Bu madde henüz onaylanmamıştır.
Esselamın aleyküm Rahmetullahi ve berekatu
Ben DİYAR ERDEM ÖZEL GÜVENLIK VE KORUMA Bölüm öğrencisiyim
Cennet Vatanıma, dinime, ceddim Osmanlı'nın mirasına bağlı bir gencim, atalarım gibi bende İ'lâ-yi Kelimetullah davası güdüyorum bu, uğurda kendimi geliştirip vatanıma hizmet etmek ve bir ferd olarak elimden gelen yapan biriyim... Vesselam... 🇹🇷﷽
...............................................................................................................
İslam, sadece inançsal bir sistem değil; aynı zamanda evrenin yaratılışına, doğa yasalarına ve insanın varoluş amacına dair derin düşünceler sunan bir yol haritasıdır.
Tarihsel süreçte Müslüman bilim insanları, astronomi, tıp, matematik ve kimya gibi alanlarda çığır açan keşifler yapmışlar. Bugün ise modern bilim, Kur'an'da belirtilen bazı gerçekleri doğrulayarak dinin bilimsel bir temele dayandığını gösteriyor.
Bu projeyi hazırlarken, İslam'ın "gerici" olarak nitelendirilmesinden derin bir rahatsızlık duyuyorum.
Çünkü İslam, sorgulamayı, araştırmayı ve keşfetmeyi emreden bir dindir. Kur'an-ı Kerim, insanı evrenin sırlarını çözmeye, doğayı anlamaya ve bilimi ilerletmeye sürekli olarak teşvik eder.
Ayetler, gök cisimlerinin hareketlerinden canlıların yapısına, denizlerin akışından insanın ruhuna kadar her şeyde derinlikli ipuçları sunar.
Bu derinlik, İslam'ın gerici değil, aksine her çağda yeniliklere açık, ilerici ve insanlığa rehberlik eden bir din olduğunu kanıtlar.
Kur'an'ın derinliği, sadece bilimsel gerçeklerle sınırlı değildir; aynı zamanda ahlaki, etik ve manevi boyutlarıyla da insanı yükseltir.
İslam, bilimi ve dini birbirinden ayırmaz; aksine ikisinin de insanlık için vazgeçilmez olduğunu savunur.
Bu yüzden, İslam'ı "gerici" olarak nitelendirmek, hem tarihsel gerçekleri hem de Kur'an'ın evrensel mesajını görmezden gelmektir.
1-) Evrenin genişlemesi
Zariyat Suresi, 47. Ayet:
وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَـٰهَا بِأَيْدٍۢ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
"Gökyüzünü biz kurduk; işte biz onu genişletiyoruz."
(Zariyat 51:47)

Evrenin genişlemesi, 20. yüzyıla kadar hiçbir bilim insanı tarafından bilinmeyen bir gerçektir. Bu bilgi, Kuran-ı Kerim'de 1400 yıl önce verilmiştir. Bu, Kuran'ın insan sözü olamayacağını ve ilahi bir kaynak olduğunu gösterir.
Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimiz döneminde , evrenin genişlemesi gibi modern bilimsel gerçekler olmayacağı için . Bu bilgi, ancak ilahi bir kaynak tarafından verilebilirdi.
2-) Uzayın akışkan bir deniz gibi tasvir edilmesi
وَٱلشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ۚ ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ (38) وَٱلْقَمَرَ قَدَّرْنَٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلْعُرْجُونِ ٱلْقَدِيمِ (39) لَا ٱلشَّمْسُ يَنبَغِى لَهَآ أَن تُدْرِكَ ٱلْقَمَرَ وَلَا ٱلَّيْلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِ ۚ وَكُلٌّ فِى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ (40)
"Güneş, kendi yörüngesinde yüzer gider. Bu, güçlü ve mutlak hakîm olan Allah’ın takdiridir. Ayı da biz mertebeler tayin ettik; sonunda o da geri döner. Güneşin ayı yakalaması da uygun değildir; gece de gündüzü geçemez; hepsi bir yörüngede yüzer gider." Yasin Suresi, 38-40. Ayetler
Kuran'da kullanılan "yasbahun" (يَسْبَحُونَ) kelimesi, sadece "gitmek" veya "hareket etmek" anlamına gelmez. Arapça'da bu kelime, su içinde yüzme anlamına gelir. Balıkların veya dalgaların suyun içinde özgürce hareket etmesi için kullanılır.
"فَلَكٍ" (Felekin): Bu kelime, "yörünge", "dönme çemberi" veya "gök kubbesi" anlamına gelir. Ayetler, tüm bu cisimlerin kendi yörüngelerinde (feleklerinde) yüzdüğünü belirtir.
1400 yıl önce, bir çölde oturan bir peygamber efendimizin , evrenin yapısını "akışkan bir deniz" olarak tasvir etmesi, sadece ilahi ilhamla açıklanabilir. Modern bilim, ancak 400 yıl önce Kopernik ile başlayan devrimlerle, ardından Einstein ile bu "akışkan uzay" kavramına ulaşabilmiştir.
3-) dağların hareket ettiğini biliyor muydunuz? 7.yy da?

İnsan aklı, sadece gözlemlerine dayanarak dağların sabit olduğunu düşünürdü. Ancak Kuran, 1400 yıl önce "onlar sabittir" diyen insanların algısını çürütüp, "aslında onlar hareket eder" gerçeğini bildirmiştir.
Tektonik plaka teorisi ve dağların hareketi, ancak 20. yüzyılda bilim dünyası tarafından keşfedilmiştir. Bir peygamberin, o dönemin bilimsel imkânlarıyla ulaşamayacağı bu gerçeği, "bulutların sürüklenmesi gibi" bir benzetmeyle anlatması, ilahi bir bilgi olduğunu gösterir. Suphanallah ❤️
وَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ ۚ صُنْعَ اللَّهِ الَّذِي أَتْقَنَ كُلَّ شَيْءٍ ۚ إِنَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَفْعَلُونَ
"Sen dağları görürsün; onları sabit sanırsın; oysa onlar, bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Allah'ın işlediği şeyler böyledir. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan haberdardır." (Neml Suresi, 27:88)
4-) Bulutların ağır olduğu biliyor muydunuz 7.yy'da?
"Rüzgarları rahmetinin müjdecisi olarak gönderendir. Onlar ağır bulutları yüklendiğinde... Araf/57

Ayette geçen "ثِقَالًا" (Sikalan) kelimesi, "ağır" anlamına gelir. Kuran, bulutların sadece hafif bir gaz bulutu olmadığını, içlerinde tonlarca su barındıran ağır kütleler olduğunu belirtir.
Bir orta büyüklükteki cumulus bulutu yaklaşık 500.000 kg (500 ton) su içerir. Bu kadar ağırlıkta bir kütlenin havada asılı kalabilmesi için yükselen hava akımları gerekir. Ancak damlacıklar birleşip büyüdükçe ağırlıkları artar ve yerçekimi devreye girer. Ayet, bu "ağırlık" gerçekliğini 1400 yıl önce vurgulamıştır.
5-) ATMOSFER Basıncı Çölde deneyim şansı var mıdır??
Kimini de sapıklığa düşürmek isterse, göğsünü dar ve tıklım tıklım eder; sanki o göğe çıkıyormuş gibi..." (Enam 6:125)

Dünya'nın yüzeyinden yukarı çıktıkça atmosferin yoğunluğu ve hava basıncı azalır. 3000 metre yükseklikte basınç deniz seviyesine göre yaklaşık %70 oranında düşer. 8000 metrede (Everest zirvesi) ise basınç %30'lara kadar iner
Basınç düştükçe, ciğerlere giren oksijen miktarı azalır. Vücut yetersiz oksijene maruz kaldığında nefes almak için daha fazla çaba sarf etmek zorunda kalır. Bu durum, insanlarda nefes darlığı, göğüste sıkışma ve hava daralması hissi yaratır.
Yasadda'u fi es-semâ" (göğe çıkmaya çalışıyormuş gibi) ifadesi, o dönemin insanlarının hayal bile edemeyeceği bir fiziksel durumu, inançsızlığın yarattığı psikolojik baskıyla eşleştirerek anlatır

Hz. Muhammed (s.a.v.) döneminde insanlar, yükseklik arttıkça havanın incelip nefes almanın zorlaştığını bilmiyorlardı. Bu bilgi ancak 20. yüzyılda yapılan uçuş deneyleri ve atmosfer araştırmalarıyla kesinleşmiştir.
6-) Parmak İzi kişiye özel olduğu
Hayır! Biz, onun parmak uçlarını bile düzeltecek (eksiksiz tamamlayacak) kudrete sahibiz." (Kıyamet 75:3-4)

Modern bilim, her insanın parmak uçlarındaki deri çizgilerinin (ridgeler) dünya üzerinde iki kişi için bile aynı olmadığını kanıtlamıştır.
Bu çizgiler, anne karnındayken (yaklaşık 6. ayda) oluşur ve asla değişmez. Ölüm sonrası ceset çürüse veya yakılsa bile, bu çizgilerin yapısı yok olmaz.
Allah, insanın en küçük parçasını bile unutmaz. Parmak uçlarındaki o mikroskobik çizgiler, Allah'ın yaratılışındaki mükemmelliğin bir işaretidir.
7-) Anne karnında 3 karanlık evre
"O, sizi bir tek kişiden yarattı. Sonra ondan eşini (Hz. Âdem'den Havva'yı) var etti. Sonra sizi annelerinizin karnında üç karanlık perdenin içinde yaratıp biçimlendirdi." (Zümer 39:6)

Modern embriyoloji, insan fetüsünün anne karnındaki gelişimi sırasında üç ana koruyucu katmandan geçtiğini doğrular. Hz. Muhammed (s.a.v.) döneminde bu konuda hiçbir tıbbi bilgi yokken, Kuran bu üç katmanı "üç karanlık perde" olarak tanımlar
8-) YALANCILAR? Yalanın kaynağını öğrenmek ister misin?
"Onlar (günahkarlar), Allah'ın rahmetinden ümit kestiler mi? Hayır! Onları yakalamak için onların perçemlerinden (alınlarından) tutacağız."

7. yüzyılda insanlar, beynin farklı bölgelerinin farklı görevleri olduğunu bilmiyordu. Hatta bazı düşünürler kalbin düşündüğünü sanıyordu. Ancak Kuran, "perçem" (alın) kelimesini kullanarak, insanın irade ve karar merkezinin orada olduğunu ve günah işleyenlerin bu merkezinin onlara karşı tanık olacağını belirtir.
Modern nörobilim, ön beynin (frontal lobun) ahlaki kararlar, planlama ve kişilik kontrolünden sorumlu olduğunu kanıtlamıştır. Kuran, bu bilgiyi 1400 yıl önce "perçem" kavramıyla vermiştir.
9-) BITKILERIN CİNSİYETİ mi olur (7.yy)
"O (Allah), yeryüzünü sizin için bir döşek yaptı; üzerinde sizin için yollar açtı ve gökten su indirdi. Bu suyla çiftler halinde (erkek ve dişi) çeşitli bitkiler çıkardık." (Taha 20:53)

Modern Botanik: 18. yüzyılda (Carl Linnaeus'un çalışmalarıyla) bilim dünyası, bitkilerin çoğunun erkek (polen) ve dişi (yumurta) üreme hücrelerine sahip olduğunu keşfetmiştir.
Eski Dönem Bilgisi ise 7. Yüzyılda insanlar, bitkilerin çoğunun cinsel organları olduğunu veya tozlaşma için erkek ve dişi yapıların gerekli olduğunu bilmiyordu. Genellikle bitkilerin "kendiliğinden" ortaya çıktığı veya sadece "topraktan çıktığı" sanılırdı.
Kuran ise Bitkileri "ezvac" (çiftler) olarak nitelendirerek, onların da cinsel üreme mekanizmasına sahip olduğunu belirtmiştir. Bu bilgi, o dönemin insanlarının hayal bile edemeyeceği bir biyolojik gerçektir.
"Şetta" (Çeşitli) İfadesi
Ayette geçen "şetta" kelimesi, bitkilerin çeşitliliğini vurgular. Her bitki türünün kendi eşeyli yapısı ve üreme yöntemi vardır. Bu çeşitlilik, Allah'ın yaratılışındaki mükemmelliği gösterir.
10-) 3.derece yanma sonucunda acıyı hisetmememiz? 7.yy şartlarını düşünün çöl???
"Şüphesiz ki, bizatihi âyetlerimizi yalanlayanlar (kâfirler) cehennem ateşine atılacaklardır. Onların derileri her yakılıp döküldüğünde (piştiğinde), onlara başka deriler verilir ki azabı tadıp dursunlar. Şüphesiz Allah, Aziz'dir, Hakim'dir." (Nisa 4:56)

Kur'an-ı Kerim’in Nisa Suresi 56. ayetinde yer alan ifadeler, modern tıp ve dermatoloji verileriyle çarpıcı bir uyum içerisindedir. Ayetteki en dikkat çekici nokta, azabın sürekliliği vurgulanırken bireyin "toptan yeniden yaratılmasından" değil, spesifik olarak "derilerin değiştirilmesinden" (beddelnâhum culûden) bahsedilmesidir.
Modern tıp biliminin yanık derecelendirmeleri bu ifadedeki hikmeti açıkça ortaya koymaktadır:
Ağrı Reseptörlerinin Rolü: İnsan vücudunda acı ve ağrı hissini algılayan sinir uçları (reseptörler) büyük oranda deri tabakasında bulunur.
3. Derece Yanık Gerçeği: Ağır yanık vakalarında (3. derece), deriyle birlikte bu sinir uçları da tamamen yanıp tahrip olduğu için sinir iletimi kesilir ve kişi artık acı hissedemez hale gelir.
ayette, "Onları tekrar diriltiriz" gibi genel bir ifade yerine özellikle "derilerini değiştiririz" denilmesi, acı hissinin merkezinin deri olduğu gerçeğine doğrudan bir atıftır. Yaratıcı, acı mekanizmasının devam etmesi için anatomik bir zorunluluk olan "sağlam deri" ihtiyacını bu şekilde vurgulamaktadır.
7.yüzyılın tıbbi imkanlarıyla bilinmesi imkansız olan bu "sinir-acı" ilişkisinin, ayette doğrudan deri katmanı üzerinden tarif edilmesi, Kur'an'ın insan biyolojisiyle olan mucizevi uyumunu gözler önüne sermektedir.
11-) ATMOSFER ( KORUYAN GÖRÜNMEZ KALKAN)
Gökyüzünü de korunmuş bir tavan halinde yarattık. Böyle iken inkârcılar, gökyüzünde ilâhî kudret ve azameti gösteren bunca delil ve mûcizeyi görmek istemiyor, onlardan yüz çeviriyorlar. Enbiya Suresi 32.ayet

Kur'an-ı Kerim’in evrensel mesajları, modern bilimsel keşiflerle yan yana getirildiğinde son derece çarpıcı gerçekler ortaya koymaktadır. Bu noktada Enbiya Suresi 32. ayette geçen "Biz gökyüzünü korunmuş bir tavan (sakfen mahfûzâ) yaptık" ifadesi, üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken bir mucizeyi barındırır.
Bilindiği üzere dünya, uzayın zorlu koşullarına karşı üç temel koruma katmanıyla donatılmıştır :
Atmosfer: Uzaydan gelen milyonlarca meteoru sürtünme yoluyla yok ederek yeryüzündeki yaşamı korur.
Van Allen Kuşakları: Dünyanın manyetik çekirdeği sayesinde oluşan bu kalkan, Güneş'ten gelen ölümcül radyasyonu ve plazma patlamalarını uzaya geri yansıtır.
Ozon Tabakası: Güneş'in zararlı ultraviyole ışınlarını süzerek biyolojik dokuların zarar görmesini engeller.
Eski toplumlar gökyüzünü sadece durağan bir boşluk olarak nitelendirirken, Kur'an'ın 7. yüzyılda gökyüzünü aktif bir "koruma sistemi" olarak tanımlaması dikkat çekicidir.
Bilim insanlarının ancak 20. yüzyılda keşfedebildiği bu katmanların, asırlar öncesinden "Sakfen Mahfûzâ" (Korunmuş Tavan) olarak adlandırılması, tesadüfle açıklanamayacak kadar net bir bilimsel işarettir.
Yaratıcı'nın hem insan bedenindeki deri tabakasını bir savunma hattı olarak kurması hem de yaşadığımız gezegeni atmosferik kalkanlarla kuşatması, evrendeki kusursuz nizamın birer yansımasıdır
12-) Göğüna 7 tabaka olması??
Yedi kat göğü birbiriyle uyum içinde tabaka tabaka yaratan O’dur. Rahmân’ın yaratmasında hiçbir düzensizlik göremezsin. Haydi, çevir gözünü de bak, bir kusur, bir çatlaklık görebilecek misin? Mülk Sûresi 3. Ayet

Özellikle Mülk Suresi 3. ayette geçen "O, yedi göğü tabaka tabaka (tıbâkan) yaratandır" ifadesi, gökyüzünün birbiri üzerine binmiş, farklı özelliklere sahip katmanlardan oluştuğunu açıkça bildirmektedir.
Modern bilim dünyası, ancak 20. yüzyılda gelişmiş teknolojik cihazlar sayesinde atmosferin tek bir kütleden oluşmadığını, aksine farklı kimyasal özelliklere ve sıcaklıklara sahip yedi temel tabakadan meydana geldiğini keşfetmiştir
Troposfer
Stratosfer
Mezosfer
Termosfer
Ekzosfer
İyonosfer
Manyetosfer (Van Allen Kuşakları
Enbiya Suresi 32. ayette "korunmuş tavan" vasfı, bu yedi katmanlı yapının bir bütün olarak dünyadaki yaşamı nasıl muhafaza ettiğini tamamlar niteliktedir. Gökyüzünün sadece "mavi bir boşluk" sanıldığı asırlar öncesinde, onun tabakalardan oluştuğunun ve bu tabakaların koruyucu bir işlev üstlendiğinin bildirilmesi, Kur'an'ın ilmi derinliğini ortaya koyan en somut örneklerden biridir
"...Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi kırıp geçmesin (la yahtimennekum)." Neml suresi /18

Ayetin orijinalinde geçen "yahtimenne" fiili, Arapçada "ezilmek" değil, daha çok cam gibi sert ve kırılgan bir maddenin "kırılması, parçalanması" anlamında kullanılır.
Karıncalar, yumuşak dokulu canlıların aksine basınç altında "ezilmezler"; dış iskeletleri cam veya porselen gibi sert bir yapıya sahip olduğu için yüksek bir ağırlık altında "kırılırlar"
7. yüzyılda bir karıncanın anatomik yapısının "kırılgan" bir iskeletten oluştuğunu bilmek imkansızken, Kur'an'ın tam da bu biyolojik gerçeğe uygun bir fiil seçmesi, onun her şeyi bilen bir yaratıcıdan geldiğinin çok zarif bir kanıtıdır... Suphanallah
14-) Kalp düşünür mü??
"...Onların, kendisiyle AKLETTİKLERİ (Düşündükleri/Akıl yürüttükleri) kalpleri vardır..." Hac Suresi 46. Ayet:

Bilim dünyasının yüzyıllarca sadece mekanik bir pompa olarak gördüğü kalbin, aslında 1990'larda keşfedilen 40.000 nöronluk bağımsız sinir ağıyla "düşünen" bir merkez olduğunun kanıtlanması müthiş bir detay.
Kur'an'ın asırlar öncesinden "akleden kalp" ifadesini kullanması, kalbin bu nörolojik donanımını ve beyne emir gönderebilen yapısını tam olarak karşılıyor. Özellikle kalp nakli olanların hücresel hafıza yoluyla eski sahibinin duygularını devralması, hafızanın sadece beyinde değil kalpte de depolandığını gösteren çok güçlü bir kanıt.
15-) Demir'in indirildiğini ve dünyada olmadığını biliyor muydunuz?
Biz peygamberlerimizi apaçık delillerle gönderdik ve insanların adâleti ayakta tutmaları için beraberlerinde de kitabı ve adâlet terazisini indirdik. Bir de kendisinde büyük bir kuvvet ve insanlara birçok fayda bulunan demiri indirdik. Allah, bütün bunları, görmedikleri halde kendisine ve peygamberlerine yardım edenleri ortaya çıkarmak için size verdi. Şüphesiz Allah çok kuvvetlidir, karşı gelinemez bir kudrete sahiptir. Hadid/25

Hadid Suresi 25. ayet, demirin gökten indirildiğini ve insanlığa hem sert bir güç hem de faydalar verildiğini belirtir. Bu ifade, demirin dünyada değil, süpernova patlamaları gibi evrensel olaylarla uzaydan geldiğini kanıtlayan modern bilimsel bulgularla binlerce yıl önce örtüşen mucizevi bir haber niteliğindedir. Demirin sadece savaşta değil, barış, sağlık ve teknoloji alanlarında da medeniyetin inşasında kilit rol oynadığı vurgulanır. Bu bağlamda demir, evrenin bize sunduğu zorlukları aşmamızı sağlayan kutsal bir nimettir.
BURAYA KADAR OKUDUĞUN İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM, HİÇ ŞÜPHESİZ BEN HER İNSANIN RABBİNİ TANIMASINI İSTERİM, BİZİ BU KADAR NİMETLERLE RIZIKLANDIRIRKEN, BİZİM ONA İBADET ETMEYİŞİMİZ BÜYÜK BİR NANKÖRLÜK OLURDU BU PROJEYİ BANA İLHAM EDEN RABBİME HAMDOLSUN, ESSELAMIN ALEYKÜM RAHMETULLAHİ VE BEREKATU ❤️