Bu madde henüz onaylanmamıştır.
Kardak Krizi
Önsöz
Kardak krizi 1995’te başlayan Türkiye ile Yunanistan arasında geçen, Ege krizinin bir parçasıdır. Türk bandıralı bir yük gemisinin iki adet kayacığa oturması sonucu olaylar baş göstermiştir. Yunanistan’ın bir Türk gemisine yardım etmesinden rahatsız olan Türkiye Cumhuriyeti kendi yardımını göndermiştir. Bunun üzerine Kardak kayalıklarını sahiplenerek bayrak diken ve kayalıklara asker çıkartan Yunanistan ateşe barutla giderek olayın büyümesine vesile olmuştur.
Yunanistan’ın hareketi sonucu Türkiye’nin, kayalıkların etrafına savunma birliklerini göndermesiyle ortam gerilmiştir. ABD’nin araya girmeye çalışmasıyla birlikte dönemin Başbakanı Tansu Çiller telefonları açmamış ve alınan bir karar sonrası Yunanistan askerlerinin bulunduğu kayalıklara deniz altından bir operasyon gerçekleştirerek adaya Türk bayrağını dikmiştir. Bu gelişmeler sonrası iki ülkede ABD tarafından anlaşmaya çağrılmış fakat Yunanistan’ın anlaşmayı geçiştirmesi sonucu başka bir kriz patlak vermiştir. Böylece Kardak krizi, Ege krizi adı altında yer edinmiş ve olay çözülmemek üzere tozlu sayfalar arasında kalmıştır.
Giriş
Kardak krizi 1995’te başlamış ve Türkiye ile Yunanistan devletinin savaşa girmesine ramak bırakan olaydır. İki ülkenin sık sık karşı karşıya geldiği zamanlar olmuştur fakat Kardak krizi, iki ülkeyi de çok ciddi bir şekilde savaşın eşiğinden döndürmüştür. Asıl olayların başladığı nokta kod adı ile Ege krizidir. Yunanistan’ın kuruluşundan itibaren küçük kardeş gibi Türkiye’den sürekli oyuncak almaya çalışan Yunanistan’ın ortalığı fazlasıyla karıştırdığı görülmüştür. Bu olaylar karşısında Türkiye kimi zaman barışçıl kimi zaman ise kendisinin ne kadar ileri gidebileceğini gösteren politikalar izlemiştir. Kardak krizinde de başarılı bir politika izleyerek yerine göre davranmış ve olayların kendisinin istediği ilerlemesine yol açmıştır.
Ege Krizi
Yunan ulusal devletinin oluşumu 1820’lerden başlayan Ege krizi günümüzde hala devam eden bir sorundur【1】 . Türkiye ile Yunanistan arasında geçen bu sorunlar ilk defa Yunanistan’ın ortaya çıkışı ile meydana gelmiştir. Yunanistan Devleti, Osmanlıya baş kaldırarak Ege sularında hak iddia ediyordu. Özellikle bir nokta koyarak Ege sorunu buradan başladı diyemeyiz fakat 1829 yılında Edirne barış antlaşması ile birlikte Osmanlı Hükümeti’nin bağımsız bir Yunan hükümeti oluşmasını kabul etmesiyle resmileştiğini söyleyebiliriz【2】 .
İçinde birçok ayrı konuya ayrılan Ege sorunlarından en önemlileri; hava sahası, kıta sahanlığı kara suları ve son olarak Ege adalarını silahlandırılmasıyla ilgili sorunlardır. İki devletin kimi zaman torpil patlasa savaşa gireceği durumlar olmuştur. Kimi zaman ise normal sayılabilecek hatta bazı durumlarda ise gayet faydalı sayılabilecek olaylardan iki devlet çok zaman karşı karşıya gelmiştir. İki devlet arasında gerçekleşen bu sorunlar için birkaç ülke zaman zaman araya girmiş ve bazı görüşmeler yapılmış, fakat ne yazık ki bu görüşmeler sadece anı sakinleştirmiştir.
1820’lere dayandığını söylediğim bu Ege sorunları hala günümüzde maalesef devam etmektedir. Yayımlanan Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı bilgilerine göre Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye ve Yunanistan arasındaki deniz sınırının hala belirlenmediğini belirtmiş, adaların 1923 Lozan Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması sebebiyle silahsızlandırıldığını belirtmiştir【3】 . Bunun üzerine Yunanistan’ın antlaşmaları ihlal ettiğini ve adaların 1960’tan beri silahlandırıldığını söylemiştir.
Birbirlerinin sınırları içerisine 1 metreden fazla girilse bile olay çıkaran bu iki devlet Ege Krizi konusunda oldukça hassastır. Asıl konumuz olacak Kardak krizi sorununun da sebebi tam olarak buna benzetilebilir. Kaza yapan bir Türk gemisine yardıma giden Yunanistan’a tepki olarak, Türkiye Cumhuriyeti kendi arama kurtarma ekiplerini göndermiş ve olaylar buradan şekillenmeye başlamıştır.
Kıbrıs Harekâtı
Kıbrıs barış harekâtı bahsettiğimiz Ege krizinde büyük bir rol oynamaktadır. Ege ile alakası olmayan bir coğrafi konumda gerçekleşen bu olay, İki ülkenin arasındaki ilişkiye bakış atmamızı sağlar. İki ülkenin Kıbrıs da gerilmesi ve bir geçmişi olması, Kardak krizinde de olayların nasıl şekilleneceğinin bir ön izlemesidir.
Yakın tarihimizde gerçekleşen Kıbrıs barış harekâtı da Ege krizi sebeplerinden dolayı gerçekleşmiştir. Kardak krizinden önce yaşanan bir olay olduğundan, Kardak krizini anlamak için buraya biraz odaklanmakta da fayda var. Osmanlının Kıbrıs’a asker çıkarması ile Kıbrıs 1571’de Osmanlı Devleti’ne bağlanmıştır【4】 . Fakat 19.yy. sonlarında Çarlık Rusya ve İngiltere’nin saldırıları sonucu 4 Haziran 1878 tarihinde Kıbrıs’ın idaresi İngiltere’ye bırakılmıştı. Bu gelişmeler sonrası Yunanistan Kıbrıs için zaman zaman hak talep edecek ve İngiltere’nin teklifi sonucu bu amacına ulaşmak için bir adım atacaktı. İngiltere, Yunanistan’ın kendi safhasında savaşa katılması sonucu Kıbrıs’ı Yunanistan’a hediye edeceğini belirtmişti. Türkiye ise bu adayla fazla uğraşmayarak kendisine karşı tavır alınmamasını istemiştir.
Lozan Barış Anlaşması sonucu Türkiye Kıbrıs’ı İngilizlerin eline bırakan maddeyi tanımış sayılmaktadır. Bu madde sonucu Kıbrıs’ın İngiliz hükümetine katılışı ve adada bulunan Türk halkının isterse İngiliz uyruğunu elde ederek Kıbrıs’ta kalabileceği belirtilmektedir. Türk uyruğu ile kalan vatandaşlar ise adayı terk etmek durumunda bırakılacaktı. Zaman zaman adada bulunan Türkler kongreler düzenlemişlerdir ve bunun sonucunda baskı ve şiddetlere maruz kalmışlardır.
15 Ocak 1950 yılına geldiğimizde Yunanistan Kıbrıs adasının hükmü için ilk faaliyetini gerçekleştirmiş ve Halk arasında yönetiminin Enosis’e geçmesi için bir oylama başlatmıştır【5】 . Oylama sonucu %96’lık bir kısım Enosis lehine oy vermiştir fakat İngiltere bunu kabul etmeyerek Yunanistan’a karşı çıkmıştır. Yunanistan 1954 yılında Birleşmiş milletlere başvurmuştur ve bu sırada da Kıbrıs Türklerine şiddet eylemleri başlamıştır. Bu gelişmeler sonucu Türkiye Cumhuriyeti o dönem NATO birliğine girmeyi amaçladığından dolayı bu olaylara sessiz kalmıştır.
Yunanistan’ın reddedilen başvuruları sonrası adada şiddet girişimleri başlamış ve bir örgütlenme oluşmuştur. İşin nihayetinde Yunanistan’ın 15 Temmuz 1974’te bir darbe girişiminde bulunmuş ve başarılı olmuştur. O dönem olayları takip eden Türk Hükümeti, 20 Temmuz 1974’te Türk Ordularıyla adaya müdahale etmişlerdir【6】 . Ardından 14 Ağustos 1974’te ikinci müdahale gerçekleşmiş ve Türkiye Cumhuriyeti bu konudaki tavrını geç de olsa sonunda göstererek adanın Kuzey kısmını ele geçirmiştir. Günümüzde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak adlandırılan bu ada, Türkiye Cumhuriyeti’nin sabrının zorlanması sonucu ne kadar ileri gidebileceğini ve ne gibi sonuçları göze alabileceğinin göstergesiydi.
Kardak Krizi
Yukarıda anlatıldığı gibi Kardak krizinin bir geçmişi var ve olayların asıl başlangıç noktası uzun yıllara dayanıyor. Kardak krizi ise, 25 Aralık 1995 yılında Figen Akad isimli bir Tür bandıralı geminin, Kardak adıyla anılan kayalıklara oturması sonucu ile olaylar burada başlıyor【7】 . İki küçük kayacık olan Kardak kayalıkları kendisinin küçük olduğunu unutup Türkiye ve Yunanistan arasında büyük bir problem yaratacaktı. Türk bandıralı yük gemisinin yaptığı yardım çağrısına Yunanistan cevap verdi ve bir arama kurtarma çalışması başlatıldı. Bu durumdan hoşnut olmayan Türk hükümeti Ankara’dan gönderilen bir not ile, Yunan botlarının Türk sınırlarını taciz ettiğini belirterek yardımlarını protesto etti【8】 . Atina’dan gelen cevap ile birlikte, Atina adı geçen kayalıkların kendisine ait olduğunu söyleyerek itiraz etti ve arama kurtarma yetkisinin de kendisine ait olduğunu belirtti. İki ülke arasında yaşanan bu atışmalar sonrası gerilim arttı ve basın yoluyla da ateşlendirildi. Türk Dışişleri Bakanlığı ve Yunan Büyükelçiliği’nin istişaresi sonrası Figen Akad gemisi bir Türk şirket tarafından kurtarılmıştı【9】 .
Olayları takiben bir grup Yunanlı Kardak kayalıklarına Yunan Bayrağı dikmişti. Ardından Hürriyet Gazetesi muhabirleri tarafından bu bayrak indirilerek yerine Türk bayrağı dikildi. Türk bayrağının adaya dikilmesi ile birlikte ilk askeri operasyon başladı, Yunan deniz ve hava güçleri alarma geçirildi ve 29 Ocak’ta yeniden Yunan bayrağı dikildi【10】 . Dönemin başbakanı Tansu Çiller’in “O Bayrak iner, o asker gider” sözleriyle Yunanistan’a mesajını vermişti【11】 . Ardından Türk orduları Yunan orduları karşısına yerleşmiş, olası bir olumsuzluk karşısında hazır bekliyordu. Tarihler 30 Ocak 1996’yı gösterdiğinde Kardak kayalıklarının ikincisinin boş bırakılması sonrasında, Türk Deniz kuvvetlerini görevlendirerek Kardak kayalıklarına çıkarma yapma fikri ortaya atıldı fakat sadece fikir olarak kalmıştı. İki adet kaya parçası artık bir güç gösteri meselesi olmuştu【12】 . Kardak’ı alan Ege sınırlarını çizecekti. Türkiye Hükümeti, Yunanistan’ın askerlerini çekmesi için uyarıda bulunarak 24 saatlik bir bekleyişe girdi. Dönemin önemli komutanları ile bir toplantı yapılarak devamında ne yapılacağı konuşuldu ve 31 Ocak gecesi askeri adaya çıkarma fikri mantıklı gelmişti ve bu yönde karar alınmıştı【13】 . Gece 12 sularında Gümüşsuyu’ndan harekete geçen su altı komando timleri botlar ile adaya ilerliyordu. Adaya varan su altı komando timleri, Yunan bayrağını indirip Türk bayrağını adaya asmışlardı【14】 .
Yunanistan bu küçük düşürücü durum karşısında bir toplantı düzenleyerek saldırgan bulunabilecek çözümler konuşuyordu. Toplantıda konuşulan seçeneklerden bir tanesi Kardak kayalıklarını bir kenara bırakıp Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı bir savaş açmaktı.
İki ülke arasında çıkan bu gerginliğe ABD başkanı Clinton devreye girerek iki ülkenin de arasını bulmaya çalıştı. Yapılan temaslar sonucu kayalıklardan bayraklar indirildi ve askerler geri çekildi【15】 . Türkiye ve Yunanistan, adanın kendilerine ait olduğu konusunda resmi tezler açıklayarak hukuksal bir yol izlemeye başlamışlardı. Taraflar karşılıklı yayınlamalar yaparak egemenliğin kendilerine ait olduğunu savunuyorlardı. O dönemlerde de adeta bunalımda olan Türkiye Devletinde, siyasette ciddi sıkıntılar yaşanıyor ve ciddi bir istikrarsızlık sağlanıyordu.
İstikrarsız bir hükümet gidişatı olsa da Türkiye Cumhuriyeti’nde asıl konu asla değişmemiş, konu asla hafife alınmamıştı. Ortak amaç Kardak kayalıklarından geçiyordu her seferinde. Bir kayalıktan daha çok milli bir gurur meselesine dönmüştü bir iki kayalık. Yeni seçilen Başbakan Mesut Yılmaz ile Türkiye daha barışçıl politikalar beraberinde mantıklı hareket ediyordu.
Yunan Başbakan Smith elindeki Avrupa Birliği kozunu kullanmayı tercih etti. Bir süre sonra ise Avrupa Birliği komisyonu, Yunanistan ile dayanışmada olduğunu belirtti ve Başbakan Smith böylece amacına ulaşmış oldu. Yunanistan ile dayanışma halinde olduğunu belirten Avrupa Birliği aynı zamanda, Avrupa Birliğinin güney sınırlarının Yunanistan olduğunu ve Türkiye’nin, Avrupa Birliği sınırlarında bir tehdit oluşturduğunu bildirdi【16】 . Bu söylemler tabii ki Türkiye Cumhuriyeti’ni rahatsız etti. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği iletişime geçerek Yunanistan’ın amacının farklı olduğunu belirtti. Yunanistan’ın tek bir sorunu olmadığını, karasularından hava sahasına kadar uzanan çeşitli sorunlar ile sürekli bir polemik oluşturmaya çalıştığını belirterek, Yunanistan yandaşlı Avrupa Birliğine karşı bir savunma oluşturdular.
Ardından Başbakan Mesut Yılmaz 24 Mart 1996 tarihinde Türkiye’nin yaşanan olaylar sonrası hedeflerini açıkladı【17】 . Bu hedefler;
Bu hedeflerin üstüne de Ankara’nın iki komşu arasında yapılacak dostluk veya iş birliği antlaşma görüşmesine hazır olduğunu belirtmiştir. Açıklanan hedefler ile Avrupa Birliği görüşleri değişmeye başlamıştı. Gayet barışçıl bir politika izleyen Mesut Yılmaz, Yunanistan’ın elindeki tek kozu da elinden almıştır. Sonrasında ise Mesut Yılmaz, bu hedeflere ulaşmak için izlenecek yol olarak öncelikle Türkiye ile Yunanistan arasında ön koşulsuz görüşmelerin başlatılmasını ve Yunanistan ile yürütülecek görüşmelerde mutabakata varılması durumunda sorunun özelliklerine göre: arabulucuk, hakemlik ve Uluslararası Adalet Divanı’na başvurulmasını istemiştir.
Mesut Yılmaz’ın politikası sonrasında Yunanistan Avrupa Birliği’nin daha önceden söylediği, Türkiye Avrupa Birliği’nin sınırlarını tehdit ediyor sözlerini tekrarlamış ve Türkiye’yi Avrupa Birliği ile karşı karşıya getirmeye çalışmıştır. Mesut Yılmaz’ın başarılı barışçıl politikası sayesinde Türkiye, Avrupa Birliği ile karşı karşıya gelme ihtimalini ortadan kaldırarak önemli bir yol kattetmiştir.
Elinde daha fazla koz bulunduramayan Yunanistan savunma bakanı Türkiye’ye karşı terör yanlısı sözler ile beraber, Türkiye’yle sorunları bulunan Rusya, Ermenistan, Bulgaristan, Irak ve İran gibi ülkelerle askeri iş birliği yapmak istediğini. Ardından da Suriye ile iş birliği içinde olduklarını belirtmiştir【18】 . Bu sözleriyle Türkiye’yi yalnızlaştırmaya çalışan Yunanistan savunma bakanı, Yunanistan iç politikacıları tarafından yoğun eleştiriye maruz kalmasına sebep oldu ve savaş yanlısı olduklarını göstererek olumsuz bir politika ilerletti.
27 Nisan tarihinde iki ülke ilk defa KE1 toplantısı için Bükreş’e gitti【19】 . Bükreşteki toplantıda Türkiye Dışişleri Bakanı Emre Gönansay ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Theodoros Pangalos bulunuyordu【20】 . Toplantı sonucunda NATO’nun Berlinde yapacağı toplantıda yeniden buluşma kararı aldılar. Fakat Bükreş’te alınan bu karar Yunanistan tarafından bu kongrenin yapılmayacağı açıklandı, gerekçe olarak ise Yunanistan hükümeti Türkiye Cumhuriyeti içinde bulunan siyasal karışıklığı belirtiyordu.
Türkiye Cumhuriyeti ABD’nin olaylara el atması sonrası ne kadar barışçıl bir politika izlemiş olsa da bu yöntemlerine bir cevap bulamamıştı. Bunun sonucunda Haziran’da başlayacak yeni bir krizin kapısını açan Türkiye Cumhuriyeti, Ege krizini Akdeniz’e taşıyarak Gavdos adasına asker çıkarttı. Böylece Kardak Krizi, Gavdos Adası krizine dönerek gözleri diğer tarafa çekmeye sebep oldu.
Bir Türk gemisinin yardım çağrısı üzerine meydana gelen Kardak krizi, Türkiye’de hükümetin, halkın, basının ve milli duyguların devreye girmesiyle birlikte bir gurur meselesi haline dönüşmüştür. Yunanistan’ın sergilediği ters tavırlar sonrası Türkiye’nin, Kardak kayalıklarında Asker bulunmasına rağmen Yunan bayrağını indirip Türk bayrağı asması çok ciddi bir başarıdır. Öyle olacak ki Yunanistan hükümeti de bu olaylar sonrası oldukça eleştirilmiştir【21】 . Dünya basınında da ses uyandıran bu olayın anlaşmalar sonucu çözülmesi beklenirken başka olayların tetiklenmesiyle birlikte, Ege krizi sayfalarının arasında yerini sessiz sedasız almıştır.
Aradan 28 yıl geçmiş olmasına rağmen Kardak Kayalıklarının kime ait olduğu konusu hala bir tartışma konusudur. İki ülke arasında yaşanan gerginlik gereği olsa gerek; bu kayalıklara ne Türk ne de Yunan bayrakları asılıyor. Ara sıra bölgede balık avlayan Türk ve Yunan balıkçılar arasında çıkan anlaşmazlıklar, karşı karşıya gelen Türk ya da Yunan sahil koruma botları tarafından gideriliyor.
Fakat ne olursa olsun günümüzde çok konuşulmayan bu ada, zamanında Türkiye’nin sınırları için ne kadar ileri gidebileceğini göstermiş güzel bir örnektir. Günümüzde hala devam eden Ege krizi, Kardak Krizinde belki çözüme kavuşturulabilirdi fakat Yunanistan’ın isteği sadece daha fazlasını elde etmekti ve bu yüzden de görüşmeler aksadı. Ege krizi günümüze kadar ulaştı ve daha ne kadar devam eder bilinmez fakat iki ülkenin de bir gün yeniden Ege Krizine odaklanacağı aşikardır.
[1]
Bilal N. Şimşir, “Ege Sorunu Cilt 1,” (Türk Tarih Kurumu Basımevi: 1989) 13.
[2]
Bilal N. Şimşir, “Ege Sorunu Cilt 1,” 17.
[3]
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “Başlıca Ege Denizi Sorunları” www.mfa.gov.tr/baslica-ege-denizi-sorunlari.tr.mfa
[4]
Hasan Yılmaz, “KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI VE SONUÇLARI,” İnönü Üniversitesi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi 6, (2017) 87-98.
[5]
Hasan Yılmaz, “KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI VE SONUÇLARI,” 87-98.
[6]
Hasan Yılmaz, “KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI VE SONUÇLARI,” 87-98.
[7]
Melek Fırat, "Yunanistanla İlişkiler,” Türk Dış politikası Cilt 2 1980-2001, ed. Baskın Oran (İstanbul: İletişim Yayınları, (2002), 464.
[8]
Melek Fırat, "Yunanistanla İlişkiler,” Türk Dış politikası, 464.
[9]
Ali Gök, “Türkiye Yunanistan Arasında Güvenlik ikilemi ve Silahlanma Yarışı: Kardak ve Doğu Akdeniz Krizleri,” Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi 9, (2022) 978.
[10]
Melek Fırat, "Yunanistanla İlişkiler,” Türk Dış politikası, 465.
[11]
Milliyet Gazetesi, “Adaya Baskın,” 31.01.1996. gazetearsivi.milliyet.com.tr/liste?tarih=1996.02.01
[12]
32. Gün Arşivi Kardak Krizi 1996
[13]
32. Gün Arşivi Kardak Krizi 1996
[14]
Milliyet Gazetesi, “Adaya Baskın,” 31.01.1996. gazetearsivi.milliyet.com.tr/liste?tarih=1996.02.01
[15]
Melek Fırat, "Yunanistanla İlişkiler,” Türk Dış politikası, 464-465.
[16]
Melek Fırat, "Yunanistanla İlişkiler,” Türk Dış politikası, 465.
[17]
Melek Fırat, "Yunanistanla İlişkiler,” Türk Dış politikası, 465.
[18]
Melek Fırat, "Yunanistanla İlişkiler,” Türk Dış politikası, 465.
[19]
Melek Fırat, "Yunanistanla İlişkiler,” Türk Dış politikası, 465.
[20]
Melek Fırat, "Yunanistanla İlişkiler,” Türk Dış politikası, 465.
[21]
Melek Fırat, "Yunanistanla İlişkiler,” Türk Dış politikası, 465.