+1 Daha
Kriyobiyoloji, düşük sıcaklıkların canlı hücreler, dokular ve organizmalar üzerindeki etkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Bu alan, biyolojik materyallerin dondurulması, saklanması ve çözülmesi süreçlerinde meydana gelen değişimleri kapsar. Hücre içi ve hücre dışı buz oluşumu, osmotik etkiler ve membran yapısındaki değişiklikler temel inceleme konuları arasında yer alır. Kriyobiyoloji, hücre, gamet, embriyo, doku ve organların düşük sıcaklıklarda korunmasına yönelik süreçleri ele alır ve kriyoprezervasyon uygulamalarının bilimsel temelini oluşturur.

Lazzaro Spallanzani (look and learn)
Kriyobiyolojinin tarihsel gelişimi, düşük sıcaklıkların biyolojik materyaller üzerindeki etkilerinin gözlemlenmesi ile başlamıştır. Mikroskobun geliştirilmesiyle birlikte 17. yüzyılda sperm hücrelerinin gözlemlenmesi mümkün hale gelmiş ve düşük sıcaklıklarda bu hücrelerin hareketliliğini koruyabildiği belirlenmiştir. 1776 yılında Lazzaro Spallanzani, sperm hücrelerinin düşük sıcaklıklara maruz kaldıktan sonra yeniden hareket kazanabildiğini göstermiştir.【1】
19. yüzyılda düşük sıcaklıkların biyolojik materyallerin korunmasında kullanılabileceğine ilişkin görüşler ortaya konmuştur. Paolo Mantegazza, sperm hücrelerinin düşük sıcaklıklarda belirli süreler canlı kalabildiğini gözlemlemiş ve bu hücrelerin saklanabileceğini ifade etmiştir.【2】 Aynı dönemde gliserolün tanımlanması, ilerleyen çalışmalarda kriyoprotektan olarak kullanılmasının temelini oluşturmuştur.
20. yüzyılın ilk yarısında yapılan çalışmalar, biyolojik materyallerin düşük sıcaklıklarda saklanmasına yönelik deneysel bulgular sağlamıştır. 1938 yılında sperm hücrelerinin vitrifiye edilebildiği gösterilmiştir. 1940’lı yıllarda dondurulan sperm hücrelerinin çözülme sonrasında canlılık gösterebildiği belirlenmiştir.【3】
1949 yılında gliserolün kriyoprotektan özelliğinin keşfedilmesi ile birlikte modern kriyoprezervasyon çalışmaları başlamıştır.【4】 Bu gelişmenin ardından farklı memeli türlerine ait sperm hücreleri dondurulmuş ve saklanmıştır. 1952 yılında dondurulmuş sperm kullanılarak canlı doğum elde edilmiştir.【5】
1970’li yıllarda embriyo kriyoprezervasyonu alanında gelişmeler kaydedilmiş ve 1972 yılında fare embriyolarının çok düşük sıcaklıklarda saklanabildiği gösterilmiştir. 1980’li yıllarda vitrifiye yöntemi geliştirilmiştir. 1990’lı yıllardan itibaren özellikle fare spermatozoonlarının dondurulmasına yönelik yöntemler üzerinde çalışmalar yürütülmüştür.【6】
Kriyobiyoloji, biyoprezervasyon ve biyobanka uygulamalarıyla ilişkilendirilmiş ve hücre, doku ve organların uzun süreli saklanmasına yönelik yöntemlerin gelişimine katkı sağlamıştır.

Hücre İçi/Dışı Buz Oluşumunu Gösteren Şematik Diyagram (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)
Kriyobiyoloji, biyolojik materyallerin düşük sıcaklıklara maruz bırakılması sırasında gerçekleşen süreçleri inceler. Bu süreçler dondurma, depolama ve çözme aşamalarını kapsar. Her aşama hücre ve dokuların canlılığını etkiler. Dondurma sırasında su kristalleşir ve hücre içi ile hücre dışı ortamlarda buz oluşumu gerçekleşir. Hücre dışı buz oluşumu ozmotik dengeyi değiştirerek suyun hücre dışına çıkmasına neden olur. Hızlı soğutma durumunda hücre içinde buz kristalleri oluşabilir ve bu durum hücresel yapıları etkiler.
Hücre zarları düşük sıcaklıklara duyarlıdır. Soğutma sırasında faz değişimleri meydana gelir ve bu durum enzim aktivitelerinde değişimlere yol açar. Dondurma ve çözme süreçlerinde oluşan buz kristalleri ve yeniden kristalleşme hücresel yapıyı etkileyen başlıca mekanizmalardır. Osmotik değişimler hücre hacminde değişikliklere neden olur. Bu etkiler kriyoprotektan maddeler kullanılarak sınırlandırılmaya çalışılır.

Kriyoprezervasyon Aşamalarını Gösteren Akış Şeması (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)
Kriyoprotektanlar, dondurma ve çözme süreçlerinde hücre ve dokularda oluşabilecek hasarı azaltmak amacıyla kullanılan maddelerdir. Bu maddeler buz kristali oluşumunu sınırlar ve ozmotik dengeyi düzenler. Kriyoprezervasyon süreci; örneklerin hazırlanması, kriyoprotektanların eklenmesi, soğutma, depolama, yeniden ısıtma ve kriyoprotektanların uzaklaştırılması aşamalarını içerir. Bu aşamaların her biri hücre ve dokuların canlılığını etkiler. Kriyoprotektanların seçimi ve uygulanması önemlidir. Yüksek konsantrasyonlar hücreler üzerinde toksik etki oluşturabilir. Bu nedenle kontrollü uygulama ve işlem sonrası uzaklaştırma gereklidir.
Kriyobiyoloji, hücre, doku ve organ düzeyinde farklı özellikler gösterir. Hücreler çevre ile doğrudan temas halinde bulunduğundan dondurulup çözdürülebilir ve çözüm sonrasında işlevlerini sürdürebilir.
Doku düzeyinde kriyoprotektanların tüm hücrelere eşit şekilde ulaşamaması önemli bir sınırlılık oluşturur. Organ düzeyinde ise yapı daha karmaşıktır. Farklı hücre tiplerinin farklı sıcaklıklarda donması ve donmanın eş zamanlı gerçekleşmemesi organların korunmasını zorlaştırır. Ayrıca buz oluşumu ve kriyoprotektanların dağılımı yapısal bütünlüğü etkiler.
Kriyobiyoloji, üreme hücreleri ve dokularının dondurulması ve çözme sonrası işlevlerinin incelenmesini kapsar. Bu kapsamda sperm, oosit, embriyo ve üreme organı dokularının kriyoprezervasyonu yer alır. Spermatozoonların dondurulması genetik materyalin saklanmasında kullanılır. Oosit ve embriyoların dondurulması fertilizasyon ve gelişim süreçleri açısından değerlendirilir. Bu hücrelerin membransal yapıları donma ve çözme işlemlerine duyarlıdır. Ovaryum ve testis dokularının dondurulması fertilitenin korunmasına yönelik uygulamalar arasında yer alır.
Kriyobiyoloji, yardımcı üreme tekniklerinin uygulanmasında kullanılır. Dondurulmuş üreme hücreleri ve embriyolar suni tohumlama, embriyo transferi ve in vitro fertilizasyon yöntemlerinde değerlendirilir. Suni tohumlama yönteminde sperma dişi üreme kanalına yerleştirilir. Embriyo transferi ve in vitro fertilizasyon uygulamalarında dondurulmuş materyaller çözülerek kullanılır. Ovaryum dokusundan elde edilen hücrelerin in vivo veya in vitro ortamda değerlendirilmesi de bu kapsamda yer alır.
Kriyobiyoloji, nesli tükenme tehlikesi altındaki türlerin korunmasına yönelik yöntemleri içerir. Sperma, embriyo ve diğer biyolojik materyallerin dondurularak saklanması bu kapsamda uygulanır. Vahşi hayvan türlerinin korunmasında üreme hücrelerinin dondurulması ve saklanması kullanılmaktadır. Ayrıca doğal yaşam alanlarının korunması ve kontrollü üreme uygulamaları ile birlikte değerlendirilir. Kriyoprezervasyon teknikleri genetik kaynakların uzun süreli saklanmasına olanak sağlar.
Kriyobiyoloji, biyolojik materyallerin düşük sıcaklıklarda saklanarak araştırma, tanı ve tedavi süreçlerinde kullanılmasını kapsar.Bu alan fertilitenin korunması, hastalıkların incelenmesi, ilaç geliştirme, hücresel ve gen temelli tedaviler ile rejeneratif tıp uygulamalarında yer alır. Üreme hücreleri ve dokularının dondurulması, kemoterapi veya radyoterapi uygulanan bireylerde fertilitenin korunmasına yönelik kullanılır. Ayrıca doku ve organ nakli süreçlerinde biyolojik materyallerin saklanmasına olanak sağlar. Bu uygulamalar biyobanka sistemlerinin temelini oluşturur.
Kriyobiyoloji, düşük sıcaklıkların doku üzerindeki etkilerini inceleyerek kriyoablasyon ve kriyocerrahi uygulamalarına temel oluşturur. Kriyocerrahi, düşük sıcaklıklarla kontrollü doku hasarı oluşturmayı amaçlar. Kriyoablasyon ise dondurma ve çözme döngüleri ile doku tahribatı sağlar. Doku hasarı; buz kristali oluşumu, ozmotik değişimler ve protein yapısındaki değişimler ile ilişkilidir. Uygulamalarda soğutma hızı, sıcaklık, süre ve çözme koşulları belirleyicidir.
Kriyobiyolojik uygulamalarda hücre ve dokuların düşük sıcaklıklara duyarlılığı önemli bir sınırlılık oluşturur. Bu süreçler hücresel hasara yol açar. Kriyoprotektanların toksik etkileri ve hücrelere homojen şekilde ulaşamaması özellikle doku ve organ düzeyinde sorun oluşturur. Organların karmaşık yapısı ve farklı hücre tiplerinin farklı donma özellikleri korunmayı zorlaştırır. Farklı türler ve hücre tipleri arasında verilen yanıtın değişken olması, standart yöntemlerin geliştirilmesini güçleştirir.
Kriyobiyoloji alanındaki çalışmalar, biyolojik materyallerin düşük sıcaklıklarda daha etkin şekilde saklanmasına yönelik yöntemlerin geliştirilmesine odaklanır. Bu kapsamda kriyoprezervasyon protokollerinin optimize edilmesi ve hücresel hasarın azaltılması amaçlanır. Farklı hücre tipleri ve dokular için uygun saklama koşullarının belirlenmesi araştırma konuları arasında yer alır. Ayrıca yeniden ısıtma süreçlerinin geliştirilmesi ve büyük hacimli dokuların korunmasına yönelik çalışmalar sürdürülmektedir. Biyobanka uygulamaları ve biyolojik örneklerin uzun süreli saklanmasına yönelik teknikler de bu alandaki gelişim yönleri arasında yer alır.
[1]
Jorge M. Sztein, Toru Takeo ve Naomi Nakagata, “History of cryobiology, with special emphasis in evolution of mouse sperm cryopreservation,” Cryobiology 82, (2018): 57, https://doi.org/10.1016/j.cryobiol.2018.04.008
[2]
A.e., sf 58,
[3]
A.e., sf 58-59,
[4]
A.e., sf 57,
[5]
A.e., sf 59,
[6]
A.e., sy 59,
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Kriyobiyoloji" maddesi için tartışma başlatın
Tarihsel Gelişim
Temel İlkeler ve Mekanizmalar
Kriyoprotektanlar ve Uygulama Protokolleri
Hücre, Doku ve Organ Düzeyinde Kriyobiyoloji
Üreme Biyolojisinde Kriyobiyoloji
Yardımcı Üreme Teknikleri ile İlişkisi
Türlerin Korunması ve Genetik Kaynakların Saklanması
Tıp ve Biyomedikal Uygulamalar
Kriyoablasyon ve Kriyocerrahi ile İlişkisi
Sınırlılıklar ve Sorun Alanları
Güncel Gelişim Yönleri
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.