+2 Daha
Gulyabani, Türk, Arap ve Fars halk anlatılarında, mitolojisinde ve inanç sistemlerinde yer alan; tekinsiz mekânlarda, gece karanlığında veya ıssız coğrafyalarda ortaya çıktığına inanılan şeytani (demonolojik), korkunç ve kötücül bir doğaüstü varlıktır. Halk bilgisinde ve sözlü gelenekte gulyabani; doğanın kaotik, denetlenemeyen ve bilinmeyen tekinsiz yüzünün somutlaşmış bir imgesi olarak kabul edilir. İnsanoğlunun karanlığa, ölüm ötesine ve bilinmeyene duyduğu temel korkunun bir tezahürü olarak kabul edilen bu varlık; insan zihninin, zaman-mekân algısının ve anlatı kültürünün ortak bir ürünüdür.
Gulyabani veya literatürdeki karşılığıyla ghoul; Kuzey Afrika’dan Doğu Akdeniz’e, Hint Alt Kıtası’ndan Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada bilinen, insanlık tarihi kadar eski, evrensel nitelikte bir kötücül ve tekinsiz varlık imgesidir.【1】 Uluslararası halk edebiyatı sınıflandırmalarından Stith Thompson’ın Motif İndeksi’nde "G20 Ghouls" (ceset yiyen kişiler/hortlaklar) başlığı altında dev, hortlak ve yamyam varlıklar kategorisinde değerlendirilmiştir.【2】
Varlığın tarihsel ve kavramsal kökleri en erken biçimiyle Cahiliye dönemi Arap folkloruna kadar uzanmaktadır. Arapça "gavl" kökünden türeyen ve çoğulu "agvâl" ile "gilân" olan sözcük; "insanı şaşırtıp helak eden şey", "açgözlü" ve "yağmacı" anlamlarını taşımaktadır.【3】
Varlığın erkek türlerine "gûl" (veya "kuturub"), dişi olanlarına ise "gûla", "gulah" veya "si'lat" (sılat) adları verilmiştir. Bölgesel fonetik kullanımlarda Mısır ve Arabistan’da "gul", Fas’ta "gola", genel Arap topluluklarında ise çoğul biçimiyle "ğwâl" olarak anılmıştır. Söz konusu varlık ayrıca gök bilimiyle de ilişkilendirilmiş; Perseus takımyıldızındaki tehlikeli görülen bir yıldıza Arap bilginlerince "al-gûl" (iblis yıldızı) adı verilmiştir.【4】

Gulyabani (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur)
Arap mitolojik anlatılarına ve Kazvînî’nin aktardığı köken efsanelerine göre gûl türünün kaynağı, göklerden gizlice haber çalmaya çalışan veya insanlarla evlenen "sil'ât" adlı cinlere dayanır. Bu cinler gökyüzünden atılan parlak ışıklar (şihab/akanyıldız) tarafından kovalandığında yanarak karaya veya denize düşer; denize düşenler timsaha, karaya düşenler ise "gûl"e dönüşmektedir. Dolayısıyla İslâmî gelenekte bu varlıkların İblis'in (şeytanın) soyundan geldiğine inanılmıştır.【5】
Bazı klasik İslami kaynaklarda (İmam Bedreddin Şiblî’nin Âkâmü’l-Mercân fî Ahkâmi’l-Cân, Kazvînî’nin Acaibü’l-Mahlûkat ve Demirî’nin Hayâtü’l-Hayevân eserlerinde) cinlerin hiyerarşik sınıfları açıklanırken; cinler "cânn, cin, şeytan, ifrit ve marid" şeklinde beş dereceye, türsel olarak da "agval (gilan/gul), saali (sılat) ve afarit (ifrit)" sınıflarına ayrılmıştır.【6】 Gul türünün özellikle cinlerin en hilekâr ve acımasız grubu olan "marid" sınıfına mensup dişi ifritler olduğu ve erkeklerine "qutrub" dendiği vurgulanmıştır.
Kur'ân-ı Kerîm'de ismi doğrudan geçmemekle birlikte hadis literatüründe ve din âlimlerinin tartışmalarında yer bulmuştur. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) gûl diye bağımsız bir mahlukun bulunmadığını beyan ettiği rivayet edilmekle birlikte, İslâm âlimleri gûlün esasen insanları çeşitli kılıklara girerek aldatan ve delirten şeytanlar veya cinlerin büyüsel oyunları olduğunu ifade etmişlerdir.【7】
Arap anlatılarında gûl; evlere ve mallara musallat olan, çöllerde ateş yakarak yolcuları kendisine çeken, gece vakti mezarlıklara saldırıp cesetleri yiyen yamyam ve vampir nitelikli bir varlıktır. Nitekim XV. yüzyıla ait bir Bağdat masalında, insan kılığındaki bir gulyabani ile evlenen Ebu’l Hassan’ın hikâyesi anlatılır; bu masalda gulyabani geceleri gizlice mezarlıktan ceset yiyerek vampirlik yapmakta, öldürüldükten sonra dirilmekte ve ancak yakılıp külleri Dicle Nehri’ne atılarak yok edilebilmektedir.【8】
Gûl mahlukunun fiziki tasviri sözlü kültürün esnek yapısı gereği oldukça karmaşıktır. Her şekle ve renge bürünebilen varlığın değişmeyen tek uzvu eşek toynağına benzeyen ayaklarıdır. Kimi anlatılarda tavşana binecek kadar küçük; kiminde ise elleri kürek veya Arap bıçağı gibi kavisli, kırmızı gözlü, yüzünün yerinde karanlık bir boşluk olan, mumyaya benzeyen ve yavaş hareket eden devasa bir yaratıktır.
Mısır'da hayvan/canavar suretinde; Fas'ta keçi ayaklı dişi veya siyah yüzlü vahşi hayvan; Arabistan'da ise insan, kuş ve deve karışımı, tek gözlü, eşek veya devekuşu bacaklı, bazen de baykuş, kedi, at ve alaca köpek bileşimi grotesk bir mahluk olarak tasvir edilmiştir.
Gûllerin ana yaşam alanı ıssız çöller (özellikle Sahra Çölü), yeraltı, dar geçitler ve savaş sonrası cesetlerin bulunduğu tekinsiz alanlardır. Eylemleri bakımından yolcuları şaşırtıp katlederler; dişi olanları flüt çalarak erkekleri ölene kadar dans ettirir. Bazen insanlardan çocuk sahibi olurlar ve bu çocuklar vahşi yabaniler olarak büyür. Ayrıca veba ve salgın hastalıkların yayıcısı kabul edilen bu varlıktan korunmak için kılıçla hamle yapıldığında yalnızca tek bir darbe vurulması gerekir; zira ikinci bir darbe vurulursa yaratığın yeniden canlanacağına inanılır. Korunma pratiği olarak ise ezan okunması önerilmiştir. 【9】
Arap kültüründen Fars kültürüne geçen bu varlık Farsçada "ğovl" (çoğulu ğîlân veya eğvâl) adını almıştır. Yâhakkî gibi araştırmacılar kelimenin etimolojik kökenini İbranicedeki "tüylü/kıllı" veya "keçi" kelimelerine dayandırmaktadır. Fars mitolojisinde ve şiirinde "ğovl", Arapça "gûl" kelimesi ile Farsça "çöl adamı" anlamına gelen "biyâbânî" sözcüğünün birleşmesiyle "gûl-i beyâbânî" (çöl devi) kavramına dönüşmüştür.【10】
Fars mitolojisinin ve destan kültürünün temel metinlerinde (örneğin Şehnâme geleneğinde) ğovl, İsfendiyâr’ın dördüncü handa öldürdüğü insan yiyen büyücü kadın/cadı ve dev tipi olarak geçer. Klasik Fars edebiyatında "ğovl-âsâ" (dev gibi), "ğovl-i rah" (yol kesen, aldatan), "ğovlân-i rüzgâr" (kötüler), "ğovl-i rehzen" (yol kesici), "ğovl-i siyah" (gece karanlığı) ve "ğovl sıfet" (vahşi kan içici) gibi edebî mazmunlarla işlenmiştir. Çöllerde bulunarak kurbanlarını isimleriyle çağırıp helak eden bu varlık, mecazi anlamda nefsi, yamyamlığı, şeytanı ve aşırı uzun/çirkin insanları tanımlamak için kullanılmış; Fars kültürüne "gûlun boynuzunu kırmak" (imkânsız bir işi başarmak) şeklinde deyimleşerek de yerleşmiştir.【11】
Arap, Fars ve Türk kültür alanlarında katmanlaşan bu demonik varlık, Doğu anlatılarının Batı'ya taşınmasıyla Batı folkloruna ve edebiyatına "ghoul" biçiminde geçmiştir. XVII. yüzyılda Barthelemy d'Herbelot'nun İslam Ansiklopedisi’nde "goul" (ifrit/cin) olarak kısaca yer alsa da asıl tanınması XVIII. yüzyıl başında Antoine Galland'ın Binbir Gece Masalları çevirisindeki Sidi Numan hikâyesiyle gerçekleşmiş ve "mezarlıklarda ceset çalıp yiyen yaratık" olarak Batı literatürüne yerleşmiştir.【12】
William Beckford'un gotik eseri Vathek’in çevirisiyle imge pekişmiş, Edgar Allan Poe da 1848 tarihli "Çanlar" (The Bells) şiirinde bu varlığa doğrudan yer vermiştir.【13】 Bu kavram Batı'da zamanla mezar soyguncuları, ceset çalan katiller ve sadistler için kriminolojik bir etiket ve korku sembolü hâline gelmiştir.
Osmanlı Dönemi sözlük literatüründe "gul" kelimesi cin, dev, karakoncolos ve hortlak kavramlarıyla iç içe tanımlanmıştır. Ahmed Vefik Paşa’nın Lehçe-i Osmanî (1876) eserinde "gul" maddesi cin, gulyabani ve karakoncolos ile eş değer tutulmuş, çoğulu "gıylan" olarak verilmiştir. Şemseddin Sâmi’nin Kâmûs-ı Türkî (1901) sözlüğünde "tenhalarda ve karanlıkta korkudan insanın gözü önünde tecessüm eden korkunç hayal", Mehmed Bahaeddin’in Türkçe Lügat’inde (1914) "ani felaket, şeytan, muhtelif şekillere giren peri", Ali Nazım ve Reşad'ın Mükemmel Osmanlı Lügati’nde (1902) ise "cin taifesinden bir nevi: gulyabani" ifadeleriyle kayıtlanmıştır.【14】
Osmanlı tarihî ve edebî metinlerinde gulyabaniye dair tespit edilen en erken somut anlatı XVII. yüzyılda Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde görülür. Evliya Çelebi, İstanbul Hasköy’deki Yahudi Mezarlığı civarında bir cumartesi gecesi karşısına "gulyabani bir dev" çıktığını, dehşete düşerek İne Ayazması'na kaçıp saklandığını ve orada kendinden geçtiğini aktarır. Bu kayıt, eski İstanbul folklorunda gulyabaninin dev suretinde tahayyül edildiğini kanıtlamaktadır.【15】
Bunun yanı sıra Osmanlı saray şenliklerini aktaran Surnâmelerde (Vehbî Surnâmesi ve İntizamî Surnâmesi) halkı eğlendirmek ve ürkütmek maksadıyla kuzu derisinden çehrelerle yapılan dev gösterileri ve mekanik dev maketleri (otomatlar) resmedilmiştir. Vehbî Surnâmesi’nin Levnî tarafından resimlenen minyatür metinlerinde bu ürkütücü maketlerden bahsedilirken açıkça "gûl-i beyâbân" (gulyabani) ifadesinin kullanılması, figürün Osmanlı görsel kültüründeki ve halk zihnindeki somut karşılığını belgelemesi açısından son derece önemlidir.【16】
Gulyabani, klasik Türk edebiyatında çeşitli özellikleriyle kullanılmış bir mazmundur. İnsanlıktan uzak olması, yabanda gezmesi, insana seslenmesi, şekil değiştirmesi ve gün doğunca kaybolması, insanı yoldan çıkarması ve avlaması gibi özellikleriyle klasik Türk şiirinde kendine yer bulmuştur. Çirkinliğin ve âşık ile sevgilinin arasındaki rakibin gulyabaniye benzetilmesine dair çeşitli örnekler mevcuttur.【17】
Anlatı geleneğindeki bu görünümünün yanı sıra gulyabani motifine halk anlatılarında ve menkıbelerde de rastlanır. Nitekim Ebû Müslim Horasani Menkıbeleri'nde yer alan bir kıssa, gulyabaninin Türk anlatı dünyasındaki tipolojik özelliklerini ve üstlendiği rolü göstermesi bakımından dikkat çekici bir örnektir.
Söz konusu anlatıda bir adada gulyabani tarafından doğurulan ve henüz gözü dahi açılmamışken tüccarlar tarafından bulunup Çin Şahına götürülen bir yaratık konu edilir. İnsan sütüyle beslenip büyüyen, insan dilini öğrenen ve olağanüstü bir güce ulaşan bu figür; bir ağacı söküp sopa yaparak tek başına koskoca bir orduyu bozguna uğratır. Daha sonra ıssız bir dağa çekilerek avladığı hayvanları yakan ve "Dağlı Belkıs" olarak anılan bu devasa gulyabani, hem yabansı doğası hem de kontrol edilemez gücüyle insanlıktan ve medeniyetten uzak bir figür olarak karşımıza çıkar.
Safvan Vezir’in sunduğu ziyafet ve saray vaatleriyle kandırılmak istenen Dağlı Belkıs, en nihayetinde Hz. Ali ve Kerbelâ aşkına savaşa giren Ebû Müslim Horasânî ile karşı karşıya gelir. Ebû Müslim’in indirdiği teber darbesiyle elindeki devasa sopanın ikiye bölünmesi ve çaresiz kalmasıyla son bulan bu kıssa; gulyabaninin edebiyatta ve halk anlatılarında alp/kahraman figürünün gücünü ve galebesini öne çıkaran olağanüstü bir "öteki" veya engelleyici unsur olarak nasıl işlendiğini somut bir şekilde örneklendirmektedir.【18】
Gulyabani; Türk kültür sahasına Arap ve Fars etkisiyle girmiş olmakla birlikte, Türk kültür tarihinin ve zihniyet dünyasının kodlarıyla yeniden şekillenerek Türk mitolojisi ve halk bilgisinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Türkiye sahasından derlenen efsane ve masallarda doğrudan "gulyabani" adıyla kullanımı yaygın olmamakla birlikte, inançlarda, memoratlarda ve eski kayıtlarda geniş bir yere sahiptir.【19】
Farklı Türk boylarında ve coğrafyalarında bu demonik varlık fonetik farklılıklar ve yöresel adlandırmalarla anılmaktadır:
Ayrıca al karısı ile tamamen eş değer tutularak aynı eylemleri sergileyen bir varlık şeklinde anlatılır.【23】Türk halk bilgisindeki gulyabani tasvirleri son derece karmaşık, değişken ve esnektir. Bu değişkenlik insanoğlunun tekinsiz mekânlarda yaşadığı duyu yanılmalarının ve korku hissinin zihindeki yansımasından kaynaklanmaktadır. Ancak genel çizgileriyle fiziki özellikleri şu şekilde özetlenebilir:

Türk Mitolojisinde Gulyabani (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur)
Gulyabaninin eylemleri, Türk halk anlatılarındaki olumsuz tiplerin kötülük alanlarıyla tam bir uyum gösterir. Sözlü kültürün dinamik yapısı gereği bir anlatıcının cadı veya dev için söylediğini bir diğeri gulyabani için anlatabilmektedir. Gulyabaninin başlıca kötücül eylemleri ve diğer varlıklarla ilişkisi şu şekildedir:
Anlamın ters yönde kutuplaşması (enantiosemi) ilkesi gereği gulyabanide tipik bir mitolojik dönüşüm gözlemlenir. Gulyabani eski Türk inançlarında yolların, çöllerin, harabelerin iyesi (koruyucu ruhu) ve çocukların hâmisi konumundayken zaman içerisinde bu olumlu niteliklerini kaybederek bir canavara ve "öcü"ye dönüştürülmüştür.【27】

Gulyabani (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur)
Bu eski koruyucu niteliğin izleri özellikle Azerbaycan Türklerinden derlenen mitik anlatılarda açıkça görülür. Bu anlatılarda gulyabani gece ağlayan çocukların yanına girer, binbir türlü oyun oynayarak çocukları güldürür ve eğlendirir; anne babası gelince kaçar. Kimi metinlerde insanlara hiçbir zararı dokunmaz, hatta "Benim sana ne kötülüğüm dokundu ki beni vuruyorsun?" diye konuşur.【28】
Ancak eylemsiz dahi olsa halk zihninde hazır bir korku sembolü olduğu için görünmesi bile insanların bayılmasına veya dehşete düşmesi için yeterlidir. Öte yandan Türk toplumunda çocukları dizginlemek, eğitmek, gece dışarı çıkmalarını veya tehlikeli yerlere gitmelerini engellemek maksadıyla bir "korkutma mekanizması" olarak da kullanılmıştır.
Halk inançlarında gulyabani musallatından ve kötülüğünden korunmak için uygulanan belli başlı pratikler ve ritüeller şunlardır:
Gulyabani; Türk halk inançlarından literatüre, oradan sinemaya, tiyatroya ve popüler kültüre intikal ederek günümüze kadar taşınabilmiş oldukça bilinen bir "öcü" ve korku imgesidir. Sözlü gelenekte daha kısıtlı anlatılan bu varlık; özellikle edebiyat, tiyatro ve sinema uyarlamalarının bıraktığı etki sayesinde Türk kültüründe en çok bilinen, simgeleşmiş kötücül varlıklardan biri hâline gelmiştir.
Gulyabaninin yazılı kurgu eserlerde popüler kültüre ilk adımını atması Osmanlı Dönemi'nde gerçekleşmiştir. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ilk kez 1912 yılında (Matbaa-i Hayriyye ve Şürekâsı) basılan Gulyabani romanı, bu mahlukun Türk edebiyatındaki en önemli kilometre taşıdır. Romanın ilk baskısının kapağında resmedilen "gulyabani" figürü; uzun tırnaklı, iri gözlü, ak sakallı ve asayla yürüyen devasa bir yaratık görünümündedir.【29】

Gulyabani'nin İlk Baskısından Bir Çizim - Yapay Zeka Yardımıyla Renklendirilmiştir (Hüseyin Rahmi Gürpınar)

Münif Fehim'in Yaptığı Kitap Kapağı - 1974 Baskısı (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
Hüseyin Rahmi’nin bu yapıtı; gulyabani figürünü popüler kültüre aktarmış ve devamındaki filmler ile Türkiye'deki gulyabani algısını etkilemiştir.
Hüseyin Rahmi'nin romanı ve yarattığı gulyabani imgesi zamanla edebiyat sınırlarını aşarak sahne sanatlarına, beyaz perdeye ve müzik dünyasına yayılmıştır.
Süt Kardeşler Filminden Bir Kesit (Arzu Film)
Arzu Film. "Gulyabani Geldi - Süt Kardeşler." YouTube. Erişim tarihi: 25 Temmuz 2026. https://www.youtube.com/watch?v=Y-PZZ4YPeMQ.
Arıkan, Sine Elif. "Halk Korkusu Bağlamında Türk Korku Sineması Üzerine Bir İnceleme." Türk Dünyası Akademik Bakış 1, no. 1 (2021): 118. Erişim tarihi: 25 Temmuz 2026. https://www.academia.edu/52279652/Halk_Korkusu_Ba%C4%9Flam%C4%B1nda_T%C3%BCrk_Korku_Sinemas%C4%B1_%C3%9Czerine_Bir_%C4%B0nceleme.
Gürpınar, Hüseyin Rahmi. Gulyabani. İstanbul: Atlas Kitabevi, 1974. Erişim tarihi: 25 Temmuz 2026. https://cemilyildirimokulu.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/06/10/734361/dosyalar/2022_04/19145350_Gulyabani-Huseyin-Rahmi-Gurpinar.pdf.
Gürpınar, Hüseyin Rahmi. Gulyabani. İstanbul: Maceraperest Kitaplar. Erişim tarihi: 25 Temmuz 2026. https://www.oglak.com/app/books/pdf/318201434.pdf.
Sarpkaya, Seçkin, Mehmet Berk Yaltırık ve Ömer Faruk Yazıcı. Türk Kültüründe Gulyabani. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2022.
[1]
Seçkin Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", Türk Kültüründe Gulyabani içinde (İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2022), s. 22.
[2]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 22-23.
[3]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 24.
[4]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", Türk Kültüründe Gulyabani içinde. s. 24.
[5]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 24-25.
[6]
Mehmet Berk Yaltırık, "Türk Tarih ve Edebiyat Kaynakları ile Popüler Kültürde Gulyabani", Türk Kültüründe Gulyabani içinde (İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2022), s. 54.
[7]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 25.
[8]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 25.
[9]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 27.
[10]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", Türk Kültüründe Gulyabani içinde. s. 27.
[11]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 27-28.
[12]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 28.
[13]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 28.
[14]
Yaltırık, "Türk Tarih ve Edebiyat Kaynakları ile Popüler Kültürde Gulyabani", s. 54-55.
[15]
Yaltırık, "Türk Tarih ve Edebiyat Kaynakları ile Popüler Kültürde Gulyabani", s. 55.
[16]
Yaltırık, "Türk Tarih ve Edebiyat Kaynakları ile Popüler Kültürde Gulyabani", s. 55-56.
[17]
Ömer Faruk Yazıcı, Klasik Türk Edebiyatında Gulyabani. Türk Kültüründe Gulyabani içinde (İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2022), s. 77-86.
[18]
Yazıcı, Klasik Türk Edebiyatında Gulyabani, s. 93-96.
[19]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 29.
[20]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 31, 45.
[21]
Sine Elif Arıkan, "Halk Korkusu Bağlamında Türk Korku Sineması Üzerine Bir İnceleme", Türk Dünyası Akademik Bakış, c. 1, s. 1 (2021), s. 118. Erişim: 25 Temmuz 2026. https://www.academia.edu/52279652/Halk_Korkusu_Ba%C4%9Flam%C4%B1nda_T%C3%BCrk_Korku_Sinemas%C4%B1_%C3%9Czerine_Bir_%C4%B0nceleme.
[22]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 30.
[23]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 36-37.
[24]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 31, 32.
[25]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 31.
[26]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 30-31.
[27]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 32, 33, 35, 46.
[28]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 35. 46.
[29]
Yaltırık, "Türk Tarih ve Edebiyat Kaynakları ile Popüler Kültürde Gulyabani", s. 61.
[30]
Yaltırık, "Türk Tarih ve Edebiyat Kaynakları ile Popüler Kültürde Gulyabani", s. 62. 64.
[31]
Yaltırık, "Türk Tarih ve Edebiyat Kaynakları ile Popüler Kültürde Gulyabani", s. 62- 64.
[32]
Yaltırık, "Türk Tarih ve Edebiyat Kaynakları ile Popüler Kültürde Gulyabani", s. 65.
[33]
Sarpkaya, "Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", s. 30.
Yaltırık, "Türk Tarih ve Edebiyat Kaynakları ile Popüler Kültürde Gulyabani", s. 65. Arıkan, "Halk Korkusu Bağlamında Türk Korku Sineması Üzerine Bir İnceleme", s. 117.
[34]
Yaltırık, "Türk Tarih ve Edebiyat Kaynakları ile Popüler Kültürde Gulyabani", s. 65.
[35]
Yaltırık, "Türk Tarih ve Edebiyat Kaynakları ile Popüler Kültürde Gulyabani", s. 70.
[36]
Yaltırık, "Türk Tarih ve Edebiyat Kaynakları ile Popüler Kültürde Gulyabani", s. 70.
[37]
Yaltırık, "Türk Tarih ve Edebiyat Kaynakları ile Popüler Kültürde Gulyabani", s. 70.

Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Gulyabani" maddesi için tartışma başlatın
Kökeni, Yayılımı ve Mitolojik Gelişimi
Dünyada Gul / Gulyabani Kavramı ve Kültürel Karşılıkları
Arap Folklorunda ve İslami Literatürde Gul / El-Gûl
Fars Folklorunda ve Şiirinde Ğovl / Gûl-i Biyâbân
Batı Literatüründe ve Popüler Kültüründe Ghoul
Osmanlı Literatüründe ve Tarihi Metinlerde Gulyabani
Türk Halk Bilgisinde ve Mitolojisinde Gulyabani
Türk Dünyasında ve Farklı Türk Boylarındaki İsimlendirmeler
Fiziki Özellikleri, Kılık/Don Değiştirme ve Cinsiyeti
Eylemleri, Kötücül Nitelikleri ve Diğer Demonolojik Varlıklarla Geçişliliği
Koruyucu Ruhtan (İye) Demonik Varlığa Dönüşümü ve Çocuk İnançları
Korunma Yöntemleri ve Çareler
Popüler Kültürde, Edebiyatta ve Sinemada Gulyabani
Edebiyattaki Yansımaları
Tiyatro, Sinema, Dizi ve Müzikteki Yansımaları
Tiyatro ve Radyo Oyunları
Sinema Filmleri
Televizyon Dizileri
Müzik Klipleri ve Popüler Kültür Ürünleri