BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarZeyneb Kılıç10 Ocak 2026 11:31

Her Şeyin Pankartlara Yazıldığı, Bağırılarak Konuşulduğu, Gürültüye Uyandığımız Şu Dünyada, Hâl Diliyle Konuşabilmek Mümkün Müdür?

Edebiyat+2 Daha
fav gif
Kaydet
kure star outline

Her şeyin pankartlara yazıldığı, bağırılarak konuşulduğu, gürültüye uyandığımız şu dünyada, hâl diliyle konuşabilmek mümkün müdür?


Bu soru günlerdir aklımda, hal diliyle konuşmak kişinin kendi sessiz küçük dünyasında yaşaması, etliye ve sütlüye karışmaması, gürültüsüz, cılız ve içe çekilmiş olmasını mı mümkün kılar? Bu işinde bir doğrusu, itidali yok mudur?


İnsanın tüm işlerinde ve eylemlerinde muhakkak bir itidal olacağı gibi hal diliyle konuşan, sinik bir karakter olarak değil Müslüman duruşuyla ses olarak yaşayabilmesi de mümkün. Ne yazık ki İslam dini kültürlerle harmanlanınca ortaya kimi zaman niteliksiz yahut gerçeklikten uzak bazı kalıplaşmış yaşam tarzları ve onların getirmiş olduğu öğretiler ortaya çıkmaktadır. İslam dinini kültürle yoğurunca fakirliğin hayırlı görülmesi toplumsal olarak süregelen yoksulluğu güzellemiş, bir yaşam standardı haline getirmiştir. Bu sebeple siniklik bir yaşam biçimi olmuş, tevazu asıl anlamını kaybetmiş yerini görünmezliğe bırakmıştır. Fakat buna rağmen yine de "dünyada tüm güzel ve başarılı işler Müslümanlar tarafından yapılsın" diye de bir temennimiz var gizlilerde kalan. Bu temenni bile gizli ise açıkta olan ne var? Açıkta olan olmaması, duyulmaması ve söylenmemesi gereken şeylerdir.


Temsil fikri ve görevi artık yerini reklam ve etkilemelere bırakmıştır. Temsil yerini bir takip ve takipçiye bırakmıştır. Kelimeler dahi bu dönüşen çağda anlamını yitiriyorsa; yitirmeyen, özünü koruyan nedir? İnsanın özüdür, iyi olan ve fıtrata yaraşır olan içindeki o merhamet duygusudur.


Kâinatta her şey zıddı ile kaimdir düsturunca kötü bu denli aşikâr ise iyiliği artık meydana almanın sırası geldi de geçiyor; bununla birlikte gençlik ve yetişkinlik de geçiyor. Ardımızda kalacak olan gizlide kalmış o güzel şeylerdir. Merhametli ama cesurca bir duruş ile Müslüman duruşu sergileyebilmek için vakit bu vakittir. Sözlere aldırış etmeden, cepleri iyilik ve güzelliklerle doldurarak niyetleri yeniden tazeleyerek yola çıkmanın vakti gelmiştir. Bulunduğumuz yer her ne ise oradan doğrulmalı, gözlükleri ve kulaklıklarımızı çıkarmalı hayatı tekrar görebilmek için tekrar ve tekrar yürümeliyiz. Bu yürüyüş bize bir anlam katacak, sığındığımız konfordan çıkaracak, bencilliğin gündemde olduğu bu minimalist düzenler, sakin ve sessiz hayatlar yerini ötekiyle ilgilenilen coşkulu ama sessiz bir yaşama bırakacaktır.


Sürekli kendi ve dertleriyle ilgilenen kişisel gelişimden gözü dönmüş bu yapıya bir canlılık ve empati katacaktır. Ötekiyle bağ kurmak onu yaşama ısındıracaktır. Ötekini sevmek onu daha değerli ve doyumlu yapacaktır. Bir elin verdiğini diğer el bilmemeli【1】  buyuran Efendimiz’in (sav) güzel kelamı uygulanılacak veren ne verdiği ile övünecek, ne de alan verenin hırkasını giyecektir. PR paketleri yerini görünmez ama uzun sürecek o iyilik dopaminine bırakacaktır. Yazının başında yakınılan "gizlilik ile çelişilmiş olunmadı mı?" diye bir soru akıllara gelecektir, haklı bir sorudur. Fakat burada gizli kalan verenin kibri ve alanın mahcubiyetidir. Bu işin neticesinde oluşan o duygu, dopamin kişiyi coşkulu kılacaktır; görünen ise Müslümanca bir coşkudur.


O halde ne duruyorsun, kalk ve aşikâr olan o muhteşem canlı hayata yürü, yürüdükçe iştiyakın artacak ayaklarına güç gelecek, yeni bir sabaha uyanmanın bir endişesi değil heyecanı kalacaktır üzerinde.


Muhabbetle.

Dipnot

[1]

Buhârî, el-Câmiʿu’s-Sahîh, “Hudûd”, 19; Müslim, el-Câmiʿu’s-Sahîh, “Zekât”, 91.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Blog İşlemleri

KÜRE'ye Sor