İslam Medeniyetinde Bilgi teorisi, bilginin imkânı, kaynağı, alanı, sınırları ve doğru bilginin ölçütleri üzerinde duran temel bir felsefi disiplindir. İnsanlık tarihi boyunca bilginin mahiyeti, nasıl elde edildiği ve güvenilirliği, farklı düşünce geleneklerinde ve medeniyetlerde ele alınmıştır. İslam kelâmında ise bilgi teorisi, Hicri IV. yüzyıldan itibaren müstakil bir inceleme alanı olarak kabul görmüş, bu dönemde kelâm âlimleri tarafından derinlemesine işlenmiştir. Bu disiplin, bilginin tanımından türlerine, edinilme yollarından değerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Duyular, akıl, haber (nakil) ve tecrübe gibi bilgi kaynaklarının incelenmesi, bilginin hem aklî hem de naklî boyutlarını ortaya koyar. İslam kelâmcıları, bilginin kesinliği sorununu şüphecilikle mücadele ederek ele almış ve özellikle zarurî bilgilerin varlığını vurgulamışlardır.
İslam Kelâmında Bilgi Teorisi
İslam kelâmında bilgi teorisi, bilginin imkânı, tanımı, kaynakları, çeşitleri, alanı ve değeri gibi temel meseleler etrafında şekillenmiştir. Kelâm âlimleri, bilginin mahiyeti ve nasıl elde edildiği konusunda farklı yaklaşımlar sergilemişlerdir.
Bilginin Tanımı ve İmkânı
İslam kelâmında bilginin tanımı konusunda çeşitli görüşler bulunmaktadır. Ebu Mansûr Abdulkâhir el-Bağdadî'ye göre bilgi (ilim), bilinen şeyin hakikatini olduğu gibi idrak etmektir. O, ilmi, nefsin bir şeye ait bir vasfı veya bir şeyi bilmesi olarak tanımlayanları eleştirir. Bağdadî, ilmin ne fail ne de mef'ul olduğunu, aksine bir sıfat olduğunu savunur. Mutezile'den Cübbâî, ilmi, "bilinenin olduğu gibi idrak edilmesi" olarak tanımlarken, Eş'arîler, "mahlûkun fiilini gerektiren sıfat" olarak görmüştür. Bilginin imkânı, kelâmcılar arasında önemli bir tartışma konusu olmuştur. Genel olarak İslam kelâmcıları, bilginin mümkün ve zorunlu olduğunu kabul etmişlerdir. Bilginin imkânı, insan ruhunun eşyanın hakikatini olduğu gibi bilebilecek bir yapıya sahip olup olmadığı tartışmasıyla da ilişkilidir. Eğer insan sadece cismani bir yapıdan ibaretse, sürekli değişen ve dönüşen şeylerin özünü veya metafizik varlıkları idrak etmesi güçleşecektir.
Şüphecilik, bilginin imkânı konusunda kelâmcıların üzerinde durduğu önemli bir konudur. Şüphecilik, bilginin elde edilebilirliğini reddeden veya sorgulayan bir yaklaşımdır. Pyrrhon gibi ilk şüpheciler, kesin bilginin elde edilemeyeceğini savunmuşlardır. İslam düşüncesinde de sofistler, mutlak bilginin imkânsızlığını iddia etmişlerdir. Kelâm âlimleri, zarurî bilgilerin varlığını kanıtlayarak şüpheciliğe karşı çıkmışlardır. Zarurî bilgiler, herhangi bir istidlale gerek duymadan, kendiliğinden elde edilen bilgilerdir. Bunlar bedihî bilgiler, duyusal bilgiler ve mütevatir haber yoluyla elde edilen bilgilerdir. Şüpheciliğin, ilmin doğrusunu bulma amacı güden bir yaklaşımdan ziyade, bilgiyi reddetme eğiliminde olduğu belirtilmiştir.
Bilgi Türleri ve Kaynakları
İslam kelâmında bilgi, çeşitli türlere ayrılmış ve farklı kaynaklardan elde edildiği belirtilmiştir.
Kadîm ve Muhdes Bilgi: Bağdadî, bilgiyi kadîm (ezelî) ve muhdes (sonradan meydana gelen) olarak ikiye ayırır. Allah'ın bilgisi kadîm iken, kulların bilgisi muhdestir.
Zarurî Bilgi: Zarurî bilgi, akıl yürütmeye veya istidlale gerek duyulmadan kendiliğinden elde edilen bilgidir. Bu tür bilgiye örnek olarak duyusal idrakler (görme, işitme vb.), bedihî hakikatler (bütünün parçadan büyük olması gibi) ve mütevatir haber (çok sayıda kişinin aynı şeyi bildirmesiyle oluşan kesin bilgi) verilebilir. Bağdadî, zarurî bilginin kaynağı olarak nefsin selim yapısını ve akli bir yeteneği gösterir.
Kesbî Bilgi: Kesbî bilgi ise, nazar (akıl yürütme, düşünme) ve istidlal yoluyla elde edilen bilgidir. Bu bilgi türü, çaba ve araştırmanın sonucunda kazanılır. Akıl, nakil (Kitap, Sünnet, İcma, Kıyas), duyular ve tecrübe, kesbî bilginin temel kaynaklarıdır.
Duyular: Görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma duyuları, dış dünyadan bilgi edinmenin ilk basamağını oluşturur. Ancak duyuların sınırlılıkları ve yanıltıcı olabilme ihtimalleri kelâmcılar tarafından ele alınmıştır.
Haber: Haber, bir başkasından alınan bilgidir. Haber, aktaran kişi sayısına göre mütevatir, meşhur (müstefiz) ve âhad olarak üç kısma ayrılır. Mütevatir haber, yalan üzerine birleşmeleri aklen imkânsız olan topluluklar tarafından aktarılan haber olup, kesin bilgi (ilim-i zarurî) ifade eder. Âhad haber ise tek bir kişi veya az sayıda kişi tarafından aktarılan haber olup, kesin bilgi sağlamaz, ancak zann-ı galip (baskın kanaat) oluşturabilir.
Akıl (Nazar): Akıl, duyu verilerini işleyen, mantıkî çıkarımlar yapan ve evrensel gerçekliklere ulaşan bir bilgi kaynağıdır. Kelâmcılara göre akıl, özellikle metafizik konularda ve Allah'ın varlığı, birliği gibi temel inanç esaslarında bilgi elde etmede önemli bir rol oynar.
Tecrübe: Bireysel deneyimler ve gözlemler yoluyla elde edilen bilgilerdir. Tecrübe, duyu ve aklın birlikte işleyişiyle oluşan bir bilgi kaynağıdır.
Vahiy/İlham: İslam düşüncesinde vahiy, peygamberlere Allah tarafından gönderilen bilgi olup, en kesin ve güvenilir bilgi kaynağı olarak kabul edilir. Bazı mutasavvıflar ise ilhamı da bir bilgi kaynağı olarak değerlendirmişlerdir. Ancak kelâmcıların çoğu ilhamı kesin bilgi kaynağı olarak görmemiştir.
Bağdadî, zarurî bilginin kesinliğine vurgu yaparken, kesbî bilginin de akıl yürütme ve delillerle desteklenmesi gerektiğini belirtir. Ona göre, teklif (ilahi yükümlülük), kesbî bilgi ile ilişkilidir. Allah hakkındaki bilgimiz kesbî bir bilgidir. Teklifin geçerli olabilmesi için kişinin bilgi sahibi olması gerekir. Ancak sadece bilgi teklif için yeterli değildir; teklif, Allah'ın emriyle meydana gelir. Teklifin olmaması durumunda ise kişiye iyi veya kötü fiillerinden dolayı ecir veya ceza verilmez.
Bilginin Alanı ve Değeri
İslam kelâmında bilginin alanı ve değeri, farklı bilgi türlerinin birbiriyle ilişkisi, Yaratan ve yaratılan açısından ilmin mahiyeti ile bilginin üstünlüğü ve teklif ile ilişkisi gibi konular çerçevesinde ele alınmıştır.
Bilgi Türlerinin Birbiriyle Bilinmesi: Zarurî bilgilerin kesbî olarak, kesbî bilgilerin ise zarurî olarak bilinmesi mümkündür. Örneğin, duyusal bir algı olan görmek (zarurî bilgi), bir objeyi inceleyerek o obje hakkında yeni bilgiler edinmeye (kesbî bilgi) yol açabilir. Aynı şekilde, bir konuyu kesbî olarak öğrenen bir kişi, zamanla o bilginin bazı yönlerini kendisi için zarurî hale getirebilir.
Yaratan ve Yaratılan Açısından İlim: Allah'ın ilmi, yaratılanların ilminden farklıdır. Allah'ın ilmi illiyete (sebep-sonuç ilişkisine) bağlı değildir; O, her şeyi doğrudan ve eksiksiz bilir. Kulların ilmi ise mahduttur (sınırlıdır) ve ancak Allah'ın dilediği kadarını idrak edebilirler. Allah'ın bilgisi mükemmel ve nihayetsizdir.
Bilgi ve Tefâdül (Üstünlük): Bilgi kaynakları ve türleri arasında bir üstünlük hiyerarşisi bulunmaktadır. Duyular aracılığıyla elde edilen bilgiler en temel seviyededir. Kesbî bilgiler, akıl yürütme ve delillerle desteklendiği için duyusal bilgilerden daha kapsamlıdır. Akıl ve nakil (vahiy), bilginin en üst düzey kaynakları olarak kabul edilir. Vahiy, kesin ve yanıltıcı olmayan bilgi kaynağı olması sebebiyle, aklın da üzerinde bir değere sahiptir. Bununla birlikte, akıl, vahyi anlamak ve yorumlamak için vazgeçilmez bir araçtır.
Bilgi ve Teklif: Teklif, Allah'ın insanlara yüklediği dini ve ahlaki sorumluluklardır. Teklifin sahih olabilmesi için kişinin teklif edilen konuya dair bilgi sahibi olması gerekir. Ancak bilgi, teklifin tek şartı değildir; teklif, Allah'ın emriyle meydana gelir ve ilahi iradenin bir sonucudur. Bilgi sahibi olmak, kişinin sorumluluklarını yerine getirmesi için bir ön koşuldur. Örneğin, Allah'ın varlığı ve birliği hakkındaki kesbî bilgi, imanın ve ibadetlerin temelini oluşturur. Teklifin olmaması durumunda ise kişiye iyi veya kötü fiillerinden dolayı ecir veya ceza verilmez.
Bilgi ve Kader: İslam kelâmında bilgi ve kader ilişkisi de önemli bir tartışma konusudur. Allah'ın ilmi, gelecekteki olayları ve insanların fiillerini kapsar. Ancak bu, insanın irade özgürlüğünü ortadan kaldırmaz. Kelâmcılara göre Allah'ın ilmi, şeylerin olacağı gibi olduğunu bilmesidir; bu durum, şeylerin zorunlu olarak öyle olmasını gerektirmez. Dolayısıyla Allah'ın ilmi, kaderi belirlemez, aksine kaderi kuşatır. Önemli Şahsiyetler ve Yaklaşımlar
İslam kelâmında bilgi teorisi alanında önemli katkılarda bulunmuş ve farklı ekollerin görüşlerini temsil etmiş pek çok âlim bulunmaktadır.
Teftâzânî'de Bilgi Teorisi
Teftâzânî (ö. 792/1390), İslam düşüncesinde felsefe ile kelâmın etkileşiminin yoğunlaştığı bir dönemde yaşamış önemli bir kelâmcıdır. Onun bilgi problemine yaklaşımı, Eş'arî ve Mâtürîdî ekollerinin görüşleriyle karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Teftâzânî, kelâm sistemini felsefenin metodolojisiyle birleştirmeye çalışmıştır. Bilgi edinme yolları olarak duyuları, aklı ve haberi kabul eden Teftâzânî, özellikle nazar (akıl yürütme) ve istidlale büyük önem vermiştir. Ona göre hakikate ulaşmanın yolu, önermelerden sonuçlar çıkarma yani kıyas metodunu kullanmaktır. Teftâzânî, bilginin kesinliği konusunda şüpheciliğe karşı durmuş ve zarurî bilgilerin varlığını savunmuştur. Bilginin Allah'ın bir sıfatı olması ve insan ilminin sınırlılığı gibi kelâmî meseleler de onun eserlerinde yer bulmuştur.
Ebu Mansûr Abdulkâhir el-Bağdadî'nin Bilgi Teorisi
Ebu Mansûr Abdulkâhir el-Bağdadî (ö. 429/1037), Eş'arî kelâm ekolünün sistemleşmesinde önemli rol oynamış bir âlimdir. Hayatı ve ilmi kişiliği, eserleri ve kelâmî görüşleri, özellikle bilgi teorisi üzerine yaptığı katkılarla ön plana çıkmaktadır. Bağdadî, "Usûlü'd-Dîn" adlı eserinde bilgi teorisine geniş yer vermiştir. O, bilgiyi "bilinen şeyin hakikatini olduğu gibi idrak etme" olarak tanımlar. Bilgiyi kadîm (ezelî) ve muhdes (sonradan meydana gelen) olarak ikiye ayıran Bağdadî, Allah'ın ilminin kadîm, kulların ilminin ise muhdes olduğunu belirtir. Bilginin kaynaklarını zarurî ve kesbî olmak üzere ikiye ayırır. Zarurî bilgileri duyular, bedihî hakikatler ve mütevatir haber olarak sıralarken, kesbî bilgiyi akıl yürütme ve istidlal yoluyla elde edilen bilgi olarak açıklar. Bağdadî, teklif (dini yükümlülükler) ile bilginin ilişkisine de değinerek, teklifin sahih olması için kişinin bilgi sahibi olması gerektiğini vurgular. Ayrıca, bilginin değeri ve türleri arasındaki üstünlük farklarını da incelemiştir.
Hüseyin Atay'ın Bilgi Teorisi (İlmin İmkânı)
Hüseyin Atay, ilim yapmanın insanı diğer canlılardan ayıran temel bir özellik olduğunu belirtir. Ona göre, şüphe, ilmin ve araştırmanın başlangıcıdır. Şüpheci yaklaşım, doğru bilgiye ulaşmak için bir motivasyon kaynağı olabilir. Atay, inancın varlığını ispat etmenin ilimle ilişkisine dikkat çeker. İlmin, insanın varlık ve yaratılış hakkındaki sorularına cevap arayışında önemli bir araç olduğunu ifade eder.

