetle halkın birlikte hareket etmesini istedi ve kamu düzenini bozanlara müsamaha gösterilmeyeceğini açıkladı. Taklîb-i Hükûmet soruşturmasının sonuçlarını ise 2 Mart’ta “Beyanname-i Resmiyye” adıyla kamuoyuna duyurdu; metnin yabancı dillere çevrilerek Avrupa gazetelerine gönderilmesi, meselenin yalnızca iç güvenlik sorunu olarak görülmediğini göstermektedir. Satvet Lütfi ile Ahmed Bedevi Kuran’ın yakalanması ve Dr. Nihad Reşad’ın Avrupa’ya kaçması sonucunda teşebbüs fiilen dağıldı.【62】
İstanbul Muhafızlığının faaliyetleri yüksek siyasetle sınırlı kalmadı. Sirkeci, Sultanahmet, Beyazıt ve Mahmudpaşa çevresinde yaygınlaşan kaçak tütün satışına karşı operasyonlar düzenlendi; yakalananların bir bölümü mahkûm edilirken bir bölümü İstanbul dışına gönderildi. Sokakta kadınlara sözlü veya fiilî tacizde bulunanların da sıkıyönetim yetkileriyle şehir dışına çıkarılacağı ilan edildi. Bu uygulamalar, bir taraftan başkentte gündelik güvenliği ve kamu düzenini sağlamayı hedeflerken diğer taraftan yargısal denetimi sınırlı ve olağanüstü yetkilere dayanan bir idare biçiminin yerleşmesine yol açıyordu.【63】
Taklîb-i Hükûmet girişiminin başarısızlığa uğramasına rağmen hükûmet karşıtı silahlı örgütlenmeler sona ermedi. Çerkes Kâzım Bey ve çevresindeki bazı eski subaylar, önce İttihat ve Terakki yöneticilerine, ardından hükûmetin askerî ve siyasi merkezi durumundaki Sadrazam Mahmud Şevket Paşa’ya karşı bir suikast hazırladı. Bu teşkilatın Taklîb-i Hükûmet girişimi ve Hürriyet ve İtilaf Fırkasıyla organik ilişkisi tartışmalı olmakla birlikte, her iki hareket de Bâbıâli Baskını’nın meydana getirdiği iktidar mücadelesinden doğmuştu. Cemal Bey, suikast ihtimaline ilişkin istihbarat aldığını ve 11 Haziran 1913 sabahı Mahmud Şevket Paşa’yı bizzat uyardığını daha sonra belirtti. Buna rağmen şüphelilerin önceden tutuklanmaması, İstanbul Muhafızlığının başlıca güvenlik başarısızlıklarından biri olarak eleştirildi; Cemal Bey ise yeterli hukuki delil toplamayı ve failleri suçüstü yakalamayı beklediğini savundu.【64】
Mahmud Şevket Paşa, 11 Haziran 1913’te Harbiye Nezaretinden Bâbıâli’ye giderken Beyazıt–Divanyolu kavşağında silahlı saldırıya uğradı. Makam otomobilinin bir cenaze alayı nedeniyle yavaşlamasından yararlanan saldırganların açtığı ateş sonucunda ağır yaralanan Paşa, geri götürüldüğü Harbiye Nezaretinde hayatını kaybetti; yaveri Bahriye Mülazımı İbrahim Bey de saldırıda öldü. Cemal Bey, haberin ulaşmasının ardından sıkıyönetim tedbirlerini ağırlaştırdı, hükûmet üyelerinin derhâl toplanmasını sağladı ve başkentte meydana gelebilecek bir askerî hareketi önlemeye çalıştı. Ertesi gün düzenlenen cenaze merasimi sırasında belirli saatler arasında sokağa çıkma yasağı uygulandı; Mahmud Şevket Paşa’nın yerine Said Halim Paşa’nın sadrazamlığa getirilmesiyle hükûmet boşluğu kısa sürede giderildi.【65】
Suikastın ardından İstanbul Muhafızlığı ile Polis Müdüriyeti geniş çaplı bir tutuklama harekâtı başlattı; gözaltına alınanların sayısının yaklaşık beş yüze ulaştığı, suikastla doğrudan bağlantısı gösterilemeyen çok sayıda muhalifin de Sinop’a sürüldüğü belirtilmektedir. Divan-ı Harpte yapılan yargılamalar sonucunda Damat Salih Paşa, Çerkes Kâzım, Topal Tevfik ve diğer dokuz sanık idam edilirken bazı firariler hakkında gıyaben ölüm cezası verildi. Cemal Bey soruşturma, tutuklama ve güvenlik önlemlerinin yürütülmesinde merkezî bir rol oynadı; bununla birlikte hükümleri veren makam Divan-ı Harp, ölüm cezalarını onaylayan ise padişahtı. Baskından hemen sonra izlenmeye çalışılan sınırlı uzlaşma siyaseti böylece yerini kitlesel tutuklama, sürgün ve idamlarla yürütülen açık bir siyasal mücadeleye bıraktı.【66】
30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması’yla Edirne’nin Bulgaristan’a bırakılması ve Osmanlı-Bulgar sınırının Midye-Enez hattı olarak belirlenmesi, Bâbıâli Baskını sırasında Edirne’yi kurtarma vaadinde bulunan İttihat ve Terakki yönetimini siyasi bakımdan güç durumda bıraktı. Mahmud Şevket Paşa’nın 11 Haziran’da öldürülmesinin ardından kurulan Said Halim Paşa Hükûmeti bu meseleyi yeniden gündemine aldıysa da büyük devletlerin muhtemel müdahalesi, başlangıçta askerî harekâta karşı ihtiyatlı davranılmasına yol açtı. Bulgaristan’ın 29 Haziran 1913’te Sırbistan ve Yunanistan’a saldırmasıyla başlayan II. Balkan Savaşı ise Bulgar ordusunun birden fazla cephede savaşmak zorunda kalmasına ve Doğu Trakya’daki kuvvetlerini azaltmasına neden oldu. Böylece Osmanlı Hükûmeti, Londra Antlaşması’yla kaybettiği toprakların bir bölümünü geri alabileceği elverişli bir askerî ve diplomatik ortam buldu.【67】
Cemal Bey, Talat Bey ve Enver Bey, ortaya çıkan fırsattan yararlanılarak Edirne üzerine yürünmesini savunan İttihatçıların başında geliyordu. Buna karşılık kabine üyelerinin önemli bir bölümü, harekâtın İngiltere, Fransa ve Rusya’nın müdahalesine yol açabileceğinden ve Osmanlı Devleti’ni yeni bir savaşın içine çekebileceğinden endişe ediyordu. Askerî harekâtın mali kaynağını sağlamak amacıyla Cemal ve Talat beyler, 6 Temmuz 1913’te Reji Umum Müdürü Mösyö Weyl ile görüştüler; Reji imtiyazının on beş yıl uzatılması karşılığında bir buçuk milyon altın lira borç alınması konusunda anlaşmaya vardılar. Cemal Bey, Mithat Şükrü Bey’le birlikte kabine üyelerini müdahaleye razı etmeye çalışırken yalnız Edirne’nin değil, Dedeağaç, Dimetoka, Gümülcine, İskeçe ve Sofulu’nun da Osmanlı hâkimiyetine alınmasını istiyordu. Edirne’nin geri alınmasını, sınır güvenliğinin yanı sıra Bâbıâli Baskını sonrasında İttihat ve Terakki’nin iktidarda kalabilmesi bakımından da zorunlu görüyordu.【68】
Yapılan görüşmelerin ardından Meclis-i Vükelâ, 13 Temmuz 1913’te Edirne yönünde harekete geçilmesini kararlaştırdı. İngiltere ve Fransa’nın uyarılarına rağmen ilerleyen Osmanlı kuvvetleri, Bulgar ordusunun bölgedeki zayıflığından yararlanarak 20 Temmuz’da Kırklareli’ni, 21 Temmuz’da Edirne’yi ciddi bir direnişle karşılaşmadan geri aldı. Said Halim Paşa Hükûmeti, 26 Temmuz’da yayımladığı beyannamede Londra Antlaşması’nın Balkan devletleri arasındaki yeni savaşla fiilen geçersiz hâle geldiğini ve Osmanlı kuvvetlerinin devletin güvenliğini sağlamak amacıyla Edirne’ye girdiğini açıkladı. Büyük devletler 7 Ağustos’ta ortak bir protesto notası verdiler; Osmanlı Hükûmeti ise 11 Ağustos’ta bu protestoyu reddetti. İngiltere, Fransa ve Rusya’nın diplomatik baskıyı askerî müdahaleye dönüştürememesi, Osmanlı hâkimiyetinin Edirne’de kalıcı hâle gelmesini kolaylaştırdı.【69】
Edirne’nin geri alınması, Balkan Savaşı’nın ilk safhasındaki ağır yenilgilerin ardından Osmanlı kamuoyunda geniş bir memnuniyet doğurdu ve İttihat ve Terakki’nin sarsılan itibarını belirli ölçüde yeniden güçlendirdi. Bu gelişme aynı zamanda Bâbıâli Baskını’nın temel gerekçelerinden biri olarak gösterilen “Edirne’yi kurtarma” vaadinin yerine getirilmesini sağladı. Nitekim olayların daha sonra Hatırat’ta kurulan anlatısında, Edirne geri alınamadığı takdirde İttihat ve Terakki’nin iktidarda kalma hakkını kaybedeceği düşüncesi açık biçimde dile getirildi.【70】 Cemal Bey, 7 Ağustos 1913’te Tasvir-i Efkâr’da yayımlanan mülakatında kararlılığını, “Edirne’yi tahliye etmektense, Türkiye’nin feci surette ziyanını görmeği tercih ederiz” sözleriyle ifade etti.【71】
Edirne’nin geri alınmasından sonra sorun, Osmanlı ilerlemesinin nerede duracağı noktasında yoğunlaştı. Bâbıâli, Bulgaristan’a verdiği notada kuvvetlerin Meriç’in batısına geçmeyeceğini taahhüt etmişti. Bununla birlikte 15 Ağustos 1913’te gönüllü birlikler Batı Trakya’ya girdi; Kuşçubaşı Eşref, Selim Sami, Süleyman Askerî, Reşid, Fehmi ve Cihangiroğlu İbrahim beylerin öncülüğünde merkezi Gümülcine olan Garbî Trakya Hükûmet-i Muvakkata-i İslâmiyesi meydana geldi. Böylece Osmanlı Hükûmeti, bir taraftan Batı Trakya’daki Müslüman nüfusun girişimlerini destekleyen İttihatçı çevrelerle, diğer taraftan Meriç’in batısına geçmeme taahhüdü ve büyük devletlerin baskısı arasında kaldı. Geçici hükûmetin kesin kuruluş tarihi ve Teşkilât-ı Mahsusa ile kurumsal ilişkisinin başlangıcı kaynaklarda farklı biçimlerde tarihlendirildiğinden, kuruluşu 15 Ağustos’taki askerî ilerlemeyi izleyen sürecin bir sonucu olarak değerlendirmek daha güvenlidir.【72】
Batı Trakya’daki fiilî durumun Edirne’nin geleceğini de belirsizleştirmesi üzerine Osmanlı ve Bulgar heyetleri arasında 5 Eylül 1913’te İstanbul’da barış görüşmeleri başladı. Osmanlı heyetinde Dâhiliye Nazırı Talat Bey, Bahriye Nazırı Çürüksulu Mahmud Paşa ve Şûrâ-yı Devlet Reisi Halil Bey bulunuyordu. İstanbul Muhafızı Cemal Bey ile Erkân-ı Harp Binbaşısı İsmet Bey ise heyetin askerî müşavirleri olarak görevlendirildi; Cemal Bey’in bu görevi resmî hâl tercümesinde 8 Eylül tarihiyle kayıtlıdır. Böylece Cemal Bey, Edirne’nin geri alınmasını savunan başlıca isimlerden biri olmasının ardından, harekâtın doğurduğu sınır meselesini diplomatik bir antlaşmayla sonuçlandıracak heyette de yer aldı.【73】
Yaklaşık üç hafta süren müzakereler 29 Eylül 1913 tarihli İstanbul Antlaşması’yla tamamlandı. Antlaşmayla Edirne, Kırklareli ve Dimetoka Osmanlı Devleti’nde kalırken Batı Trakya Bulgaristan’a bırakıldı; Bulgaristan’daki Müslümanların dinî ve mülki hakları konusunda bazı güvenceler alındı. Cemal Bey, Bulgar General Savov ile Büyükada’da gerçekleştirdiği görüşmelerde sınır ve askerî meselelerin belirlenmesine katıldı. Müzakerelerdeki hizmetleri dolayısıyla Kasım 1913’te II. Rütbeden Mecidi Nişanı ile ödüllendirildi. Antlaşma Edirne’nin geri alınmasını hukukileştirirken Osmanlı Hükûmetini Batı Trakya’daki geçici yönetimi tasfiye etme yükümlülüğüyle karşı karşıya bıraktı.【74】
Cemal Bey başlangıçta Osmanlı ilerlemesinin Batı Trakya’yı da kapsamasını istemiş olmasına rağmen, Edirne’nin yeniden tehlikeye düşmesini önlemek ve Bulgaristan’la imzalanan antlaşmayı yürürlüğe koymak amacıyla geçici hükûmetin dağıtılmasını kabul etti. Kuşçubaşı Eşref’le eskiye dayanan ilişkisi nedeniyle hükûmet üyelerini ikna etme görevini üstlendi ve Ömer Naci Bey’le birlikte Dedeağaç, Gümülcine ve İskeçe’ye gitti. Bu seyahatin başlangıç tarihi kesin olarak belirlenememekle birlikte Cemal Bey’in 20 ve 28 Ekim ile 1 Kasım 1913 tarihli telgrafları, görüşmelerin Ekim ortalarından Kasım başına kadar sürdüğünü göstermektedir. Görüşmeler sonunda Eşref Bey ve arkadaşları geçici hükûmetin dağıtılmasını kabul ederek İstanbul’a döndüler.【75】
Batı Trakya Hükûmeti’nin tasfiyesindeki rolü, Cemal Bey’in hayatı boyunca tartışılan kararlarından biri oldu. Kuşçubaşı Eşref ve daha sonra Cemal Kutay, bölgedeki fiilî hâkimiyetin korunabileceğini savunarak onu sert biçimde eleştirdiler. Buna karşılık Batı Trakya’daki silahlı oluşumun Bâbıâli’den bağımsız hareket etmesi, Bulgaristan’la yeni bir savaşı başlatması veya büyük devletlere müdahale gerekçesi vermesi de gerçek bir ihtimaldi. Cemal Bey’in tercihi bu bakımdan Batı Trakya’daki kazanımlardan vazgeçilmesi anlamına gelmekle birlikte, Edirne’nin elde tutulmasını ve Osmanlı-Bulgar barışının korunmasını önceleyen bir risk hesabına dayanıyordu.【76】
Batı Trakya meselesinin sonuçlandırılmaya çalışıldığı günlerde Cemal Bey’in İstanbul’daki askerî konumu da değişti. Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Ahmed İzzet Paşa, ordunun siyasetten uzaklaştırılması gerektiğini düşünüyor ve İstanbul Muhafızlığının İttihat ve Terakki’yle yakın ilişkili özel bir kuvvet merkezi hâline gelmesinden rahatsızlık duyuyordu. Ahmed İzzet Paşa’nın 29 Ekim tarihli teklifi üzerine İstanbul Muhafızlığı, 30 Ekim 1913 tarihli irade-i seniyye ile kaldırıldı; Cemal Bey aynı gün Birinci Kolordu Kumandan Vekilliğine getirildi ve sıkıyönetim idaresinin başkanlığını da üstlendi. Böylece İstanbul Muhafızlığı ortadan kaldırılırken Cemal Bey bütünüyle tasfiye edilmedi; yetkileri düzenli ordunun kumanda zinciri içine alınarak yeni bir göreve geçirildi.【77】
Birinci Kolordu Kumandan Vekili sıfatıyla asayiş ve sıkıyönetim işlerinin yanı sıra ordunun teknik ve eğitimle ilgili ihtiyaçlarıyla da ilgilendi. 21 Kasım 1913’te Talat Bey’le birlikte Ayastefanos’taki askerî tayyare merkezini ziyaret ederek pilotların ve teknik personelin karşılaştığı sorunları dinledi. Osmanlı askerî havacılığının henüz kuruluş aşamasında bulunduğu bu dönemde gerçekleştirilen ziyaret, Balkan Savaşı’nın ortaya çıkardığı teknik yetersizliklerin giderilmesi ve havacılığın düzenli ordunun bir unsuru hâline getirilmesi arayışının bir parçasıydı.【78】
Cemal Bey, 4 Aralık 1913’te Birinci Kolordu birliklerine dokuz maddelik bir tamim yayımladı. Tamimde dinî ve manevi bağlılığın güçlendirilmesi, her rütbedeki personelin görevini yapabilecek yeterliliğe ulaştırılması, verilen emirlerin sonuçlarının takip edilmesi, gereksiz yazışma ve kâğıt tüketiminin azaltılması ve emirlerin zamanında uygulanması istendi. Eğitimde barış zamanı gösterileri yerine savaş koşullarının esas alınmasını savunan Cemal Bey; nişancılık, araziden yararlanma, süngü muharebesi, yürüyüş disiplini, subayların kendi mesleki gelişimlerini sürdürmeleri ve kıtaların gerçekçi tatbikatlarla hazırlanması üzerinde durdu. Bu tamim, Balkan Savaşı yenilgisinin ardından Osmanlı ordusunda disiplin, eğitim ve komuta usullerini yeniden düzenleme ihtiyacının kolordu düzeyindeki yansımalarından biriydi.【79】
Birinci Kolordu’daki görevi uzun sürmedi. Mahmud Şevket Paşa döneminde kararlaştırılan ve Liman von Sanders’in başkanlığında kırk bir Alman subayından oluşan askerî ıslah heyeti Aralık 1913 başında İstanbul’a geldi. Birinci Kolordu, Alman heyetinin eğitim ve düzenleme çalışmalarının merkezi olarak belirlendiği için Liman von Sanders 5 Aralık’ta kolordu komutanlığına getirildi; Cemal Bey de kumandan vekilliğinden ve sıkıyönetim idaresi başkanlığından ayrıldı. Hatırat’taki görev devri kronolojisi ile resmî tayin kayıtları tam olarak örtüşmemektedir; resmî kayıtlara dayanan kronoloji, kolordu görevinin 5 Aralık’ta sona erdiğini, Nâfıa Nezaretindeki yeni görevin ise 16–17 Aralık’ta başladığını göstermektedir.【80】
İttihat ve Terakki’nin askerî ve idarî kadroları kabine içinde daha etkili hâle getirme isteği, Cemal Bey’in kısa süre sonra sivil bir hükûmet görevine geçmesini sağladı. Fransa’dan alınması planlanan borç ve Fransız şirketleriyle yürütülen altyapı görüşmeleri de Fransızca bilen ve Fransız çevreleriyle ilişkileri bulunan Cemal Bey’in tercih edilmesinde etkiliydi. Rumeli Demiryolları müfettişliği sırasında yol, köprü ve ulaşım işleri hakkında edindiği tecrübe de bu görevlendirmeyi destekliyordu. Cemal Bey, 16–17 Aralık 1913’te Osman Nizami Paşa’nın yerine Nâfıa Nazır Vekilliğine getirilerek ilk defa doğrudan kabineye girdi.【81】
Cemal Bey’in kabineye girdiği sırada Harbiye Nezaretinde de bir görev değişikliği hazırlanıyordu. Orduyu siyasetten uzaklaştırmaya çalışan Ahmed İzzet Paşa ile İttihat ve Terakki yöneticileri arasındaki anlaşmazlık, İstanbul Muhafızlığının kaldırılması sırasında daha da belirginleşmiş ve Ahmed İzzet Paşa 1 Ocak 1914’te görevinden ayrılmıştı. Harbiye Nazırlığı için İttihatçı çevrelerde Enver Bey’in yanı sıra Cemal Bey’in adı da anılmasına rağmen 2 Ocak’ta göreve Enver Paşa getirildi. Said Halim Paşa’nın teklifi üzerine Cemal Bey’in Balkan Savaşı ve İstanbul Muhafızlığındaki hizmetleri gerekçe gösterilerek askerî kıdemine üç yıl eklendi; 3 Ocak 1914 tarihli irade-i seniyye ile mirliva rütbesine yükseltildi. Bu tarihten itibaren kaynaklarda “Cemal Bey” yerine “Cemal Paşa” unvanı kullanılmaya başlandı.【82】
Cemal Paşa, yaklaşık yetmiş gün vekâleten yürüttüğü Nâfıa Nazırlığına 25–26 Şubat 1914’te asaleten atandı. Atama tarihi, arşiv belgesinin miladi karşılığında 25 Şubat, resmî hâl tercümesinde ise 26 Şubat olarak gösterilmektedir. Görev süresinin kısalığına rağmen demiryolu, şose yol, sulama ve liman inşaatlarını kapsayan geniş bir bayındırlık programı hazırladı. Bu program yalnız ekonomik kalkınmayı değil, Balkan Savaşı sırasında açıkça görülen sevkiyat ve ulaşım yetersizliklerini gidermeyi, Anadolu ile Arap vilayetleri arasındaki idarî ve askerî bağlantıları güçlendirmeyi de amaçlıyordu.【83】
Demiryolu programında Fransa’dan alınacak borcun 83 milyon franklık bölümünün Samsun-Sivas hattına ayrılması, bu hattın ardından Sivas-Erzincan demiryolunun Fransız sermayesiyle tamamlanması öngörülüyordu. Ankara-Sivas hattının ise Kayseri üzerinden Ulukışla’ya bağlanması ve imtiyazının Almanlara verilmesi planlandı. İstanbul’u Bağdat, Erzurum ve İzmir’e bağlayacak hatlarla Karadeniz ve Akdeniz havzaları arasındaki stratejik demiryollarının geniş hatlı ve devlet güvenceli olması; Çanakkale-İzmir, Aydın-Muğla ve Marmaris gibi mahallî hatların ise daha dar, düşük maliyetli ve devlet güvencesi bulunmadan inşa edilmesi düşünülüyordu. Yabancı sermayeye duyulan zorunlu ihtiyaca karşılık demiryolu defterlerinin ve işletme işlemlerinin Türkçe tutulması şartı getirilerek ulaştırma idaresinde dil ve denetim birliği kurulmaya çalışıldı.【84】
Şose yollar alanında daha önce bir Fransız şirketine verilmiş olan sözleşme sürdürüldü. Şirketin bir yıl içinde 900.000 liralık iş yapması planlanmışken mali kaynak bulunamaması nedeniyle çalışmalar yaklaşık 300.000 liralık düzeyde kaldı ve şirkete 140.000 lira ödendi. Bunun yanında şirketin güzergâhları gereksiz yere uzattığı ve fazla köprü inşa ederek maliyeti artırdığı yönünde yerel halktan ve Osmanlı mühendislerinden şikâyetler geldi. Cemal Paşa sorunların esas olarak devletin mali yetersizliğinden kaynaklandığını savundu; Nâfıa Nezareti fen heyetiyle Turuk-ı Umumiye şirketi arasındaki anlaşmazlıkları gidererek yol ve köprü çalışmalarının devamını sağlamaya çalıştı.【85】
Sulama programının merkezinde Konya Ovası bulunuyordu. Beş yıl sürmesi ve 19,5 milyon franka mal olması öngörülen projeyle yılda 550.000, toplamda 2.750.000 dönüm arazinin sulanması planlandı. Adana, Menderes ve Mihalıççık ovalarının sulanması; Meriç çevresindeki bataklıkların kurutulması; Amik Ovası ile Asi Nehri’nin düzenlenmesi; Dicle havzası ve Mezopotamya Ovası için sulama projeleri hazırlanması da programın diğer unsurlarıydı. Liman yatırımlarında ise Trablusşam, Yafa, Tekirdağ, Samsun ve Trabzon’a öncelik verilmesi, Suriye limanları için Fransız şirketleriyle, Karadeniz limanları için Türkiye Millî Bankasıyla görüşülmesi düşünülüyordu.【86】
Bununla birlikte söz konusu girişimlerin önemli bir bölümü uygulamaya geçirilmiş icraatlardan çok, mali kaynak bulunduğu takdirde gerçekleştirilmesi tasarlanan projelerdi. Cemal Paşa’nın Nâfıa Nezaretindeki toplam görev süresinin yaklaşık seksen beş günle sınırlı kalması ve birkaç ay sonra I. Dünya Savaşı’nın başlaması, programın tamamlanmasını engelledi. Said Halim Paşa, Enver Paşa ve Talat Bey’in Bahriye Nezaretinde köklü bir değişikliğe ihtiyaç bulunduğu sonucuna varmaları üzerine 9–10 Mart 1914’te kabinede görev değişikliğine gidildi; Cemal Paşa Bahriye Nazırlığına, Çürüksulu Mahmud Paşa ise Nâfıa Nazırlığına getirildi. Böylece Cemal Paşa’nın kısa süreli bayındırlık görevi sona ererken savaş yılları boyunca elinde tutacağı Bahriye Nazırlığı dönemi başladı.【87】
Cemal Paşa’nın 9–10 Mart 1914’te Bahriye Nazırlığına atanması, Balkan savaşlarının ortaya çıkardığı askerî yetersizlikleri giderme ve kara ordusunda başlatılan yeniden yapılanmayı deniz kuvvetlerine de yayma arayışının sonucuydu. Osmanlı donanmasının önemli bir bölümü bakım ve onarıma muhtaçtı; İngiltere’de inşa edilen Reşadiye ile Brezilya’dan satın alınarak Sultan Osman-ı Evvel adı verilen dretnotların tesliminde gecikmeler yaşanıyor, Yunanistan’ın deniz kuvvetlerini güçlendirmesi ise Ege adaları meselesi nedeniyle İstanbul’da ciddi bir güvenlik kaygısı doğuruyordu. Sadrazam Said Halim Paşa, Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Dâhiliye Nazırı Talat Bey bu koşullarda Bahriye Nezaretinde görev değişikliğine karar verdiler; Çürüksulu Mahmud Paşa Nâfıa Nazırlığına geçirilirken Cemal Paşa Bahriye Nazırı oldu.【88】
Cemal Paşa göreve başladıktan sonra İngiliz Islah Heyeti Başkanı Amiral Arthur Limpus ile görüştü; Limpus’un ve kendisinden önceki İngiliz danışman Amiral Douglas Gamble’ın hazırladığı raporları inceledi. İncelemeler sonunda nezaretin karar alma sürecinin çok sayıda kurul, makam ve yazışma arasında yavaşladığı kanaatine vardı. Hazırlanan yeni teşkilat düzeninde Bahriye Şûrası ile nezaret müsteşarlığının kaldırılması, nezaretin dört daire, bir Sıhhiye Müfettişliği ve bir Muhasebe Müdürlüğü biçiminde yeniden örgütlenmesi öngörüldü. Daire başkanlarına kendi görev alanlarında daha geniş karar yetkisi verilerek bürokrasinin azaltılması ve emirlerin daha hızlı uygulanması amaçlandı.【89】
Teşkilat değişikliği limanların ve kıyı güvenliğinin yeniden düzenlenmesiyle devam etti. Deniz yoluyla yapılan kaçakçılığın önlenmesi ve merkezden yeterince denetlenemeyen limanların kontrol altına alınması amacıyla Samsun, İstanbul, İzmir ve Beyrut’ta liman başkanlıkları kuruldu; Kızıldeniz’deki limanlar Kızıldeniz Komodorluğuna bağlandı. Fransa’dan alınan gambotlar Karadeniz, Akdeniz, Suriye ve Kızıldeniz kıyılarında görevlendirilirken bahriye subayları harp donanması, liman teşkilatı ve kıyı denetim birimlerinde çalışacak şekilde sınıflandırıldı. Haliç Tersanesinin yenilenmesi, İzmit Körfezi’nde modern bir tersane ve yüzer havuz kurulması projeleri de sürdürüldü. Bununla birlikte tersane projeleri daha önce İngiliz Armstrong-Vickers şirketine verilmiş olduğundan Cemal Paşa’nın ilk düzenlemeleri, İngiliz danışmanlık ve sermaye sistemini ortadan kaldırmaktan çok bu sistemden yararlanarak nezaret üzerindeki Osmanlı idarî denetimini artırmayı hedefliyordu.【90】
Personel politikasında disiplin, görev yeterliliği ve kuşak değişimi öne çıktı. Yaşı ilerlemiş veya görevini yerine getiremediği düşünülen bazı liman reisleri ve subaylar emekliye ayrılırken yerlerine daha genç personel getirildi. Cemal Paşa, 24 Mart 1914 tarihli bildirisinde askerî evrakın korunmasını, nezaret içindeki bilgilerin basına sızdırılmamasını ve bütün subayların kendilerine verilen görevleri titizlikle yerine getirmesini istedi. İlk kapsamlı teftişlerinden birini 4 Nisan’da Muin-i Zafer korvetinde gerçekleştirdi. Bu uygulamalar Enver Paşa’nın kara ordusundaki geniş tasfiyesi kadar kapsamlı değildi; daha çok liman idaresi, donanma komutası ve nezaret bürokrasisindeki belirli görevlilere yöneldi.【91】
Disiplin anlayışının en görünür örneklerinden biri 10 Haziran 1914’te yaşandı. Donanmanın subay ve erleriyle tersane meydanında bayramlaşacağını önceden bildiren Cemal Paşa, belirlenen saatte meydana geldiğinde Donanma Komodoru Tahir Bey ile birkaç subay dışında kimsenin toplanmadığını gördü. Tahir Bey’in yağmur nedeniyle personeli bekletmediğini açıklaması üzerine onu görevden aldırıp üç gün göz hapsine mahkûm etti. Yayımladığı emirde, barış zamanında yağmur gerekçesiyle verilen emri yerine getirmeyen bir kuvvetin savaş sırasında başarılı olamayacağını vurguladı.【92】
Bahriye mensuplarının kıyafet ve rütbe işaretlerinde de düzenlemelere girişildi. 16 Nisan 1914’te hazırlanan ek layihayla subayların resmî üniformalarında kullandıkları pelerinlere rütbe işaretleri konuldu. Müşir, miralay, kaymakam ve binbaşı gibi kara ordusuyla ortak kullanılan bazı rütbelerin denizcilik terminolojisine uygun biçimde “müşir amiral”, “kalyon kaptanı”, “fırkateyn kaptanı” ve “korvet kaptanı” gibi karşılıklarla ifade edilmesine çalışıldı. Bu düzenlemelerin bir bölümü savaş yıllarında tamamlanmış olsa da başlangıçtaki amaç, bahriye personelinin sınıf ve rütbelerini görünür hâle getiren, kendi içinde tutarlı bir deniz kuvvetleri kimliği oluşturmaktı.【93】
İdarî düzenlemelerin yanında donanmanın gemi mevcudunu artırmaya yönelik geniş bir satın alma programı hazırlandı. Cemal Paşa, 27 Mart 1914’te Osmanlı Donanma Cemiyeti Merkez-i Umumi üyeliğine seçildi; donanma için yürütülen bağış kampanyalarını destekledi ve kendisi de maddi yardımda bulundu. 2 Mayıs’ta İngiliz Armstrong şirketiyle imzalanan sözleşmede bir birinci sınıf zırhlı, iki savaş gemisi, dört torpido aracı ve iki denizaltının en geç üç yıl içinde teslim edilmesi öngörüldü. Fransa ile ilişkilerde denge sağlamak amacıyla Fransız şirketlerine de altı muhrip, iki denizaltı ve on iki deniz uçağı sipariş edilmesi planlandı.【94】
Bu siparişler esas olarak Yunanistan’la yaşanan deniz silahlanması rekabetine dayanıyordu. Atina yönetiminin İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nden gemiler alması, Ege’de Osmanlı donanmasının üstünlük kurmasını güçleştiriyordu. Cemal Paşa, 27 Haziran 1914’te Enver Paşa’ya gönderdiği mektupta Yunan donanmasının güçlenmesiyle adalar meselesi arasındaki bağlantıya dikkat çekti. İngiltere’de yapımı tamamlanmak üzere olan Sultan Osman-ı Evvel ile Reşadiye’nin teslim alınması durumunda Yunan donanmasına karşı denge kurulacağını düşünüyordu. Bu nedenle gemilerin teslim işlemleriyle görevlendirilen Rauf ve Vasıf beylerden İngiliz makamları nezdinde girişimlerini hızlandırmalarını istedi.【95】
Donanmanın yenilenmesi için İngiliz ve Fransız şirketleriyle kurulan ilişkiler, Cemal Paşa’nın dış politikadaki eğilimleriyle de uyumluydu. Fransa’nın İstanbul Büyükelçisi Maurice Bompard, Saraybosna Suikastı’nın gerçekleştiği 28 Haziran 1914’te Cemal Paşa’ya Fransız donanmasının temmuz ayında düzenleyeceği manevraları izleme davetini iletti. Bâbıâli’nin 30 Haziran’da verdiği izin üzerine Cemal Paşa 2 Temmuz’da İstanbul’dan ayrıldı ve ertesi gün Paris’e ulaştı. Resmî talimatı, Ege adaları meselesinde Fransa’nın desteğini kazanmak ve Fransız kamuoyunu Osmanlı Devleti lehine etkilemekti. Bazı dönem tanıklıkları, koşullar elverdiği takdirde bir ittifak ihtimalini araştırma yetkisine de sahip olduğunu ileri sürmektedir; dolayısıyla seyahatin yalnız askerî manevraları izlemekten daha geniş bir diplomatik amaç taşıdığı anlaşılmaktadır.【96】
Cemal Paşa Paris, Lyon, Marsilya, Toulon ve Havre’da askerî tesisleri, tersaneleri ve silah fabrikalarını gezdi. Toulon’da Amiral Boué de Lapeyre tarafından karşılandı ve üç gün süren Fransız deniz manevralarını izledi; Creusot ve Normand şirketlerinin fabrikalarında Osmanlı Devleti adına inşa edilen denizaltı ve muhripleri inceledi. Fransa-Türkiye Dostluk Cemiyeti, Osmanlı Bankası ve Fransız askerî makamları tarafından düzenlenen toplantı ve yemeklere katıldı. Bu temaslar Osmanlı-Fransız ilişkilerinin görünürde dostane olduğunu göstermekle birlikte, Fransız hükûmetinin Osmanlı talepleri karşısındaki siyasi tutumunu değiştirmedi.【97】
Fransız yetkililer Viviani ve Margerie ile yapılan görüşmelerde Cemal Paşa, adalar meselesinde destek ve iki devlet arasında daha yakın bir siyasi bağ kurulması ihtimalini gündeme getirdi. Fransa, Ege adaları konusunda Yunanistan’ı desteklediği gibi Osmanlı Devleti’yle bağımsız bir ittifak kurulmasını da Rusya’nın onayına bağladı. Rusya’nın İstanbul ve Boğazlar üzerindeki hedeflerinden çekinen Osmanlı yöneticileri açısından bu cevap güvence sağlamıyordu. Cemal Paşa 18 Temmuz’da ülkeye döndüğünde askerî tesisler ve Fransız donanması hakkında kapsamlı gözlemler edinmiş, fakat temel siyasi taleplerinin hiçbirini kabul ettirememişti. Bu sonuç, İttihat ve Terakki yönetimi içindeki Almanya’ya yönelme eğilimini güçlendiren etkenlerden biri oldu.【98】
Cemal Paşa’nın dönüşünden birkaç gün sonra Enver Paşa Alman Büyükelçisi Hans von Wangenheim’a, Said Halim Paşa da Avusturya-Macaristan Büyükelçisi Johann von Pallavicini’ye ittifak teklifinde bulundu. Alman İmparatoru II. Wilhelm’in Osmanlı Devleti’nin ittifaka alınmasını istemesi üzerine başlayan gizli görüşmeler, 2 Ağustos 1914’te Osmanlı-Alman İttifak Antlaşması’nın imzalanmasıyla sonuçlandı. Antlaşma, Rusya’nın Avusturya-Sırbistan savaşına müdahalesi hâlinde Almanya ile Osmanlı Devleti’nin birlikte hareket etmesini öngörüyordu. Bununla birlikte görüşmeler Sadrazam Said Halim Paşa, Enver Paşa, Talat Bey ve Meclis-i Mebusan Reisi Halil Bey arasında yürütülmüş; Cemal Paşa hem müzakerelerin hem de antlaşmanın dışında tutulmuştu.【99】
Said Halim Paşa, antlaşmanın imzalanmasından birkaç gün sonra Cemal Paşa’yı Yeniköy’deki yalısına çağırarak gelişmeleri bildirdi. Cemal Paşa kararın kendisinden gizlenmesine tepki gösterdi ve bir süre istifayı düşündü; ancak Rusya karşısında Osmanlı Devleti’ni yalnız bırakmayacak bir ittifakın gerekli olduğu sonucuna vararak antlaşmayı kabul etti. Buna rağmen bu kabul, Ağustos 1914’te derhâl savaşa girilmesini savunduğu anlamına gelmiyordu. Nitekim 20–22 Ağustos’ta İngiliz Büyükelçisi Sir Louis Mallet aracılığıyla İngiltere’yle güvenlik ve ittifak imkânını araştırmayı sürdürdü. Eylül ayı boyunca da Osmanlı tarafsızlığının korunmasını, donanmanın Rusya’yla çatışmaya yol açacak şekilde kullanılmamasını savundu.【100】
Osmanlı-Alman ittifakının imzalandığı günlerde İngiltere, parası büyük ölçüde Osmanlı halkından toplanan bağışlarla ödenmiş olan Sultan Osman-ı Evvel ile Reşadiye dretnotlarına el koydu. Teslim heyeti İngiltere’ye ulaşmış olmasına rağmen gemilerin Osmanlı bayrağı çekmesine izin verilmemesi, İstanbul’da İngiltere’ye karşı büyük tepki doğurdu. İngiliz kararından birkaç gün sonra Akdeniz’de İngiliz donanması tarafından takip edilen Alman savaş gemileri Goeben ve Breslau, Amiral Souchon’un komutasında Çanakkale’ye yöneldi. Alman Deniz Ataşesi Albay Hans Humann, 8 Ağustos’ta Cemal Paşa’dan gemilere beş-altı bin ton kömür verilmesini istedi; Cemal Paşa, Said Halim, Enver ve Talat paşalarla görüştükten sonra talebi kabul etti. Gemiler 10 Ağustos’ta Çanakkale Boğazı’na girdi.【101】
Tarafsızlık hukuku uyarınca Osmanlı Hükûmetinin gemileri yirmi dört saat içinde kara sularından çıkarması veya silahsızlandırarak savaş sonuna kadar bir limanda tutması gerekiyordu. İtilaf devletleriyle doğrudan çatışmayı önlemek amacıyla gemilerin Almanya’dan satın alındığı ve İngiltere’nin el koyduğu iki dretnotun yerine Osmanlı donanmasına katıldığı ilan edildi. Seksen milyon marklık satışın hukukî gerçekliği tartışmalıydı; Alman mürettebat gemilerde kalmaya devam ettiği gibi Alman makamları savaş boyunca gemileri kendi kuvvetlerinin bir parçası olarak değerlendirdi. Bununla birlikte Goeben’e Yavuz, Breslau’ya ise Midilli adı verildi, gemilere Osmanlı bayrağı çekildi ve personeline fes giydirildi. Midilli adının seçilmesi, hem kaybedilen Ege adasına yönelik siyasi mesaj taşıyor hem de Cemal Paşa’nın doğduğu adayı hatırlatıyordu.【102】
Gemilerin kabulü, Osmanlı bahriyesindeki İngiliz etkisinin yerini Alman etkisine bırakmasına yol açtı. İngiliz Islah Heyeti Başkanı Amiral Limpus görevinden ayrılırken Amiral Souchon 9 Eylül 1914’te Osmanlı Donanması Kumandanlığına getirildi. Souchon’un hem Alman subayı kimliğini koruması hem de Osmanlı donanmasına komuta etmesi, Bahriye Nazırı ile Başkumandanlık Vekâleti arasında yetki sorunları doğurdu. Cemal Paşa idarî bakımdan donanmanın kendi nezaretine bağlı olduğunu savunurken Souchon askerî harekât konusunda Enver Paşa’nın başında bulunduğu Başkumandanlık Vekâletini esas alıyordu.【103】
Bu yetki çatışması ilk defa eylül ayında açık biçimde ortaya çıktı. Souchon, donanmayı Karadeniz’e çıkararak uzun süreli eğitim yaptırmak istediğinde Cemal Paşa bunun Rusya’yla savaşa yol açabilecek bir dış politika kararı olduğunu belirtti. 14 Eylül tarihli cevabında, “Donanmanın Karadeniz’e çıkması Hükûmet-i Osmaniyece siyasi teşebbüs olup, buna ancak Kabine Heyeti canibinden karar verilmek […] lazımdır” diyerek Alman amiralinin tek başına hareket edemeyeceğini bildirdi.【104】 Souchon’un 21 Eylül’de Enver Paşa’dan aldığı sözlü izne dayanarak donanmayla Karadeniz’e çıkması üzerine Said Halim Paşa ve Cemal Paşa harekete geçti; Cemal Paşa donanmanın derhâl geri dönmesini emretti ve başlangıçta direnen Souchon’u Boğaz’a dönmek zorunda bıraktı. Bu müdahale, Cemal Paşa’nın eylül sonuna kadar fiilî tarafsızlığı korumaya çalıştığını göstermektedir.【105】
Cemal Paşa’nın tutumu ekim ayının ikinci haftasında değişti. Almanya’nın Osmanlı Hükûmetinin istediği borcu kabul ettiğinin 11 Ekim’de bildirilmesi, devletin mali ihtiyaçlarını Almanya’ya bağladı. Aynı zamanda İtilaf devletlerinin Rusya’ya karşı güvence vermemesi, Rusya’nın İstanbul ve Boğazlar üzerindeki hedeflerinden duyulan kaygı ve 9 Eylül’de tek taraflı olarak kaldırılan kapitülasyonların Almanya’nın kazanacağı bir savaş sonunda kalıcı biçimde sona erdirilebileceği düşüncesi, savaşa katılma fikrini güçlendirdi. Cemal Paşa bu tarihten sonra tarafsızlığın sürdürülemeyeceğini ve Osmanlı Devleti’nin Alman ittifakının gereklerini yerine getirmek zorunda kalacağını savunmaya başladı.【106】
Enver Paşa, 22 Ekim’de Souchon’a Rus donanmasını arayıp harp ilan edilmeden saldırması yönünde sözlü emir verdi; 24 Ekim’de Talat Bey ve Cemal Paşa’nın da görüşünü aldıktan sonra emrini yazılı hâle getirdi. Aynı gün Cemal Paşa, Osmanlı gemilerinin komutanlarına Karadeniz’de bulundukları sırada Souchon’un vereceği emirlere tereddütsüz uymalarını bildirdi. Souchon, 27 Ekim’de Yavuz, Midilli, Hamidiye, Berk, Gayret ve Numune gemilerinden oluşan filoyla Karadeniz’e açıldı; 29 Ekim’de Sivastopol, Odesa ve Kefe’ye yönelik saldırılar gerçekleştirildi. Bu harekât, Osmanlı Devleti henüz savaş ilan etmemişken Rusya’yla fiilî çatışmayı başlattı.【107】
Cemal Paşa’nın harekâtın ayrıntılarından ne ölçüde haberdar olduğu uzun süre tartışıldı. Hatıratının ilk yayımlarında bombalama kararını önceden bildiğine ilişkin ifadeler bulunmazken daha sonra yayımlanan müsvedde parçalarında, saldırıyı Enver Paşa’dan beş-altı saat önce öğrendiğini belirttiği görülmektedir. Ayrıca 24 Ekim’de Souchon’un emirlerine uyulmasını isteyen yazılı talimatı Karadeniz harekâtının dışında olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte mevcut belgeler, hedeflerin ve saldırı saatlerinin ne kadar önceden kendisine bildirildiğini kesin biçimde ortaya koymamaktadır. Bu nedenle Cemal Paşa’yı saldırının tek planlayıcısı saymak mümkün olmadığı gibi, gelişmelerden bütünüyle habersiz ve etkisiz bir nazır olarak göstermek de kaynaklarla bağdaşmamaktadır.【108】
Karadeniz saldırısından sonra Rusya 3 Kasım’da, İngiltere ve Fransa ise 5 Kasım’da Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. Kabine içindeki Cavid Bey, Çürüksulu Mahmud Paşa, Süleyman Elbistanî ve Oskan Efendi gibi savaşa karşı çıkan nazırlar istifa ederken Cemal Paşa görevini sürdürdü. Osmanlı Devleti 11 Kasım’da karşı savaş ilanında bulundu; 14 Kasım’da cihad ilan edildi ve 15 Kasım’da padişah ile başkumandanlık tarafından ordu ve donanmaya beyannameler yayımlandı. Cemal Paşa da 17 Kasım’da donanmaya seslenerek savaşın bağımsızlığın korunması için zorunlu olduğunu savundu ve konuşmasını “Ya şanlı ve kahramanca bir ölüm, yahut zafer ve istiklâl!” sözleriyle bitirdi.【109】 Böylece 1914 başında Fransa ve İngiltere’yle yakınlaşmayı, savaş başladığında ise tarafsızlığı savunan Cemal Paşa, ekim sonundan itibaren Osmanlı Devleti’nin Almanya yanında savaşa girişinde doğrudan sorumluluk üstlenen yöneticilerden biri hâline geldi.
Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesinin ardından Cemal Paşa, 18 Kasım 1914’te Bahriye Nazırlığı üzerinde kalmak üzere IV. Ordu Komutanlığına getirildi.【110】 Görevi yalnızca Suriye ve Filistin’in savunulmasından ibaret değildi; Mısır’a yönelik askerî harekâtı hazırlayıp yürütmesi, Suriye’de güvenliği sağlaması ve askerî ihtiyaçlarla bağlantılı sivil kararları eş güdüm içinde uygulaması bekleniyordu. Komutanlık bu nedenle Cemal Paşa’ya Suriye, Lübnan, Filistin, Ürdün ve Batı Arabistan’a uzanan geniş bir sahada olağanüstü bir yetki alanı sağladı.【111】
Cemal Paşa, hatıratında Enver Paşa’nın teklifine verdiği cevabı “Teklif ettiğiniz Dördüncü Ordu Kumandanlığı’nı teşekkür ve istekle kabul eder, bir iki gün içinde memuriyet mahalline hareket ederim” sözleriyle aktarır.【112】 21 Kasım’da Haydarpaşa’dan ayrılan Paşa; Konya, Pozantı, Tarsus, Adana, İskenderun, Halep, Hama, Humus ve Baalbek üzerinden ilerleyerek 8 Aralık’ta Şam’a ulaştı ve IV. Ordu karargâhını burada kurdu.【113】
Cemal Paşa’nın Suriye’ye gönderilmesinden önce Kanal harekâtına ilişkin hazırlıklar başlamıştı. Almanya, Süveyş Kanalı’nın tehdit edilmesiyle İngiltere’nin Hindistan ve Uzak Doğu ile bağlantısının aksatılabileceğini, Mısır’da tutulacak İngiliz kuvvetlerinin Avrupa cephelerine gönderilemeyeceğini ve Osmanlı halifesinin cihat çağrısının İngiliz idaresindeki Müslüman toplulukları harekete geçirebileceğini hesaplıyordu. Osmanlı yöneticileri ise bu hedeflere Mısır üzerindeki hâkimiyetin yeniden kurulması, devletin İslam dünyasındaki itibarının güçlendirilmesi ve Arap vilayetlerinde merkezî otoritenin tahkim edilmesi beklentisini ekliyordu.【114】
Ağustos 1914’ten itibaren IV. Ordu Komutanı Halepli Zeki Paşa’nın idaresinde yürütülen hazırlıklara Mersinli Cemal Bey’in VIII. Kolordusu ile 20 Eylül’de Suriye’ye gelen Kress von Kressenstein başkanlığındaki Alman subay heyeti katılmıştı. Bununla birlikte Zeki Paşa; Sina Çölü’ndeki su yetersizliğini, birliklerin eğitim ve donanım eksikliklerini, ulaşım güçlüklerini ve Kanal’daki İngiliz savunmasının kuvvetini öne sürerek taarruzdan ziyade Suriye’nin savunulmasına öncelik verilmesini savunuyordu.【115】 Enver Paşa’nın IV. Orduyu Cemal Paşa’ya vermesi, Suriye’nin savunmasıyla Mısır’a yönelik taarruz hazırlıklarını tek bir komuta altında birleştirme amacını taşıyordu. Von Frankenberg ordu kurmay başkanlığına, Ali Fuad Bey Harekât Şubesi Müdürlüğüne getirilirken Kress von Kressenstein Kanal harekâtının planlanması ve Sina’daki hazırlıklarla görevlendirildi.【116】
Kanal harekâtının hedefi konusunda savaş sırasında ve sonrasında birbirinden farklı açıklamalar yapılmıştır. Alman stratejik tasavvurunda Kanal’ın tehdit edilmesi ve İngiliz kuvvetlerinin Mısır’da tutulması öncelik taşırken Osmanlı kamuoyuna yönelik söylemde Mısır’ın kurtarılması ve İngiliz idaresine son verilmesi öne çıkarılıyordu.【117】 Cemal Paşa’nın Haydarpaşa’daki veda konuşması, harekât öncesindeki raporları ve Mısır’daki milliyetçi çevrelerle kurulan bağlantılar, Kanal’ın geçilmesi hâlinde Mısırlıların ayaklanacağı ve Osmanlı kuvvetlerinin ülkede ilerleyebileceği beklentisinin harekât planında gerçek bir yer tuttuğunu göstermektedir.【118】
Buna karşılık Cemal Paşa, savaş sonrasında kaleme aldığı hatıratında Birinci Kanal Harekâtı’nı “taarruz mahiyetli bir keşif” olarak nitelendirmiş; asıl amacın Kanal savunmasının sınanması ve İngiliz kuvvetlerinin Mısır’da tutulması olduğunu ileri sürmüştür.【119】 Dolayısıyla harekâtı yalnızca bir keşif girişimi veya başından itibaren tasarlanmış kapsamlı bir Mısır harekatı şeklinde tanımlamak yeterli değildir: Plan, sınırlı askerî imkânlarla Kanal’da bir geçit açılmasını, bu başarının Mısır’da bir ayaklanmayı tetiklemesini ve ortaya çıkacak şartlara göre daha geniş bir ilerlemenin gerçekleştirilmesini öngörüyordu.
Cemal Paşa Şam’a ulaştığında düzenli birliklerin yanı sıra Teşkilât-ı Mahsusa mensuplarından, Arap gönüllülerden ve Bedevilerden yararlanılmasına yönelik çalışmalar sürdürülüyordu. Aşiretlerden gönüllü savaşçı sağlamaktan çok, çöl ulaşımı için gerekli deve, at ve katırların temininde faydalanıldı; buna karşılık Bedevi birliklerinin düzenli muharebe kabiliyeti sınırlı kaldı.【120】 Harekât planına göre merkez kol Birüssebi–İbin güzergâhından İsmailiye’ye, sağ kol kuzeyden Kantara’ya, sol kol ise güneyden Süveyş’e ilerleyecek; yan kollar İngiliz kuvvetlerini dağıtmaya çalışırken asıl geçiş Timsah Gölü ile Acı Göl arasındaki Tussum–Serapeum kesiminde gerçekleştirilecekti. Harekât için ayrılan toplam kuvvet kaynaklarda yaklaşık 20–25 bin kişi olarak gösterilirken ana taarruz kolunun mevcudu yaklaşık 12 bin kişiydi.【121】
Birüssebi ile Kanal arasında yaklaşık 300 kilometrelik susuz bir arazi bulunması, birliklerin su tüketimini azaltmak için geceleri yürüyüp gündüzleri dinlenmesini zorunlu kıldı. Deve kolları, sınırlı sayıdaki tombazlar, yiyecek ve su depoları büyük ölçüde insan ve hayvan gücüyle taşınırken ağır topçunun çölden geçirilmesi mümkün olmadı.【122】 Sefer kuvveti 14–15 Ocak 1915 gecesi Kudüs’ten ileri harekete başladı; Cemal Paşa’nın karargâhı 15 Ocak’ta Birüssebi’den ayrıldı ve birlikler yaklaşık on altı gün sonra Kanal çevresine ulaştı.【123】
Taarruz 2–3 Şubat 1915 gecesi saat 03.30 dolaylarında başladı. Kantara, el-Ferdan, İsmailiye, Şallûf ve Süveyş yönlerinde İngiliz kuvvetlerini meşgul etmeye yönelik saldırılar düzenlenirken asıl kuvvet Tussum ile Serapeum arasındaki kesimde Kanal’ı geçmeye çalıştı.【124】 Osmanlı askerleri tarafından çölde taşınan tombazlardan bir bölümü suya indirildi ve yaklaşık 600 asker karşı kıyıya geçebildi. Fakat Kanal’ın batı kıyısındaki tahkimatın geçiş noktasına yakınlığı, projektörlerle tombazların fark edilmesi, Hint birliklerinin ateşi ve Kanal’daki İngiliz savaş gemilerinin ağır topları geçişin genişletilmesini engelledi. Karşı kıyıya ulaşan askerlerin önemli bir bölümü şehit düştü veya esir alındı; gerideki birlikler ise Kanal’ın doğu kıyısında kaldı.【125】
Yaklaşık otuz saat süren çatışmalardan sonra Cemal Paşa, Mersinli Cemal Paşa, von Frankenberg ve Kress von Kressenstein ile yaptığı değerlendirmede İngiliz savunmasının mevcut kuvvetlerle yarılamayacağı sonucuna vardı ve 3 Şubat akşamı geri çekilme emri verdi.【126】
Birinci Kanal Harekâtı’ndaki kayıplar konusunda tarafların kayıtları önemli ölçüde farklıdır. Cemal Paşa’nın 27 Nisan 1915 tarihli ayrıntılı raporundaki cetvelde 124 subay ve erin şehit düştüğü, 417’sinin yaralandığı, 819’unun kaybolduğu ve toplam kaybın 1.360 olduğu belirtilirken hatıratında toplam kayıp 1.296 olarak gösterilmiştir. İngiliz makamları ise Osmanlı kayıplarını yaklaşık 3.000 kişi olarak açıklamıştır.【127】 Harekâtın başlıca askerî hedefleri olan Kanal’da sürekli bir geçit açılması, ulaşımın kesilmesi ve Mısır’da İngiliz idaresine karşı genel bir ayaklanmanın başlatılması gerçekleşmedi; bu bakımdan teşebbüs taktik ve operasyonel düzeyde başarısızlıkla sonuçlandı.【128】
Buna karşılık Osmanlı birliklerinin geniş bir kuvvetle Sina Çölü’nü aşabilmesi, İngiliz komutanlığına Kanal’ın doğudan tehdit edilebileceğini gösterdi ve Mısır’daki savunmanın Sina’nın içlerine doğru genişletilmesi kararında etkili oldu. Harekât böylece Kanal’ı ele geçiremese de İngiltere’yi Mısır’da hatırı sayılır bir askerî kuvvet bulundurmaya ve çöl ulaşımını güçlendirmeye yöneltti.【129】
Osmanlı kuvvetleri geri çekilmenin ardından 15 Şubat’ta Birüssebi, 20 Şubat’ta Gazze çevresinde toplandı. Cemal Paşa daha 5 Şubat’ta Enver Paşa’ya gönderdiği raporda ilk teşebbüsün Kanal’ın geçilebilmesi için gerekli araçları ortaya çıkardığını belirterek daha güçlü bir kuvvetle ikinci bir harekât hazırlanacağını bildirdi.【130】 İlk harekât, geçici bir Kanal başının ele geçirilmesinin dahi ağır topçuya, daha çok geçiş aracına ve kesintisiz bir ikmal sistemine bağlı olduğunu göstermişti. Cemal Paşa’nın sonraki hesaplarında Mısır’a yönelik kapsamlı bir harekât için 100–150 bin askere ihtiyaç duyuluyor; bu büyüklükte bir kuvvetin Kanal çevresinde tutulabilmesi için demiryolu, şose, su kuyuları ve menzil depolarının çölün içlerine kadar uzatılması gerekiyordu.【131】
Alman mühendis Heinrich August Meissner’in idaresindeki “Mısır Şubesi” demiryolu bu amaçla hızlandırıldı. Ramin’den başlayan hat 30 Ekim 1915’te, 158 kilometrelik bir inşaatın ardından Birüssebi’ye ulaştı; malzeme yetersizliği nedeniyle demiryolu buradan Kanal yönüne uzatılamadı ve daha güneyde ulaşım şose yolları ile deve kollarına dayanmaya devam etti.【132】
Bununla birlikte 1915 boyunca gelişen diğer cepheler IV. Ordunun imkânlarını azalttı. Birinci Kanal Harekâtı’na katılan veya Suriye’de bulunan birliklerden önemli bir bölümü Çanakkale, Irak ve Kafkas cephelerine gönderildi; süratli ateşli bataryalar ile makineli tüfek birliklerinin bir kısmı da IV. Ordudan alındı. Enver Paşa’nın 11 Ağustos 1915’te daha geniş çaplı ikinci Mısır seferinin ertelendiğini bildirmesi üzerine Cemal Paşa, harekâtın ertesi yıla bırakılmasının fiilen ondan vazgeçilmesi anlamına geleceğini ifade etti.【133】 Böylece 1915’te tasarlanan kapsamlı ikinci sefer gerçekleştirilemedi; hazırlıklar sürdürülmekle birlikte hedef, zamanla Mısır’ın ele geçirilmesinden Kanal’ın tehdit altında tutulmasına ve İngilizlerin Sina’daki ilerleyişinin durdurulmasına doğru daraldı.
İngiliz kuvvetlerinin Çanakkale’den Aralık 1915’te çekilmesi, Mısır’daki askerî dengeyi Osmanlıların aleyhine değiştirdi. Çanakkale’den tahliye edilen birliklerin önemli bir bölümü Mısır’a nakledildi; ülkedeki toplam İngiliz ve İmparatorluk kuvvetlerinin mevcudu yaklaşık 300 bine ulaştı. İngilizler savunmayı Kanal’ın batı kıyısıyla sınırlamak yerine Sina’ya geçerek Kantara–Romani demiryolunu, buna paralel bir su hattını ve Katya’da ileri bir ikmal merkezi kurmaya başladı.【134】
Bu ilerlemeyi durdurmak amacıyla Kress von Kressenstein’ın kuvvetleri 20–25 Nisan 1916’da Katya çevresine bir baskın düzenledi. Çatışmada bir İngiliz albayı, 23 subay ve yaklaşık 230 asker esir alındı; çok sayıda at ele geçirildi ve İngiliz ileri birlikleri Katya’dan çekildi.【135】 Ancak bu yerel başarı stratejik dengeyi değiştirmedi. Haziran başında Şerif Hüseyin İsyanı’nın başlaması üzerine Medine ve Hicaz demiryolunun savunmasına yeni kuvvetler ayrılması, Sina cephesinin asker ve ikmal imkânlarını daha da sınırladı. Bu şartlar altında ikinci harekât, Kanal’ı geçmeye yönelik büyük bir seferden ziyade İngilizlerin doğuya ilerleyişini geciktirmeyi amaçlayan daha dar kapsamlı bir taarruza dönüştü.【136】
Cemal Paşa, Temmuz 1916 başlarında Kress von Kressenstein’ı harekâtı hazırlamakla görevlendirdi. Cemal Paşa’nın hatıratında taarruz kuvvetinin mevcudu yaklaşık 10 bin muharip olarak verilirken Kress’in anlatımına dayanan başka bir hesap toplam kuvveti 16 bin kişi olarak göstermektedir; Kantara ile Romani arasındaki İngiliz kuvvetlerinin ise yaklaşık 32 bin kişiye ulaştığı tahmin edilmektedir.【137】 “İkinci Kanal Harekâtı” adıyla anılmasına rağmen bu kuvvet Kanal’a ulaşamadı.
Kress’in fiilî komutasındaki birlikler 4 Ağustos’ta Kanal’ın yaklaşık 40 kilometre doğusunda bulunan kıyıdaki Mehemidiye ile Romani’deki tahkim edilmiş İngiliz mevzilerine saldırdı. Osmanlı birlikleri bazı kesimlerde tel engellere ve İngiliz siperlerine kadar ilerlediyse de topçu üstünlüğü, tahkimatın kuvveti ve İngiliz–Anzak süvari birliklerinin karşı taarruzu sonucunda geri çekilmek zorunda kaldı. 39. Alay’ın büyük bölümü subaylarıyla birlikte kuşatılarak esir alındı; bir dağ topçu birliği ile makineli tüfek unsurları da kaybedildi.【138】
İngiliz süvari birlikleri geri çekilen Osmanlı kuvvetlerini takip ederek Katya’yı, 9 Ağustos’ta Bir el-Abd’ı ve 10 Ağustos’ta Salmana’yı yeniden ele geçirdi. Osmanlı ana kuvvetleri ise Birüssebi’ye ve kıyı hattındaki el-Ariş, Refah, Han Yunus ile Gazze çevresine çekildi. İngilizlerin 21 Aralık’ta el-Ariş’i ele geçirmesiyle Sina’daki askerî inisiyatif bütünüyle İngiliz komutanlığına geçti.【139】
Cemal Paşa hatıratında Romani taarruzunu Kress’in teklif ettiğini ve kendisinin Filistin’in savunmasını tehlikeye atmaması şartıyla buna izin verdiğini belirtir. Buna karşılık 15 Temmuz 1916’da Enver Paşa’ya gönderdiği telgraf, Şerif Hüseyin İsyanı sürerken dahi Kanal harekâtına öncelik verdiğini ve taarruzun devamı için cephane ile takviye istediğini göstermektedir.【140】 Yenilgiden sonra Kress von Kressenstein, ordunun iaşe kaynaklarının Hicaz’a aktarılmasını ve harekâtın ilkbahar yerine yaz sıcaklarında gerçekleştirilmesini eleştirerek sorumluluğu Cemal Paşa’nın kaynak dağılımına yükledi. Cemal Paşa ise İngiliz tahkimatının beklenenden güçlü olmasını, topçu üstünlüğünü ve Hicaz İsyanı’nın kuvvetleri bölmesini başlıca başarısızlık sebepleri arasında gösterdi.【141】
Her iki açıklama da sorunun yalnızca tek bir komutanın taktik kararına indirgenemeyeceğini ortaya koymaktadır: Osmanlı kuvvetlerinin demiryolu ve su hattından uzaklaşarak taarruz etmesine karşılık İngiliz birlikleri kesintisiz bir ikmal hattına, sayısal üstünlüğe, ağır topçuya ve hareketli süvari birliklerine sahipti; buna Osmanlı kuvvetlerinin Hicaz, Irak ve Kafkasya arasında dağılması eklendiğinde taarruzun hedefleriyle kullanılabilen araçlar arasındaki fark daha da büyümüştü.【142】
Birinci Kanal Harekâtı Kanal’ın zorla geçilemeyeceğini, Romani yenilgisi ise artık Kanal’ın tehdit altında tutulmasının dahi mevcut kuvvetlerle sürdürülemeyeceğini gösterdi. Ağustos 1916’dan sonra IV. Ordu taarruz inisiyatifini kaybetti ve Cemal Paşa’nın Mısır’a yönelik stratejisi yerini Gazze–Birüssebi hattında Filistin’i savunma zorunluluğuna bıraktı.【143】
Cemal Paşa’nın Suriye’de kurduğu yönetim düzeni, IV. Ordu karargâhının olağan askerî yetkilerini aşan, fakat mevcut mülkî teşkilatı hukuken ortadan kaldırmayan bir savaş idaresiydi.【144】 Paşa, hatıratında Enver Paşa’nın kendisine verdiği görevi “hem Kanal Seferi’ni hazırlayıp icra [etmek] ve hem de Suriye’de iç güvenlik ve asayişi sağla[mak]” sözleriyle aktarır.【145】 Görevi kabul ederken ordu kumandanlarına kanunen tanınan hareket serbestisinin korunmasını, Bahriye Nazırlığının üzerinde bırakılmasını ve nezaretteki esaslı işlemlerde kendi onayının aranmasını şart koşması, Şam’a yalnızca cephe kumandanı sıfatıyla gitmediğini göstermektedir.【146】
Bununla birlikte literatürde sıkça tekrarlanan “Suriye Valisi” veya “Suriye Genel Valisi” tanımları, resmî unvan bakımından yanıltıcıdır. Suriye Vilayeti’nin mülkî valiliğini önce Hulusi Bey, ardından Azmi ve Tahsin beyler yürütmüş; Cemal Paşa ise Bahriye Nazırı ve IV. Ordu Kumandanı sıfatlarıyla bu valilerin üzerinde etkili olan askerî ve siyasi otoriteyi temsil etmiştir.【147】
Bu olağanüstü yetki alanı, bugünkü Suriye, Lübnan, Filistin ve Ürdün’ün yanı sıra Batı Arabistan’ın bir bölümünü içine alan geniş bir coğrafyaya yayılıyordu. Güvenlik, savunma ve savaş siyasetiyle ilgili meselelerde valilerin, mutasarrıfların ve diğer mülkî görevlilerin IV. Ordu karargâhıyla uyumlu hareket etmeleri bekleniyordu.【148】 Cemal Paşa, atanmasının hemen ardından Enver Paşa’ya gönderdiği telgrafta Suriye’deki askerî ve siyasi işlere kendi rızası dışında müdahale edilmemesini istemiş; böylece komuta bölgesindeki kararların tek merkezden çıkmasını sağlamaya çalışmıştı.【149】
Buna karşılık valilerin ve mutasarrıfların tayinleri, tahsisatların ayrılması ve temel idarî düzenlemeler yine İstanbul’daki nezaretler ve Meclis-i Vükelâ tarafından gerçekleştiriliyordu. Dolayısıyla ortaya çıkan yapı, merkezden kopmuş bağımsız bir yönetim değil, savaş şartlarında merkezî hükûmetle devamlı müzakere eden ve zaman zaman onun kararlarını değiştirebilen güçlü bir bölge kumandanlığıydı.【150】
Bu yönetim biçiminin ortaya çıkmasında yalnızca Kanal harekâtının askerî ihtiyaçları etkili değildi. Savaş öncesinde Arap vilayetlerinde güçlenen ıslahat ve adem-i merkeziyet talepleri, yerel eşraf ile yabancı konsolosluklar arasındaki ilişkiler, yabancı devletlerin himaye iddiaları ve bazı cemaatlerin özerk kurumları, İttihatçı yöneticiler tarafından devlet ile halk arasına giren rakip nüfuz odakları olarak görülüyordu.【151】
Balkan Savaşları sonucunda Avrupa’daki toprakların büyük bölümünün kaybedilmesi ve Osmanlı ülkesinin yeniden paylaşılacağı korkusu, İttihat ve Terakki yönetimini yerel muhalefet hareketlerini yalnızca siyasi bir itiraz değil, devletin toprak bütünlüğünü tehdit eden bir güvenlik meselesi olarak değerlendirmeye yöneltmişti.【152】 Cemal Paşa’nın “asayiş” ve “emniyet-i dahiliye” kavramlarıyla ifade ettiği hedef, bu sebeple yalnız suç ve düzensizlikle mücadele etmekten ibaret değildi. Amaç, devletin nüfuzunu vilayetlerin en alt idarî birimlerine kadar ulaştırmak, yabancı veya yerel aracılara ihtiyaç duymayan bir idare kurmak ve halkın öncelikli siyasi bağlılığını Osmanlı Devleti’ne yöneltmekti.【153】
Bu çerçevede yürütülen merkezileştirme siyaseti, bir taraftan savaş sırasında devlet kapasitesini artırmaya yönelik bir yeniden yapılanma niteliği taşıyor, diğer taraftan mülkî idareyi askerî komutanın iradesine bağımlı hâle getiriyordu. Bu sebeple Cemal Paşa’nın uygulamalarını yalnızca bir istibdat teşebbüsü olarak değerlendirmek, Osmanlı Devleti’nin bölgeyi yabancı nüfuzundan kurtarıp kendi idarî yapısına bağlama amacını gözden kaçırır; ancak aynı uygulamaları sadece bir modernleşme faaliyeti gibi göstermek de bunların asli amacını ihmal eder.【154】 Cemal Paşa’nın yönetimi, Osmanlı egemenliğini güçlendirme hedefiyle yerel siyasi hareketleri, cemaat kurumlarını ve yabancı himaye ilişkilerini denetim altına alma iradesinin birleşmesinden doğmuştu.
Merkezileştirmenin ilk uygulama alanlarından biri bürokrasi oldu. Cemal Paşa, daha önce Suriye’de görev yapmış, Arapça bilen ve yerel eşrafla yakın ilişkiler kurmuş görevlilerin yerine kendisiyle uyum içerisinde çalışacak, emirleri süratle uygulayacak ve merkezî otoriteyi temsil edebilecek bir kadro oluşturmaya yöneldi.【155】 Talat Bey’e gönderdiği 1 Şubat 1916 tarihli telgrafta, Salt kazasının yaklaşık bir yıldır kaymakamsız kalmasından yakınırken “Suriye’de nüfuz-ı hükûmetin sağlam bir surette tesis” edilmeye çalışıldığını belirtmiş ve buraya “muktedir bir memur” atanmasını istemişti.【156】
Kudüs’e tayin edilecek mutasarrıfta aranmasını istediği özellikler ise daha ayrıntılıydı: Adayın Türk, dürüst, tecrübeli, hukuk duygusuna sahip, cesur, devlet kanunlarına bağlı, İttihat ve Terakki mensubu, belirli bir kültürel seviyeye erişmiş ve Fransızca bilen bir kişi olması gerekiyordu.【157】 Bu ölçütlerde asıl önem verilen özellikler, siyaseten güvenilirlik ve hükûmet otoritesini kurabilecek idarî kudretti.【158】
Bürokratik kadrolardaki bu değişiklikler sırasında Suriye'de bağımsız bir Arap devleti kurma fikrini desteklediğinden şüphelenilen bazı Arap kaymakam ve mutasarrıflar da görev bölgelerinden Anadolu'ya atanmış, yerlerine ittihatçı subaylar getirilmiştir.【159】 Bununla birlikte bu uygulama, Arap dilini ve kültürünü ortadan kaldırmayı hedefleyen bir asimilasyon programı değil, sınırlı bir idari değişiklikten ibarettir. Cemal Paşa, kendisine yöneltilen Türkleştirme suçlamalarına hatıratında “Biz Türk siyaseti değil, Camia-yı Osmaniye siyaseti yaptık” sözleriyle karşılık vermiş; vilayetler üzerindeki merkezî nüfuzun korunmasını Osmanlı birliğinin şartı olarak savunmuştu.【160】
Üst düzey görevlilerle yaşanan anlaşmazlıklar, yeni düzendeki başlıca problemlerden biri olmuştu. Suriye Valisi Hulusi Bey, Arapça bilen, yerel eşrafla iyi ilişkiler kurmuş ve bölgenin şartlarına hâkim bir yöneticiydi; ancak Cemal Paşa, onun Osmanlı'dan ayrılmak isteyen Arap milliyetçisi çevrelere karşı yeterince kuvvetli davranmadığını düşünüyordu. Hulusi Bey de Paşa’nın fazla sert olduğuna kanaat getirdiği politikasını onaylamadığından 1915 yılında görevinden ayrıldı.【161】
Cemal Paşa, 13 Ekim 1915’te Hulusi Bey’in yerine Erzurum Valisi Tahsin Bey’in atanmasını istedi. Merkezî hükûmet başlangıçta bu talebe uymayarak Azmi Bey’i Suriye Valiliğine getirdi; fakat Cemal Paşa’nın Azmi Bey’i tecrübesiz ve yetersiz bulması üzerine vali Nisan 1916’da görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Talat Paşa’ya yakın Ahmet Faik Bey’in kısa süren valiliğinin ardından Tahsin Bey, Temmuz 1916’da Suriye Valiliğine tayin edildi.【162】
Benzer değişiklikler Beyrut, Halep ve Kudüs’te de yaşandı. Beyrut Valisi Bekir Sami Bey, yolsuzluk ve banka yöneticileriyle bahis oynama suçlamalarıyla görevinden uzaklaştırıldı; Bekir Sami Bey ise suçlamaları reddetti. Halep Valisi Celal Bey, yerel eşrafla kurduğu yakın ilişkiler ve Cemal Paşa’nın yönetim anlayışıyla uyuşmaması sebebiyle görevinden ayrıldı. Kudüs Mutasarrıfı Macid Bey de Cemal Paşa’nın himayesindeki Yafa Kumandanı Hasan Bey ile yaşadığı anlaşmazlığın ardından istifa etti.【163】 Böylece Cemal Paşa’nın bölgeye gelişini izleyen yaklaşık bir yıl içinde Beyrut, Şam, Halep, Kudüs ve Cebel-i Lübnan’daki üst düzey idarî kadroların önemli bir bölümü değiştirildi. Bu tasfiye ve tayinler, mülkî idarenin hukuken varlığını korumakla birlikte fiilen IV. Ordu karargâhına bağımlı hâle gelmesi sonucunu doğurdu.【164】
Merkezileştirme siyasetinin en belirgin uygulama alanlarından biri Cebel-i Lübnan’dı. 1860 olaylarından sonra oluşturulan ve yabancı devletlerin de taraf olduğu uluslararası düzenlemelerle korunan mutasarrıflık, mezhepsel temsil esasına dayalı bir idareye, askerlik muafiyetine ve geniş yerel ayrıcalıklara sahipti. Seferberlik sırasında asker kaçaklarının Lübnan’a sığınması ve ordu için el konulmak istenen hayvanların mutasarrıflık sınırlarına geçirilmesi, bu özerk yapıyı askerî makamların gözünde bir güvenlik meselesine dönüştürdü.【165】 Cemal Paşa, 12 Aralık 1914’te yayımladığı bildiride örfî idarenin Cebel-i Lübnan’ı da kapsadığını açıkladı; bölgeye bir askerî birlik yerleştirerek Lübnan jandarmasını bu birliğin kumandanına bağladı. Bununla birlikte bildiride, Lübnan halkına tanınmış bazı ayrıcalıkların Osmanlı hükûmetinin güvencesi altında devam edeceği de belirtiliyordu.【166】
1915 baharında Katolik Mutasarrıf Ohannes Kuyumcuyan görevden alındı; mevcut İdare Meclisi feshedilerek yabancı konsolosluklarla yakın ilişkileri bulunduğu düşünülen üyeler tasfiye edildi ve yeni üyelerin seçimi askerî ve mülkî makamların denetimine bağlandı. 4 Ağustos 1915’te Dahiliye Nezareti Müsteşarı ve tanınmış bir İttihatçı olan Ali Münif Bey’in mutasarrıflığa atanması, Cebel-i Lübnan Nizamnamesi’nin Katolik bir Osmanlı mutasarrıf şartından açık bir ayrılış teşkil ediyordu.【167】 Buna rağmen Lübnan’daki bütün ayrıcalıklar bir anda kaldırılmadı. Askerlik muafiyeti, yerel jandarmanın bölge halkından seçilmesi ve mevcut vergi düzeninin korunması öngörülürken, yabancı devletlerin mutasarrıf tayinine ve yerel idareye müdahale imkânları ortadan kaldırılmaya çalışıldı.【168】 Dolayısıyla Cebel-i Lübnan siyaseti, yerel halkın bütün imtiyazlarını kaldırmaktan ziyade bu imtiyazların kaynağını yabancı devletlerden Osmanlı merkezî hükûmetine aktarma ve özerk idareyi devlet hiyerarşisine dâhil etme girişimiydi.
Cemal Paşa, idarî ve askerî yetkilerinin yanı sıra kamusal görünürlüğünü de hükûmet otoritesini güçlendiren bir araç olarak kullandı. Şam, Kudüs ve diğer büyük şehirlerde dikkat çekici binalar karargâh olarak ayrılıyor; Paşa cuma namazına büyük bir alayla gidiyor ve namazdan sonra halkın dilek ve şikâyetlerini dinliyordu. Evlerde ve resmî dairelerde imzalı fotoğraflarının sergilenmesi de sadakatin görünür işaretlerinden biri hâline gelmişti.【169】 Bu yönetim tarzı sebebiyle dönemin bazı tanıkları onu “Sultan naibi” ve “taçsız kral” gibi ifadelerle nitelendirdiler.【170】 Söz konusu tanımlar resmî bir makamı değil, Cemal Paşa’nın Suriye’de eriştiği otoriteyi ve askerî karargâhın giderek bir iktidar merkezine dönüşmesini anlatıyordu. Devletin zayıfladığı düşünülen bir bölgede Osmanlı kudretini görünür kılmak amacıyla düzenlenen törenler, böylece devlet otoritesi ile Cemal Paşa’nın şahsî otoritesinin birbirine karışmasına yol açtı.【171】
Bu geniş yetkiler, İstanbul’daki İttihatçı yöneticilerle yaşadığı görüş ayrılıkları ve Suriye’de oluşturduğu güçlü kamusal imge, 1915’ten itibaren Cemal Paşa’nın merkezî hükûmete karşı ayaklanarak bir “Suriye Krallığı” kurmak istediği yolunda söylentiler doğurdu. İddialar özellikle İngiliz ve Rus diplomatik yazışmalarında dolaşıma sokuldu; Cemal Paşa’nın Alman subayları ve Enver Paşa ile yaşadığı anlaşmazlıklar da bunların inandırıcılığını artıran unsurlar olarak kullanıldı.【172】
Bununla birlikte mevcut yazışmalar, hatıratlar ve dönemin diğer tanıklıkları Cemal Paşa’nın böyle bir teşebbüsü bizzat başlattığını veya kendisine ulaştırılan bir teklifi kabul ettiğini doğrulamamaktadır. “Suriye Krallığı” tasarısı, büyük ölçüde İtilaf devletlerinin Osmanlı yönetici kadrosu arasındaki anlaşmazlıklardan yararlanma ve İstanbul ile Şam arasında güvensizlik oluşturma çabasının ürünü görünmektedir.【173】 Bu nedenle Cemal Paşa’nın Suriye’deki hareket serbestisini siyasi bağımsızlıkla bir tutmamak gerekir: Paşa, merkezî hükûmetin kararlarını etkileyebilen ve bazen değiştirebilen güçlü bir kumandandı; fakat yeni ve bağımsız bir egemenlik merkezi kurduğunu gösteren güvenilir bir kanıt bulunmamaktadır.【174】
Cemal Paşa’nın merkezileştirme siyaseti, savaşın ilk yıllarında askerî ve mülkî kararların tek merkezden alınmasını kolaylaştırdı; bürokratik kadroların yenilenmesini, Cebel-i Lübnan gibi özerk yapıların denetlenmesini ve yabancı nüfuzuna karşı daha sert bir idare kurulmasını sağladı.【175】 Bunun bedeli ise valilerin hareket alanının daralması, yerel uzlaşma kanallarının zayıflaması ve yönetimin giderek Cemal Paşa’nın kararlarına bağımlı hâle gelmesiydi.【176】
Cemal Paşa’nın Suriye’de uyguladığı yönetimin en tartışmalı yönünü, savaş koşullarında devletin güvenliğini sağlamak amacıyla işletilen divan-ı harpler ve bu mahkemelerin kararları uyarınca gerçekleştirilen idamlar oluşturdu. Yargılamaların arka planındaki Arap siyasi hareketi ise tek bir programa sahip değildi: Arapçanın kamusal konumunun güçlendirilmesini, mahallî idarelere daha geniş yetkiler verilmesini ve Arap vilayetlerinin merkezde daha güçlü temsil edilmesini isteyen reformcuların yanında, yabancı devletlerle temas kuran ve savaşın doğuracağı şartlara göre tam bağımsızlık talep eden ayrılıkçı çevreler de bulunuyordu.【177】
Cemal Paşa Suriye’ye geldiğinde, Şam ve Beyrut’taki Fransız konsolosluklarında ele geçirilen yazışmalar kendisine teslim edildi. Bu belgelerde Abdülhamid ez-Zöhravi, Şefik el-Müeyyed, Şükrü el-Aseli, Abdülvehhab el-İngilizi ve bazı başka Arap ileri gelenlerinin Fransız diplomatlarıyla temaslarına ilişkin kayıtlar bulunuyordu.【178】 Cemal Paşa, hatıratında, İtilaf Devletleriyle yürütülen savaş sırasında İslam birliği görüntüsünün bozulmasını istemediği için belgeleri başlangıçta gizli tuttuğunu ve adı geçen kişiler hakkında hemen kovuşturma başlatmadığını belirtir. Aynı dönemde Abdülkerim el-Halil, Abdurrahman Şehbender, Abdülgani el-Arisi ve Muhammed Kürd Ali gibi Arap siyasi ve kültürel çevrelerinin temsilcilerini yanına çekmeye, bunların bir bölümüne maddi yardımda bulunmaya ve Osmanlı Devleti’ne bağlılıklarını korumalarını sağlamaya çalıştı.【179】
Bu uzlaşma siyaseti 1915 ilkbaharından itibaren değişmeye başladı. Çanakkale Muharebeleri nedeniyle IV. Ordunun bazı birliklerinin Suriye’den başka cephelere gönderilmesi, kıyı bölgelerinin bir çıkarma veya yerel ayaklanma karşısında savunmasız kalabileceği endişesini artırmıştı. Aynı sırada Sur, Sayda ve Merc-i Uyûn çevresinde bazı Arap siyasetçilerinin Osmanlı Devleti’nin savaşı kaybetmesi ihtimaline karşı örgütlenmeyi ve İngiltere ile temas kurmayı tartıştıklarına ilişkin haberler Cemal Paşa’ya ulaştı.【180】 Cemal Paşa, 16 Mayıs 1915’te Talat Paşa’ya gönderdiği telgrafta Suriye’de sükûnetin korunması için Arap siyasi hareketinin tasfiye edilmesini gerekli gördüğünü bildirdi; Temmuz ayında önde gelen ayrılıkçı Arap miliyetçileri hakkında tutuklamalar başlatıldı.【181】
İlk yargılamalar Beyrut Divan-ı Harb-i Örfisinde yapıldı. Mahkemenin idama mahkûm ettiği on bir kişinin cezası, 21 Ağustos 1915’te Beyrut’ta infaz edildi.【182】 Bu ilk infazlar, yalnız mahkûmları cezalandırmayı değil, kıyı şehirlerinde ve Şam’da faaliyet gösteren muhalif çevrelere savaş şartlarında ayrılıkçı siyasal örgütlenmeye müsamaha gösterilmeyeceğini bildirmeyi amaçlayan caydırıcı bir uygulama niteliği taşıyordu.
Ağustos 1915 infazlarından sonra soruşturmaların kapsamı genişletildi. Arap siyasi cemiyetlerinin faal üyelerinin yanı sıra bu kişilerle ilişkisi bulunduğu düşünülen eski mebuslar, belediye reisleri ve bazı yerel eşraf da takibata uğradı. Abdülgani el-Arisi, Tevfik el-Bisat ve Arif eş-Şihabi çöle kaçarak tutuklanmaktan kurtulmaya çalıştıysa da bedeviler tarafından yakalanarak Osmanlı makamlarına teslim edildi.【183】 Cemal Paşa’nın İstanbul Polis Müdürlüğüyle yürüttüğü yazışmalar üzerine Kasım 1915’te Cemaleddin el-Hatib, Şefik el-Müeyyed, Azimzade Osman ve Ömer Bey gibi isimler tutuklandı. Şefik el-Müeyyed ile Abdülvehhab el-İngilizi 17 Ocak 1916’da Suriye’ye gönderildi; Ayan Meclisi üyesi Abdülhamid ez-Zöhravi ise 25 Mart’ta tutuklanarak Aliye’ye sevk edildi.【184】
Aliye Divan-ı Harb-i Örfisinde 1915’in sonlarında başlayan yargılamalar Nisan 1916’da tamamlandı.【185】 Sanıklar, Fransa ve İngiltere’nin himayesinde bağımsız bir Arap devleti veya Arap hilafeti kurmaya çalışmak, Mısır’daki el-Lâmerkeziye gibi muhalif cemiyetlerle iş birliği yapmak ve savaş sırasında Osmanlı egemenliğine karşı bir ayaklanma hazırlamakla suçlandı.
Yargılamaların en önemli hukukî meselelerinden biri, konsolosluk belgelerinin bir bölümünün 1913’te ilan edilen genel aftan önceki faaliyetlere ilişkin olmasıydı. Cemal Paşa, ilgili sanıkların eski faaliyetlerini genel aftan sonra da sürdürdüklerini savundu; ancak muhalifler arasında, Aliye Divan-ı Harbinin, sanıkların Mısır’daki cemiyetlerle bağlantılarını aftan sonra kesintisiz biçimde devam ettirdiklerini her biri bakımından aynı derecede kanıtlayamadığı yönünde eleştiriler ortaya çıktı.【186】 Dolayısıyla yargılamalar, yabancı devletlerle doğrudan iş birliği yaptığına ilişkin belgeler bulunan kişilerle daha önce reformcu veya ademimerkeziyetçi cemiyetlere katılmış olanları kesin biçimde ayıramadığı iddiasına konu oldu. Bu iddialara daha sonra Paşa tarafından kaleme alınan "Kırmızı Kitap"ta yanıt verilecektir. Mahkemenin tamamlanması sonrasında idam hükümleri 6 Mayıs 1916’da eş zamanlı olarak uygulandı. Mahkûmlardan on dördünün cezası Beyrut’ta, yedisininki ise Şam’da infaz edildi.【187】
İdamların hukukî durumu üzerindeki en büyük tartışma, hükümlerin henüz padişah iradesi çıkmadan uygulanmasından kaynaklandı. İnfazlar 6 Mayıs 1916’da gerçekleştirildiği hâlde Sultan Mehmed Reşad’ın kararları onaylayan iradesi 14 Haziran 1916 tarihlidir.【188】 Bununla birlikte savaşın başında yürürlüğe konulan özel düzenlemenin ordu kumandanlarına, divan-ı harp hükümlerini padişahın onayından önce uygulama ve daha sonra tasdik ettirme yetkisi verdiği de belirtilmektedir.【189】 Cemal Paşa, kendisine yöneltilen eleştirilere hatıratında “Buna kanunen yetkim vardı” sözleriyle karşılık vermiş; Enver ve Talat Paşalarla önceden anlaştığını ve hüküm evrakının infazlardan sonra İstanbul’a gönderilerek Meclis-i Vükelâ ile padişah tarafından onaylandığını belirtmiştir.【190】
Cemal Paşa, yargılamalar ve infazların meşru olduğunu göstermek amacıyla sanıkların isimlerini, haklarındaki hükümleri ve Fransız konsolosluklarında bulunan belgeleri Aliye Divan-ı Harb-i Örfisinde Tetkik Olunan Mesele-i Siyasiye Hakkında İzahat adlı eserde toplattı. İstanbul’da Tanin Matbaası’nda basılan ve kırmızı kapağından dolayı “Kırmızı Kitap” adıyla tanınan bu eser, yalnız bir belge derlemesi değil, IV. Ordu yönetiminin yargılamalara ilişkin resmî savunması mahiyetindedir.【191】
İdamlar ile Haziran 1916’da başlayan Şerif Hüseyin İsyanı arasında doğrudan ve tek yönlü bir sebep-sonuç ilişkisi kurmak ise mümkün değildir. Şerif Hüseyin’in İngiliz makamlarıyla temasları ve Hicaz ile Arap vilayetlerinin geleceğine ilişkin pazarlıkları Mayıs 1916 infazlarından çok önce başlamıştı; dolayısıyla Aliye kararları isyanın ilk veya tek sebebi değildi. Bununla birlikte idamlar özellikle Suriyeli subaylarla bazı milliyetçi aydınların merkezden uzaklaştırılması amacıyla Şerif Hüseyin çevresinin propagandasına kullanılmıştır.【192】
Cemal Paşa’nın Suriye ve Filistin’deki cemaatlere ve aşiretlere yönelik siyaseti, bütün toplumsal grupları aynı yöntemlerle yönetmeye dayanan yekpare bir program değildi; merkezî otoriteyle rekabet edebilecek kurumsal yapılara karşı doğrudan denetim araçları kullanılırken silahlı, hareketli ve coğrafi bakımdan erişilmesi güç topluluklarla muafiyet, maddi destek ve yerel özerklik üzerinden uzlaşma yoluna gidildi.【193】 Bu farklılaşmış yönetim tarzının ortak hedefi, savaşın ağırlaştırdığı askerî ve iktisadi şartlar altında Dördüncü Ordu mıntıkasının güvenliğini sağlamak, yabancı devletlerin yerel topluluklar üzerindeki nüfuzunu sınırlandırmak ve bölgeyi İstanbul’a daha sıkı biçimde bağlamaktı.【194】
Cemal Paşa, Aralık 1914’te bölgeye geldiğinde Dürziler ve Bedevilerle uzlaşmaya dayanan bir siyasetin ilk adımları kendisinden önce atılmıştı; Zeki Paşa, Suriye Valisi Hulusi Bey ve Mersinli Cemal Paşa gibi askerî ve mülki yöneticiler, 1914 sonbaharında Havran, Dera ve Maan’daki şeyhleri ziyaret ederek Osmanlı Devleti’ne bağlılıklarını güvence altına almaya çalışmışlardı.【195】 Dürzi lideri Yahya el-Atraş’a padişahın adını taşıyan altın bir saat, kılıç ve cübbe; diğer şeyhlere ise mevkilerine göre madalya, kılıç ve hilat verilmesi, devletin bağlılığı sembolik itibar ve uzlaşma yoluyla sağlamaya çalıştığını gösteriyordu.【196】
Cemal Paşa’nın göreve başlamasının hemen ardından karşılaştığı ilk toplumsal meselelerden biri, İtilaf devletlerinin uyruğunda bulunan Yahudilerin durumuydu; düşman devlet vatandaşlarının sınır dışı edilmesine ilişkin genel uygulama Filistin’deki Rusya, Britanya ve Fransa tebaası Yahudileri de kapsıyor, dolayısıyla savaş hukukuna dayanan bir tedbir Filistin’in kendine özgü siyasi şartları nedeniyle doğrudan Yahudi nüfusu etkiliyordu.【197】 Aralık 1914 ile Ocak 1915 arasında Osmanlı vatandaşlığını kabul etmeyen yaklaşık 2.700 yabancı Yahudi İtalyan gemileriyle Mısır’a gönderilirken Şubat 1915’e gelindiğinde yaklaşık 3.000 kişi Osmanlı tabiiyetine geçmek için başvurmuş, bunlardan yaklaşık 970’inin başvurusu haziranda kabul edilmiş; eylül ayına kadar vatandaşlığı reddeden veya başvurusu uygun görülmeyen yaklaşık 500 kişi daha Filistin’den çıkarılmıştı.【198】
Bu uygulama bir süre sonra düşman devlet vatandaşları meselesinden ayrılarak doğrudan ayrılıkçı Siyonist teşkilâtların faaliyetlerine yöneldi ve Cemal Paşa 15 Mart 1915’te Filistin’e yeni Yahudi göçünün durdurulmasını, yalnızca Yahudilere mahsus yeni koloniler kurulmasının yasaklanmasını, yabancı devlet ve cemiyet temsilcilerinin kolonilerin iç işlerine müdahale edememesini, Siyonist göç ve iskân kuruluşlarının dağıtılmasını ve yabancı üyelerinin sınır dışı edilmesini öngören altı maddelik bir düzenleme taslağı hazırladı.【199】 İstanbul hükûmeti, özellikle Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde doğabilecek diplomatik tepkiler nedeniyle tasarıyı bütünüyle yürürlüğe koymadı; buna karşılık Talat Paşa’nın mevcut idarî imkânların kullanılmasına izin vermesi, Cemal Paşa’ya Siyonist teşkilâtların silahlı muhafızları, mahkemeleri, ve dış bağlantıları üzerinde denetim kurabileceği geniş bir hareket alanı bıraktı.【200】
1915’in başında aralarında David Yellin’in de bulunduğu on iki Siyonist lider Celile’ye sürülmüş, kırk dokuz kişinin daha Filistin dışına çıkarılması planlanmış; Alman müdahaleleri sebebiyle bu kararların bir bölümü ertelenmiş veya yumuşatılmışsa da Arthur Ruppin, Ben-Zion Mossinson ve Jacob Thon gibi isimlerin faaliyetleri yakından izlenmişti.【201】 Kolonilerdeki silahların toplanması, cemaat mahkemelerinin yetkilerinin kaldırılması ve koloni yöneticilerinin Osmanlı idarî hiyerarşisi içinde muhtar olarak tanımlanması, uygulamanın Yahudi dinî kimliğini ortadan kaldırmaktan ziyade Siyonist teşkilâtın oluşturduğu yarı özerk kurumsal yapıyı devlet denetimine alma amacını taşıdığını; bununla birlikte yabancı Yahudilerle Siyonist önderler arasındaki ayrımın ancak zamanla belirginleştiğini göstermektedir.【202】
Yabancı nüfuzuyla bağlantılı görülen bir diğer kurum Hristiyan ruhban sınıfıydı; kapitülasyonların Eylül 1914’te tek taraflı olarak kaldırılması, Fransa’nın Maruniler ve Katolikler, Rusya’nın ise Ortodokslar üzerindeki koruyuculuk iddialarını hukuken geçersiz kılarken Cemal Paşa’ya kilise hiyerarşilerini Osmanlı makamlarına bağlama fırsatı vermişti.【203】 Maruni Patriği İlyas Huveyk’in Ocak 1915’te padişah fermanıyla makamında tanınması ve 27 Temmuz 1915’te Sofar’daki karargâha gelerek Cemal Paşa’yı ziyaret etmeye çağrılması, Marunilerin en yüksek dinî otoritesinin yabancı devletlerden önce Osmanlı hükûmetine bağlı bulunduğunu kamuoyu önünde göstermeyi amaçlıyordu.【204】
Bu siyasetin yalnızca zorlayıcı tedbirlerden oluştuğu söylenemez; konsolosluklarla yakın ilişki kuran bazı piskoposlar farklı kiliselere gönderilirken patrikhanelere ve kiliselere düzenli para yardımı yapılması, ruhban sınıfının hem siyaseten etkisizleştirilmek hem de mali bakımdan devlet egemenliği altına alınmak istendiğini göstermektedir.【205】 Nitekim Fransız Dışişleri Bakanlığıyla haberleştiğini gösteren bir mektubun ele geçirilmesi üzerine Patrik Huveyk’in 1916’da Adana’ya sürülmesi, Cemal Paşa’nın cemaat önderleriyle tam uzlaşmayı ancak savaş sadakati ve dış bağlantılardan vazgeçilmesi şartıyla sürdürdüğünü ortaya koymuştur.【206】
Benzer merkezîleştirme siyaseti Cebel-i Lübnan Mutasarrıflığına da uygulandı; 1861’den beri kendine özgü idarî, mali ve adli kurumlara sahip olan mutasarrıflığın asker kaçaklarına sığınak sağlaması, hayvan ve hububatın askerî istimvalden korunmasına imkân vermesi ve Fransa’yla bağlarını sürdürmesi savaş koşullarında askerî bir güvenlik meselesi olarak değerlendirildi.【207】 Mutasarrıf Ohannes Kuyumcuyan’ın 1915 ilkbaharında görevden alınmasının ardından 4 Ağustos 1915’te önde gelen bir İttihatçı ve Müslüman olan Ali Münif Bey’in mutasarrıflığa getirilmesi, mutasarrıfın Katolik bir Osmanlı vatandaşı olması yönündeki eski teamülün terk edilmesi ve Cebel-i Lübnan’ın ayrıcalıklı statüsünün fiilen aşındırılması anlamına geliyordu.【208】
Cemal Paşa’nın bölgedeki nüfus politikalarının en tartışmalı boyutunu, 1915’te Anadolu Ermenilerinin bir kısmının Suriye ve Mezopotamya’ya sevk edilmesi oluşturdu.【209】 Cemal Paşa, hatıratında sevk kararının müzakerelerine katılmadığını, kararın hangi gerekçeyle alındığını bilmediğini ve sevk esnasında meydana gelen çatışmaları önlemeye çalıştığını belirtmiştir.【210】
İlk Ermeni kafileleri Haziran 1915’ten itibaren Halep ve Dördüncü Ordu mıntıkasına ulaştığında, uzun yolculuklar sırasında salgın hastalık, gasp, tecavüz ve silahlı saldırılar nedeniyle kayıplar vermiş; kalanların bir bölümü ise barınak, yiyecek ve sağlık hizmetlerinden yoksun kalmıştı. Bu durumun oluşmasında özellikle Ermeni kafilelere eşlik eden muhafız kuvvetlerinin sayı ve tehçizat bakımından yetersiz olması etkili olmuştur.【211】 Cemal Paşa, Ağustos 1915’te Halep çevresindeki yetişkinlere günde beş, çocuklara dört metelik verilmesini, kafilelerin Maarratünnuman, Bâb ve Müslimiye çevresine yerleştirilmesini ve Ermenilerin yerel nüfusun yüzde onunu aşmayacak biçimde dağıtılmasını emretmiş; iskân giderleri için merkezden 11.035.000 kuruş istemişti.【212】
Paşa, ordunun üretim ve ulaştırma ihtiyaçlarıyla iskan edilenlerin hayatta kalma imkânlarını birleştiren bir çalışma siyaseti izleyerek Ermeni zanaatkârların ordu fabrikalarında, demiryolu inşaatlarında ve Toros–Amanos tünellerinde istihdam edilmesini sağladı.【213】 Cemal Paşa’nın sevk yollarındaki saldırıları bütünüyle önleyemediği açıktır; bununla birlikte bazı saldırganların cezalandırılmasını istemiş, Urfa mebusu Vartkes Serengülyan ile Krikor Zohrab’ı öldüren Çerkes Ahmed ve Halil’in yeniden yargılanarak idam edilmesini sağlamış, sürgünlere saldıran bazı Kürt ve Çerkez çetelerine karşı ölüm cezalarını onaylamıştır.【214】
Henüz yerleştirilemeyen Ermenilerin sayısı yaklaşık 200.000’e ulaştığında Cemal Paşa, yeni sevklerin durdurulmasını istedi ve 11 Kasım 1915’te Şükrü Bey, İsmail Canbolat ile Halep vilâyeti yöneticilerinin katıldığı toplantıda Pozantı yolundaki 5.000 kişinin yerleştirilmesi, diğer kafilelerin kışı geçirebilecekleri alanlarda tutulması ve geçici olarak Halep’in güneyine yeni sevk yapılmaması kararlaştırıldı.【215】
Şubat 1916’dan itibaren şehir ve köylerde barınakların yapılması, gündelik yardımın yetişkinler için iki, çocuklar için bir buçuk kuruşa yükseltilmesi, tarım araçlarının dağıtılması ve çalışma imkânlarının artırılmasıyla Ermeni sakinlerin hayat şartlarında düzelmeler meydana geldi.【216】 Neşet Bey’in başkanlığında kurulan Heyet-i Mahsusa ile daha sonra doğrudan Cemal Paşa’ya bağlanan Çerkes Hasan Bey’in çalışmaları sonucunda Havran ve Kerek’te bulunanların bir bölümü 1916 sonlarında Şam, Beyrut, Hama ve Humus gibi şehirlere taşındı.【217】
Sürgünler arasında sahipsiz çocukların bulunması üzerine Halep, Hama, Humus, Şam ve Ayntura’da yetimhaneler açıldı; Mart 1916’da Halep çevresinde toplanan yaklaşık 1.250 çocuğun 400’ü Papaz Haron Şıracıyan’ın, 250’si Ermeni Gregoryen Kilisesinin ve 600’ü İsviçreli misyoner Beatrice Rohner’in yönettiği yetimhanenin bakımına verilmişti.【218】 Halide Edib’in yönettiği Ayntura Yetimhanesi’nde ise Ermeni ve Müslüman çocuklar birlikte kalmaktaydı.【219】
Cemal Paşa’nın şehirli cemaatlere ve kurumsal yapılara yönelik bu merkezîleştirici siyaseti, Dürzilere karşı aynı yoğunlukta uygulanmadı; yaklaşık 55.000 kişinin yaşadığı Cebel-i Düruz’un tarımsal üretimi, silahlı nüfusu ve coğrafi konumu, bölgede çıkabilecek bir ayaklanmayı Filistin ve Sina’daki Osmanlı ordusu için doğrudan askerî tehdide dönüştürüyordu.【220】 Bu sebeple Dürziler askerlikten ve olağan istimval yükümlülüklerinin önemli bir bölümünden muaf tutulmuş, ürünlerini serbest piyasada satmalarına izin verilmiş ve vergi toplama yetkisinin bir bölümü şeyhlerin elinde bırakılmış; karşılığında gönüllü savaşçılar, hububat ve siyasal bağlılık talep edilmişti.【221】
Havran Dürzilerinin gönderdiği yaklaşık 150 kişilik gönüllü birlik, Kanal Harekâtı’na katılan az sayıdaki yerel birlikten biri olmakla birlikte Cemal Paşa’nın asıl hedefi Dürzileri düzenli ordunun asker kaynağı hâline getirmek değil, onların Britanya ve Şerif Hüseyin tarafına geçmesini önlemekti.【222】 Şerif Hüseyin İsyanı’nın Haziran 1916’da başlamasından sonra Cemal Paşa’nın Havran’ı bizzat ziyaret ederek şeyhlere altın, tüfek, madalya ve çeşitli hediyeler dağıtması, nüfuzlu ailelerin çocuklarını İstanbul’da okutması ve Dürzi nahiyelerine yerel nüfuz sahibi yöneticiler atanmasını istemesi, eski muafiyet siyasetinin daha sistemli bir programa dönüştürüldüğünü göstermektedir.【223】
Bedevi aşiretleriyle ilişkiler de benzer bir karşılıklılık esasına dayanıyordu; Cemal Paşa, düzensiz aşiret kuvvetlerini modern ordular karşısında askerî bakımdan sınırlı bulmasına rağmen kervan yollarının güvenliği, yük hayvanı ve hububat temini, demiryollarının korunması ve Şerif Hüseyin’in nüfuzunun sınırlandırılması bakımından aşiretlerin siyasal desteğine büyük önem verdi.【224】 Hicaz Demiryolu boyunca yaşayan Huveytat, Beni Atiye ve Fukara aşiretlerine toplam 10.000 altın lira ödenmesi, Ruvâle aşiretinin lideri Nuri eş-Şa‘lân’a yılda 3.000 lira maaş bağlanması ve aşiret reislerine askerî rütbeler verilmesi, bağlılığın doğrudan mali teşviklerle de desteklendiğini göstermektedir.【225】
Cebel-i Lübnan’ın ayrıcalıklı kurumlarını ortadan kaldırmaya yönelik süreç ise 1917’de tamamlanmaya çalışıldı; mahkemeler, eğitim kurumları ve idarî teşkilât yeniden düzenlendi, mutasarrıflığın sıradan bir Osmanlı vilâyet birimine dönüştürülmesini amaçlayan düzenlemeler Mart 1917’den itibaren uygulamaya konuldu.【226】 Maruni, Rum Ortodoks ve Dürzi toplulukları için üç mebusluk ayrılması planlandıysa da savaş şartları seçimlerin yapılmasını engelledi; böylece temsil vaadi, Cebel-i Lübnan’ın özerk kurumlarının tasfiyesini dengeleyen kalıcı bir siyasal mekanizmaya dönüşemedi.【227】
Sonuç olarak Cemal Paşa’nın cemaatler, aşiretler ve nüfus üzerindeki yönetimi, yalnızca “hoşgörü” veya “denetim” kavramlarından biriyle açıklanabilecek tek yönlü bir siyaset değildi; kurumsal özerklik taşıyan Siyonist teşkilâtlar, ruhban sınıfı ve Cebel-i Lübnan idaresi merkezîleştirilirken buna karşılık Dürzi ve Bedevi toplulukların askerî gücü ile coğrafi konumu onları geniş muafiyetler karşılığında bağlılıkları müzakere edilen aktörlere dönüştürmüştü.【228】
Cemal Paşa’nın Suriye’deki idaresinde toplumsal yardım, eğitim ve bayındırlık faaliyetleri birbirinden bağımsız alanlar değildi. IV. Ordu’nun askerî ihtiyaçlarıyla sivil yönetimin görevleri iç içe geçmiş; iaşenin sağlanması, salgınların önlenmesi, okulların açılması, yolların ve demiryollarının geliştirilmesi hem savaşın sürdürülebilmesi hem de Osmanlı yönetiminin bölgede görünür ve meşru kılınması için kullanılmıştır. Bu girişimler bir yandan gündelik hayatı kolaylaştıran hizmetler üretirken diğer yandan askerî seferberlik ve idarî denetim araçlarıyla birlikte yürütülmüştür. Dolayısıyla Cemal Paşa döneminin toplumsal ve bayındırlık politikalarını yalnızca bir “kalkınma hamlesi” veya yalnızca bir “baskı siyaseti” olarak değerlendirmek, savaş koşullarının meydana getirdiği çok katmanlı yapıyı açıklamakta yetersiz kalır.【229】
Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle başlatılan geniş kapsamlı seferberlik, Suriye ve Filistin’in toplumsal ve ekonomik düzenini kısa sürede sarstı. Çalışabilir yaştaki erkeklerin önemli bir kısmının silah altına alınması tarımsal iş gücünü azaltırken ordunun at, deve, katır, zahire ve taşıma araçlarına ücreti mukabilinde el koyması üretim ile dağıtım arasındaki bağı zayıflattı. Buna demiryollarında kömür sıkıntısı, ulaşım hatlarının askerî sevkiyata ayrılması, İtilaf Devletleri’nin Doğu Akdeniz kıyılarına uyguladığı abluka, para değerindeki düşüş, tüccarların stokçuluğu ve Nisan 1915’te başlayan geniş çaplı çekirge istilası eklendi. Böylece kıtlık, tek bir iradenin değil, savaş ekonomisiyle doğal afetlerin ve denetimsiz piyasa şartlarının birbirini ağırlaştırdığı bir sürecin sonucu olarak ortaya çıktı.【230】
Krizin şiddeti bölgeden bölgeye değişiyordu. Havran ve Ürdün’ün bazı kesimleri tahıl üretme imkânını korurken dışarıdan gıda ve yakıt ithalatına, ayrıca ipek ticaretine bağımlı olan Beyrut ile Cebel-i Lübnan çok daha ağır koşullarla karşılaştı. Deniz ablukası ihracat gelirlerini ortadan kaldırdığı gibi tahıl girişini de sınırladı; dağlık arazi, kışın kapanan yollar ve demiryolu taşımacılığındaki aksamalar Cebel-i Lübnan’a düzenli yardım yapılmasını güçleştirdi. Bölgedeki ölüm sayısını kesin olarak belirlemek mümkün olmamakla birlikte, açlık ve salgınlardan kaynaklanan kayıplar için literatürde birkaç yüz binden yaklaşık yarım milyona kadar ulaşan tahminler bulunmaktadır.【231】
Cemal Paşa, kıtlık tehlikesi belirginleşince IV. Ordu’nun iaşesiyle sivil nüfusun ihtiyaçlarını aynı idarî mekanizma içinde karşılamaya çalıştı. Talat Paşa’nın başkanlığındaki merkezî iaşe teşkilatından sağlanan 250.000 lira ile ordu bütçesinden ayrılan ilave sermayenin; Kudüs, Kerek, Havran, Şam ve Hama sancaklarındaki mahsulün satın alınmasında kullanılması planlandı. Fiyat sınırlamaları konuldu, vilayetler arasındaki tahıl ticareti dönem dönem denetim altına alındı, ekmek ve un dağıtımı düzenlenmeye çalışıldı. Fakat askerî birliklerin öncelikli ihtiyaçları, taşıma araçlarının yetersizliği, yerel görevliler arasındaki eşgüdüm sorunları ve tüccarların devletin belirlediği fiyatlardan satış yapmak istememesi, alınan tedbirlerin sonuçlarını önemli ölçüde sınırladı.【232】
İaşe siyasetinin en temel açmazı, devletin piyasayı denetlemek isterken üretici ve tüccarın güvenini kaybetmesiydi. Kâğıt paranın hızla değer kaybetmesi üzerine çiftçiler mahsullerinin altın veya gümüş parayla ödenmesini istemeye başladı; tüccarlar ise resmî kur ile piyasa kuru arasındaki farkı fiyatlara yansıttı. Cemal Paşa, 11 Nisan 1917’de yayımladığı beyannamede kâğıt parayı düşük değerden kabul eden banka yöneticilerini, büyük tüccarları ve esnafı sürgünle tehdit etti. Ancak Talat Paşa, bu uygulamanın hükûmet programına ve Kanûn-ı Esâsî’ye aykırı olduğunu belirterek beyannamenin geçersiz kılınmasını istedi. Bu anlaşmazlık, iaşe krizinin yalnızca üretim eksikliğinden değil, para düzeninin çöküşünden ve askerî idareyle merkezî hükûmet arasındaki yetki uyuşmazlıklarından da beslendiğini göstermektedir.【233】
Cemal Paşa, yerel kaynakların yetersiz kaldığı noktada uluslararası yardım temin etmeye yöneldi. Maruni Patrikliği aracılığıyla Vatikan’a, Beyrut’taki Amerikan kurumları üzerinden Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Woodrow Wilson’a başvurularak Suriye ve Lübnan’a gıda ve tıbbî malzeme gönderilmesi istendi. Osmanlı hükûmeti gelecek yardımları gümrük vergisinden muaf tutmaya hazır olduğunu bildirdi; yardımın askerî amaçla kullanılmayacağını denetlemek üzere karma bir komisyon kurulması da gündeme geldi. Bununla birlikte İtilaf Devletleri, sevk edilecek malzemenin Osmanlı ordusuna aktarılabileceğini ileri sürerek ablukanın delinmesine izin vermedi. Böylece insanî yardım girişimi, tarafların karşılıklı güvensizliği ve ablukanın savaş stratejisinin bir parçası olması nedeniyle sonuçsuz kaldı.【234】
1916’nın başlarından itibaren açlık, özellikle şehirlerde görünür bir toplumsal tepkiye dönüştü. Şam’da kadınlardan oluşan bir topluluğun IV. Ordu karargâhı önünde toplanarak “Bize ekmek verin, açlıktan ölüyoruz” diye bağırması, iaşe krizinin ailelerin gündelik hayatında ulaştığı boyutu ortaya koyuyordu. Aynı dönemde Beyrut ve Cebel-i Lübnan’da dilencilik, çocukların terk edilmesi, eşya ve arazi satışları ile kırsaldan şehirlere göç arttı. Hükûmetin dağıttığı tahıl miktarı ise nüfusun ihtiyacını karşılamaktan uzaktı; Cebel-i Lübnan Mutasarrıfı Ali Münif Bey’in hesabına göre 1916 sonlarında devlet yardımı kişi başına ayda yaklaşık dört kilogram tahıla karşılık geliyordu.【235】
Beslenme yetersizliği, barınma koşullarının bozulması ve sürekli nüfus hareketleri; tifüs, tifo, kolera, dizanteri, sıtma ve tekrarlayan ateş gibi hastalıkların yayılmasını hızlandırdı. Sivil ve askerî sağlık hizmetleri savaşın başında bu ölçekte bir salgına cevap verecek doktor, hemşire, ilaç ve hastane kapasitesine sahip değildi. Yafa’da yaklaşık 40.000 kişiye dört, Kudüs’te yaklaşık 80.000 kişiye altı ila sekiz doktor düşmesi, sağlık altyapısının yetersizliğini göstermektedir. Cemal Paşa bu şartlarda Alman tropikal hastalıklar uzmanı Profesör Peter Mühlens’i sağlık danışmanı olarak görevlendirdi; bataklıkların kurutulması, temiz su temini, bitlerle mücadele, karantina ve şehir temizliği konusunda yeni talimatlar hazırlattı.【236】
1915 yazında Kudüs dokuz sağlık bölgesine ayrılarak her bölgeye iki doktor tahsis edildi; evler kontrol edilip kükürtle dezenfekte edildi ve hastalığın görüldüğü hanelerde on bir günlük karantina uygulandı. Halep’te salgın hastalık kliniği, sağlık komisyonu ve 200 yataklı tecrit birimi kuruldu; tren istasyonlarında askerlerin, sivillerin ve sevk edilen kafilelerin muayene edilmesi emredildi. Salgınlardan korunma yöntemlerini açıklayan Türkçe ve Arapça broşürler evlere dağıtıldı; duyurular camilerde, kiliselerde ve sinagoglarda okundu, hastalıkların yaygınlaştığı dönemlerde okullar geçici olarak kapatıldı.【237】
Alınan önlemlere rağmen kayıplar ağırdı. IV. Ordu kayıtlarına göre yalnızca 1916’da salgın hastalıklar sebebiyle hastaneye yatırılan askerlerin sayısı 15.130’a ulaştı; aynı yılın ocak ayında 685 ordu mensubu bu hastalıklardan öldü. Almanya’dan 300.000 doz kolera aşısı getirildi; 1917’de İstanbul’dan üç seyyar bakteriyoloji laboratuvarı gönderildi ve Halep, Beyrut ile Şam’daki hastane kapasitesi artırılmaya çalışıldı. Aralık 1917’ye gelindiğinde demiryolu ve şose güzergâhları boyunca Pozantı’dan Sina’ya kadar uzanan bir muayene, dezenfeksiyon ve karantina ağı kurulmuştu; ancak bu örgütlenme, açlık ve yoksulluğun salgınları sürekli yeniden üreten temel şartlarını ortadan kaldıramadı.【238】 Müdahalelerin varlığı inkâr edilemez olmakla birlikte bunların kapsamı ve etkisi, kıtlığın yol açtığı kitlesel yoksullaşma karşısında sınırlı kalmıştır.【239】
Toplumsal düzenin yeniden kurulmasında eğitime de özel bir işlev verildi. Savaşın başlamasının ardından Fransa ve diğer düşman devletlere bağlı okullara el konulması, öğretmenlerin sınır dışı edilmesi veya kurumların kapanması bölgede önemli bir eğitim boşluğu meydana getirmişti. Cemal Paşa bu boşluğu devlet okullarıyla doldurmayı; yabancı kültürel nüfuzu azaltmayı ve öğrencileri Osmanlılık fikri etrafında birleştirmeyi amaçladı.【240】
İlk genişleme Kudüs ve çevresinde gerçekleşti. Erkek öğretmen yetiştirmek üzere açılan yatılı Darülmuallimîn, 1915 eğitim yılında 29 öğrenciyle faaliyete geçti; kurumun tam kapasiteye ulaştığında 200 öğrenciye hizmet vermesi öngörülüyordu. Kudüs ve Yafa’da beş derslik ile iki anaokulu açılırken Halilürrahman, Gazze, Yafa ve Kudüs’e bağlı köylerde 29 ilkokul kuruldu. Gayrimüslim cemaatlere ait üç özel okula Türkçe öğretmenleri tayin edildi; 1913’te yapımına başlanmış olan on derslikli Tatbikat Mekteb-i İbtidâîsi tamamlandı, Ramle’deki erkek ilkokuluyla Kudüs’teki kız okulu onarıldı.【241】
Bu dönemin en sembolik eğitim girişimi Selâhaddîn-i Eyyûbî Külliyesi’ydi. Fransız Cizvitlerinin idaresindeki Saint Anne yerleşkesinin bir bölümü üzerine oluşturulan kurum, 28 Ocak 1915’te Mevlid Kandili dolayısıyla Enver ve Cemal paşaların katıldığı bir törenle açıldı. Külliyenin amacı, İngiliz etkisi altındaki Kahire el-Ezher’i ile Aligarh Kolejine alternatif oluşturacak; Osmanlı halifesine bağlı din âlimleri, vaizler ve aydınlar yetiştirecek bir yükseköğretim merkezi kurmaktı. Kuruma Eyyûbî hükümdarı Selâhaddin’in adının verilmesi, savaşın dinî seferberlik söylemiyle Haçlılara karşı mücadelenin tarihsel hatırasını birleştiren bilinçli bir sembolizmdi.【242】
Külliyenin müfredatı geleneksel medrese eğitiminden daha geniş tutulmuştu. Fıkıh, tefsir, hadis, kelâm, dinler tarihi ve tasavvufun yanında hukuk, ekonomi, coğrafya, astronomi, doğa bilimleri ve çağdaş siyasi tarih okutuluyor; öğrencilerin Türkçe ve Arapçaya ilaveten en az bir Doğu ve bir Batı dili öğrenmesi isteniyordu. 1916’da müracaat edenlerin yalnızca dörtte biri kabul edilebildi; uluslararası öğrenci kontenjanları savaş şartları yüzünden doldurulamadığından öğrencilerin çoğu Şam, Halep, Beyrut ve Kudüs’ten geldi. Böylece kurum uygulamada daha çok Suriye ve Filistin’in bölgesel yükseköğretim kurumu niteliğini kazandı.【243】
Cemal Paşa, kızların eğitimi ve sivil okul sisteminin yeniden düzenlenmesi için 1916 başlarında Halide Edib’e başvurdu. İlk inceleme gezisinin ardından İstanbul’a dönen Halide Edib, yılın sonlarında teklifi kabul ederek öğretmenlerden oluşan bir grupla yeniden Suriye’ye geldi. Kaynaklar grubun sayısı konusunda küçük bir farklılık göstermektedir: Halide Edib yaklaşık elli öğretmenden söz ederken Avusturya konsolosluk raporu İstanbul’dan gelen öğretmenlerin sayısını kırk beş olarak vermektedir. Bu öğretmenler, Arap meslektaşlarıyla birlikte Şam, Beyrut, Halep ve Cebel-i Lübnan’daki okullara dağıtıldı.【244】
1917 başlarında Beyrut, Şam ve Cebel-i Lübnan’da üç kız lisesi faaliyete geçirildi; ayrıca Halep’te bir kız okulu, Beyrut’ta bir öğretmen okulu ve kız ilkokulu açıldı. Şam’daki örnek kız okulunda yedi Türk ve altı Arap kadın öğretmen görev yapıyordu. Kurumların finansmanı esas olarak vilayet bütçelerinden karşılanıyor, savaşın sonuna doğru yerel bütçeler yetersiz kaldığında IV. Ordu gıda ve malzeme sağlıyordu. Beyrut’taki okula Müslüman ve Hristiyan öğrencilerin birlikte kabul edilmesi, devlet okullarının yabancı ve cemaat okullarına karşı bir Osmanlı alternatifi olarak tasarlandığını göstermekteydi.【245】
Yeni okullarda Arapça öğretimi aynen korunmakla birlikte Türkçeye devlet dili olarak ağırlık verildi; giriş sınavları iki dilde yapıldı. Bu ikili dil siyaseti, bir taraftan öğrencilerin ana diliyle eğitim görmesini sağlıyor, diğer taraftan Türkçe üzerinden merkezî idareyle bağ kurmayı amaçlıyordu.【246】
Eğitim hamlesi yalnızca genel ve dinî okullarla sınırlandırılmadı. Bekaa Vadisi’ndeki Tanail’de Cizvitlerden alınan yaklaşık 5.000 dönümlük arazi üzerinde Alman uzmanların yönetiminde bir ziraat okulu ve uygulama çiftliği kuruldu. Şam’da Profesör Stöckle’nin idaresinde açılan teknik ve sanayi okulunda mühendislik, yol yapımı ve uygulamalı sanatların yanında fayans boyama, alçı pencere üretimi ve dokumacılık gibi yerel zanaatlar öğretildi. Bu okullarda Almanca zorunlu derslerden biri hâline getirildi ve bazı dersler Almanca işlendi; böylece Fransız eğitim etkisinin yerini kısmen Alman teknik uzmanlığı aldı.【247】
Meslek eğitimi, savaş ekonomisinin insan gücü ihtiyacıyla da bağlantılıydı. Birüssebi’de sanat ve ticaret okulu açılması planlandı; Beyrut’ta dört ile yedi yaş arasındaki çocuklar için Alman eğitim anlayışından esinlenen bir anaokulu kuruldu. Avusturya Orient Misyonu’yla yapılan anlaşma çerçevesinde Suriye’den seçilecek öğrencilerin Avusturya’da makine, elektrik, tekstil, metalürji, tarım ve ormancılık alanlarında eğitim görmesi tasarlandı. Yaklaşık 200 aday arasından 15 öğrencinin seçilmesi, savaş şartlarına rağmen meslekî eğitime yönelik talebin ve seçkin ailelerin bu girişimlere ilgisinin yüksek olduğunu göstermektedir.【248】
Mayıs 1917’de Şam’da bir Doğu Eserleri Kütüphanesi kurulması için hazırlanan proje ise eğitim politikasının kültürel boyutunu temsil ediyordu. Kütüphanede Arap ve İslâm edebiyatı, Sami dilleri, Osmanlı ve Türk tarihi, çağdaş Türkçe yayınlar ve Avrupa dillerinde Doğu üzerine yazılmış eserlerin toplanması öngörülüyordu. Amaçlardan biri, el yazmalarının Avrupa’ya götürülmesini önlemek ve Şam’ı yeniden bölgesel bir araştırma merkezi hâline getirmekti. Dr. Jehlin mevcut koleksiyonları kataloglayarak bilinmeyen bazı yazmaları tespit etti; ancak askerî ve malî şartların ağırlaşması yüzünden kapsamlı kütüphane projesi tamamlanamadı.【249】 Savaşın sonuna doğru vilayet bütçelerinin tükenmesi, öğretmenlerin önemli bir kısmının Mart 1918’de İstanbul’a dönmesi ve cephe hattının Suriye’ye yaklaşması yüzünden bu kurumların çoğu kalıcı bir eğitim ağına dönüşemedi.【250】
Bayındırlık faaliyetlerinin başlangıç noktası da savaşın ortaya çıkardığı ulaşım sorunuydu. Cemal Paşa, Anadolu’dan Suriye ve Filistin’e asker, cephane ve gıda gönderilebilmesi için Pozantı–Tarsus, Osmaniye–İslâhiye–Katma ve Pozantı–Halep güzergâhlarının onarılmasını sağladı; Şam–Kuneytara–Kudüs–Amman ve Kudüs–Birüssebi şoseleri üzerinde çalışmalar yürütüldü. Bu yollar öncelikle ordunun hareket kabiliyetini artırmak için yapıldıysa da kırsal pazarlarla şehirler arasındaki bağlantıyı genişletmeleri ve savaş sonrasında kullanılabilecek bir ulaşım altyapısı meydana getirmeleri bakımından sivil sonuçlar da doğurdu.【251】
1915’te şehirlerin fiziksel görünümünü değiştiren çalışmalar başladı. Şam’daki bazı dar sokaklar genişletildi, yollar onarıldı ve şehir merkezinde Cemal Paşa Bulvarı ile aynı adı taşıyan bir park yapıldı. Yafa’da 800 metre uzunluğunda ve 35 metre genişliğinde bir bulvar açılırken Birüssebi’de bahçeler, yollar ve idarî yapılar düzenlendi.【252】
Şehircilik faaliyetleri ciddi toplumsal maliyetler de doğurdu. Yeni yollar için evler, dükkânlar ve depolar kamulaştırıldı; mülk sahiplerine çoğu zaman nakit yerine ileride ödenmek üzere mazbata verildi. Kâğıt paranın değer kaybettiği ortamda bu belgelerin piyasa değeri düştü ve bazı hak sahipleri alacaklarını nominal değerinin yüzde 20–55’i karşılığında satmak zorunda kaldı. Beyrut ve Halep’te dükkânların yıkılması kiraları yükseltti, küçük tüccarların bir kısmı işyerlerini kapattı. Merkezî hükûmetin kamulaştırma bedellerinin peşin ödenmesi ve kanun hükümlerine uyulması yönündeki uyarıları, bayındırlık faaliyetlerinin yerel halkla idare arasında mülkiyet anlaşmazlıklarına yol açtığını göstermektedir.【253】
Çalışmalar 1916 başlarında İsviçreli mimar Maximilian Zürcher’in IV. Ordu İnşaat Umum Müdürlüğüne getirilmesiyle daha sistemli hâle geldi. Zürcher; Kudüs, Şam, Beyrut ve Halep için hükûmet konakları, postane ve telgraf binaları, parklar, meydanlar, oteller, hamamlar ve müzeler içeren kapsamlı planlar hazırladı. Kudüs İç Kalesi’nin yerel bir müzeye dönüştürülmesi, Şam Kalesi’nin korunarak iç avlusunun bahçe hâline getirilmesi, Beyrut limanıyla hükûmet konağı arasında büyük bir merdiven yapılması ve Halep Kalesi’nin onarılması bu tasarılar arasındaydı. Bununla birlikte projelerin önemli bir kısmı kâğıt üzerinde kaldı.【254】 Cemal Paşa da hatıratında savaş ve iç güvenlik meselelerinin ağırlığı yüzünden şehircilik çalışmalarına “arzu ettiğim kadar emek ve zaman sarf edemedim” diyerek projelerin sınırlılığını kabul etmiştir.【255】
Ulaşım alanındaki en dikkat çekici girişimlerden biri, 1916 sonlarında Lut Gölü’nde kurulan deniz taşımacılığı teşkilatıydı. Yafa ve Hayfa’dan demiryoluyla Kudüs’e getirilen motorbot, mavna ve yelkenliler; yaklaşık 40 kilometrelik eğimli karayolundan özel araçlarla göl kıyısına indirildi. Kurulan küçük tersane ve bakım atölyesi sayesinde gölün iki yakası arasında günde yaklaşık 100–150 ton tahıl, eşya ve askerî malzeme taşınabildi. Bu hat doğu kıyısındaki tarım alanlarından Filistin içlerine yapılan sevkiyatı hızlandırırken göldeki en büyük tekneye “Büyük Cemal” adının verilmesi, bayındırlığın aynı zamanda iktidar simgeleri ürettiğini de göstermektedir.【256】
Su ve sulama projeleri hem üretimi artırmayı hem salgınların kaynaklarını azaltmayı amaçlıyordu. Konya Ovası sulama çalışmalarında görev yapmış Alman mühendis Böttner’e Litani Nehri yatağının düzenlenmesi, Hûle bataklığının kurutulması ve Bisan Ovası’nın sulanması için incelemeler yaptırıldı; ancak Cemal Paşa’nın ayrılmasından sonra ödenek kesildiği için çalışmalar tamamlanamadı. Buna karşılık 1915 sonlarında Halep’teki tifo salgını sırasında şehrin içme suyunun yetersiz ve sağlıksız olduğu görülünce IV. Ordu bütçesinden 15.000 lira ayrıldı; mühendis Gottlieb Schumacher’in yürüttüğü çalışmayla yaklaşık 4,5 kilometre uzaktaki Ayntel kaynağının suyu Halep’e getirildi.【257】
İmar faaliyetleri aynı zamanda savaş yüzünden geçim imkânını kaybeden zanaatkârların istihdam edilmesine hizmet etti. Halep, Şam, Kudüs ve Birüssebi’de kurulan ordu atölyeleriyle fabrikalarda marangozlar, taş ustaları, dokumacılar ve çeşitli mesleklerden sanatkârlar çalıştırıldı; bunların ürettiği malzemeler ordunun ihtiyaçlarında kullanıldı. Bununla birlikte istihdamın askerî ihtiyaçlara bağımlı olması, bu faaliyetleri sürekli bir sanayi politikasından çok savaş ekonomisine bağlı geçici bir üretim düzenine dönüştürüyordu.【258】
Bayındırlık programının kültürel miras boyutu, Theodor Wiegand’ın Ağustos 1916’da IV. Ordu Eski Eserler Müşavirliğine getirilmesiyle kurumsallaştı. Wiegand’ın başkanlığındaki Anıt Koruma Komutanlığı, Suriye ve Filistin’deki Bizans, Arap, İslâm ve Osmanlı eserlerinin envanterini çıkardı; antik yapılardan taş sökülmesini önlemek, harabelerin çevresini temizlemek ve bu alanlara ulaşan yolları iyileştirmekle görevlendirildi. Şam’daki Sinâniye ve Selimiye camileriyle bazı Bizans kalıntıları onarıldı; Amman Kalesi’ndeki el-Kasr ile Tedmür’deki Güneş Tapınağı Kapısı üzerinde restorasyon çalışmaları yürütüldü.【259】
Bu araştırmaların sonucunda hazırlanan Suriye ve Filistin ve Garbî Arabistan Âbidât-ı Atîkası 1918’de Berlin’de yayımlandı. Türkçe ve Almanca hazırlanan 207 sayfalık eserde yaklaşık 100 tarihî yapı, fotoğraflar ve açıklamalarla tanıtılıyordu. Kitabın kapağında Cemal Paşa’nın emriyle yayımlandığı belirtilmekle birlikte bilimsel çalışma Wiegand ve ekibi tarafından gerçekleştirilmiş, basım giderleri IV. Ordu bütçesinden karşılanmıştı.【260】
Sonuç olarak Cemal Paşa’nın toplum, eğitim ve bayındırlık politikaları, Suriye’yi savaş sırasında elde tutma stratejisinin sivil yüzünü oluşturuyordu. İaşe ve sağlık çalışmaları nüfusun hayatta kalmasını ve ordunun devamlılığını; yollar, meydanlar ve kamu yapılarının yenilenmesi amaçladı. Fakat kıtlık, salgınlar, para düzenindeki bozulma, yerel hoşnutsuzluk ve cephedeki gerileme bu programın iş üretme gücünü zayıflattı.【261】 Böylece geride, bir yanda eğitim, ulaşım ve kültürel miras alanındaki dikkate değer girişimlerin, diğer yanda savaş ekonomisinin yol açtığı yoksullaşmanın birlikte şekillendirdiği bir miras kaldı.【262】
Cemal Paşa’nın Suriye’deki askerî ve idarî hâkimiyetini sarsan gelişmelerin başında, Mekke Emiri Şerif Hüseyin bin Ali’nin Osmanlı yönetimine karşı başlattığı isyan gelmektedir. İsyanın kökenleri, Şerif Hüseyin’in Hicaz’daki hanedan hâkimiyetini kalıcılaştırma isteğine, İttihat ve Terakki’nin merkezileşme politikalarına karşı bağımsız devlet kurma hedefine ve savaş şartlarının İngiltere ile iş birliğini mümkün kılmasına kadar uzanıyordu. 1 Kasım 1908’de Mekke emirliğine getirilen Şerif Hüseyin, daha 1913’te oğlu Abdullah aracılığıyla Mısır’daki İngiliz yetkilileriyle temas kurmuştu.【263】
Osmanlı Devleti’nin Kasım 1914’te savaşa girmesi bu temaslara yeni bir anlam kazandırdı. İngilizler, Hicaz’da Osmanlı hilafetinin otoritesini sarsacak bir ayaklanmayı hem bölgedeki Osmanlı kuvvetlerini dağıtmanın hem de cihat ilanının sömürgelerdeki Müslümanlar üzerindeki etkisini azaltmanın aracı olarak görüyordu. Şerif Hüseyin ile Mısır’daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Henry McMahon arasında Temmuz 1915’te başlayan yazışmalarda, İngiliz desteği karşılığında Suriye, Irak ve Arabistan’ın önemli bir bölümünü kapsayacak bağımsız bir Arap devletinin kurulması müzakere edildi. Bununla birlikte İngiltere, aynı sırada Fransa ile Sykes–Picot Antlaşması’nı hazırlıyor ve Şerif’e vaat edilen toprakların önemli bir kısmını Fransız nüfuzuna bırakmayı planlıyordu. Dolayısıyla isyan, yalnızca Osmanlı idaresine karşı yerel bir tepki değil, savaş yıllarının karşılıklı vaatleri ve birbiriyle çelişen paylaşım projeleri içerisinde gelişen siyasî bir teşebbüstü.【264】
Cemal Paşa, Şerif Hüseyin’in İngilizlerle temas kurduğundan kesin biçimde haberdar değildi; ancak emir ile merkezî hükûmet arasındaki güvensizliğin farkındaydı. Şerif Hüseyin’in 11 Ocak 1916’da Enver Paşa’ya gönderdiği telgrafta genel af ilan edilmesini, Mekke emirliğinin kendi ailesinde irsî hâle getirilmesini ve Hicaz’a idarî muhtariyet tanınmasını istemesi bu kuşkuları güçlendirdi. Telgrafın bir örneğini alan Cemal Paşa, o sırada Şam’da bulunan Faysal’ı huzuruna çağırdı; taleplerin savaş devam ederken kabul edilemeyeceğini belirterek Şerif Hüseyin’i sert biçimde uyardı.【265】
Enver ve Cemal Paşaların Şubat 1916’daki Hicaz ziyareti sırasında ise ilişkiler görünüşte olağan seyrini koruyordu. Şerif Hüseyin iki paşayı Mekke’de törenle karşıladı, kendilerine altın kılıçlar hediye etti ve Kanal harekâtında kullanılmak üzere yaklaşık 1.500 hecin süvarisi göndermeyi vaat etti. Bu kuvvetin hazırlanması için Cemal Paşa’dan 50.000–60.000 lira arasında para aldığı hâlde taahhüdünü yerine getirmedi. Mayıs ortasında süvarileri getirmek bahanesiyle Medine’ye gitmek isteyen Faysal’a izin verildi; buna karşılık Cemal Paşa, ihtiyat tedbiri olarak Fahreddin Paşa’yı bölgeye gönderdi. Faysal ile kardeşi Ali, 3 Haziran’da Medine’den ayrıldıktan sonra Mekke’ye gitmek yerine isyancı bedevilerle birleşti.【266】
Haziranın ilk günlerinde başlayan silahlı hareket, 10 Haziran 1916’da açık bir isyana dönüştü. Şerif Hüseyin’in oğulları Ali, Abdullah ve Faysal farklı bölgelerdeki birliklerin başına geçerken İngiltere, isyancılara para, silah, mühimmat, deniz desteği ve askerî danışman sağladı. Cemal Paşa, Hicaz’daki gelişmeleri ilk olarak Medine Muhafızı Basri Paşa’nın ve ardından Talat Paşa’nın telgraflarından öğrendi. Şerif’in İstanbul ve Şam’la resmî ilişkilerini kestiğini bildirmesi üzerine isyanın geçici bir aşiret hareketi olmadığı kesinlik kazandı.【267】
Şerif Hüseyin, 27 Haziran’da yayımladığı beyannamede İttihat ve Terakki yönetimini İslam’a aykırı davranmakla, Hicaz’ı yoksulluğa sürüklemekle ve Arap ileri gelenlerini hukuka aykırı biçimde idam etmekle suçladı. Böylece Beyrut ve Şam’daki idamlar, isyanın meydana gelmesinden çok onun meşrulaştırılmasında ve Arap kamuoyuna sunulmasında kullanılan başlıca propaganda araçlarından biri hâline geldi. İdamların propaganda aracı olarak kullanılmasına karşılık Şerif ailesinin İngilizlerle görüşmeleri bunlardan yıllar önce başlamış, Hüseyin–McMahon yazışmaları ise Mayıs 1916’daki ikinci büyük idam grubundan önce önemli ölçüde ilerlemişti. Bu nedenle isyanın sebepleri; Haşimî hanedanının siyasî hedefleri, Hicaz’ın özerkliğini koruma arzusu, Osmanlı merkezileşmesine karşı direniş ve İngiliz vaatleri birlikte ele alınarak açıklanmalıdır.【268】
İsyancılar Mekke, Cidde ve Taif’te Osmanlı hâkimiyetini ortadan kaldırmayı başarsalar da Medine’yi ele geçiremediler. Fahreddin Paşa’nın savunduğu şehir ve Hicaz Demiryolu üzerindeki istasyonlar, Hicaz’daki Osmanlı direnişinin merkezini oluşturdu. İsyan ayrıca bütün Arap vilayetlerini kapsayan yekpare bir millî ayaklanmaya dönüşmedi. Suriye ve Filistin’de Şerif lehine genel bir isyan çıkmadığı gibi İbn Reşid ve İmam Yahya gibi bazı önemli Arap önderleri Osmanlı Devleti’ne bağlılıklarını korudu. Şerif Hüseyin’in Ekim 1916’da kendisini “Arap memleketlerinin kralı” ilan etmesi de Hicaz dışındaki aşiretlerin çoğu tarafından tanınmadı. Bu bakımdan hareket, ilk aşamasında Hicaz merkezli, Haşimî hanedanının idaresindeki ve İngiliz desteğine dayanan askerî-siyasî bir isyandı.【269】
Osmanlı hükûmeti, Şerif Hüseyin’i emirlikten azlederek 2 Temmuz 1916’da Şerif Ali Haydar Paşa’yı Mekke emirliğine tayin etti. Ali Haydar Paşa Mekke’ye ulaşamadığı için Medine’de kaldı. Cemal Paşa ise isyanın diğer aşiretlere yayılmasını önlemek amacıyla Osmanlı Devleti’ne bağlılık gösteren reislerin nişan, para ve makamlarla ödüllendirilmesini istedi. İbn Reşid’in 4 Nisan 1917’de bütün kuvvetleriyle Osmanlıların yanında yer alacağını bildirmesi bu siyasetin sonuçlarından biriydi. İbn Suud’un tutumu ise daha değişkendi; iki taraf arasında denge kurmaya çalıştıktan sonra Mart 1917’de İngilizlerle anlaşmaya yöneldi.【270】
Eylül 1916 sonunda Şam, Kudüs, Halep, Beyrut, Hama, Trablus, Akka ve Nablus’tan on dört müftünün imzaladığı fetvada, Osmanlı halifesine karşı düşman devletlerle birleşen Şerif Hüseyin’e itaat edilmemesi istendi. Ekim–Aralık 1916 arasında Suriye’ye gönderilen yazar, gazeteci ve aydınlardan oluşan heyet ise Türk–Arap kardeşliğini, Osmanlılık fikrini ve halife etrafında birleşme gereğini vurguladı. İsyan, Cemal Paşa’nın iç siyasetinde de sınırlı bir yumuşamaya neden oldu. Şerif lehine örgüt kurdukları iddiasıyla tutuklanan yaklaşık yetmiş Şamlıdan elli beşi beraat ettirildi; Şükrü Paşa el-Eyyubi, Abdülgani ve Ömer Refii ile Abdülkadir Kivan hakkında verilen hükümler, Şerif’in propagandasına hizmet edeceği endişesiyle uygulanmadı.【271】
İsyanın kısa sürede bastırılamayacağının anlaşılması uzlaşma arayışlarını da gündeme getirdi. Şûrâ-yı Devlet Reisi İbrahim Bey, 1916 sonlarında gizlice Şerif Hüseyin’e gönderildi ve kendisine Hicaz’da geniş idarî özerklik ile irsî emirlik teklif edildi. Şerif Hüseyin, şahsî bir makam için değil İslam dünyasının geleceği için mücadele ettiğini ileri sürerek teklifi reddetti. Bu başarısız girişimden sonra Talat Paşa hükûmeti, Cemal Paşa’nın Suriye’deki varlığının Araplarla uzlaşmayı güçleştirdiğini değerlendirdi; ancak savaşın ortasında komuta değişikliğinin asayişi ve ordunun ikmalini bozmasından çekinildiği için Paşa’nın görevden alınması ertelendi.【272】
Hicaz’daki askerî durum, giderek artan miktarda asker, erzak ve cephanenin Medine’ye gönderilmesini gerektiriyordu. Yaklaşık 1.000 kilometrelik Medine–Maan demiryolu hattının korunması, Sina ve Filistin cephelerine ayrılabilecek kuvvetlerin azalmasına yol açtı. Ekim 1916’da Hicaz Demiryolu savaş süresince Harbiye Nezaretine devredildi. İkmal güçlüklerinin ağırlaşması üzerine Enver Paşa’nın talimatıyla 4 Mart 1917’de Medine ve Hicaz’ın tahliyesi gündeme geldi; Fahreddin Paşa’nın itirazı üzerine bu karardan vazgeçildi. Bununla birlikte Medine’deki kutsal emanetlerin güvenlik amacıyla Mayıs 1917’de İstanbul’a gönderilmesi, Osmanlı yönetiminin şehrin uzun süre savunulabileceğinden artık emin olmadığını göstermekteydi.【273】
Hicaz isyanının başlaması, Sina Cephesi’ndeki harekâtın seyrini de doğrudan etkiledi. Cemal Paşa, başlangıçta Kanal’a yönelik ikinci harekâtı sürdürmek istemiş, Kress von Kressenstein’ın komutasındaki yaklaşık 10.000 kişilik kuvvet 3–5 Ağustos 1916’da Romani’de İngiliz mevzilerine saldırmıştı. Fakat İngilizlerin tahkim edilmiş savunması, topçu üstünlüğü, su ve ikmal güçlükleri ile Hicaz’a kuvvet ayrılması taarruzun başarısızlığa uğramasına yol açtı. Romani yenilgisiyle Osmanlı ordusunun Kanal’a yönelik taarruz dönemi kapanmış, Sina ve Filistin’i savunmaya dayalı yeni bir dönem başlamıştı.【274】
Romani’den sonra Osmanlı birlikleri İngiliz süvari ve hecin birliklerinin takibi altında Sina’nın doğusuna doğru çekildi. Bir el-Abd ve el-Ariş’te artçı mevziler kurulduktan sonra el-Ariş 16 Aralık’ta tahliye edildi; İngilizler 21 Aralık’ta şehre girdiler. Bunu Refah’ın kaybı izledi. Böylece Kanal ile Filistin arasındaki Sina toprakları aşamalı biçimde İngiliz denetimine geçti ve Osmanlı savunması Mart 1917’de Gazze–Tellüşşeria–Birüssebi hattında toplandı. Bu hat, sağ kanadı Akdeniz’e, sol kanadı ise çöle dayandığı için Cemal Paşa tarafından Filistin’in savunulabileceği en elverişli mevzi olarak görülüyordu.【275】
İngiliz kuvvetleri 26 Mart 1917’de Gazze’ye ilk büyük saldırıyı gerçekleştirdi. Cemal Paşa’nın hatıratında verdiği rakamlara göre Gazze’de başlangıçta yaklaşık 3.500 tüfek bulunuyordu; IV. Ordu’nun toplam cephe kuvveti ise Gazze, Cemame, Tellüşşeria ve Birüssebi’deki birliklerle birlikte yaklaşık 18.000 askere ulaşıyordu. Gazze’deki birliklerin direnmesi, Cemame ve Tellüşşeria’dan gönderilen takviyelerin İngilizlerin gerisini tehdit etmesi ve İngiliz komuta heyetinin durum hakkındaki yanlış değerlendirmesi sonucunda saldırı geri çekilme emriyle sona erdi.【276】
İngiliz ordusu 17–19 Nisan’da ikinci defa Gazze’ye saldırdı. Dört piyade ve dört süvari tümeniyle gerçekleştirilen harekâtta tanklar, ağır topçu ve donanma ateşi kullanıldı. Buna rağmen Gazze–Tellüşşeria hattı yarılamadı ve İngiliz birlikleri önemli kayıplar vererek eski mevzilerine çekildi. Osmanlı hükûmeti, iki Gazze savunmasındaki hizmetlerinden dolayı Cemal Paşa’ya 17 Haziran 1917’de Murassa Osmânî Nişanı verdi.【277】
İlk iki Gazze zaferi, Filistin Cephesi’ndeki stratejik dengesizliği ortadan kaldırmadı; yalnızca İngiliz ilerleyişini birkaç ay geciktirdi. Osmanlı birlikleri salgın hastalıklar, yetersiz beslenme, firar ve mühimmat eksikliği nedeniyle zayıflarken İngiltere Mısır’daki kuvvetlerini sürekli takviye ediyordu. Dönemin raporlarında Anadolu’dan gönderilen takviye askerlerinin yaklaşık yüzde 25’inin cepheye ulaşmadan firar ettiği, İkinci Gazze Muharebesi’nden sonraki beş ay içinde İngilizlerin sayısal üstünlüğünün yaklaşık üç katına çıktığı belirtilmektedir. Böylece Gazze’deki iki savunma başarısına rağmen uzun vadeli askerî üstünlük giderek İngiliz tarafına geçti.【278】
Filistin’in takviye edilmesi gerekirken 11 Mart 1917’de Bağdat’ın İngilizler tarafından ele geçirilmesi, Osmanlı ve Alman karargâhlarının dikkatini Irak’a çevirdi. Enver Paşa ile Alman askerî makamları Bağdat’ın geri alınmasını hem siyasî itibar hem de bölgedeki Alman nüfuzunun korunması bakımından gerekli görüyordu. Cemal Paşa ise İngilizlerin Gazze’ye yeniden saldıracağının açık olduğunu, Bağdat harekâtının Filistin’i savunmasız bırakacağını ileri sürdü. Onun önerisi, Halep’te güçlü bir ihtiyat ordusu meydana getirmek ve bu kuvveti Filistin, Irak, Kafkasya veya Adana yönlerinden hangisinde ihtiyaç doğarsa oraya sevk etmekti.【279】
Enver Paşa’nın tercihi doğrultusunda Yıldırım Orduları Grubu 2 Temmuz 1917’de kuruldu ve başına eski Alman Genelkurmay Başkanı General Erich von Falkenhayn getirildi. Kuruluş amacı başlangıçta Bağdat’ı geri almaktı. Karargâhta altmış beş Alman subayına karşılık çoğu irtibat görevi yapan yalnızca dokuz Türk subayının bulunması, Alman nüfuzunun derecesini gösteriyordu. Almanya ayrıca harekât için 5 milyon altın lira, topçu bataryaları, uçaklar, telsiz istasyonları ve çeşitli ikmal malzemeleri sağlamayı taahhüt etmişti. Osmanlı yönetiminin Falkenhayn’ın tayinini kabul etmesinde bu askerî ve malî yardım vaadi belirleyici oldu.【280】
Bu sırada İngiltere, Haziran 1917’de General Edmund Allenby’yi Mısır Sefer Kuvvetleri’nin başına getirdi. Hava keşifleri ve bedevilerden alınan istihbarat, İngilizlerin Gazze’ye üçüncü ve çok daha büyük bir saldırı hazırladığını gösteriyordu. Cemal Paşa ile Kress von Kressenstein, Halep’te Bağdat için toplanan birliklerin vakit kaybedilmeden Filistin’e gönderilmesini istediler. Enver Paşa’nın bu görüşü kabul etmesi yaklaşık beş ay sürdü; bu süre içinde Allenby kuvvetlerini, demiryollarını, su hatlarını ve mühimmat depolarını tamamlayarak Osmanlı cephesinin zayıf noktalarını belirledi.【281】
Yıldırım orduları meselesi yalnızca cephe tercihi değil, komuta yetkisi ve devlet egemenliği konusunda da ciddi bir anlaşmazlık doğurdu. Cemal Paşa, Suriye ve Filistin’deki birliklerin bir Alman generalin emrine verilmesinin üç yıldır sürdürdüğü askerî ve idarî otoriteyi ortadan kaldıracağını düşünüyordu. Falkenhayn ise onun emrinde çalışmayı kabul etmiyordu. Mustafa Kemal Paşa da Suriye ve Irak’taki Osmanlı ordularının gayrimüslim bir komutanın idaresinde birleştirilmesine, Falkenhayn’ın ordu işlerine ve Arap siyasetine müdahale etmesine karşı çıkıyordu. Bu nedenle çatışma, kişisel bir nüfuz mücadelesinin ötesinde, Filistin’in savunulması ve Osmanlı ordularının Alman denetimine girmesi hakkındaki iki farklı stratejik anlayışı yansıtıyordu.【282】
Cemal Paşa, 25 Ağustos 1917’de Almanya’ya gönderildi. Enver Paşa, onun yokluğunda Falkenhayn’ın Filistin harekâtını yönetmesini kabul etti ve bu kararı 2 Eylül’de Almanya’da bulunan Paşa’ya bildirdi. Cemal Paşa, Alman Genel Karargâhını ve Enver Paşa’yı ikna etmeye çalıştıysa da sonuç alamadı. Falkenhayn’ın Verdun’daki başarısızlığını hatırlatan itirazını şu sözlerle dile getirdi: “Almanlara bir Verdun felâketi getirmiş olan General Falkenhayn, bizim başımıza da bir Filistin taarruzu belâsı getirecektir.”【283】
Eylül 1917 sonunda yapılan düzenlemeyle IV. Ordu lağvedildi ve Cemal Paşa, yeni kurulan Suriye ve Garbi Arabistan Umum Kumandanlığına getirildi. Hicaz, Asir ve Yemen cepheleriyle Suriye’deki iç güvenlik ve mülkî idare ona bağlı kalmakla birlikte Gazze–Birüssebi hattındaki birliklerin harekât yönetimi Falkenhayn’a geçti. Paşa’nın Filistin Cephesi üzerindeki doğrudan askerî yetkisi büyük ölçüde sona ermiş; görevi, Yıldırım ordularının iaşesini ve menzil hizmetlerini sağlamakla Arap cephesini denetlemek üzerinde yoğunlaşmıştı. Rütbesi ve unvanı korunmuş olsa da fiilî otoritesi belirgin biçimde daralmıştı.【284】
Mustafa Kemal Paşa, 20 ve 24 Eylül tarihli raporlarında Yıldırım teşkilatını, Bağdat harekâtını ve Falkenhayn’ın yetkilerini eleştirdi; talepleri kabul edilmeyince VII. Ordu kumandanlığından istifa etti. Ekim başında Halep’te Cemal Paşa ile yaptığı görüşmede iki komutan Falkenhayn meselesinde ortak bir tutum benimsedi. Cemal Paşa da görevden ayrılmayı düşündü; ancak Enver Paşa ile Suriye Valisi Tahsin, Beyrut Valisi Azmi ve İstanbul Polis Müdürü Bedri beylerin ısrarları üzerine bir süre daha görevde kaldı. Bu karar Mustafa Kemal Paşa’da hayal kırıklığı yaratsa da iki isim daha sonra yeniden görüşerek aralarındaki anlaşmazlığı giderdi.【285】
Allenby, Osmanlı komuta kademesindeki bu yeniden yapılanma tamamlanmadan harekete geçti. Yaklaşık 50 kilometre uzunluğundaki Gazze–Birüssebi hattının doğu ucuna yöneltilen esas saldırı 31 Ekim 1917’de başladı ve Birüssebi aynı gün İngiliz kuvvetlerinin eline geçti. Böylece Gazze’yi savunan birliklerle doğudaki VII. Ordu arasındaki bağlantı tehdit altına girdi. Osmanlı kuvvetleri 6–7 Kasım gecesi Gazze’yi tahliye etti; Tellüşşeria’nın da kaybedilmesiyle cephe yarıldı ve birlikler Yafa ile Kudüs yönünde çekilmeye başladı. İngiliz ordusu 16 Kasım’da Yafa’ya girdi. Bu yenilgi, Hicaz’daki isyan cephesiyle Filistin’deki İngiliz cephesinin birbirine yaklaşmasına ve Osmanlıların Suriye’deki ikmal hatlarının doğrudan tehdit altına girmesine yol açtı.【286】
Cemal Paşa, Gazze–Birüssebi hattının kaybından Falkenhayn’ı sorumlu tuttu; birlikleri zamanında cepheye göndermediğini, savunma düzenini bozduğunu ve gereksiz bir karşı taarruz tasarladığını ileri sürdü. Bu eleştirilerin önemli bir kısmı Kress von Kressenstein ve Ali Fuad Erden tarafından da paylaşılmıştır. Bununla birlikte yenilgiyi yalnızca Falkenhayn’ın kararlarıyla açıklamak eksik kalır. İngilizlerin insan gücü, topçu, uçak, ulaştırma ve ikmal bakımından elde ettiği üstünlük; Osmanlı birliklerindeki hastalık, açlık ve firar; Hicaz’ın savunulması için ayrılan kuvvetler; Bağdat harekâtı yüzünden Filistin takviyelerinin gecikmesi ve komuta kademesindeki yetki çatışması birlikte cepheyi savunulamaz hâle getirmişti.【287】
Cephedeki gerileme sürerken Bolşeviklerin Sykes–Picot Antlaşması’nı açıklaması, Cemal Paşa’ya Şerif Hüseyin ile uzlaşmak için yeni bir fırsat sundu. İngiltere ile Fransa’nın Arap topraklarını kendi nüfuz bölgelerine ayırdığını Faysal’a bildirerek isyancıların kandırıldığını göstermeye çalıştı. Kasım 1917’de Şerif’in yanından ayrılıp Şam’a gelen Emir Abdülkadir el-Cezairî’nin aracılığıyla firariler için af ilan edildi; ardından Emir Said el-Cezairî, Şerif Hüseyin ve Faysal’la görüşmekle görevlendirildi. Şeyh Bedreddin el-Hasenî ve Şeyh Kettânî de Müslümanların İngiltere’ye karşı birleşmesini isteyen mektuplar kaleme aldılar. Ancak bu teşebbüs Cemal Paşa Suriye’den ayrılmadan sonuçlanmadı; görüşmeler Tahsin Bey ve Mersinli Cemal Paşa tarafından sürdürüldü.【288】
Bu sırada Cemal Paşa, Falkenhayn’la birlikte çalışmanın artık mümkün olmadığı kanaatine varmıştı. 20 Kasım’da Enver Paşa’ya gönderdiği telgrafta Suriye ve Garbi Arabistan Umum Kumandanlığının kaldırılmasını, IV. Ordu’nun Mersinli Cemal Paşa’nın kumandasında yeniden kurulmasını ve Arap siyasetinin bu orduya bırakılmasını önerdi. Telgraftaki şu cümle, kararının kesinleştiğini göstermektedir: “Ben artık burada katiyen duramayacak vaziyete geldim.”【289】
Üç gün sonra gönderdiği ek telgrafta sağlık gerekçesiyle beş ay izinli sayılmasını, Mersinli Cemal Paşa’nın kendisine vekâlet etmesini ve ihtiyaç hâlinde yeniden Suriye’ye dönebilmeyi teklif etti. Enver Paşa bu esasları kabul etti ve 27 Kasım’da İstanbul’a dönüşünü onayladı. Dolayısıyla Cemal Paşa’nın Suriye’den ayrılma kararı, Kudüs’ün kaybından önce alınmıştı; Kudüs’ün düşmesi ayrılığın asıl sebebinden çok, Yıldırım Orduları Grubu etrafındaki uzun süreli anlaşmazlığın son aşaması oldu.【290】
Osmanlı birlikleri 8–9 Aralık gecesi Kudüs’ü tahliye etti ve şehir 9 Aralık 1917’de İngilizlerce ele geçirildi. General Allenby’nin 11 Aralık’ta şehre yaya olarak girmesi, İngiltere tarafından Haçlı seferlerini çağrıştıran büyük bir propaganda gösterisine dönüştürüldü. Cemal Paşa aynı gün Enver Paşa’ya gönderdiği telgrafta, Kudüs’ün mutlak savunması sağlanmadan kuvvetlerin başka harekâtlarda tüketildiğini ileri sürerek “maddî ve manevî mesuliyetin” Falkenhayn’a ait olduğunu bildirdi.【291】
Cemal Paşa 12 Aralık 1917’de Şam’dan ayrılarak İstanbul’a hareket etti. Bazı Alman diplomatik kayıtlarına dayanan çalışmalarda ayrılış tarihi 13 Aralık olarak verilmişse de Paşa’nın hatıratıyla arşiv belgelerine dayalı ayrıntılı kronoloji 12 Aralık tarihini desteklemektedir. Böylece 8 Aralık 1914’te başlayan ve üç yılı aşan Suriye görevi sona erdi.【292】 İstanbul’a dönüşünden sonra Suriye ve Garbi Arabistan Umum Kumandanlığı 2 Ocak 1918’de kaldırıldı; IV. Ordu yeniden kurularak Mersinli Cemal Paşa’nın emrine verildi, Ali Fuad Bey ise VIII. Kolordu kumandanlığına getirildi. Bu düzenleme, Cemal Paşa’nın ayrılışından önce sunduğu tekliflerin büyük ölçüde uygulandığını göstermektedir.【293】
Şerif Hüseyin İsyanı, Filistin Cephesi’nin çöküşü ve Yıldırım Orduları Grubu anlaşmazlığı birbirinden bağımsız gelişmeler değildi. Hicaz isyanı Osmanlı kuvvetlerini iki cephe arasında bölerken İngilizlerin Sina’dan ilerlemesini kolaylaştırmış; Filistin’deki askerî baskı Bağdat’ın geri alınması projesiyle çelişmiş; Alman yardımına duyulan ihtiyaç ise Cemal Paşa’nın komuta yetkilerinin Falkenhayn lehine daraltılmasına neden olmuştu. Cemal Paşa’nın Suriye’den ayrılışı bu bakımdan tek bir yenilginin ardından verilmiş ani bir karar değil, askerî kaynak yetersizliği, Hicaz’daki isyan, Osmanlı–Alman komuta çatışması ve Paşa’nın giderek aşınan siyasî otoritesinin ortak sonucuydu.
Cemal Paşa’nın Suriye’deki fiilî görev dönemi Aralık 1917’de sona ermiş olmakla birlikte, Suriye ve Garbi Arabistan Umum Kumandanlığı üzerindeki resmî bağı 19 Mayıs 1918’e kadar devam etmiştir. 8 Temmuz 1918’de kurulan ikinci Talat Paşa kabinesinde yeniden Bahriye Nazırlığına getirilmiş; sağlık sorunları nedeniyle bir süre Macaristan’da kaldıktan sonra Eylül başında İstanbul’a dönmüştür. Ancak bu sırada Osmanlı ordularının farklı cephelerde geri çekilmesi ve müttefik devletlerin askerî durumunun giderek kötüleşmesi, savaşın sürdürülemeyeceğini ortaya koymuştur. Talat Paşa hükûmeti 8 Ekim’de istifa etmiş, 14 Ekim’de Ahmet İzzet Paşa kabinesi kurulmuş ve 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalanmıştır.【294】
Savaşın kaybedilmesiyle birlikte İttihat ve Terakki yönetimine yöneltilen eleştiriler büyük ölçüde Enver, Talat ve Cemal Paşalar üzerinde yoğunlaşmıştır. Muhalif basında savaş yıllarındaki askerî başarısızlıklar, idarî uygulamalar ve kamu kaynaklarının kullanımı hakkında ağır suçlamalar yayımlanırken, dönemin yöneticilerinin yargılanmasına yönelik iç ve dış talepler de giderek güçlenmiştir. Cemal Paşa, kendisine yöneltilen suçlamalara cevap verebileceği güvenli ve tarafsız bir ortamın bulunmadığını düşünerek geçici olarak ülke dışına çıkmaya karar vermiştir.【295】
Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya bıraktığı 1 Kasım 1918 tarihli mektubunda, “siyasî ve idarî icraat ve ef‘âlimin kaffesi için birer birer cevap vermeye” hazır olduğunu bildirmiştir. Ülkede yalnızca millî iradenin hâkim olduğu, mütareke şartları gereğince gelecek yabancı kuvvetlerin çekildiği ve taşkınlıkların sona erdiği bir ortam oluşuncaya kadar kendisini muhtemel saldırılardan koruyacak bir yere çekilmek istediğini belirtmiştir. Askerî statüsü nedeniyle izin almadan ülke dışına çıkmasının usule aykırı olduğunu kabul eden Cemal Paşa, aynı mektupta emeklilik işlemlerinin tamamlanmasını istemiş ve İstanbul’da bıraktığı ailesini hükûmetin himayesine emanet etmiştir.【296】
Cemal Paşa, 1 Kasım’ı 2 Kasım’a bağlayan gece Enver ve Talat Paşalar ile Bahâeddin Şakir, Nâzım, Bedri, Azmi ve Rüsûhî Beylerden oluşan grupla birlikte İstanbul’dan ayrılmıştır. Grup, Alman donanmasına ait R-1 torpidobotu ile Karadeniz üzerinden Odessa’ya ulaşmıştır. Enver Paşa burada arkadaşlarından ayrılırken Cemal Paşa diğer İttihatçılarla birlikte trenle Berlin’e geçmiştir. Almanya’daki siyasî karışıklık ve sıkı kimlik kontrolleri nedeniyle Berlin’de uzun süre kalamamış; Münih’e giderek “Halit Baboviç” adına düzenlenmiş bir pasaport kullanmaya başlamıştır. Osmanlı ve İtilaf hükûmetlerinin iade yönündeki baskılarının artması üzerine Münih’ten de ayrılarak İsviçre’ye geçmiş ve Davos yakınlarındaki Klosters kasabasına yerleşmiştir.【297】
Ülkeden ayrıldıkları sırada haklarında kesinleşmiş bir tutuklama kararı bulunmamakla birlikte, olayın öğrenilmesinden sonra Ahmet İzzet Paşa hükûmeti tarafından derhâl soruşturma başlatılmıştır. 5 Kasım 1918’de çıkarılan emirle Cemal, Enver ve Talat Paşaların görüldükleri yerde tutuklanmaları istenmiş; iadelerinin sağlanması amacıyla Alman makamları nezdinde girişimlerde bulunulmuştur. Meclis-i Mebusan bünyesinde oluşturulan Beşinci Şube de savaş döneminde görev yapan nazırların siyasî ve idarî sorumluluklarını araştırmaya başlamıştır. Cemal Paşa’nın bir subay olarak izin almadan ülke dışına çıkması ise siyasî soruşturmalardan ayrı bir askerî disiplin davasına konu edilmiştir.【298】
Millî Savunma Bakanlığı arşivindeki resmî hal tercümesine göre Cemal Paşa, 1 Ocak 1919’da, ele geçirildiğinde yeniden yargılanmak üzere, gıyaben askerlik mesleğinden çıkarılmaya ve bir yıl kalebentliğe mahkûm edilmiştir. Aynı hükümle medenî haklardan yoksun bırakılmasına, mallarının haczedilmesine ve belirlenen usule göre idare edilmesine karar verilmiştir. Bu hüküm, esas olarak izin almaksızın görev yerini ve ülkeyi terk etmesiyle ilgili askerî suçlamalara dayandırılmıştır.【299】
Askerî kovuşturmadan ayrı olarak savaş yıllarındaki siyasî sorumluluğuna ilişkin yargılama süreci de başlatılmıştır. 26 Kasım 1918’de oluşturulan askerî komisyonun çalışmalarının ardından Cemal Paşa’nın İstanbul’daki mal varlığı üzerindeki tasarrufu sınırlandırılmış ve mallarının başkalarına devredilmesi engellenmiştir. Enver, Talat ve Cemal Paşaların 13 Nisan 1919 tarihli kararnameyle Divan-ı Harb-i Örfîye sevk edilmelerine karar verilmiş; gıyabî yargılama 27 Nisan’da başlamıştır. Duruşmalarda Bâbıâli Baskını, savaş dönemindeki hükûmet sorumluluğu, Arap vilayetlerinde uygulanan siyaset ve Âliye’de gerçekleştirilen idamlar Cemal Paşa’ya yöneltilen başlıca suçlamalar arasında yer almıştır. Mahkeme, 5 Temmuz 1919’da Cemal, Enver ve Talat Paşalar ile Nâzım Bey’in idamına hükmetmiş; karar 13 Temmuz’da padişah tarafından onaylanmıştır.【300】
İstanbul hükûmetleri, mahkeme kararının ardından Cemal Paşa’nın önce Almanya’dan, İsviçre’ye geçtiğinin anlaşılmasından sonra da İsviçre makamlarından iadesini istemiştir. Suçluların iadesine ilişkin antlaşmalar gerekçe gösterilerek sürdürülen diplomatik girişimlere rağmen Cemal Paşa İstanbul’a getirilememiş ve hakkındaki idam hükmü uygulanamamıştır. Bununla birlikte izinsiz olarak ülke dışına çıkması nedeniyle verilen askerî hüküm, ölümünden sonra incelenmiş; 1924 yılında şahsî dosyasına işlenen kararda hükmün siyasî nitelikte olduğu ve ilgili kanun gereğince yok hükmünde sayılması gerektiği kaydedilmiştir.【301】
Cemal Paşa, İsviçre’nin Klosters kasabasında bulunduğu sırada Anadolu’daki gelişmeleri yakından takip etmiş; Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışını, ardından Amasya, Erzurum ve Sivas merkezli teşkilatlanmayı Millî Mücadele’nin başarıya ulaşabileceğine dair önemli işaretler olarak değerlendirmiştir. Aynı dönemde Afgan Emiri Amanullah Han’ın İngiliz nüfuzundan bağımsız bir siyaset izlemeye yönelmesi ve Hindistan’daki İngiliz karşıtı hareketlerin güçlenmesi, sürgündeki paşanın yeni faaliyet alanını belirlemiştir. Anadolu’ya dönmesinin hem Ankara hareketini zor durumda bırakabileceğini hem de İtilaf devletlerinin müdahalesine yol açabileceğini düşünerek Afganistan’a gitmeye karar vermiş; İngiltere’yi Hindistan sınırlarında meşgul etmenin Anadolu’daki mücadeleye dolaylı destek sağlayacağını hesaplamıştır.【302】
Bu plan doğrultusunda Kasım 1919’da İsviçre’den Almanya’ya geçen Cemal Paşa, Berlin’de Talat Paşa ve Sovyet temsilcisi Karl Radek’le görüşerek Afganistan’a ilişkin düşüncelerini paylaşmıştır. Projenin olumlu karşılanmasının ardından 18 Mayıs 1920’de Berlin’den ayrılmış; ülkelerine gönderilen Rus savaş esirlerinin arasına karışarak Reval ve Petrograd üzerinden 27 Mayıs’ta Moskova’ya ulaşmıştır. Burada III. Enternasyonal’in önde gelen isimlerinden Karl Radek’le, ardından 4 Haziran’da Georgiy Çiçerin ve 9 Haziran’da Lev Karahan’la görüşmüştür. Afganistan’ın askerî bakımdan güçlendirilmesi, Sovyet silahlarıyla donatılması ve Hindistan’daki İngiliz idaresine karşı bir hareketin desteklenmesi üzerine kurulan projesi başlangıçta olumlu karşılanmıştır. Görüşmelerin ilk aşamasında Ankara hükûmetinin resmî temsilcisi olduğu sanılmışsa da kısa süre sonra böyle bir yetkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.【303】
Cemal Paşa, resmî bir görevi bulunmamasına rağmen Moskova’daki temaslarını Mustafa Kemal Paşa’ya düzenli biçimde bildirmiştir. Ankara’dan Afgan Emiri’ne sunabileceği bir tavsiye mektubu ile askerî teşkilatlanmada kullanmak üzere Türk subayları istemiş; bütün faaliyetlerini Anadolu’daki hareketi desteklemek amacıyla yürüttüğünü belirtmiştir. Bununla birlikte Ankara hükûmeti, eski İttihatçı liderlerin kendi adına siyasî girişimlerde bulunmadığını Sovyet makamlarına açıkça bildirmiştir. Bu tutum Cemal Paşa’da hayal kırıklığı yaratsa da Mustafa Kemal Paşa’yla ilişkisini kesmemiş ve sonraki faaliyetleri hakkında bilgi vermeyi sürdürmüştür. Moskova’da bulunduğu sırada Enver Paşa’nın başkanlığındaki İslâm İhtilalleri İttihadı Cemiyetine katılmış ve Afganistan ile Hindistan’daki faaliyetlerden sorumlu tutulmuş; ancak Enver Paşa’nın bağımsız girişimlerinden rahatsız olarak zamanla bu teşkilatla bağlarını koparmıştır.【304】
Cemal Paşa, 12 Temmuz 1920’de Moskova’dan ayrılarak Bakü üzerinden Türkistan’a geçmiştir. Buhara, Taşkent ve Fergana’daki Müslüman topluluklarla Sovyet yönetimi arasındaki uyuşmazlıkları gidermeye çalışmış; bölgenin siyasî ve toplumsal durumu hakkında bilgi toplamıştır. Sovyet makamlarıyla yaptığı görüşmeler sonucunda Birinci Dünya Savaşı sırasında esir düşen bazı Osmanlı subaylarının serbest bırakılmasını sağlamış, bunların bir bölümünü Türkistanlı gençlerin askerî eğitiminde görevlendirmiş, bir bölümünü ise beraberinde Afganistan’a götürmüştür. Yaklaşık on beş-on altı subayla Taşkent’ten hareket eden Cemal Paşa, 14 Eylül 1920’de Herat’a ulaşmış; Amanullah Han’ın daveti üzerine Kabil’e geçerek Ekim ayının ilk haftasında Emir tarafından kabul edilmiştir.【305】
Afganistan’daki çalışmalarının merkezinde düzenli ve merkezî bir ordu kurulması bulunuyordu. Beraberindeki Türk subaylarla örnek bir askerî birlik teşkil etmiş, yerli subay yetiştirmek üzere bir okul açmış ve mevcut Harp Dairesinin Harbiye Bakanlığı biçiminde yeniden düzenlenmesini sağlamıştır. Ordunun temel ihtiyaçlarının karşılanması için küçük bir silah fabrikası kurulmuş; askerî harcamalara ayrılmış özel bir bütçe hazırlanmış, askerî eserlerin yerel dillere aktarılması için tercüme bürosu oluşturulmuş ve askerî bir bülten yayımlanması planlanmıştır. Bunların yanında bütçe, kabine teşkilatı ve adliye alanlarında da düzenlemeler yapılmış; Afgan devlet yapısının yalnızca askerî değil, idarî ve malî bakımdan da merkezîleştirilmesi amaçlanmıştır.【306】
Cemal Paşa, Afganistan’ın iç bağımsızlığının güçlü bir orduya, dış bağımsızlığının ise uluslararası tanınma ve dengeli dış ilişkilere bağlı olduğu kanaatindeydi. Bu nedenle İngiltere’nin bölgedeki nüfuzuna karşı Sovyet Rusya ile iş birliğini savunmuş; Amanullah Han’ın tereddütlerine rağmen Sovyet-Afgan yakınlaşmasının sağlanması için yoğun çaba göstermiştir. 28 Şubat 1921’de imzalanan Sovyet-Afgan Antlaşması ile iki devlet birbirlerinin bağımsızlığını tanımış, Sovyetler Afganistan’a malzeme, uzman ve malî yardım sağlamayı kabul etmiştir. Ertesi gün imzalanan Türk-Afgan Dostluk Antlaşması’nda Türkiye’den Afganistan’a subay ve öğretmen gönderilmesinin öngörülmesi de Cemal Paşa’nın daha önce Ankara’ya ilettiği taleplerle örtüşmüştür. Bununla birlikte İngiliz yanlısı çevreler ve Hariciye Nazırı Mahmud Tarzi Han, Sovyetlerle kurulan yakınlığın Afganistan’ı yeni bir bağımlılığa sürükleyebileceğini savunarak bu siyasete karşı çıkmıştır.【307】
Afgan sarayındaki gruplaşmalar, İngiliz diplomatik baskısı ve Enver Paşa’nın faaliyetleri zamanla Cemal Paşa’nın konumunu zayıflatmıştır. Enver Paşa’nın kendisiyle görüşmek istediğini bildirmesi üzerine Eylül 1921’de geçici olarak Afganistan’dan ayrılmış; Afgan sınırında yapılması planlanan buluşma gerçekleşmeyince Taşkent üzerinden yeniden Moskova’ya gitmiştir. Burada Çiçerin ve Troçki’yle görüşerek Afgan ordusuna silah ve teçhizat yardımı yapılması konusunda yeniden mutabakat sağlamaya çalışmıştır. Ancak Enver Paşa’nın önce Batum üzerinden Anadolu’ya geçmeye teşebbüs etmesi, ardından Buhara’da Sovyet kuvvetlerine karşı silahlı mücadeleye girişmesi, Cemal Paşa’nın Moskova nezdindeki güvenilirliğini de sarsmış ve yaklaşık bir yıldır yürüttüğü Afganistan projesi tehlikeye düşmüştür.【308】
Cemal Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa ile sürdürdüğü yazışmalar, Millî Mücadele’ye verdiği desteğin yanı sıra iki isim arasındaki siyasî yaklaşımı da göstermektedir. Cemal Paşa, daha Haziran 1920’de gönderdiği mektubunda “Mustafa Kemal, emin ol ki memleket kurtulacak” sözleriyle Anadolu hareketinin başarıya ulaşacağına dair inancını dile getirmiştir. Kütahya-Eskişehir Muharebelerinin ardından oluşan karamsar havada da bu görüşünü değiştirmemiş; Afganistan ve Hindistan’daki faaliyetlerinin başlıca amacını, İngiltere’nin karşısına yeni bir cephe çıkararak Ankara’nın mücadelesini dışarıdan desteklemek şeklinde açıklamıştır. Amanullah Han ve Afgan devlet adamlarıyla görüşmelerinde de Anadolu’nun yenilmediğini, Millî Mücadele’nin devam edeceğini ve Mustafa Kemal Paşa’nın başarıya ulaşacağını savunmuştur.【309】
Ankara ise Cemal Paşa’nın Afganistan’daki çalışmalarını yararlı bulmakla birlikte bunların hükûmetin bilgisi ve denetimi altında yürütülmesini istemiştir. Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’daki subay ihtiyacı nedeniyle Cemal Paşa’nın asker gönderilmesi talebini başlangıçta karşılayamamış; buna karşılık Afganistan’daki faaliyetlerin sürdürülebileceğini bildirmiştir. Cemal Paşa da Enver ve Halil Paşaların Batum ve Kafkasya’daki teşebbüslerini engellemek için çalıştığını Ankara’ya iletmiş ve Enver Paşa’yla ilişkisini kestiğini açıklamıştır. İstanbul basınında kendisinin de Batum girişimine katıldığı yolunda haberler çıkması üzerine bu iddiaların hükûmet tarafından tekzip edilmesini istemiştir. Bununla birlikte Mustafa Kemal Paşa, Cemal Paşa’nın zaman zaman Ankara’ya yön vermeye çalışan üslubundan rahatsız olmuş; yeni siyasal düzenin eski İttihat ve Terakki yapılanmasından bütünüyle farklı olduğunu ve kendisinin ancak TBMM’nin talimatları doğrultusunda hareket ederek fayda sağlayabileceğini bildirmiştir.【310】
Cemal Paşa, Kasım 1921’de Moskova’dan ayrılarak Almanya’ya geçmiş ve Afganistan için Avrupa devletlerinden destek sağlamaya çalışmıştır. Berlin’de Alman sermaye çevreleriyle yaptığı görüşmelerde silah, sanayi tesisi, maden işletmeciliği ve bayındırlık projeleri için yardım istemiş; ancak Almanya’nın savaş sonrası siyasî ve iktisadî durumu nedeniyle somut bir sonuç alamamıştır. Şubat 1922’de İsviçre üzerinden Paris’e giderek Fransız hükûmetinden Kabil’de elçilik açılması, demiryolu ve maden araştırmaları için uzman heyet gönderilmesi ve Afganistan’a silah ihracına izin verilmesi taleplerinde bulunmuştur. Fransız şirketleriyle bazı ön anlaşmalar yapılmasına rağmen gerekli sermaye sağlanamadığı için projelerin önemli bir bölümü uygulanamamıştır. Paris’te Ankara hükûmetinin Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey’le de görüşmüş ve Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği mektuplarda bütün faaliyetlerini Ankara’nın başarısına hizmet edecek biçimde yürüteceğini bildirmiştir.【311】
Afganistan’a dönmek amacıyla 2 Mayıs 1922’de Berlin’den ayrılan Cemal Paşa, 8 Mayıs’ta yeniden Moskova’ya ulaşmıştır. Bu kez Enver Paşa’nın Buhara’da Sovyetlere karşı başlattığı mücadele nedeniyle oldukça soğuk karşılanmış; Sovyet makamları Afganistan’a yardım ve Hindistan’daki İngiliz karşıtı hareketleri destekleme planlarını askıya aldıklarını bildirmiştir. Cemal Paşa, Enver Paşa’nın faaliyetleriyle ilgisi olmadığını açıklamış, bu yönde Sovyet basınına demeç vermiş ve Ankara’nın güvenini taşıdığını göstermeye çalışmıştır. Sonuç alamayınca Temmuz başında Moskova’dan ayrılarak Tiflis’e geçmiş; 9 Temmuz 1922’de Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği son mektubunda Türk-Sovyet ilişkilerinin korunmasını istemiş, Enver Paşa’nın girişimlerini eleştirmiş ve Afganistan meselesini görüşmek üzere Kars veya Trabzon’da kendisiyle buluşmayı talep etmiştir.【312】
Cemal Paşa, Moskova’daki son temaslarından sonuç alamamasının ardından 5 Temmuz 1922’de Tiflis’e gelmiş ve Mustafa Kemal Paşa’dan beklediği cevap gelene kadar burada kalmıştır. Bu süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti’nin Tiflis temsilciliğini düzenli olarak ziyaret etmiş, Afganistan’a dönüşü ve Sovyetlerle ilişkilerin geleceği konusunda görüşmelerde bulunmuştur. 21 Temmuz akşamı yaverleri Nusret ve Süreyya Beylerle birlikte temsilciliğe gitmiş; görüşmenin ardından kaldıkları otele dönmek üzere buradan ayrılmıştır.【313】
Cemal Paşa ile yaverleri, gece saat 22.00 dolaylarında Tiflis’in işlek caddelerinden birinde silahlı saldırıya uğramıştır. Kaynaklarda suikast mahalli Jovkodovski, Şukovski veya Çaykovski Caddesi olarak farklı biçimlerde kaydedilmekte; saldırganların sokak köşesinde pusu kurdukları veya bir otomobilden indikleri yönünde değişen anlatımlar bulunmaktadır. Bununla birlikte Cemal Paşa ile Nusret Bey’in yan yana yürüdükleri, Süreyya Bey’in birkaç adım arkalarında bulunduğu ve saldırının kendilerini savunmalarına imkân bırakmayacak kadar kısa sürede gerçekleştiği konusunda anlatımlar örtüşmektedir. Cemal Paşa ve iki yaveri olay yerinde hayatını kaybetmiş; saldırganları durdurmaya çalışan bir görevli de vurulmuş, yakındaki bir kadın ise yaralanmıştır.【314】
Cemal Paşa’nın yanında öldürülen Nusret Bey, Dördüncü Ordu’da seryaverlik yapmış Deniz Güverte Kıdemli Yüzbaşısı; Süreyya Bey ise jandarma mülâzım-ı sânisi idi. Cenazeler saldırının ardından Türkiye temsilciliği görevlilerinin gözetiminde Mihailovski Hastanesine kaldırılmıştır. Sovyet ve Gürcü makamları geniş çaplı bir soruşturma başlatarak çok sayıda kişiyi gözaltına almış ancak faillerin kimliği ve suikastı düzenleyen çevre kesin biçimde ortaya çıkarılamamıştır.【315】
Ölüm haberi Tiflis’teki diplomatik temsilciliklere kısa sürede ulaşmış; Azerbaycan, İran ve Sovyet Rusya temsilcileri başta olmak üzere yabancı devlet görevlileri TBMM Hükûmeti’nin Tiflis temsilcisi Ahmet Muhtar Bey’e taziyelerini bildirmiştir. Haber, Türk basınında ise iletişim güçlükleri nedeniyle birkaç günlük gecikmeyle, 26 ve 27 Temmuz’dan itibaren yayımlanmıştır. Mustafa Kemal Paşa suikastın doğrulandığını 26 Temmuz’da Kâzım Karabekir’den gelen telgrafla öğrenmiş, 14 Ağustos’ta Cemal Paşa’nın eşine gönderdiği mektupta başsağlığı dileklerini iletmiştir.【316】
Suikastın arkasındaki güç, olayın hemen ardından tartışma konusu olmuştur. Said Halim Paşa, Talat Paşa, Bahâeddin Şakir ve Cemal Azmi Bey’in kısa aralıklarla Ermeni militanlar tarafından öldürülmesi, Cemal Paşa suikastının da Nemesis hareketinin bir parçası olduğu düşüncesini güçlendirmiştir. Ankara hükûmeti de 23 Ağustos 1922’de Ermenistan hükûmetine gönderdiği notada saldırının Taşnak mensuplarınca gerçekleştirildiğini bildirmiş ve faillerin yakalanarak teslim edilmesini istemiştir.【317】
Suikastın Bolşevik makamlar tarafından düzenlendiği, İngiliz istihbaratının Afganistan’daki faaliyetleri nedeniyle Cemal Paşa’yı ortadan kaldırdığı veya Enver Paşa’nın Türkistan’daki mücadelesiyle ilişkili olarak gerçekleştirildiği yönünde başka iddialar da ortaya atılmıştır. Bolşevik ihtimali, saldırının güvenlik kurumlarına yakın bir bölgede gerçekleşmesi, faillerin yakalanamaması ve Cemal Paşa’nın Enver Paşa’yla birlikte hareket ettiğinden şüphelenilmesiyle gerekçelendirilmiştir. İngiliz bağlantısı iddiası ise Afgan ordusunu güçlendirmeye ve Hindistan’daki İngiliz hâkimiyetini sarsmaya yönelik projelerine dayandırılmıştır. Bununla birlikte mevcut belgeler bu görüşlerden herhangi birini kesin biçimde doğrulayacak nitelikte değildir; suikastın tetikçileriyle karar ve organizasyon mekanizması arasındaki ilişki açıklığa kavuşturulamamıştır.【318】
Cemal Paşa ile yaverlerinin naaşları hastanedeki işlemlerin ardından Tiflis’in Müslüman nüfusunun yoğun olarak yaşadığı bölgedeki Şah Abbas Camii’ne nakledilmiştir. Alman diplomatik raporunda 24 Temmuz 1922’de gerçekleştirildiği belirtilen cenaze merasimine Gürcistan ve Transkafkasya hükûmetlerinin temsilcileri, Sovyet görevlileri, yabancı diplomatlar, tüccarlar ve kalabalık bir halk topluluğu katılmıştır.【319】 Sovyet ve Gürcü askerî birlikleriyle bandoların da hazır bulunduğu törende Müslüman esnaf dükkânlarını kapatmış; tabutlar Türkiye temsilciliği önünden geçirilirken bayrak indirilerek resmî saygı gösterilmiştir. Şah Abbas Camii’nde yapılan konuşmalarda Cemal Paşa ile yaverlerinin devlet hizmetleri anılmış, Ahmet Muhtar Bey Tiflis halkının gösterdiği ilgiden dolayı teşekkür etmiştir.【320】
Naaşlar, defin yerinin belirlenmesine kadar Şah Abbas Camii’nde muhafaza edilmiş ve Ankara’dan gelecek karar beklenmiştir. Şark Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir, 8 Ağustos 1922’de Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetine başvurarak tahnit edilen cenazelerin Kars üzerinden Erzurum’a getirilmesini ve Hafız Hakkı Paşa’nın kabrinin yanına defnedilmesini teklif etmiştir. Erkân-ı Harbiye Riyaseti bu öneriyi uygun bulmuş; İcra Vekilleri Heyeti de 12 Ağustos’ta ailelerin rızasının alınması şartıyla cenazelerin Anadolu’ya naklini kabul etmiştir.【321】
Cemal Paşa’nın kardeşi Kemal Doğulu, cenazeleri teslim almak üzere Tiflis’e gitmiş ve naaşların Kars üzerinden Erzurum’a taşınmasına refakat etmiştir. Cenaze treni 20 Eylül’de Sarıkamış’a ulaştığında tabutlar askerler, öğrenciler ve halk tarafından karşılanmış; yapılan duanın ardından Türk bayraklarına ve siyah kurdelelere sarılı tabutlar Erzurum trenine nakledilmiştir. Askerî birlikler ve öğrenciler hareket eden trene bir süre eşlik etmiş, Cephe Erkân-ı Harbiye Reisi Seyfi Bey burada kısa bir konuşma yapmıştır.【322】
Cenaze treni 20 Eylül 1922’de Sarıkamış’a, ertesi gün Erzurum’a ulaşmıştır. Erzurum istasyonunda askerî ve mülkî makamlarla kalabalık bir halk topluluğu tarafından karşılanan Cemal Paşa ile Nusret ve Süreyya Beylerin naaşları, 21 Eylül’de Kars Kapısı’ndaki kabristana götürülerek Hafız Hakkı Paşa’nın mezarı yanında kendileri için ayrılan yerlere defnedilmiş; Vali Sabit Bey’in konuşmasının ardından dualar okunarak tören tamamlanmıştır.【323】
Cemal Paşa, çağdaşlarının tasvirlerinde orta boylu, zarif, siyah sakallı, canlı bakışlı ve bulunduğu ortamda kolayca dikkat çeken bir kişi olarak betimlenmektedir. Temiz ve özenli giyinmesi, yüksek sesle ve kendinden emin biçimde konuşması, hitabet gücü ve insanlarla doğrudan temas kurabilmesi, kamusal görünürlüğünün başlıca unsurlarıydı. Hızlı kavrayan, enerjik ve teşkilatçı bir yapıya sahip olmakla birlikte çabuk öfkelenebilmekte; ancak öfkesi çoğu zaman uzun sürmemekteydi. Duygusal, cömert ve yardımsever tarafıyla buyurgan yönünün aynı kişilik içinde birleşmesi, hakkında birbirinden oldukça farklı portreler çizilmesine yol açmıştır.【324】
İdarî anlayışında sürat, disiplin ve somut sonuç elde etme isteği belirleyiciydi. Uzayan yazışmalara, bürokratik gecikmelere ve verilen emirlerin eksik uygulanmasına karşı sabırsız davranıyor; görevlendirildiği yerlerde kamu düzenini kısa sürede yeniden kurmayı amaçlıyordu. Bu özellikleri Üsküdar, Adana ve Bağdat’taki görevlerinden İstanbul Muhafızlığına ve Suriye’deki idaresine kadar süreklilik göstermiştir. Bayındırlık, eğitim ve sağlık yatırımlarıyla sert güvenlik politikalarının yan yana yürütülmesi, onun idare tarzındaki temel ikiliği oluşturmuştur.【325】
Siyasî ve kültürel bakımdan Batı’daki bilimsel, askerî ve idarî gelişmelerin benimsenmesini Osmanlı Devleti’nin güçlendirilmesi için gerekli görüyordu. Savaş öncesinde Fransa ile yakınlaşmayı savunmuş, Fransızca bilmesi ve Fransız kültürüne ilgisi nedeniyle Fransız yanlısı olarak tanınmışsa da dış siyasetteki tercihlerini esas olarak devletin çıkarları ve Rusya tehdidi çerçevesinde şekillendirmiştir. Türk Ocağını ve Türkçü aydınları desteklemiş; askerî okullarda Yusuf Akçura ve Hamdullah Suphi gibi isimlerin görevlendirilmesine yardımcı olmuştur. Kadınların toplumsal hayatta daha görünür olmalarını çağdaşlaşmanın şartlarından biri saymış, İstanbul Muhafızlığı sırasında kadınların kamusal alanlarda maruz kaldıkları tacizlere karşı sert tedbirler almıştır.【326】
Cemal Paşa ilk evliliğini 19 Şubat 1897’de Kırklareli’nde görev yaptığı sırada Bekir Paşa’nın kızıyla gerçekleştirmiştir. Eşinin kısa süre sonra doğum sırasında çocuğuyla birlikte hayatını kaybetmesi üzerine sağlığı bozulmuş ve Selânik’e tayinini istemiştir. Selânik’e geçtikten sonra 2 Haziran 1898’de Binbaşı Hasan Bey ile Ayşe Hanım’ın kızı ve Serez Fırkası Kumandanı Mehmet Paşa’nın yeğeni Seniha Hanım’la evlenmiştir. Bu evlilikten Ahmet Rüşdi, Hasan Necdet, Mehmet ve Hasan Behçet adlı dört oğlu ile Kamran adlı bir kızı dünyaya gelmiştir.【327】
Sürekli değişen görevleri ve siyasî faaliyetleri nedeniyle düzenli bir aile hayatı sürdürememiştir. Seniha Hanım’ın sonraki yıllardaki anlatımında, uzun evlilikleri boyunca haftalarca kesintisiz bir ev hayatı yaşayamadıkları belirtilmektedir. Buna karşılık Lübnan’daki yazlıklarında aileyi yakından tanıyan Halide Edip, ev halkıyla hizmetliler arasındaki ilişkinin sevgi ve saygıya dayandığını, yaşantılarının Cemal Paşa’nın kamusal görünümünün aksine sade ve gösterişten uzak olduğunu aktarmıştır. Ailesine yeterince zaman ayıramaması yakınlarıyla zaman zaman anlaşmazlık yaşamasına yol açsa da mektupları, onların geleceğiyle yakından ilgilendiğini göstermektedir.【328】
Savaş sırasında servet edindiği ve kamu kaynaklarını şahsî çıkarları için kullandığı yönünde suçlamalarla karşılaşmış, ancak ölümünden sonra ailesinin içinde bulunduğu malî durum bu iddiaları desteklememiştir. Büyük oğlu Ahmet Rüşdi’ye yazdığı vasiyet niteliğindeki mektupta, “Sana ismimden başka miras bırakacak hiçbir şeyim yoktur. Beş paralık bir servete sahip değilim” diyerek annesiyle diğer aile fertlerinin bakımını üstlenmesini istemiştir. Seniha Hanım da savaş sonrasında geçim sıkıntısı çektiklerini belirtmiştir.【329】
Ölümünün ardından TBMM Hükûmeti 8 Ocak 1923’te ailesine maaş bağlamış; 30 Ağustos 1927 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla eşi, çocukları ve geçimini sağladığı diğer yakınlarına toplam değeri 20.000 liraya ulaşan bazı gayrimenkuller tahsis edilmiştir. Bu uygulama, suikasta uğrayan bazı eski Osmanlı devlet adamlarının ailelerine yardım edilmesini düzenleyen kanun kapsamında gerçekleştirilmiştir. Daha sonra 5 Ocak 1961 tarihli kanunla kızı Kamran Cemal’e, babasının devlet hizmetleri gerekçe gösterilerek ömür boyu aylık bağlanmıştır.【330】
Cemal Paşa’nın askerlik, tarih ve eski eserler alanlarında kaleme aldığı veya hazırlanmasına öncülük ettiği çalışmalar da entelektüel ilgilerinin çeşitliliğini göstermektedir. Kurmay kolağası olduğu sırada 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nı ele alan Plevne Müdafaası adlı eserini yayımlamış; daha sonra hazırladığı Kırım Harbi Tarihi adlı çalışmanın müsveddeleri, 31 Mart Olayı sırasında Tanin matbaasının tahrip edilmesiyle kaybolmuştur. Suriye’de görev yaptığı yıllarda bölgedeki tarihî eserlerin tespiti, korunması ve turizme açılması için Alman arkeolog Theodor Wiegand başkanlığında bir heyet oluşturmuş; çalışmalarının sonucu 1918’de Suriye ve Filistin ve Garbi Arabistan Abidat-ı Atikası adıyla yayımlanmıştır. Eser doğrudan Cemal Paşa tarafından yazılmamış, onun desteği ve Dördüncü Ordu kaynaklarıyla Wiegand ve çalışma arkadaşlarınca hazırlanmıştır.【331】
En önemli yazılı eseri, ülke dışına çıktıktan sonra İsviçre’nin Klosters kasabasında kaleme aldığı Hatırâtıdır. Eser, Bâbıâli Baskını’ndan 1917 sonlarına kadar uzanan siyasî ve askerî gelişmeleri kapsamaktadır. Cemal Paşa burada savaşın sorumluluğu, Kanal harekâtları, ayrılıkçı Arap milliyetçilerine yönelik idamlar, Ermeni sevk ve iskânı ve Suriye’deki uygulamaları hakkında kendisine yöneltilen suçlamalara cevap vermeye çalışmıştır. Yanında resmî belgelerin bulunmaması nedeniyle bazı tarih ve ayrıntılarda hatalar görülmekte; bazı kişilerin adlarını vermekten kaçındığı veya daha sonra belgelerle açıklamak üzere kimi meseleleri eksik bıraktığı anlaşılmaktadır.【332】
Suikastının ardından Türk basınında oluşan Cemal Paşa portresi ağırlıklı olarak vatanseverlik, çalışkanlık ve bayındırlık faaliyetleri etrafında şekillenmiştir. Falih Rıfkı, onun askerî başarılarından çok imar, ulaşım ve eğitim alanlarındaki teşkilatçılığını öne çıkarmış; Adana’dan Suriye ve Afganistan’a kadar kalıcı eserler bırakmaya çalıştığını savunmuştur. Yakup Kadri ve Suphi Nuri gibi yazarlar da reformcu, şehircilikle ilgilenen, Türk milliyetçiliğini ve kadınların toplumsal hayata katılımını destekleyen bir devlet adamı imgesi ön plana çıkmıştır. Buna karşılık muhalif değerlendirmelerde iktidar arzusu, sertliği, idam kararları ve İttihat ve Terakki yönetiminin savaş dönemindeki sorumluluğu vurgulanmıştır. Ölümünün hemen ardından bile kişiliğinin övgü ile eleştiri arasında değerlendirilmesi, hakkındaki tarihsel tartışmaların sonraki dönemlerde izleyeceği yönü belirlemiştir.【333】
Cemal Paşa’nın tarihsel mirası bu nedenle tek bir sıfatla açıklanamayacak ölçüde bölünmüş durumdadır. Kanal harekâtlarındaki başarısızlık, olağanüstü yetkilere dayanan yönetimi ve savaş yıllarındaki toplumsal sıkıntılar, hakkındaki muhalif değerlendirmelerin temelini oluşturmaktadır【334】 Buna karşılık idarî teşkilatçılığı, kamu düzeni ve bayındırlığa verdiği önem, eğitim ve kültür girişimleri, kişisel servet edinmemesi ve sürgün yıllarında Millî Mücadele’ye dışarıdan destek sağlama çabaları daha olumlu bir portre ortaya çıkarmaktadır. Bu iki yön birlikte ele alındığında Cemal Paşa, geç Osmanlı döneminin kalkınmacı hedefleriyle otoriter merkezîleştirme anlayışını aynı kişilikte birleştiren başlıca temsilcilerinden biri olarak değerlendirilebilir.【335】
Altuncu, İlker. "Türk Basınında Cemal Paşa Suikastı ve Yansımaları." Yüksek lisans tezi, İstanbul Üniversitesi, 2010. Erişim tarihi: 18 Temmuz 2026. https://nek.istanbul.edu.tr/ekos/TEZ/46870.pdf.
Artuç, Nevzat. Cemal Paşa Askeri ve Siyasi Hayatı. 3. baskı. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2023.
Cemal Paşa. Hatırât (1913-1922). Hazırlayan Ahmet Zeki İzgöer. İstanbul: Dün Bugün Yarın Yayınları, 2021.
Eliri, Yusuf Alper. "Cemal Paşa'nın Askeri Kişiliği ve Askeri Faaliyetleri." Yüksek lisans tezi, Kırıkkale Üniversitesi, 2008. Erişim tarihi: 18 Temmuz 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=wBmNpkQC9Nhi90NLW7E7-URGsOoN-z31RodXU4zCDCK8YT2MTsUSwAw18mj4GGOc.
Erdoğan, Murat. "II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası: Bâbıâli Baskını." Yüksek lisans tezi, Sakarya Üniversitesi, 2025. Erişim tarihi: 18 Temmuz 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=5NNqZKwwGohPh6_KCcfp-oDdcJP9hI4R8qORwtYlMSMeLkX4PUJFwYE_T_dnuuqM.
Hanioğlu, M. Şükrü. "Cemal Paşa." TDV İslâm Ansiklopedisi. Cilt 7, 305-307. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, 1993. Erişim tarihi: 18 Temmuz 2026. https://islamansiklopedisi.org.tr/cemal-pasa.
Kayalı, Hasan. "Cemal, Ahmed." 1914-1918-Online. International Encyclopedia of the First World War. Erişim tarihi: 18 Temmuz 2026. https://encyclopedia.1914-1918-online.net/article/cemal-pasa-ahmed/?format=pdf.
Polat, Gülsüm. "‘İhanet’ mi Taktik mi?: Cemal Paşa’nın Suriye Krallığı Meselesi." Tarih İncelemeleri Dergisi 38, no. 1 (2023): 207–30. Erişim tarihi: 18 Temmuz 2026. https://doi.org/10.18513/egetid.1333282.
SALT Araştırma "Adana Valisi Cemal Paşa." Zarflar Koleksiyonu, İstanbul. Erişim tarihi: 20 Temmuz 2026. https://archives.saltresearch.org/handle/123456789/28241.
Uca, Alaattin. "Cemal Paşa’nın Resmi Hal Tercümesi ve Milli Savunma Bakanlığı Arşivi’ndeki Bazı Belgeler." Journal of Turkish Research Institute 16, no. 41 (2010): 271–305. Erişim tarihi: 18 Temmuz 2026. https://dergipark.org.tr/tr/pub/ataunitaed/article/39725.
Çiçek, M. Talha. Cemal Paşa Suriye'de: Birinci Dünya Savaşı Yılları. İstanbul: Kronik Kitap, 2020.
Çiçek, Muhammed Talha. "Cemal Pasha's Governorate in Syria, 1914-1917." Doktora tezi, Sabancı Üniversitesi, 2012. Erişim tarihi: 18 Temmuz 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=1zw6GvYMe-q3Hf6HR-3US6gY9E7AnMgSMr-2zvvotkc-wudHqgAufVllBKFENvAZ.
Çolak, Mustafa. "Cemal Paşa Suikastı İle İlgili İddialar ve İki Yeni Belge." Tarihçi 1, no. 1 (Ocak 2021): 112–135. Erişim tarihi: 18 Temmuz 2026. https://makale.isam.org.tr/server/api/core/bitstreams/00a5d361-23a5-40d7-acf8-3ad7aa0b89ba/content.
Özkeleş, Ali Rıza. "İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Üç Paşaların (Talat, Enver, Cemal) Düşünce Yapısı (1908-1918)." Yüksek lisans tezi, Kilis 7 Aralık Üniversitesi, 2025. Erişim tarihi: 18 Temmuz 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=CtwiQkYvArAb95Ufpfs_vl1T3SZZW19u1SszL4RGs64OWuvOJjp4MO1bRRRoVrpD.
[1]
Nevzat Artuç, Cemal Paşa Askeri ve Siyasi Hayatı, 3. bs. (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2023), 15–18, 109–174; M. Şükrü Hanioğlu, “Cemal Paşa,” TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 7 (İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, 1993), 305–307, Erişim tarihi: 18 Temmuz 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/cemal-pasa.
[2]
Artuç, Cemal Paşa, 24–57, 109–145.
[3]
M. Talha Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de: Birinci Dünya Savaşı Yılları, çev. Fatih Sel (İstanbul: Kronik Kitap, 2020), 17–22, 44–59.
[4]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 91–104, 178–230, 318–330, 374–420; Hasan Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 1914-1918-Online: International Encyclopedia of the First World War, ed. Ute Daniel vd. (Berlin: Freie Universität Berlin, 2015), 2–4, Erişim tarihi: 18 Temmuz 2026, https://encyclopedia.1914-1918-online.net/article/cemal-pasa-ahmed/?format=pdf.
[5]
Artuç, Cemal Paşa, 331–395; Alaattin Uca, “Cemal Paşa’nın Resmi Hal Tercümesi ve Millî Savunma Bakanlığı Arşivi’ndeki Bazı Belgeler,” Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi 16, no. 41 (2009): 272–275, Erişim tarihi: 18 Temmuz 2026, https://dergipark.org.tr/tr/pub/ataunitaed/article/39725.
[6]
Nevzat Artuç, Cemal Paşa Askeri ve Siyasi Hayatı, 15; M. Şükrü Hanioğlu, “Cemal Paşa,” 305.
[7]
Artuç, Cemal Paşa, 15.
[8]
Artuç, Cemal Paşa, 16.
[9]
Artuç, Cemal Paşa, 17–18.
[10]
Artuç, Cemal Paşa, 17–18; Yusuf Alper Eliri, “Cemal Paşa’nın Askeri Kişiliği ve Askeri Faaliyetleri” (Yüksek lisans tezi, Kırıkkale Üniversitesi, 2008), 15, erişim tarihi 18 Temmuz 2026, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=wBmNpkQC9Nhi90NLW7E7-URGsOoN-z31RodXU4zCDCK8YT2MTsUSwAw18mj4GGOc.
[11]
Artuç, Cemal Paşa, 18; Alaattin Uca, “Cemal Paşa’nın Resmi Hal Tercümesi,” 272.
[12]
Artuç, Cemal Paşa, 18–19; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askeri Kişiliği,” 15.
[13]
Artuç, Cemal Paşa, 16.
[14]
Artuç, Cemal Paşa, 16–17; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askeri Kişiliği,” 14–15.
[15]
Artuç, Cemal Paşa, 18–19; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askeri Kişiliği,” 15.
[16]
Artuç, Cemal Paşa, 19–20; Uca, “Cemal Paşa’nın Resmi Hal Tercümesi,” 272; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askeri Kişiliği,” 15–16.
[17]
Artuç, Cemal Paşa, 20–21.
[18]
Artuç, Cemal Paşa, 20–22.
[19]
Artuç, Cemal Paşa, 28–30; Hanioğlu, “Cemal Paşa,” 305.
[20]
Artuç, Cemal Paşa, 29–30.
[21]
Artuç, Cemal Paşa, 22–23.
[22]
Artuç, Cemal Paşa, 23–24.
[23]
Murat Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası: Bâbıâli Baskını” (yüksek lisans tezi, Sakarya Üniversitesi, 2025), 7–10, erişim tarihi 18 Temmuz 2026, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=5NNqZKwwGohPh6_KCcfp-oDdcJP9hI4R8qORwtYlMSMeLkX4PUJFwYE_T_dnuuqM; Nevzat Artuç, Cemal Paşa Askeri ve Siyasi Hayatı, 3. bs. (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2023), 35–37.
[24]
Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 10, 14; Artuç, Cemal Paşa, 40.
[25]
Artuç, Cemal Paşa, 38–40; Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 14–15.
[26]
Artuç, Cemal Paşa, 40–41; Yusuf Alper Eliri, “Cemal Paşa’nın Askeri Kişiliği ve Askeri Faaliyetleri,” 18.
[27]
Artuç, Cemal Paşa, 42–44; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askeri Kişiliği,” 20–21.
[28]
Alaattin Uca, “Cemal Paşa’nın Resmi Hal Tercümesi ve Milli Savunma Bakanlığı Arşivi’ndeki Bazı Belgeler,” 272; Artuç, Cemal Paşa, 61. Resmî hâl tercümesinde 10 Ağustos 1908, bazı biyografik anlatılarda ise 28 Temmuz 1908 tarihi verilmektedir; metinde resmî sicil kaydı esas alınmıştır.
[29]
Artuç, Cemal Paşa, 61–62; M. Talha Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de: Birinci Dünya Savaşı Yılları, çev. Fatih Sel (İstanbul: Kronik Kitap, 2020), 23.
[30]
Artuç, Cemal Paşa, 63; Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 18–20.
[31]
Artuç, Cemal Paşa, 63–64; Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 19–21.
[32]
Artuç, Cemal Paşa, 64–65; Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 21–22.
[33]
Artuç, Cemal Paşa, 67.
[34]
Artuç, Cemal Paşa, 64, 67; Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 22–23.
[35]
Artuç, Cemal Paşa, 67–69.
[36]
Artuç, Cemal Paşa, 65, 69–70; Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 22–23.
[37]
Artuç, Cemal Paşa, 69–70; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 23.
[38]
Uca, “Cemal Paşa’nın Resmi Hal Tercümesi,” 272; Artuç, Cemal Paşa, 70–71. Resmî hâl tercümesinde 19 Mayıs, Artuç’un çalışmasında 18 Mayıs 1909 tarihi verilmektedir; metinde resmî kayıt esas alınmıştır.
[39]
Artuç, Cemal Paşa, 77–78; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 24; Hasan Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 2. Vekâleten atama için Artuç’un yayımladığı 1 Ağustos 1909 tarihli İrade-i Seniyye esas alınmıştır.
[40]
Artuç, Cemal Paşa, 79–80; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 25.
[41]
Artuç, Cemal Paşa, 80–83; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 25–26.
[42]
Artuç, Cemal Paşa, 83–89; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 26. Alıntı, Çiçek’in aktardığı 23 Şubat 1910 tarihli İngiliz viskonsolosluk raporundandır (TNA, FO 371/998).
[43]
Artuç, Cemal Paşa, 92–94; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 27–28.
[44]
Artuç, Cemal Paşa, 95–97; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 28–30. Alıntı, Çiçek’in aktardığı 16 Ekim 1911 tarihli İngiliz konsolosluk raporundandır (TNA, FO 195/2369).
[45]
Artuç, Cemal Paşa, 97–99; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 30–31.
[46]
Artuç, Cemal Paşa, 100–102; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 31.
[47]
Artuç, Cemal Paşa, 101–102; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 33. Cemal Bey’in istifasının kesin günü tespit edilemediğinden, Artuç’un arşiv belgelerine dayanarak belirlediği 22 Temmuz–3 Ağustos 1912 tarih aralığı esas alınmıştır.
[48]
Nevzat Artuç, Cemal Paşa: Askerî ve Siyasi Hayatı, 102–3; Alaattin Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hâl Tercümesi,” 272; Yusuf Alper Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 34.
[49]
Artuç, Cemal Paşa, 103–4; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 34–35; Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hâl Tercümesi,” 272.
[50]
Artuç, Cemal Paşa, 104–5; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 35.
[51]
Artuç, Cemal Paşa, 106–8.
[52]
Artuç, Cemal Paşa, 105; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 35–36; Hasan Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 2.
[53]
Artuç, Cemal Paşa, 105, 108; Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hâl Tercümesi,” 272; M. Şükrü Hanioğlu, “Cemal Paşa,” 305–6.
[54]
Murat Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 29–38.
[55]
Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 41–43.
[56]
Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 43, 48–49; Artuç, Cemal Paşa, 108–9.
[57]
Artuç, Cemal Paşa, 108–9.
[58]
Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 54–72; Artuç, Cemal Paşa, 109.
[59]
Artuç, Cemal Paşa, 109–10; Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hâl Tercümesi,” 272; Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 2.
[60]
Artuç, Cemal Paşa, 110–12; Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 89–91.
[61]
Artuç, Cemal Paşa, 112–15; Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 90–91.
[62]
Artuç, Cemal Paşa, 112–15; Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 90–91.
[63]
Nevzat Artuç, Cemal Paşa: Askerî ve Siyasi Hayatı, 122–23; Ali Rıza Özkeleş, “İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Üç Paşaların (Talat, Enver, Cemal) Düşünce Yapısı (1908–1918)” (yüksek lisans tezi, Kilis 7 Aralık Üniversitesi, 2025), 109–10, erişim tarihi 18 Temmuz 2026, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=CtwiQkYvArAb95Ufpfs_vl1T3SZZW19u1SszL4RGs64OWuvOJjp4MO1bRRRoVrpD.
[64]
Artuç, Cemal Paşa, 115–17, 121–22; Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 92–94.
[65]
Artuç, Cemal Paşa, 117–19; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 39–40; Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 93–95.
[66]
Erdoğan, “II. Meşrutiyet Döneminde İktidarın Yeniden İnşası,” 94–100; Artuç, Cemal Paşa, 118–21; Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 2.
[67]
Cemal Paşa, Hatırât (1913–1922), haz. Ahmet Zeki İzgöer (İstanbul: Dün Bugün Yarın Yayınları, 2021), “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 124–125; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 41–42.
[68]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 125–126; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 42–43.
[69]
Artuç, Cemal Paşa, 126–127; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 43.
[70]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 126–127.
[71]
Artuç, Cemal Paşa, 127–128. Alıntı, eserde 7 Ağustos 1913 tarihli Tasvir-i Efkâr nüshasından aktarılmıştır.
[72]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 129; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 44–45.
[73]
Artuç, Cemal Paşa, 129–130; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 44; Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hâl Tercümesi,” 272.
[74]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 130; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 44–45.
[75]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 130–131; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 45.
[76]
Artuç, Cemal Paşa, 131.
[77]
Artuç, Cemal Paşa, 132–133; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 46; Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hâl Tercümesi,” 273.
[78]
Artuç, Cemal Paşa, 133; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 46–47.
[79]
Artuç, Cemal Paşa, 133–134; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 47–48.
[80]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 134–136; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 48–49.
[81]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 136; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 49; Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hâl Tercümesi,” 273.
[82]
Artuç, Cemal Paşa, 140–144; Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hâl Tercümesi,” 273.
[83]
Artuç, Cemal Paşa, 136–137; Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hâl Tercümesi,” 273.
[84]
Artuç, Cemal Paşa, 137–138; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 49–50.
[85]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 138; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 50–51.
[86]
Artuç, Cemal Paşa, 139–140; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 51–52.
[87]
Artuç, Cemal Paşa, 136, 140, 145–146; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 52–54.
[88]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 145–147; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 53–54.
[89]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 147–148; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 54–55.
[90]
Artuç, Cemal Paşa, 147–149; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 54–56.
[91]
Artuç, Cemal Paşa, 149–151; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 56–57.
[92]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 151–153; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 57–59.
[93]
Artuç, Cemal Paşa, 149, 155–156; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 55–56, 61.
[94]
Artuç, Cemal Paşa, 161–164; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 64–66.
[95]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 161–165; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 64–67.
[96]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 169–171; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 70–71; Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hâl Tercümesi,” 273.
[97]
Artuç, Cemal Paşa, 171–173; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 70–72.
[98]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 173–174; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 71–72; Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 2.
[99]
Artuç, Cemal Paşa, 185–187; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 72–74.
[100]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 186–188; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 73–75.
[101]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 191–192; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 76–77.
[102]
Artuç, Cemal Paşa, 192–194; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 76–77.
[103]
Artuç, Cemal Paşa, 193–195; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 77–78.
[104]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 195; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 77–78.
[105]
Artuç, Cemal Paşa, 195–197; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 78.
[106]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 188–190, 197; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 78–79.
[107]
Artuç, Cemal Paşa, 197–199; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 79–80.
[108]
Cemal Paşa, Hatırât, “İstanbul Muhafızlığı (23 Ocak 1913–Kasım 1917)” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 198–200; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 79–80.
[109]
Artuç, Cemal Paşa, 200–201; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 80. Alıntı, eserde 17 Kasım 1914 tarihli donanma beyannamesinden aktarılmıştır.
[110]
Nevzat Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 3. bs. (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2023), 202–205; Cemal Paşa, Hatırât (1913–1922), haz. Ahmet Zeki İzgöer (İstanbul: Dün Bugün Yarın Yayınları, 2021), “Dördüncü Ordu Kumandanlığı.”
[111]
M. Talha Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de: Birinci Dünya Savaşı Yılları, çev. Fatih Sel (İstanbul: Kronik Kitap, 2020), 19–20; Hasan Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 2.
[112]
Cemal Paşa, Hatırât, “Dördüncü Ordu Kumandanlığı.”
[113]
Artuç, Cemal Paşa, 205–206; Cemal Paşa, Hatırât, “Dördüncü Ordu Kumandanlığı.”
[114]
Muhammed Talha Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate in Syria, 1914–1917” (Doktora tezi, Sabancı Üniversitesi, 2012), 47–50, erişim tarihi 18 Temmuz 2026, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=1zw6GvYMe-q3Hf6HR-3US6gY9E7AnMgSMr-2zvvotkc-wudHqgAufVllBKFENvAZ; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 18–20.
[115]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 50–54; Artuç, Cemal Paşa, 206–208.
[116]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 53–54; Artuç, Cemal Paşa, 203–205; Cemal Paşa, Hatırât, “Dördüncü Ordu Kumandanlığı.”
[117]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 18–20; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 47–48; M. Şükrü Hanioğlu, “Cemal Paşa,” 306.
[118]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 54–60.
[119]
Cemal Paşa, Hatırât, “Birinci Kanal Seferi”; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 58–60.
[120]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 50–53; Cemal Paşa, Hatırât, “Birinci Kanal Seferi Hazırlıkları.”
[121]
Artuç, Cemal Paşa, 216; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 57, 68.
[122]
Artuç, Cemal Paşa, 216–218; Yusuf Alper Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği ve Askerî Faaliyetleri,” 87–88.
[123]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 68; Cemal Paşa, Hatırât, “Birinci Kanal Seferi Hazırlıkları.”
[124]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 68–69; Artuç, Cemal Paşa, 216–217.
[125]
Artuç, Cemal Paşa, 217; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 68–69.
[126]
Artuç, Cemal Paşa, 217–218; Cemal Paşa, Hatırât, “Birinci Kanal Seferi.”
[127]
Artuç, Cemal Paşa, 222–223; Cemal Paşa, Hatırât, “Birinci Kanal Seferi”; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 69–70.
[128]
Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 3; Hanioğlu, “Cemal Paşa,” 306; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 69–70.
[129]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 63, 70; Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 3.
[130]
Artuç, Cemal Paşa, 217–219; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 70–71.
[131]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 71–72, 78–79; Artuç, Cemal Paşa, 224–227.
[132]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 72–76; Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 3.
[133]
Cemal Paşa, Hatırât, “Çöl Kumandanlığı”; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 77–79; Artuç, Cemal Paşa, 223–225.
[134]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 370–372.
[135]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 372; Artuç, Cemal Paşa, 237; Cemal Paşa, Hatırât, “İkinci Kanal Seferi.”
[136]
Cemal Paşa, Hatırât, “İkinci Kanal Seferi”; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 372–373; Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 3.
[137]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 373; Artuç, Cemal Paşa, 238; Cemal Paşa, Hatırât, “İkinci Kanal Seferi.”
[138]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 373–374; Artuç, Cemal Paşa, 238–239.
[139]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 374–375; Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 3; Cemal Paşa, Hatırât, “İkinci Kanal Seferi.”
[140]
Cemal Paşa, Hatırât, “İkinci Kanal Seferi”; Artuç, Cemal Paşa, 238.
[141]
Artuç, Cemal Paşa, 238–239; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 374; Cemal Paşa, Hatırât, “İkinci Kanal Seferi.”
[142]
Artuç, Cemal Paşa, 238–239; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 372–374.
[143]
Hanioğlu, “Cemal Paşa,” 306; Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 3; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 374–375.
[144]
M. Talha Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de: Birinci Dünya Savaşı Yılları, çev. Fatih Sel (İstanbul: Kronik Kitap, 2020), 19–20; Nevzat Artuç, Cemal Paşa Askeri ve Siyasi Hayatı, 3. bs. (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2023), 252, 259–260.
[145]
Cemal Paşa, Hatırât (1913–1922), haz. Ahmet Zeki İzgöer (İstanbul: Dün Bugün Yarın Yayınları, 2021), “Dördüncü Ordu Kumandanlığı.”
[146]
Cemal Paşa, Hatırât, “Dördüncü Ordu Kumandanlığı”; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 20.
[147]
Artuç, Cemal Paşa, 252, 259–260; M. Şükrü Hanioğlu, “Cemal Paşa,” TDV İslâm Ansiklopedisi 7 (1993): 306.
[148]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 19–20; Hasan Kayalı, “Cemal, Ahmed (Cemal Paşa, Djemal, Jamal),” 2.
[149]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 20; Cemal Paşa, Hatırât, “Dördüncü Ordu Kumandanlığı.”
[150]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 57–58; Artuç, Cemal Paşa, 259–260.
[151]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 44–50; Artuç, Cemal Paşa, 252–253.
[152]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 47–49.
[153]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 19–20, 44–50; Muhammed Talha Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate in Syria, 1914–1917” (doktora tezi, Sabancı Üniversitesi, 2012), 24–25.
[154]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 42–44; Kayalı, “Cemal, Ahmed,” 2–4.
[155]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 49–50.
[156]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 50–51.
[157]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 51.
[158]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 51–52; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 24–25.
[159]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 51–52; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 24–25.
[160]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 54–55.
[161]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 55–56.
[162]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 57–58; Artuç, Cemal Paşa, 259.
[163]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 55–57.
[164]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 55–58.
[165]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 165–168.
[166]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 167–168.
[167]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 169–170; Artuç, Cemal Paşa, 260–261.
[168]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 169–173.
[169]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 58–59; Artuç, Cemal Paşa, 255–257.
[170]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 20, 58–59; Artuç, Cemal Paşa, 255.
[171]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 58–59.
[172]
Ü. Gülsüm Polat, “‘İhanet’ mi Taktik mi?: Cemal Paşa’nın Suriye Krallığı Meselesi,” Tarih İncelemeleri Dergisi 38, no. 1 (2023): 207–225, erişim tarihi 18 Temmuz 2026, https://doi.org/10.18513/egetid.1333282.
[173]
Polat, “‘İhanet’ mi Taktik mi?,” 219–225; Artuç, Cemal Paşa, 257–259.
[174]
Polat, “‘İhanet’ mi Taktik mi?,” 225; Kayalı, “Cemal, Ahmed,” 4.
[175]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 55–59, 167–173; Kayalı, “Cemal, Ahmed,” 2–4.
[176]
Kayalı, “Cemal, Ahmed,” 2–3; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 47–50.
[177]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 80–82, 94–100.
[178]
Cemal Paşa, Hatırât, “Arap İhtilâli” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 307–308.
[179]
Cemal Paşa, Hatırât, “Arap İhtilâli” bölümü; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 91–94.
[180]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 94–95; Artuç, Cemal Paşa, 307–308.
[181]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 94–95.
[182]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 95–96; Artuç, Cemal Paşa, 308.
[183]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 96–97.
[184]
Artuç, Cemal Paşa, 313–314.
[185]
Artuç, Cemal Paşa, 314; Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği,” 107–108.
[186]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 99–100; Artuç, Cemal Paşa, 316.
[187]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 97; Artuç, Cemal Paşa, 315.
[188]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 97.
[189]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 97–98.
[190]
Cemal Paşa, Hatırât, “Arap İhtilâli” bölümü.
[191]
Artuç, Cemal Paşa, 315–316; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 100.
[192]
Artuç, Cemal Paşa, 316–318; Polat, “‘İhanet’ mi Taktik mi?,” 220–221; Kayalı, “Cemal, Ahmed,” 2–3.
[193]
M. Talha Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de: Birinci Dünya Savaşı Yılları, 132–139, 333–345; Muhammed Talha Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate in Syria, 1914–1917,” 130–168, 301–312.
[194]
M. Şükrü Hanioğlu, “Cemal Paşa,” 306; Hasan Kayalı, “Cemal, Ahmed (Cemal Paşa, Djemal, Jamal),” 2–3.
[195]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 334–337; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 302–305.
[196]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 336–337.
[197]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 139–144; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 138–144.
[198]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 143–146.
[199]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 136–140; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 134–140.
[200]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 138–143.
[201]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 146–150; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 144–150.
[202]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 150–156.
[203]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 157–159; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 151–153.
[204]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 157–160.
[205]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 160–162; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 153–157.
[206]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 159–162.
[207]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 163–168; Nevzat Artuç, Cemal Paşa: Askerî ve Siyasi Hayatı, 252–280.
[208]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 168–171; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 157–164.
[209]
Cemal Paşa, Hatırât, “Ermeni Meselesi” bölümü; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 184–192; Artuç, Cemal Paşa, 283–304.
[210]
Cemal Paşa, Hatırât, “Ermeni Meselesi” bölümü; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 184–192.
[211]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 192–195; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 180–184.
[212]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 195–196; Artuç, Cemal Paşa, 291–295.
[213]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 196–199, 205–206; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 184–189.
[214]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 209–211.
[215]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 206–207; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 189–198.
[216]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 209–211.
[217]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 220–225; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 204–208.
[218]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 225–228.
[219]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 228–230; Artuç, Cemal Paşa, 299–304.
[220]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 334–338; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 302–307.
[221]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 335–344.
[222]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 338–339; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 305–308.
[223]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 339–342; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 307–312.
[224]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 345–347; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 312–317.
[225]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 347–350.
[226]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 171–174.
[227]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 172–174; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 164–168.
[228]
Hanioğlu, “Cemal Paşa,” 306–307; Kayalı, “Cemal, Ahmed,” 2–3; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 132–174, 184–230, 333–373.
[229]
M. Talha Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 318–33; Hasan Kayalı, “Cemal, Ahmed,” 3–4; M. Şükrü Hanioğlu, “Cemal Paşa,” 306.
[230]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 373–86; Muhammed Talha Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 338–55; Kayalı, “Cemal, Ahmed,” 3.
[231]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 373–85; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 338–56; Nevzat Artuç, Cemal Paşa, 262–65.
[232]
Artuç, Cemal Paşa, 262–64; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 386–90; Cemal Paşa, Hatırât, “İaşe” bölümü.
[233]
Artuç, Cemal Paşa, 263–64; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 386–89.
[234]
Artuç, Cemal Paşa, 264–65; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 390–93; Cemal Paşa, Hatırât, “İaşe” bölümü.
[235]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 383–85, 393–98; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 356–64.
[236]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 398–400; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 364–67.
[237]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 400–403; Artuç, Cemal Paşa, 272.
[238]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 403–6; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 367–69.
[239]
Cemal Paşa, Hatırât, “İaşe” bölümü; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 406–7; Kayalı, “Cemal, Ahmed,” 3.
[240]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 299–300, 317–18; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 272–78; Artuç, Cemal Paşa, 271–73.
[241]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 299–301; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 272–74.
[242]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 300–303; Artuç, Cemal Paşa, 269–70.
[243]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 303–5; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 275–78.
[244]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 306–8; Artuç, Cemal Paşa, 271–72; Cemal Paşa, Hatırât, “Şehrin imarı” bölümü.
[245]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 308–10; Artuç, Cemal Paşa, 272–73.
[246]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 309–12; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 280–83.
[247]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 312–14; Artuç, Cemal Paşa, 272–73; Cemal Paşa, Hatırât, “Şehrin imarı” bölümü.
[248]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 313–16; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 283–87.
[249]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 316–17; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 286–88.
[250]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 309–18; Artuç, Cemal Paşa, 271–73.
[251]
Artuç, Cemal Paşa, 265–68; Cemal Paşa, Hatırât, “Suriye ve Filistin’de demiryolları” ve “Şehrin imarı” bölümleri; Kayalı, “Cemal, Ahmed,” 4.
[252]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 319–21; Artuç, Cemal Paşa, 267–69.
[253]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 320–22; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 291–94.
[254]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 322–23, 327–30; Cemal Paşa, Hatırât, “Şehrin imarı” bölümü.
[255]
Cemal Paşa, Hatırât, “Şehrin imarı” bölümü; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 327–30.
[256]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 323–24; Cemal Paşa, Hatırât, “Şehrin imarı” bölümündeki Lut Gölü anlatısı; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 296–97.
[257]
Cemal Paşa, Hatırât, “Şehrin imarı” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 267–69; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 323–24, 399–400.
[258]
Cemal Paşa, Hatırât, “Şehrin imarı” bölümü; Artuç, Cemal Paşa, 268–71.
[259]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 324–27; Artuç, Cemal Paşa, 269–70.
[260]
Artuç, Cemal Paşa, 54–55, 270; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 324–26; Cemal Paşa, Hatırât, “Şehrin imarı” bölümü.
[261]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 318–33; Kayalı, “Cemal, Ahmed,” 4; Artuç, Cemal Paşa, 265–71.
[262]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 299–333, 373–407; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 272–304, 338–69; Kayalı, “Cemal, Ahmed,” 3–4.
[263]
Nevzat Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 3. bs. (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2023), 318–19; M. Talha Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de: Birinci Dünya Savaşı Yılları (İstanbul: Kronik Kitap, 2020), 114–15.
[264]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 319–20; Cemal Paşa, Hatırât (1913–1922), haz. Ahmet Zeki İzgöer (İstanbul: Dün Bugün Yarın Yayınları, 2021), “Arap Meselesi” bölümü.
[265]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 320–21; Cemal Paşa, Hatırât, “Arap Meselesi” bölümü.
[266]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 321–22; Cemal Paşa, Hatırât, “Arap Meselesi” bölümü.
[267]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 322–23; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 114–16.
[268]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 317–18, 323; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 114–18; Hasan Kayalı, “Cemal, Ahmed (Cemal Paşa, Djemal, Jamal),” 1914-1918-Online: International Encyclopedia of the First World War, 3.
[269]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 323–27; Kayalı, “Cemal, Ahmed,” 3; Cemal Paşa, Hatırât, “Arap Meselesi” bölümü.
[270]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 324–26.
[271]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 116–20; Muhammed Talha Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate in Syria, 1914–1917” (doktora tezi, Sabancı Üniversitesi, 2012), 117–21.
[272]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 120–22; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 121–23.
[273]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 326–27; Cemal Paşa, Hatırât, “Arap Meselesi” bölümü.
[274]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 238–39; Cemal Paşa, Hatırât, “İkinci Kanal Seferi” bölümü; Kayalı, “Cemal, Ahmed,” 3. Artuç’un 238. sayfasında harekât yılının “1915” olarak yazılması bir dizgi hatasıdır; Romani Muharebesi 1916’da gerçekleşmiştir.
[275]
Cemal Paşa, Hatırât, “İkinci Kanal Seferi” ve “Birinci Gazze Savunması” bölümleri; Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 239–40.
[276]
Cemal Paşa, Hatırât, “Birinci Gazze Savunması” bölümü; Yusuf Alper Eliri, “Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği ve Askerî Faaliyetleri” (yüksek lisans tezi, Kırıkkale Üniversitesi, 2008), 98–100.
[277]
Cemal Paşa, Hatırât, “İkinci Gazze Savunması” bölümü; Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 240; Alaattin Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hal Tercümesi ve Millî Savunma Bakanlığı Arşivi’ndeki Bazı Belgeler,” Journal of Turkish Research Institute 16, no. 41 (2010): 278–79.
[278]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 414–15; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 382–84.
[279]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 411–12; Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 240–42; Cemal Paşa, Hatırât, “Yıldırım Orduları Grubu” bölümü.
[280]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 412–13; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 380–82.
[281]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 414–16; Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 241.
[282]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 242–46; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 416–18.
[283]
Cemal Paşa, Hatırât, “Yıldırım Orduları Grubu” bölümü; Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 243–44.
[284]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 246; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 418–19; Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hal Tercümesi,” 279.
[285]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 245–47; Cemal Paşa, Hatırât, “Yıldırım Orduları Grubu” bölümü.
[286]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 387–90; Cemal Paşa, Hatırât, “Yıldırım Orduları Grubu” bölümü.
[287]
Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 380–92; Cemal Paşa, Hatırât, “Yıldırım Orduları Grubu” bölümü; Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 249–50.
[288]
Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 123–25; Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 327–28; Kayalı, “Cemal, Ahmed,” 4.
[289]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 247–48.
[290]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 248–49; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 419–20.
[291]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 250; Cemal Paşa, Hatırât, “Yıldırım Orduları Grubu” bölümü; Çiçek, “Cemal Pasha’s Governorate,” 389–92.
[292]
Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 250–51. Çiçek, bir Alman diplomatik raporuna dayanarak ayrılışı 13 Aralık olarak tarihlendirmektedir: Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 420. Artuç’un arşiv belgelerine ve Cemal Paşa’nın hatıratına dayanan kronolojisinde ise 12 Aralık tarihi esas alınmıştır.
[293]
Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hal Tercümesi,” 279–80; Artuç, Cemal Paşa Askerî ve Siyasi Hayatı, 251.
[294]
Alaattin Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hal Tercümesi ve Millî Savunma Bakanlığı Arşivi’ndeki Bazı Belgeler,” A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi 41 (2009): 273; Nevzat Artuç, Cemal Paşa: Askerî ve Siyasî Hayatı, 3. bs. (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2023), 331–333.
[295]
Yusuf Alper Eliri, Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği ve Askerî Faaliyetleri (Yüksek lisans tezi, Kırıkkale Üniversitesi, 2008), 112–113; Artuç, Cemal Paşa, 332–336.
[296]
Artuç, Cemal Paşa, 333, 337–338.
[297]
Artuç, Cemal Paşa, 336–339; Eliri, Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği, 113–114; Hasan Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 1914-1918-Online: International Encyclopedia of the First World War, 12 Mayıs 2015, 4.
[298]
Artuç, Cemal Paşa, 342–344.
[299]
Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hal Tercümesi,” 273, 276–277.
[300]
Artuç, Cemal Paşa, 344–346; Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 4.
[301]
Artuç, Cemal Paşa, 346–347; Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hal Tercümesi,” 273, 276–277.
[302]
Nevzat Artuç, Cemal Paşa: Askerî ve Siyasî Hayatı, 3. bs. (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2023), 347–350; Yusuf Alper Eliri, Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği ve Askerî Faaliyetleri (Yüksek lisans tezi, Kırıkkale Üniversitesi, 2008), 114–115.
[303]
Artuç, Cemal Paşa, 350–351; Eliri, Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği, 115.
[304]
Artuç, Cemal Paşa, 351–354; Eliri, Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği, 115–116.
[305]
Artuç, Cemal Paşa, 354–357; Eliri, Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği, 116.
[306]
Artuç, Cemal Paşa, 357–360; Eliri, Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği, 116.
[307]
Artuç, Cemal Paşa, 360–362.
[308]
Artuç, Cemal Paşa, 362–366; Mustafa Çolak, “Cemal Paşa Suikastı ile İlgili İddialar ve İki Yeni Belge,” Tarihçi 1, no. 1 (Ocak 2021): 116–117.
[309]
Artuç, Cemal Paşa, 374–376; Eliri, Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği, 117.
[310]
Artuç, Cemal Paşa, 376–382.
[311]
Artuç, Cemal Paşa, 366–372, 382–384; Çolak, “Cemal Paşa Suikastı,” 117.
[312]
Artuç, Cemal Paşa, 384–386; Eliri, Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği, 117–118.
[313]
Nevzat Artuç, Cemal Paşa: Askerî ve Siyasî Hayatı, 3. bs. (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2023), 385–387; Yusuf Alper Eliri, Cemal Paşa’nın Askerî Kişiliği ve Askerî Faaliyetleri (Yüksek lisans tezi, Kırıkkale Üniversitesi, 2008), 118.
[314]
Mustafa Çolak, “Cemal Paşa Suikastı ile İlgili İddialar ve İki Yeni Belge,” Tarihçi 1, no. 1 (Ocak 2021): 117–118; Artuç, Cemal Paşa, 385–388.
[315]
Alaattin Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hal Tercümesi ve Millî Savunma Bakanlığı Arşivi’ndeki Bazı Belgeler,” A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi 41 (2009): 273–275; Çolak, “Cemal Paşa Suikastı,” 117–118.
[316]
Artuç, Cemal Paşa, 388–391; Çolak, “Cemal Paşa Suikastı,” 118–119.
[317]
İlker Altuncu, Türk Basınında Cemal Paşa Suikastı ve Yansımaları (Yüksek lisans tezi, İstanbul Üniversitesi, 2010), 43–48; Çolak, “Cemal Paşa Suikastı,” 120–123; Artuç, Cemal Paşa, 391–395.
[318]
Altuncu, Türk Basınında Cemal Paşa Suikastı, 48–67; Çolak, “Cemal Paşa Suikastı,” 123–133.
[319]
Mustafa Çolak, “Cemal Paşa Suikastı ile İlgili İddialar ve İki Yeni Belge,” Tarihçi 1, no. 1 (Ocak 2021): 117–118; İlker Altuncu, Türk Basınında Cemal Paşa Suikastı ve Yansımaları (Yüksek lisans tezi, İstanbul Üniversitesi, 2010), 38–39. Alman Dışişleri Bakanlığı Arşivi’ndeki 1 Ağustos 1922 tarihli raporda merasim 24 Temmuz olarak tarihlendirilirken, İstikbal gazetesinin Kafkasya muhabirine dayanan haberde 26 Temmuz tarihi verilmektedir. Olay yerine ve zamana daha yakın diplomatik rapor nedeniyle 24 Temmuz tarihi esas alınmıştır.
[320]
Altuncu, Türk Basınında Cemal Paşa Suikastı, 38–40; Çolak, “Cemal Paşa Suikastı,” 117–118. Tören tarihi Alman diplomatik raporuna dayanan Çolak’ta 24 Temmuz, Türk basınını esas alan Altuncu’da 26 Temmuz olarak verilmektedir.
[321]
Artuç, Cemal Paşa, 395–396; Altuncu, Türk Basınında Cemal Paşa Suikastı, 40–41.
[322]
Altuncu, Türk Basınında Cemal Paşa Suikastı, 41–42.
[323]
İlker Altuncu, Türk Basınında Cemal Paşa Suikastı ve Yansımaları (Yüksek lisans tezi, İstanbul Üniversitesi, 2010), 41–42; Varlık, sayı 82, 21 Eylül 1922, 2; Varlık, sayı 86, 25 Eylül 1922, 3; Nevzat Artuç, Cemal Paşa: Askerî ve Siyasî Hayatı, 3. bs. (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2023), 396. Artuç, 30 Eylül tarihli Vakit ve Sabah gazetelerine dayanarak defin tarihini 28 Eylül olarak vermektedir. Ancak olay yerine yakın Varlık gazetesinin ayrıntılı haberinde cenazelerin 20 Eylül’de Sarıkamış’a, 21 Eylül’de Erzurum’a ulaştığı ve aynı gün defnedildiği bildirildiğinden 21 Eylül tarihi esas alınmıştır.
[324]
Nevzat Artuç, Cemal Paşa: Askerî ve Siyasî Hayatı, 3. bs. (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2023), 44–48.
[325]
Artuç, Cemal Paşa, 45–50; M. Talha Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de: Birinci Dünya Savaşı Yılları, çev. Fatih Sel (İstanbul: Kronik Kitap, 2020), 44–59.
[326]
Artuç, Cemal Paşa, 48–50, 122–123.
[327]
Artuç, Cemal Paşa, 15–17.
[328]
Artuç, Cemal Paşa, 16–17, 44–46.
[329]
Artuç, Cemal Paşa, 50–52.
[330]
Artuç, Cemal Paşa, 396; Alaattin Uca, “Cemal Paşa’nın Resmî Hal Tercümesi ve Millî Savunma Bakanlığı Arşivi’ndeki Bazı Belgeler,” A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi 41 (2009): 275–277.
[331]
Artuç, Cemal Paşa, 53–55; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 319–326.
[332]
Cemal Paşa, Hatırât (1913–1922), haz. Ahmet Zeki İzgöer (İstanbul: Dün Bugün Yarın Yayınları, 2021), 8–10; Artuç, Cemal Paşa, XXVIII–XXX.
[333]
İlker Altuncu, Türk Basınında Cemal Paşa Suikastı ve Yansımaları (Yüksek lisans tezi, İstanbul Üniversitesi, 2010), 58–63.
[334]
Hasan Kayalı, “Cemal Paşa, Ahmed,” 1914-1918-Online: International Encyclopedia of the First World War, 12 Mayıs 2015, 2–5; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 44–59, 91–106, 319–326, 383–403.
[335]
Artuç, Cemal Paşa, 397–404; Çiçek, Cemal Paşa Suriye’de, 421–432; Altuncu, Türk Basınında Cemal Paşa Suikastı, 58–66.

Tam İsmi | Ahmed Cemal | ||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
Doğum Tarihi | 6 Mayıs 1872 | ||||||||
Doğum Yeri | Midilli | ||||||||
Vefat Tarihi | 21 Temmuz 1922 | ||||||||
Vefat Yeri | Tiflis | ||||||||
Ölüm Sebebi | Silahlı suikast | ||||||||
Defin Yeri | Erzurum Kars Kapısı Şehitliği Hafız Hakkı Paşa’nın mezarının yanı | ||||||||
Rütbe/Meslek | Birinci ferik Kurmay subay Ordu komutanı Vali Nazır İttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerinden | ||||||||
Eğitim | Kuleli Askerî İdadisi Mekteb-i Harbiye-i Şahane Erkân-ı Harbiye Mektebi | ||||||||
Başlıca Askeri Görevleri | İkinci Ordu İstihkâm İnşaat Şubesi görevlisi Selânik Redif Fırkası Kurmay Başkanı Şark Demiryolları Müfettişi Askerî yolların inşasını hızlandırma müfettişi Edirne Erkân-ı Harbiyesi görevlisi Adana Kuvve-i Mürettebe Kumandanı Konya Redif Fırkası Kumandan Vekili Balkan Savaşı Menzil Müfettişi ve Ordu İdare Reisi İstanbul Muhafızı Birinci Kolordu Kumandan Vekili Dördüncü Ordu Kumandanı Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Kumandanı Suriye ve Garbi Arabistan Ordular Grubu Kumandanı Suriye ve Garbi Arabistan Umum Kumandanı | ||||||||
Başlıca İdari Görevleri | Üsküdar Mutasarrıfı Adana Valisi Bağdat Valisi İstanbul Muhafızı Nâfia Nazırı Bahriye Nazırı Harbiye Nazırı Vekili Dâhiliye Nazırı Vekili | ||||||||
Başlıca Nişan ve Madalyaları | İkinci rütbeden Mecidî Nişanı Çeşitli derecelerde Osmanî nişanları Murassa Osmanî Nişanı Altın Muharebe Liyakat Madalyası Muharebe Üstün İmtiyaz Madalyası Pour le Mérite Nişanı Birinci sınıf Demir Haç Birinci sınıf Kılıçlı Leopold Nişanı Birinci sınıf Kırmızı Kartal Nişanı Birinci sınıf Croix de fer Nişanı Birinci sınıf Sivil Liyakat Nişanı Kılıçlı Askerî Liyakat Nişanı | ||||||||
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Cemal Paşa" maddesi için tartışma başlatın
Ailesi, Eğitimi ve İlk Askeri Görevleri
II. Meşrutiyet ve İdari Görevleri
Balkan Savaşı, Bâbıâli Baskını ve İstanbul Muhafızlığı
Edirne, Batı Trakya ve Hükümet Görevleri
Bahriye Nazırlığı ve I. Dünya Savaşı’na Giriş
IV. Ordu Komutanlığı ve Kanal Harekatları
Suriye’de Yönetim ve Merkezileşme Politikaları
Divan-ı Harpler ve İdamlar
Cemaatler, Aşiretler ve Nüfus Politikaları
Savaş Koşullarında Toplum, Eğitim ve Bayındırlık
Şerif Hüseyin İsyanı, Filistin Cephesi ve Suriye’den Ayrılışı
Yenilgi, Yurt Dışına Çıkışı ve Yargılanması
Sürgün Yılları: Moskova, Afganistan ve Milli Mücadele
Suikastı, Cenaze Merasimi ve Defni
Kişiliği, Özel Hayatı ve Tarihsel Mirası