+2 Daha
Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) kavramı, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ile uluslararası hukuk literatürüne girmiş, kıyı devletine başta balıkçılık, enerji, maden gibi deniz kaynaklarını araştırma, kullanma ve yönetme haklarını kapsayan deniz yetki alanı kavramıdır.【1】
MEB kavramı, 1982 BMDHS’ye göre coğrafi olarak; Bir kıyı devletinin karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz mili yani yaklaşık 370 km genişliğe kadar uzanabilmektedir.【2】 BMDHS’nin 55 ve 75. maddeleri arasında vurgulandığı üzere; MEB ilgili devlete deniz yatağının üzerindeki sular, deniz yatağı ve toprak altındaki canlı veya cansız kaynakların araştırılması, işletilmesi, muhafazası ve yönetilmesi üzerinde tam egemen haklar meydana getiren özel bir deniz hukuk bölgesidir.【3】
Deniz hukuku, milletlerarası hukukun en eski konularından birisidir. Milletlerarası deniz hukukunun temel kaynağı esasında örf ve adet hukukudur.【4】 Deniz hukukuna yazılı bir biçim vermek amacıyla yapılan ilk resmi kodifikasyon girişimi Milletler Cemiyeti çerçevesinde 1930 yılında La Haye’de gerçekleştirilmiştir.【5】 Bu girişim, karasularının genişliği konusundaki görüş ayrılıklarının uzlaştırılamaması nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Deniz hukukunda ikinci kodifikasyon girişimi Birleşmiş Milletler çerçevesinde 1947 yılında başlatılmıştır.【6】 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 21 Kasım 1947 tarihli kararıyla kurulan Milletlerarası Hukuk Komisyonu, 12 Nisan 1949 tarihindeki ilk toplantısında Karasuları ve Açık Denizler Hukuki Rejimi'ni kodifikasyona uygun konular arasında kabul etmiştir. Komisyonun 1950-1956 yılları arasındaki çalışmaları sonucunda hazırlanan antlaşma taslağı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na sunulmuştur.【7】
24 Şubat ile 27 Nisan 1958 tarihleri arasında Cenevre’de toplanan Birinci Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı, bu tasarı üzerinde çalışarak deniz hukukuyla ilgili dört konvansiyon kabul etmiştir. Bu metinler; Karasuları ve Bitişik Bölge Konvansiyonu, Açık Denizler Konvansiyonu, Kıta Sahanlığı Konvansiyonu ile Açık Denizlerde Balıkçılık ve Canlı Kaynakların Korunmasına Dair Konvansiyon olmuştur.【8】 1958 Cenevre Konvansiyonları deniz hukukunda önemli belgeler haline gelmiş olsa da, karasularının genişliği konusunda bir anlaşmaya varılamamıştır. Bu eksikliği gidermek amacıyla 1960 yılında düzenlenen İkinci Deniz Hukuku Konferansı da karasularının genişliği ve balıkçılık sınırları konusunda bir sonuca ulaşamamıştır.【9】
1958 ve 1960 konferanslarının ardından, değişen teknolojik ve siyasi şartlar nedeniyle 1974 yılında üçüncü bir deniz hukuku konferansına ihtiyaç duyulmuştur.【10】Bu ihtiyacın temel nedenleri arasında; karasularının genişliği konusundaki belirsizlik, takımada devletlerine ait deniz alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin hüküm eksikliği, gelişen derin deniz madenciliği teknolojisi karşısında kıta sahanlığı dış sınırı ilkelerinin yetersiz kalması ve milletlerarası toplumun yapısında sömürgecilik sonrası meydana gelen değişimler yer almaktadır.【11】 20 Haziran 1974 tarihinde Karakas'ta başlayan ve 10 Aralık 1982 tarihinde Montego Bay'de imzaya açılan Üçüncü Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (BMDHS) kabulüyle sonuçlanmıştır. Bu sözleşme, deniz alanlarına ilişkin konuları bir bütün olarak düzenleyen "paket" yaklaşımını benimsemiştir.【12】
Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) kavramı, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan ve kıyı devletine denizler üzerinde egemen haklar sağlayan bir kavramdır. MEB kavramının gelişimindeki ilk aşamalardan biri Eylül 1945 tarihli Truman Bildirisi olarak kabul edilmektedir.【13】 ABD, bu bildiri ile kıta sahanlığında bulunan deniz yatağı altındaki ve üzerindeki kaynakların kullanım hakkının ABD hükümetine ait olduğunu ilan etmiştir. Bu girişimin temel gayesi, gelişen teknoloji ile birlikte deniz altından çıkarılabilir hale gelen petrol ve diğer cansız kaynakların sahiplenilmesidir.【14】 Truman Bildirisi'ni takiben 23 Temmuz 1947'de Şili ve 1 Ağustos 1947'de Peru, kıta sahanlığına ek olarak 200 deniz millik bir deniz alanı üzerinde egemenlik ve koruma bölgeleri ilan etmişlerdir.【15】
MEB kavramının olgunlaşmasında rol oynayan bir diğer etken, sayısı giderek artan balıkçılık bölgesi ilanları olmuştur. 1958 Cenevre Konferansı'nda balıkçılık bölgeleri konusunda uzlaşma sağlanamamasına rağmen birçok ülke tek taraflı olarak bu tür bölgeler ihdas etmiştir.【16】 Ayrıca, Santo Domingo Deklarasyonu ile ilk kez resmi olarak kullanılan "miras denizi" (patrimonial sea) kavramı, kıyı devletinin kıyılarına bitişik su kütlesi, deniz yatağı ve toprak altındaki doğal kaynaklar üzerinde münhasır haklara sahip olduğu deniz alanı şeklinde tanımlanmıştır.【17】 Benzer şekilde, 1972 yılında Kamerun'da toplanan Afrika Ülkeleri Deniz Hukuku Semineri'nde de kıyıların ötesinde ekonomik yetkilere dayanan deniz alanları kurulması fikri benimsenmiştir.【18】
Kavramın küresel bir nitelik kazanması, 1960 yılında BM Genel Kurulu’nun yayımladığı "Sömürge Altındaki Ülkelere ve Halklara Bağımsızlık Verilmesi Hakkındaki Bildiri" sonrası bağımsızlık kazanan devletlerin talepleriyle hızlanmıştır. Yeni bağımsız devletler, siyasi bağımsızlıklarını ekonomik bağımsızlıkla desteklemek amacıyla denizlerdeki doğal kaynaklar üzerinde hak iddia etmişlerdir.【19】 Denizlerdeki canlı ve cansız kaynakların tükenmeye başlaması, bu kaynakları ele geçirme mücadelesini ve devletlerarası gerilimleri artırmıştır. Bu ekonomik ve siyasi baskılar sonucunda, 200 deniz millik miras denizi talep eden ülkeler ile kıyı devletinin yetkilerinin kısıtlanmasını isteyen devletlerin taleplerini dengeleyen MEB kavramı, 1982 BMDHS ile pozitif hukuk kuralı olarak uluslararası hukuka girmiştir.【20】
Kıta sahanlığının bir hukuk kavramı olarak ortaya çıkışı, 28 Eylül 1945 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Truman tarafından yayınlanan 2667 sayılı bildiri ile gerçekleşmiştir.【21】 Bu bildiri ile Amerika Birleşik Devletleri, kıta sahanlığı sınırları dahilinde bulunan deniz yatağı altındaki ve üzerindeki tüm kaynakların Amerika Birleşik Devletleri'ne ait olduğunu ilan etmiştir.【22】 Truman Bildirisi'nin temel gerekçesi, gelişen teknoloji sayesinde deniz altından çıkarılabilir hale gelen petrol ve mineral kaynaklarının sahiplenilmesidir.【23】 Bildiri, karasularının ötesindeki deniz alanlarına ilişkin ilk kapsamlı hak iddiası olarak kabul edilmekte ve komşu devletlerle yapılacak sınırlandırma işlemlerinin hakkaniyet ilkelerine göre yapılacağını öngörmektedir.【24】
Truman Bildirisi'ni takiben 1946 ve 1947 yıllarında Meksika ve Arjantin hükümetleri benzer yönde bildirilere imza atarak kendi kıta sahanlıkları üzerinde hak iddia etmişlerdir.【25】 23 Temmuz 1947 tarihinde Şili, yayınladığı bir başkanlık bildirisi ile kıta sahanlığının yanı sıra bu alanın üzerindeki 200 deniz millik su tabakasını da kapsayan bir egemenlik alanı tesis ettiğini duyurmuştur. Şili'nin bu girişimi, bölgenin ülkesel bir statüye sahip olmadığını, sadece doğal kaynakların korunması ve işletilmesine yönelik bir yetki kullanımını amaçladığını belirtmiştir.【26】 Benzer şekilde Peru, 1 Ağustos 1947 tarihinde kıyıdan 200 deniz miline kadar uzanan bir deniz alanında seyrüsefer serbestliğini engellemeyen bir koruma, saklama ve araştırma bölgesi kurmuştur.【27】 Bu erken dönem uygulamaları, karasuları genişliğinin uluslararası alanda 3 mil olarak kabul edildiği bir dönemde, kıyı devletlerinin ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla açık deniz alanlarını sınırlama eğilimini ortaya koymuştur.【28】
1950'li ve 60'lı yıllarda denizlerdeki canlı ve cansız doğal kaynakların hızla tükenmeye başlaması, devletleri karasuları dışındaki balıkçılık faaliyetlerini düzenlemeye sevk etmiştir.【29】 Münhasır ekonomik bölge rejiminin öncüsü kabul edilen "miras denizi" (patrimonial sea) kavramı, özellikle Latin Amerika devletleri tarafından geliştirilmiştir.【30】 Bu kavramın gündeme geldiği konferanslarda, 200 millik bir alanda karasularındaki gibi bir rejimin uygulanmasına karşı çıkılmış; bunun yerine kıyı devletinin ekonomik çıkarlarını ve karasularını koruyan miras denizi yaklaşımı desteklenmiştir. 1952 tarihli Santiago Deklarasyonu ile 200 millik deniz alanı iddiası desteklenmiş, ancak bu alandaki geçiş hakları konusunda farklı yaklaşımlar ortaya çıkmıştır.【31】 1972 tarihli Santo Domingo Deklarasyonu'nda miras denizi; kıyı devletinin kıyılarına bitişik sularda, deniz yatağında, toprak altında ve kıta sahanlığında bulunan doğal kaynakların araştırılması, işletilmesi ve muhafazası üzerinde münhasır haklara sahip olduğu deniz alanı olarak tanımlanmıştır.【32】
Münhasır ekonomik bölge kavramının küresel bir nitelik kazanması, 1960 yılında BM Genel Kurulu tarafından yayınlanan "Sömürge Altındaki Ülkelere ve Halklara Bağımsızlık Verilmesi Hakkındaki Bildiri" sonrası bağımsızlık kazanan devletlerin talepleriyle hızlanmıştır.【33】 Yeni bağımsız devletler, siyasi bağımsızlıklarını ekonomik bağımsızlıkla desteklemek amacıyla denizlerdeki doğal kaynaklar üzerinde hak iddia etmişlerdir.【34】 "Münhasır Ekonomik Bölge" terimi ilk kez 1971 yılında Afrika-Asya Hukuki Danışma Komitesi'nin Kolombo'daki toplantısında Kenya temsilcisi tarafından önerilmiştir. 1972 yılında Kamerun'da düzenlenen Afrika Ülkeleri Deniz Hukuku Semineri'nde kıyıların ötesinde ekonomik yetkilere dayanan deniz alanları kurulması fikri benimsenmiş ve 1973 Addis Ababa toplantısında bölgesel destek bulmuştur.【35】
Münhasır ekonomik bölge kavramı, 1973 yılında başlayan ve 1982 yılına kadar süren Üçüncü Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı'nın en temel müzakere konularından biri olmuştur.【36】 Konferansta kurulan ikinci komite; karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge gibi alanların hukuki rejimlerini düzenlemekle görevlendirilmiştir.【37】 Müzakereler sırasında, 200 deniz millik miras denizi talep eden devletler ile açık denizlerdeki seyrüsefer ve uçuş serbestisinin korunmasını isteyen denizci devletler arasında tartışmalar yaşanmıştır.【38】 MEB, bu iki karşıt görüşü dengeleyen, kıyı devletine ekonomik haklar tanıyan ancak diğer devletlerin ulaştırma serbestilerini koruyan "kendine özgü" (sui generis) bir rejim olarak tasarlanmıştır.【39】
10 Aralık 1982 tarihinde Montego Bay'de imzaya açılan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ile MEB, uluslararası deniz hukukunun ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.【40】 Sözleşmenin 55. maddesi, MEB'i karasularının ötesinde ve bu sulara bitişik, özel bir hukuki rejime tabi olan bölge olarak tanımlamış; 57. madde ise genişliğinin karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz milini aşamayacağını hükme bağlamıştır.【41】 Bu düzenleme ile balıkçılık kotalarını belirleme ve canlı kaynakları yönetme hakkı münhasıran kıyı devletinin yetki alanına girmiştir.【42】
Münhasır ekonomik bölge uygulaması, 1982 Sözleşmesi'nin kabulünden dahi önce devlet uygulamalarının yaygınlaşmasıyla hızla bir teamül (örf ve adet) hukuku kuralına dönüşmüştür.【43】 1974 yılında Uluslararası Adalet Divanı, karasuları ötesinde balıkçılık bölgeleri ilan edilmesinin genel kabul gören bir uygulama olduğunu belirtmiştir.【44】 1970'li yılların ikinci yarısından itibaren devletlerin büyük çoğunluğunun tek taraflı olarak 200 deniz millik bölge ilan etmesi sonucunda, MEB kavramı BMDHS'den bağımsız bir teamül kuralı niteliği kazanmıştır.【45】 Birleşmiş Milletler verilerine göre, 1994 yılına gelindiğinde 88 devlet 200 deniz millik münhasır ekonomik bölge ilan etmiş durumdadır.【46】
Türkiye, 1982 BMDHS'ye taraf olmamasına rağmen, sözleşmenin teamül hukukuna dönüşen hükümlerini benimsediğini ve uyguladığını beyan etmiştir.【47】 Bu kapsamda Türkiye, 5 Aralık 1986 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Karadeniz'de 200 deniz millik MEB ilan etmiş ve Sovyetler Birliği ile 1987 yılında yapılan mektup teatisi ile kıta sahanlığı sınırlarının MEB sınırı olarak kabulü konusunda anlaşmıştır.【48】 Günümüzde MEB, özellikle Doğu Akdeniz gibi zengin hidrokarbon yataklarının bulunduğu bölgelerde kıyıdaş devletlerin hayati stratejik çıkarlarını temsil eden küresel bir yetki alanı standardı haline gelmiştir.【49】
Münhasır Ekonomik Bölge (MEB), karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz mili genişliğe kadar uzanan, kıyı devletine deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yatağında ve toprak altında bulunan canlı ve cansız doğal kaynaklar üzerinde ekonomik haklar tanıyan kendine özgü bir deniz alanı rejimidir.【50】 MEB kavramı, kıta sahanlığı haklarını da içermekle birlikte, su tabakasındaki canlı kaynakların yönetimi ve diğer ekonomik faaliyetleri de kapsayan daha geniş bir yetki alanını ifade etmektedir.【51】
1982 BMDHS'nin 55. maddesi uyarınca MEB, karasularının ötesinde ve bu sulara bitişik, sözleşmede düzenlenen özel bir hukuki rejime tabi olan bölgedir.【52】 Kıyı devleti bu bölgede deniz yatağı üzerindeki suların, deniz yatağının ve bunun toprak altının canlı ve cansız doğal kaynaklarının araştırılması, işletilmesi, muhafazası ve yönetimi konularında egemen haklara sahiptir. Ayrıca kıyı devletine sudan, akıntılardan ve rüzgardan enerji üretimi gibi bölgenin ekonomik amaçlı araştırılmasına ve işletilmesine yönelik diğer faaliyetler üzerinde de egemen haklar tanınmıştır.【53】 Sözleşme hükümlerine göre kıyı devleti bölgede yapay adalar ve tesisler kurma, deniz bilimsel araştırmaları yapma ve deniz çevresinin korunması ve muhafazası hususlarında yetki sahibidir.【54】
Münhasır Ekonomik Bölgenin genişliği, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz milini aşamaz. Kıyıları karşılıklı olan iki devlet arasındaki mesafenin 400 deniz milinden az olduğu durumlarda sınırlandırma işleminin hakkaniyet ilkelerine uygun bir çözüme ulaşmak amacıyla anlaşma ile yapılması gerekmektedir.【55】 Kıta sahanlığı, kara ülkesinin deniz altındaki doğal uzantısı olarak ilan edilmeksizin başlangıçtan itibaren (ab initio) ve kendiliğinden (ipso facto) mevcut iken; MEB haklarının kazanılması için niyet belirten bir ilan ve bildirim prosedürü şarttır. BMDHS'nin 75. maddesi uyarınca kıyı devletleri MEB sınırlarını gösteren haritaları veya coğrafi koordinat listelerini uygun biçimde yayımlamak ve bunların bir nüshasını Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'ne deklare etmekle yükümlüdür.【56】
Münhasır Ekonomik Bölge uygulaması, devlet uygulamalarının yaygınlaşması sonucunda 1982 Sözleşmesi'nin kabulünden önce dahi bir örf ve adet (teamül) hukuku kuralı niteliği kazanmıştır.【57】 Birçok hukukçu ve uluslararası mahkeme kararı, genel örf ve adet hukukunun tüm kıyıdaş devletlere 200 deniz millik MEB ilan etme yetkisi verdiğini kabul etmektedir. Bu hukuki statü nedeniyle 1982 BMDHS'ye taraf olmayan Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye gibi devletler de kendi deniz yetki alanlarında MEB ilanında bulunmuşlardır.【58】 Türkiye, sözleşmeye taraf olmamasına karşın sözleşmenin teamül hukukuna dönüşen hükümlerini benimsediğini, Karadeniz'de 200 deniz millik MEB ilan ederek ve ilgili sınırlandırma anlaşmalarını yaparak göstermiştir.【59】
Münhasır Ekonomik Bölge (MEB), kıyı devletine karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz miline kadar uzanan alanda belirli hak ve yetkiler tanıyan özel bir hukuki rejimdir.【60】 Bu bölge kıyı devletinin tam egemenliği altında değildir; ancak devletin ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla doğal kaynaklar üzerinde egemen haklar ve belirli konularda yargı yetkisi tesis edilmiştir. Kıyı devleti, bu alandaki haklarını kullanırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken diğer devletlerin hak ve ödevlerini de gözetmekle mükelleftir.【61】 MEB rejimi kapsamında kıyı devletinin yetkileri ekonomik, idari ve yargısal olmak üzere üç temel kategoride toplanmaktadır.【62】
Kıyı devleti, münhasır ekonomik bölge içerisindeki deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yatağında ve toprak altında bulunan canlı ve cansız tüm doğal kaynakların araştırılması, işletilmesi, muhafazası ve yönetimi konularında egemen haklara sahiptir.【63】 Cansız kaynaklar kapsamında deniz yatağı ve toprak altındaki madenler, mineraller ve hidrokarbon (petrol ve doğal gaz) yatakları yer almaktadır.【64】 Canlı kaynaklar ise su kütlesindeki balık türlerini ve deniz tabanıyla sürekli temas halindeki sedanter organizmaları içermektedir. Bu haklar kıyı devletine, söz konusu kaynakların ekonomik olarak değerlendirilmesi sürecinde münhasır bir yetki alanı sağlamaktadır.【65】
Canlı kaynakların yönetimi çerçevesinde kıyı devleti, kendi MEB'inde avlanabilecek "kabul edilebilir toplam av miktarını" (kota) belirleme yetkisine sahiptir. Bu belirleme sürecinde devlet, canlı kaynakların aşırı işletme sonucu biyolojik olarak tehlikeye düşmesini önlemek amacıyla bilimsel verilere dayalı uygun muhafaza ve yönetim tedbirlerini almakla yükümlüdür.【66】 Kıyı devleti, bölgedeki canlı kaynaklardan azami sürdürülebilir verimi elde edecek seviyeleri korumak için uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapar.【67】 Eğer kıyı devletinin kendi avlanma kapasitesi belirlenen toplam kotadan az ise, "kapasite fazlası" olarak tanımlanan miktar için diğer devletlerin avlanmasına anlaşma yoluyla izin verilir.【68】 Bu tahsisat yapılırken sahili bulunmayan veya coğrafi bakımdan elverişsiz devletlerin çıkarları ve bölgedeki geleneksel balıkçılık hakları dikkate alınır.【69】
Kıta sahanlığı ve MEB rejimleri, deniz yatağı ve toprak altındaki cansız kaynaklar bakımından örtüşmektedir. Ancak MEB rejimi, su tabakasındaki canlı kaynakların (balık stokları) yönetimini de kıyı devletinin münhasır yetkisine vererek kıta sahanlığından daha geniş bir ekonomik yetki alanı oluşturmaktadır. Kıyı devletinin bu alandaki egemen hakları, yabancı gemilerin izinsiz balıkçılık faaliyetlerini engelleme ve denetleme yetkisini de içermektedir. Balıkçılık düzenlemelerinin ihlali durumunda kıyı devleti; gemiye çıkma, muayene etme, tutuklama ve yargılama yetkilerini kullanabilir.
Kıyı devletine, MEB sahasının ekonomik amaçlarla araştırılması ve işletilmesine yönelik "doğal kaynaklar dışındaki" diğer faaliyetler üzerinde de egemen haklar tanınmıştır. Bu yetkiler özellikle deniz suyundan, akıntılardan ve rüzgârdan enerji üretimi gibi teknolojik ve ekonomik faaliyetleri kapsamaktadır. Bu düzenleme ile kıyı devleti, sadece mevcut biyolojik veya mineral zenginlikleri değil, bölgenin sahip olduğu tüm yenilenebilir enerji potansiyelini de münhasıran değerlendirme imkânına sahip olur.【70】
Söz konusu enerji üretim faaliyetleri; rüzgâr türbinlerinin kurulumu, dalga enerjisi santrallerinin tesisi ve akıntıdan yararlanan jeneratör sistemlerinin işletilmesini içermektedir. Bu tür faaliyetler için gerekli olan yapıların inşası ve yönetimi de kıyı devletinin iznine ve denetimine tabidir. Kıyı devleti, bu ekonomik haklarını kullanırken bölgedeki uluslararası seyrüsefer ve uçuş serbestisine engel olmamaya dikkat etmelidir.【71】
Kıyı devleti, münhasır ekonomik bölge içerisinde ekonomik veya bilimsel amaçlı yapay adalar, tesisler ve yapılar kurma, bunların kurulmasına izin verme ve işletilmesini düzenleme konusunda münhasır yetkiye sahiptir. Bu yapılar üzerindeki yetki; gümrük, maliye, sağlık, güvenlik ve muhaceret (göç) konularındaki kanun ve kuralların uygulanmasını kapsamaktadır. Bölgede inşa edilen platformlar ve tesisler üzerinde yargı yetkisi münhasıran kıyı devletine aittir.【72】
Yapay adalar, tesisler ve yapılar uluslararası hukukta "ada" statüsünde kabul edilmezler. Bu yapılar kendilerine özgü karasularına sahip değildir ve mevcudiyetleri kıta sahanlığı veya MEB sınırlarının belirlenmesini (sınırlandırmayı) etkilemez.【73】 Kıyı devleti, hem tesislerin hem de seyrüseferin emniyetini sağlamak amacıyla bu yapıların etrafında genişliği 500 metreyi aşmayan emniyet bölgeleri tesis edebilir. Tüm gemiler bu emniyet bölgelerine uymak ve bu bölgelerin yakınında genel kabul görmüş uluslararası seyrüsefer kurallarına riayet etmekle yükümlüdür.【74】
Tesislerin kurulumu önceden duyurulmalı ve varlıkları denizciler için uygun işaretlerle belirtilmelidir. Terk edilmiş veya işletilmesine son verilmiş tesislerin, deniz trafiği ve çevre güvenliği açısından tamamen kaldırılması esastır; kaldırma işlemi sırasında uluslararası standartlara uyulmalıdır. Yapay adalar ve tesisler, uluslararası ulaşım için hayati önem taşıyan ve herkesçe tanınmış deniz yollarına engel teşkil edecek şekilde kurulamaz.【75】
1982 BMDHS, deniz alanlarındaki kaynak paylaşımında adaleti sağlamak amacıyla sahili bulunmayan (land-locked) ve coğrafi bakımdan elverişsiz (geographically disadvantaged) devletlere MEB’deki canlı kaynaklardan yararlanma hakkı tanımıştır.【76】 Bu haklar, Sözleşme’nin 69. ve 70. maddelerinde düzenlenmiş olup, hakkaniyet esaslı bir paylaşım modeline dayanmaktadır. Söz konusu devletler, aynı alt-bölge veya bölgedeki kıyı devletlerinin MEB sahalarında bulunan canlı kaynakların "kapasite fazlasının" işletilmesine katılma hakkına sahiptir.【77】
Sahili bulunmayan devletler, coğrafi olarak deniz kıyısına sahip olmayan ülkeleri ifade etmektedir. Bu grupta yer alan devletler şu şekilde listelenmiştir:
Coğrafi bakımdan elverişsiz devletler ise; kapalı veya yarı kapalı denizlere kıyısı olan, sahil şeridi çok kısa olan veya nüfusunun besin ihtiyacını karşılamak için bölgedeki diğer devletlerin MEB’lerine bağımlı olan ülkelerdir. Bu grupta; Cezayir, Etiyopya, Gambiya, Mısır, Sudan, Kamerun, Zaire, Jamaika, Singapur, Belçika, Bulgaristan, Finlandiya, Almanya, Yunanistan, Hollanda, Polonya, Romanya, İsveç, Bahreyn, Irak, Ürdün, Kuveyt, Katar, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye yer almaktadır.【78】
Bu iki grup devletin MEB’deki canlı kaynaklara erişim hakkı belirli şartlara bağlanmıştır. Öncelikle, kıyı devletinin kendi avlanma kapasitesini belirlemesi ve bu kapasitenin belirlenen toplam av kotasından (kabul edilebilir toplam av miktarı) düşük olması gerekmektedir. Ortaya çıkan bu "kapasite fazlası", ilgili devletler arasında yapılacak ikili veya bölgesel antlaşmalarla dezavantajlı devletlere tahsis edilmektedir. Tahsisat yapılırken; kıyı devletinin balıkçılık topluluğunun çıkarları, dezavantajlı devletin geleneksel balıkçılık hakları ve ilgili toplumların besin ihtiyaçları dikkate alınmaktadır. Gelişmiş sahilsiz veya elverişsiz devletler, bu haklarını kural olarak sadece aynı bölgedeki gelişmiş kıyı devletlerinin MEB sahalarında kullanabilmektedir.【79】
Sözleşme’nin 71. maddesine göre, ekonomisi çok büyük ölçüde kendi MEB’indeki canlı kaynakların işletilmesine bağlı olan kıyı devletleri, bu kaynakları diğer devletlerle paylaşmak zorunda bırakılmamıştır. Ayrıca, dezavantajlı devletlere tanınan bu yararlanma hakları, üçüncü bir devlete veya bu devletin uyruklarına devredilemez; ancak ilgili tarafların rızasıyla teknik veya mali yardım amacıyla iş birliği yapılabilmektedir. Uygulamada bu hükümlerin işletilmesi, kıyı devletinin rızasına ve yapılacak antlaşmaların şartlarına bağlı olduğundan, dezavantajlı devletlerin hakları büyük ölçüde bölgesel iş birliğine dayalıdır.【80】
Üçüncü devletlerin MEB üzerindeki hak ve yükümlülükleri, bu deniz alanının "uluslararası ortak kullanım" ile "kıyı devletinin ekonomik önceliği" arasında kurulan hassas dengesini yansıtmaktadır. Seyrüsefer, uçuş ve kablo/boru döşeme gibi ulaştırma ve iletişim serbestlikleri bölge devletinin iznine tabi olmaksızın korunurken; canlı ve cansız kaynakların işletimi kıyı devletinin münhasır denetimi altındadır. Sahilsiz ve coğrafi bakımdan elverişsiz devletlerin canlı kaynaklara erişimi ise ancak kapasite fazlası mevcudiyetinde ve karşılıklı antlaşmalar çerçevesinde mümkün olmaktadır.【81】
Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ve kıta sahanlığı, milletlerarası deniz hukukunda kıyı devletine karasularının ötesindeki deniz alanlarında ekonomik amaçlı haklar tanıyan iki temel yetki alanı rejimini ifade etmektedir.【82】 Bu iki kavram, içerikleri ve kapsadıkları coğrafi sahalar bakımından birbirleriyle yakından ilişkili olmalarına rağmen, hukuki nitelikleri, hakların kazanılma usulleri ve kapsadıkları doğal kaynak türleri açısından belirgin farklılıklara sahiptirler.【83】 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ile bu iki rejimin sınırları ve uygulama esasları netleştirilmiş, ancak kıta sahanlığının tarihsel ve jeolojik temelleri ile MEB’in ekonomik ve fonksiyonel temelleri arasındaki ayrım korunmuştur.【84】
Kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge arasındaki en temel hukuksal fark, hakların doğumu ve bu hakların kıyı devletine aidiyeti noktasında ortaya çıkmaktadır. Kıta sahanlığı, kıyı devletinin kara ülkesinin deniz altındaki doğal uzantısı olarak kabul edilir. Bu temel niteliği gereği, kıta sahanlığı üzerindeki haklar kıyı devletine başlangıçtan itibaren (*ab initio*) ve kendiliğinden (*ipso facto*) aittir. 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi ve 1982 BMDHS hükümleri uyarınca, kıyı devletinin bu alandaki egemen haklarını kullanabilmesi için bölgeyi fiilen işgal etmesine, burada egemenliğini açıkça icra etmesine veya resmi bir bildirimde bulunmasına gerek yoktur. Uluslararası Adalet Divanı (UAD), 1969 tarihli Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı Davası kararında bu hususu teyit ederek, kıta sahanlığı haklarının herhangi bir hukuki işleme gerek duyulmaksızın var olduğunu hükme bağlamıştır.【85】
Buna karşın münhasır ekonomik bölge rejimi, kıyı devletine başlangıçtan itibaren kendiliğinden tanınan bir hak değildir. MEB haklarının kazanılması, kıyı devletinin bu yöndeki kurucu bir irade beyanına ve resmi bir ilan prosedürüne bağlıdır.【86】 Bir kıyı devleti, karasularının ötesindeki su kütlesi ve deniz yatağı üzerinde MEB haklarını kullanmak istiyorsa, bu niyetini ulusal mevzuatıyla veya resmi bir deklarasyonla dünya kamuoyuna ilan etmek zorundadır. İlan edilmemiş bir deniz sahasında kıyı devletinin MEB hakları mevcut kabul edilmez; bu durumda söz konusu saha, su kütlesi bakımından açık deniz rejimine tabi kalmaya devam ederken, deniz yatağı ve toprak altı bakımından kıta sahanlığı rejimi yürürlükte kalır. Bu durum, MEB’in "kurucu" nitelikte bir işlem gerektirdiğini, kıta sahanlığının ise "tespit edici" bir niteliğe sahip olduğunu göstermektedir.【87】
İki rejim arasındaki diğer bir önemli fark, yetki alanının hukuki kaynağına ilişkindir. Kıta sahanlığı hakları yerbilimsel ve jeolojik verilere dayanan "doğal uzantı" ilkesinden beslenirken, MEB hakları daha çok fonksiyonel ve ekonomik gerekçelere dayanan bir mesafe ilkesini esas almaktadır. MEB ilan eden bir devlet, 200 deniz millik mesafe içerisinde hem su kütlesindeki canlı kaynakları hem de deniz tabanındaki cansız kaynakları yönetme yetkisine sahip olurken; kıta sahanlığı sadece deniz yatağı ve toprak altı kaynaklarıyla sınırlıdır. Dolayısıyla, MEB rejimi kıta sahanlığı haklarını da içermekle birlikte, su tabakasındaki ekonomik faaliyetleri de kapsayan daha geniş bir "yetki şemsiyesi" sunmaktadır.【88】
Mekânsal genişlik ve dış sınırların belirlenmesi açısından münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı rejimleri farklı kriterlere tabidir. 1982 BMDHS’nin 57. maddesi uyarınca, münhasır ekonomik bölgenin genişliği, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren hiçbir durumda 200 deniz milini aşamaz. Bu 200 deniz millik sınır, MEB rejimi için kesin ve nihai bir dış sınır teşkil etmektedir. Eğer kıyıları karşılıklı olan iki devlet arasındaki mesafe 400 deniz milinden az ise, MEB sınırının hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde bir anlaşma ile belirlenmesi şarttır.【89】
Kıta sahanlığının genişliği ise jeolojik şartlara ve kıta kenarının yapısına göre değişkenlik gösterebilmektedir.【90】 1982 BMDHS’nin 76. maddesi, her devletin esas hatlardan itibaren en az 200 deniz millik bir kıta sahanlığına sahip olduğunu kabul etmiştir. Ancak, bir devletin kıta kenarının dış eşiği 200 deniz milinin ötesine uzanıyorsa, kıta sahanlığı bu mesafenin ötesine de taşabilir. Bu gibi durumlarda kıta sahanlığı; esas hatlardan itibaren 350 deniz miline kadar veya 2500 metre derinlik çizgisinden itibaren 100 deniz mili mesafeye kadar genişleyebilir.【91】 Bu durum, kıta sahanlığının MEB’den daha geniş bir alana yayılabilmesine imkan tanımaktadır. Dolayısıyla, bir kıyı devleti 200 milin ötesindeki deniz yatağında egemen haklarını kullanmaya devam edebilirken, aynı sahanın üzerindeki su tabakası "açık deniz" statüsünde kalmaya devam eder; zira MEB 200 mil ile sınırlıdır.【92】
200 deniz millik alan içerisinde MEB ve kıta sahanlığı rejimleri hem mekan hem de yetki bakımından üst üste binmektedir. Bu saha içerisinde kıta sahanlığı rejimi, deniz yatağı ve toprak altındaki madenler, mineraller ve hidrokarbonlar gibi cansız kaynaklar ile sedanter (tabana bağlı yaşayan) canlı organizmalar üzerindeki egemen hakları düzenler. MEB rejimi ise aynı sahada, su kütlesindeki balık türlerini, sudan ve rüzgardan enerji üretimini ve tüm kıta sahanlığı haklarını bünyesinde toplar. Uygulamada, devletler 200 mil içerisinde genellikle bu iki rejimi birleştirerek tek bir "deniz yetki alanı sınırı" belirlemeyi tercih etmektedirler. Ancak hukuki olarak bu iki alanın rejimleri ayrı kalmaya devam eder; örneğin MEB ilan edilmemişse, kıta sahanlığı üzerindeki sular açık deniz serbestliklerine tabi olur.【93】
MEB ve kıta sahanlığı rejimlerinin uluslararası hukuktaki geçerliliği ve üçüncü devletler nezdindeki hüküm ifade etme biçimleri, ilan ve bildirim prosedürleri açısından farklılaşmaktadır. Münhasır ekonomik bölge kurulması, kıyı devletinin niyetini belirten resmi bir işlem gerektirdiği için BMDHS’nin 75. maddesi bu konuda belirli şekil şartları öngörmüştür.【94】 Buna göre kıyı devleti, MEB’in dış sınırlarını ve varsa sınırlandırma hatlarını gösteren haritaları veya bu hatların coğrafi koordinat listelerini uygun biçimde yayımlamakla yükümlüdür. Ayrıca, bu harita veya listelerin bir nüshasını Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne deklare ederek tescil ettirmesi şarttır. Bu bildirim yapılmadan ve ilan prosedürü tamamlanmadan kıyı devletinin MEB üzerindeki egemen hakları ve yetkileri uluslararası alanda hukuki koruma kazanamaz.【95】
Kıta sahanlığı hakları için 200 deniz millik mesafe içerisinde herhangi bir ilan veya bildirim zorunluluğu bulunmamaktadır. Devletler, karasularının ötesindeki 200 millik deniz yatağına hiçbir işlem yapmaksızın doğal bir hak olarak sahiptirler. Bu durum, kıta sahanlığının kara ülkesinin bir uzantısı olmasından kaynaklanan otomatik bir hukuki statüdür.【96】 Ancak, kıta sahanlığının 200 deniz milinin ötesine uzatılmak istendiği durumlarda, kıyı devletinin teknik ve jeolojik verileri içeren ayrıntılı bildirimleri Kıta Sahanlığı Sınırları Komisyonu’na (CLCS) sunması gerekmektedir. Komisyonun incelemesinden geçen ve uygun bulunan dış sınırlar kesin ve bağlayıcı hale gelir. MEB için ise böyle teknik bir komisyon incelemesi söz konusu değildir; sadece mesafe ilkesine dayalı bildirim yeterlidir.【97】
Devletlerin uygulamaları incelendiğinde, MEB ve kıta sahanlığı sınırlandırmalarının çoğu kez eş zamanlı ve aynı koordinatlar üzerinden yapıldığı görülmektedir. Türkiye, Karadeniz’de 5 Aralık 1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile 200 deniz millik MEB ilan etmiş ve ardından Sovyetler Birliği ile yaptığı mektup teatisiyle, 1978 tarihli kıta sahanlığı sınırlarının MEB sınırı olarak da kabulünü sağlamıştır.【98】 Bu uygulama, her iki rejimin bildirim prosedürlerinin tek bir sınır üzerinde birleşebileceğini göstermektedir. Ancak Doğu Akdeniz gibi sınırlandırma anlaşmalarının henüz tamamlanmadığı bölgelerde, kıta sahanlığının "kendiliğinden var olma" özelliği ile MEB’in "ilan edilme" zorunluluğu arasındaki fark, devletlerin stratejik yaklaşımlarını ve bölgedeki hukuki iddialarını şekillendiren en önemli unsurlardan biri olmayı sürdürmektedir.【99】
Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırması, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ve uluslararası teamül hukuku ilkeleri çerçevesinde şekillenmektedir. Sınırlandırma süreci, kıyıları bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasındaki deniz yetki alanlarının paylaşımını ifade etmektedir. 1982 BMDHS'nin 74. maddesi, MEB sınırlandırmasının hakkaniyete uygun bir çözüme ulaşmak amacıyla, uluslararası hukuka uygun olarak anlaşma ile yapılmasını öngörmektedir.【100】
Deniz sınırlarının belirlenmesi, tek taraflı bir işlemle değil, ilgili devletlerin karşılıklı rızası veya yargı yollarıyla gerçekleştirilmektedir. Sınırlandırma uyuşmazlıkları, bölgenin coğrafi yapısı, kıyı uzunlukları ve adaların varlığı gibi çok sayıda teknik ve hukuki unsurun değerlendirilmesini gerektirmektedir. Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Hakem Mahkemeleri, bu süreçte verdikleri kararlar ile genel sınırlandırma kurallarını ve pratik metotları somutlaştırmışlardır.【101】
Deniz alanlarının sınırlandırılmasında kullanılan temel metodolojilerden ilki eşit uzaklık (equidistance) ilkesidir. Eşit uzaklık çizgisi, her noktası iki devletin karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlar üzerindeki en yakın noktalara eşit mesafede bulunan orta hattı ifade etmektedir. 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi'nin 6. maddesi, özel durumların varlığı haricinde sınırlandırmanın bu ilkeye göre yapılmasını şart koşmuştur. Ancak 1982 BMDHS, "eşit uzaklık" kavramı yerine "hakkaniyete uygun çözüm" (equitable solution) ifadesine öncelik vererek metodolojik bir esneklik getirmiştir.【102】
Hakkaniyet prensipleri, deniz sınırlandırmasında adil bir paylaşımdan ziyade, mevcut coğrafi şartların hukuki sonuçlara adil bir şekilde yansıtılmasını hedefleyen bir kurallar bütünüdür. Bu ilkeler sınırlı bir listeden oluşmamakta; her somut olayın coğrafi, jeolojik ve diğer ilgili şartlarına göre belirlenmektedir. Eşit uzaklık ilkesi, hakkaniyete uygun bir sonuca ulaştırabildiği ölçüde bir sınırlandırma metodu olarak kabul edilmektedir. Uluslararası yargı organları, son dönem kararlarında sınırlandırmaya geçici bir eşit uzaklık hattı çizerek başlamakta (first stage), ardından bu hattı "özel durumlar" ışığında düzeltmekte (second stage) ve son olarak oransallık testi ile denetlemektedir (third stage).【103】
Uluslararası teamül hukukuna göre, eşit uzaklık ilkesinin uygulanması zorunlu bir hukuk kuralı değildir. Bir sınırlandırma işleminin hakkaniyete uygun olabilmesi için bölgedeki tüm ilgili koşulların dikkate alınması şarttır. Eşit uzaklık çizgisi, özellikle içbükey kıyılarda veya adaların bulunduğu sahalarda taraflardan biri aleyhine ciddi orantısızlıklar yaratabilmektedir. Bu gibi durumlarda hat, hakkaniyet prensipleri gereğince ilgili tarafın kıyı projeksiyonunu kesmeyecek şekilde tadil edilmektedir.【104】
"Kara denize hakimdir" (land dominates the sea) prensibi, deniz hukuku sınırlandırmalarının en temel dayanağıdır. Deniz yetki alanları, devletin kara ülkesinin bir uzantısı ve projeksiyonu olarak kabul edildiği için sınırlandırma işlemi temel olarak anakara coğrafyasına dayanmaktadır. Coğrafyanın üstünlüğü ilkesi uyarınca, sınırlandırma yapılırken coğrafi gerçeklerin yeniden şekillendirilmesi veya doğanın yapay bir şekilde adilleştirilmesi söz konusu olamaz. Sınırlandırma çizgisi, kıyıların genel istikametini ve fiziksel yapısını yansıtmak zorundadır.【105】
Oransallık (proportionality) ilkesi, sınırlandırma sonucunda devletlere bırakılan deniz alanlarının yüzölçümü ile bu devletlerin ilgili sahadaki kıyı uzunlukları arasında makul bir oran bulunmasını ifade etmektedir.【106】 Bu ilke, sınırlandırmanın hakkaniyete uygunluğunu denetleyen bir nihaî kontrol mekanizması işlevi görmektedir. Eğer kıyı uzunlukları arasındaki oran ile deniz alanları arasındaki oran arasında aşırı bir fark bulunuyorsa, belirlenen sınır hattının hakkaniyete aykırı olduğu kabul edilerek düzeltilmesine gidilmektedir. Örneğin, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki kıyı uzunluğu ile elde edeceği deniz alanı arasındaki ilişki bu ilke çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Kapatmama (non-encroachment) prensibi, bir devletin kıyılarının hemen önündeki deniz alanlarının bir başka devletin yetki sahası tarafından kesilmemesini (cut-off effect) öngörmektedir. Özellikle kıyı projeksiyonlarının üst üste bindiği alanlarda, sınır hattı bir devletin açık denize veya kendi kıta sahanlığı/MEB uzantısına erişimini engelleyecek şekilde çizilemez. Bu prensip, devletlerin kıyı projeksiyonlarının doğal yayılımını korumayı amaçlamaktadır.【107】
Uluslararası hukukta adalar, kural olarak kıta sahanlığı ve MEB'e sahip olma hakkına sahiptir (BMDHS Madde 121). Ancak bu durum, adaların deniz yetki alanlarının sınırlandırılması aşamasında her zaman anakara ülkeleri ile eşit statüde değerlendirileceği anlamına gelmemektedir. Adaların sınırlandırmaya etkisi; büyüklüklerine, coğrafi konumlarına, nüfuslarına ve ekonomik yaşamlarına bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Özellikle bir başka devletin kıyılarına yakın konumda bulunan veya ana karalar arasındaki orta hattın "yanlış tarafında" kalan adaların etkisi sınırlandırılmaktadır.【108】
Yargı kararlarında adalara yönelik dört farklı uygulama modeli gelişmiştir: Tam etki (full effect), yarım etki (half effect), sınırlı etki (partial effect) ve etkisiz bırakma (no effect/enclaving). Sahile çok yakın küçük adalar genellikle esas hatların bir parçası olarak değerlendirilirken, açık denizde veya karşı tarafın kıyı projeksiyonunu kesen konumdaki adalara sadece karasuları kadar yetki alanı tanınmakta veya bu adalar sınırlandırmada tamamen ihmal edilmektedir.【109】
Adaların anakara kıyı projeksiyonlarını kapatması veya oransallığı bozması durumunda, bu adalar "özel durum" (special circumstances) kapsamında ele alınmaktadır. Uluslararası Adalet Divanı, adaların anakaralara kıyasla çok daha kısa kıyı uzunluğuna sahip olması nedeniyle, onlara tam etki tanımanın hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracağını ve oransallığı bozacağını defaatle hükme bağlamıştır. Bu bağlamda adalar, anakara kıyıları arasındaki ana sınır hattını belirleyen birer temel unsur değil, ancak bu hattın çiziminde dikkate alınan tali unsurlar olarak görülmektedir.【110】
Uluslararası yargı içtihatları, MEB ve kıta sahanlığı sınırlandırmasında hakkaniyet prensiplerinin nasıl uygulanacağına dair bir literatür oluşturmuştur. 1969 Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı Davası'nda UAD, eşit uzaklık ilkesinin bir teamül kuralı olmadığını ve sınırlandırmanın "doğal uzantı" esasına göre hakkaniyetle yapılması gerektiğini belirtmiştir. Bu karar, coğrafyanın üstünlüğü ve kapatmama ilkelerinin temelini atmıştır.【111】
1977 İngiltere-Fransa Davası'nda, Fransa kıyılarına çok yakın konumdaki İngiliz Kanal Adaları (Channel Islands) özel bir durum olarak kabul edilmiştir. Mahkeme, bu adaların Fransa'nın deniz alanlarını kapatmasını engellemek amacıyla onlara sadece 12 deniz mili genişliğinde bir deniz alanı tanımış ve ana sınır hattını anakara kıyılarını esas alarak belirlemiştir. Bu karar, "enclave" (çevreleme) yönteminin en önemli örneklerinden biridir.【112】
1985 Libya-Malta Davası'nda UAD, tarafların kıyı uzunlukları arasındaki 1:8 oranındaki farkı (Malta: 24 mil, Libya: 192 mil) dikkate almıştır. Divan, başlangıçta çizilen orta hattı hakkaniyet gereği 18 deniz mili kuzeye, Malta kıyılarına doğru kaydırmıştır. Bu dava, MEB mesafe ölçütünün kabulünden sonra fiziksel doğal uzantı yerine oransallık ve mesafe kriterlerinin ön plana çıktığı dönüm noktası olarak kabul edilmektedir.【113】
2009 Romanya-Ukrayna Davası'nda, Karadeniz'deki Yılan Adası (Serpent Island) uyuşmazlığın odağında yer almıştır. UAD, bu adanın Ukrayna'ya ait olduğunu teyit etmesine rağmen, adanın kıta sahanlığı ve MEB sınırlandırmasında herhangi bir etki yaratamayacağına hükmetmiştir. Adanın sadece 12 millik karasuyu hakkı saklı tutulmuş, ana sınır hattı ise anakara kıyıları arasında oransallık gözetilerek çizilmiştir.
1982 Tunus-Libya Davası'nda UAD, Tunus'un Kerkennah Adalarına "yarım etki" (half effect) tanımıştır. Divan, adaların konumu nedeniyle eşit uzaklık hattının yaratacağı orantısızlığı gidermek amacıyla sınır hattını tadil etmiştir. 1992 Kanada-Fransa Saint Pierre & Miquelon Davası'nda ise Kanada kıyılarındaki Fransız adalarına, Kanada'nın deniz alanlarını kesmemesi için sadece dar bir koridor (mantar şeklinde alan) bırakılmış, adalara tam etki tanınmamıştır.【114】
2012 Nikaragua-Kolombiya Davası'nda UAD, Nikaragua anakarasına yakın konumdaki Kolombiya adalarına (San Andres, Providencia vb.) karasuları dışında MEB etkisi tanımamış ve adaların Nikaragua'nın MEB projeksiyonunu kesmesini engellemiştir. 1999 Eritre-Yemen Davası'nda ise sahilden uzak, yerleşim bulunmayan Jabal al-Tayr ve Zubayr adalarına sınırlandırmada hiçbir etki verilmemiştir. Bu kararlar bütünü, adaların anakara kıyıları karşısındaki etkisinin ikincil planda kaldığını ve hakkaniyetli bir sınır için adaların projeksiyonlarının sınırlandırılması gerektiğini teyit etmektedir.【115】
Mavi Vatan, Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve menfaatleri doğrultusunda ilan edilmiş ya da ilan edilmesi öngörülen Türk deniz yetki alanlarının (iç sular, karasuları, bitişik bölge, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge) tamamını kapsayan bir kavramdır. Bu kavram, Türkiye’nin denizlerdeki iktisadi ve siyasi haklarını güvence altına almayı hedefleyen ve deniz kaynaklarının da toprak parçası kadar önemli birer vatan parçası olduğunu savunan stratejik bir yaklaşımı ifade etmektedir. Bu çerçevede Mavi Vatan, Türkiye'nin ilan edilmiş ve ilan edilmesi muhtemel münhasır ekonomik bölgesinin (MEB) mekânsal karşılığıdır.

Mavi Vatan Haritası (Cihat Yaycı)
Mavi Vatan Doktrini olarak adlandırılan bu yaklaşım; uluslararası deniz hukukunun temel taşları olan hakkaniyet, coğrafyanın üstünlüğü, orantılılık ve kapatmama ilkeleri üzerine inşa edilmiştir. Doktrin, Türkiye'nin çevre denizlerinin kapalı veya yarı kapalı deniz statüsünde olduğunu ve bu durumun özel uygulamalar gerektirdiğini kabul eder. Özellikle 400 deniz milinden dar denizlerde ana karaların kıta sahanlığına ve MEB haklarına öncelik verilmesi gerektiğini savunur. Türkiye'nin ilan edilmiş ve ilan edilmesi öngörülen tüm deniz yetki alanlarının toplamı yaklaşık 462.000 kilometrekarelik bir sahayı kapsamaktadır.【116】
Türkiye, Karadeniz’deki münhasır ekonomik bölgesini 5 Aralık 1986 tarihli ve 86/11264 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile ilan etmiştir.【117】 Bu ilanın hukuki altyapısı, MEB kavramının 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ile uluslararası hukuka girmesi ve bu rejimin hızla bir teamül (örf ve adet) hukuku kuralına dönüşmesine dayanmaktadır. Karadeniz’de deniz yetki alanlarının belirlenmesine yönelik ilk somut adım, 23 Haziran 1978 tarihinde Türkiye ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasında imzalanan Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Antlaşması ile atılmıştır. MEB ilanının ardından, 23 Aralık 1986 ve 6 Şubat 1987 tarihlerinde gerçekleştirilen karşılıklı mektup teatisi ile 1978 yılında belirlenen kıta sahanlığı sınırlarının aynı zamanda münhasır ekonomik bölge sınırı olarak kabulü konusunda mutabakat sağlanmıştır.【118】
SSCB’nin dağılmasından sonra bölgedeki yeni kıyıdaş devletler olan Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Gürcistan ile yapılan ayrı antlaşmalarla bu sınırların geçerliliği resmen teyit edilmiştir. Karadeniz’deki deniz yetki alanlarının nihai şeklini alması, 4 Aralık 1997 tarihinde Bulgaristan ile imzalanan "Deniz Yetki Alanları Sınırlandırması Antlaşması" ile tamamlanmıştır.【119】 Bu antlaşma ile Rezve Deresi’nden başlayan sınır hattı, diğer koordinatlarla birleşerek Türkiye’nin kuzey deniz sınırlarını kesinleştirmiştir. Günümüz itibarıyla Karadeniz’de Türkiye ile diğer kıyıdaş devletler arasında uluslararası hukuk çerçevesinde sınırlandırmaya ilişkin herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Karadeniz, sahip olduğu stratejik konumu ve zengin hidrokarbon (doğal gaz ve gaz hidrat) yatakları nedeniyle Mavi Vatan’ın en istikrarlı ve enerji jeopolitiği açısından kritik bir parçasını teşkil etmektedir.【120】
Adalar (Ege) Denizi, coğrafi yapısı ve karmaşık adalar dağılımı nedeniyle deniz yetki alanları uyuşmazlıklarının en yoğun yaşandığı bölgelerden biridir. Bölgedeki deniz alanlarının hukuki rejimi temel olarak 1923 Lozan Barış Antlaşması’na dayanmaktadır. Lozan döneminde 3 deniz mili olarak uygulanan karasuları genişliği, Yunanistan'ın 1936 yılında tek taraflı bir kararla bu sınırı 6 deniz miline çıkarmasıyla değişmiştir. Türkiye, fiili mütekabiliyet ilkesi uyarınca 1964 yılında karasularını 6 deniz mili olarak belirlemiş ve günümüzde bu uygulama devam etmektedir. Adalar Denizi'nde Türkiye tarafından ilan edilmiş bir münhasır ekonomik bölge bulunmamaktadır.【121】
Adalar Denizi'ndeki temel uyuşmazlık konuları; karasularının genişliği, kıta sahanlığı sınırlandırması, gayri askeri statüdeki adaların silahlandırılması ve EGAYDAAK (Egemenliği Antlaşmalarla Yunanistan'a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar) meselesidir.【122】 Yunanistan'ın karasularını 12 deniz miline çıkarma yönündeki iddiaları, Adalar Denizi'ndeki uluslararası suların oranını %48,4'ten %19,7'ye düşürerek denizi büyük oranda Yunan iç denizine dönüştürme riski taşımaktadır. Türkiye, Adalar Denizi'nin yarı kapalı deniz statüsü ve ana karaların kıyı uzunluklarını esas alan orantılılık ilkesi doğrultusunda hakkaniyetli bir çözüm savunmaktadır. Ayrıca, ana kara kıyı projeksiyonunu engelleyen konumdaki adaların (ters tarafta kalan adalar), uluslararası yargı kararlarına uygun olarak, karasuları dışında deniz yetki alanı oluşturamayacağı tezi savunulmaktadır. Mavi Vatan Doktrini kapsamında, EGAYDAAK’ların aidiyeti belirlenmeden deniz yetki alanlarının müzakere edilmemesi gerektiği ve bölge istikrarı için 3 deniz mili karasuları rejimine dönülmesinin ideal bir çözüm olacağı öngörülmektedir.【123】
Doğu Akdeniz, sahip olduğu 2280 km ile en uzun kıyı şeridine sahip devlet olan Türkiye için stratejik ve ekonomik bir öncelik sahasıdır.【124】 Bölgedeki hidrokarbon kaynaklarının keşfi, deniz yetki alanlarının paylaşım mücadelesini hızlandırmıştır. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve MEB haklarını korumak amacıyla 2004 yılından itibaren Birleşmiş Milletler’e (BM) resmi notalar ileterek sınırlarını deklare etmiştir. 2 Mart 2004 tarihli BM notasıyla Türkiye, 32° 16’ 18” Doğu boylamının batısında kalan deniz alanlarında başlangıçtan itibaren (ab initio) ve ilanına gerek olmaksızın (ipso facto) egemen hakları olduğunu bildirmiştir.【125】 2013 yılındaki notalarla ise Türkiye-Mısır ortay hattı esas alınarak kıta sahanlığı sınırları daha net bir şekilde tanımlanmıştır.
Türkiye'nin bölgedeki temel stratejisi, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tarafından desteklenen ve Türkiye'yi yaklaşık 41.000 kilometrekarelik dar bir alana hapsetmeyi amaçlayan Seville Haritası dayatmasına karşı durmaktır. Mavi Vatan stratejisi uyarınca, Doğu Akdeniz’deki sınırlandırmada Anadolu ve Afrika ana karaları arasındaki ortay hattın esas alınması gerektiği savunulmaktadır. Bu yaklaşım; hakkaniyet, orantılılık ve coğrafyanın üstünlüğü ilkelerine dayanarak Kıbrıs ve Meis gibi adaların ana karaların deniz yetki alanlarını kesemeyeceğini vurgular. Türkiye, bölgedeki sismik araştırma ve sondaj faaliyetlerini (Oruç Reis vb.) kendi kıta sahanlığı sınırları içerisinde uluslararası hukuka uygun olarak yürütmektedir.【126】
Sonuç olarak, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları üzerindeki uyuşmazlıkların kalıcı ve adil çözümü, ancak Türkiye dahil tüm kıyıdaş devletlerin katılımıyla gerçekleştirilecek ve ana karaları esas alan çok taraflı antlaşmalarla mümkündür. Türkiye’nin teknik verileri, bölge ülkelerinin (Mısır, İsrail, Lübnan) GKRY ile yaptıkları antlaşmalar yerine Türkiye ile hakkaniyete uygun antlaşmalar yapmaları durumunda çok daha geniş deniz alanları kazanacaklarını ortaya koymaktadır. Mavi Vatan stratejisi, sadece Türkiye'nin değil, tüm bölge devletlerinin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını güvence altına almayı hedefleyen bir barış ve ortak refah vizyonunu temsil etmektedir.【127】
Türkiye'nin deniz politikalarının temel taşı olan Mavi Vatan Doktrini, MEB kavramının milli menfaatler çerçevesinde bilimsel bir haritaya dönüştürülmüş halidir. Yaklaşık 462.000 kilometrekarelik bir deniz alanını ifade eden Mavi Vatan; Türkiye'nin Karadeniz’de ilan ettiği, Doğu Akdeniz’de deklare ettiği ve Ege’de uluslararası hukuktan kaynaklanan tüm haklarını simgelemektedir.【128】 Türkiye’nin Karadeniz’deki MEB uygulaması, komşu devletlerle karşılıklı mutabakat ve hakkaniyet temelinde çözüme kavuşturulmuş istikrarlı sınırlandırma modelidir. Ege Denizi'nde ise, Yunanistan'ın karasularını 12 deniz miline çıkarma iddiaları ve adaları anakara gibi değerlendiren yaklaşımı, Türkiye'nin açık denize erişimini engelleyen ve oransallık ilkesini ihlal eden maksimalist bir tutum olarak değerlendirilmektedir. Ege’nin yarı kapalı deniz statüsü ve coğrafi özellikleri, burada ancak ana karalar arasında ortay hat esasına dayanan ve adaların etkisinin sınırlandırıldığı bir çözümü hukuken zorunlu kılmaktadır【129】.
MEB rejimi altında üçüncü devletlere tanınan seyrüsefer, uçuş ve denizaltı kablo/boru döşeme serbestlikleri, uluslararası ticaretin ve iletişimin devamlılığı açısından bilimsel bir gerekliliktir. Ancak bu haklar kullanılırken kıyı devletinin ekonomik haklarına ve deniz çevresinin korunmasına ilişkin düzenlemelerine riayet edilmesi şarttır.【130】 Özellikle East-Med boru hattı gibi projelerin, kıyı devletinin rızası olmaksızın o devletin yetki alanından geçmesi hukuken mümkün değildir. Kıyı devletinin MEB içerisindeki denetim yetkisi; yasa dışı balıkçılıkla mücadele, deniz kirliliğinin önlenmesi ve izinsiz bilimsel araştırmaların engellenmesi gibi kritik alanları kapsamaktadır. Bu yetkilerin fiilen korunması, Sahil Güvenlik ve Deniz Kuvvetleri unsurlarının varlığına ve ulusal mevzuat altyapısına bağlıdır.【131】
Münhasır Ekonomik Bölge sadece bir deniz alanı değil, bir devletin gelecekteki refahının, enerji güvenliğinin ve egemenlik haklarının denizlerdeki projeksiyonudur.【132】 Bilimsel prensipler ışığında MEB; coğrafyanın dikte ettiği gerçeklerin hukuki birer hakka dönüştüğü, anakaraların adalara üstünlüğünün tescil edildiği ve kaynakların hakkaniyet çerçevesinde paylaşıldığı dinamik bir rejimdir.【133】
Alaybeyoğlu, Kamil. 2025. “Uluslararası Deniz Hukuku Kapsamında Deniz Alanları ve Derin Deniz Yatağının Hukuki Statüsü”. İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 11 (2): 147-167. Son Erişim: 7 Ağustos 2026. https://izlik.org/JA95KE86WA
Arıdemir, Hakan. "Münhasır Ekonomik Bölge Tartışmaları Çerçevesinde Devletlerin Açık Denizlerdeki Hakları." İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi (itobiad) 7, no. 2 (2018): 789-804. Son Erişim: 7 Ağustos 2026. https://doi.org/10.15869/itobiad.398175
Australian Institute of Marine Science. "AIMS Strategy 2040" Australian Institute of Marine Science. Son erişim: 7 Ağustos 2026. https://www.aims.gov.au/about/aims-strategy-2040
Bahçeşehir Üniversitesi. "Kıta Sahanlığı Ve Münhasır Ekonomik Bölge Nedir?." Bahçeşehir Üniversitesi Haber Portalı. Son erişim: 7 Ağustos 2026.https://bau.edu.tr/haber/15945-kita-sahanligi-ve-munhasir-ekonomik-bolge-nedir
Başeren, Sertaç Hami. Ege Sorunları. Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Yayın No: 25. İstanbul: TÜDAV, 2006.
Churchill, R. R., ve A. V. Lowe. "The Exclusive Economic Zone." The Law of the Sea içinde. Manchester: Manchester University Press, 2022. Son Erişim: 7 Ağustos 2026. https://cil.nus.edu.sg/wp-content/uploads/2017/11/Churchill-LoweChpt.9-Exclusive-Economic-Zone.pdf
Copernicus Marine Service. "Support to Portugal Government for EEZ monitoring.
" Copernicus Marine Service. Son erişim: 7 Ağustos 2026.https://marine.copernicus.eu/services/use-cases/support-portugal-government-eez-monitoring
Dikmen, Ayça Köken. "Açık Denizlerin Serbestliği Prensibinin Uluslararası Deniz Hukuku’nun Gelişim Süreci İçinde Değerlendirilmesi." Dicle Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu Dicle Adalet Dergisi 2, no. 3 (2018): 19-32. Son Erişim: 7 Ağustos 2026. https://dergipark.org.tr/tr/pub/duamydad/article/472218
Ece, Nur Jale. "The Exclusive Economic Zone in the Eastern Mediterranean: Delimitation Agreements, Stakeholders and Strategies." Journal of ETA Maritime Science 5, no. 1 (2017): 81-94. Son Erişim: 7 Ağustos 2026. https://www.jemsjournal.org/articles/the-exclusive-economic-zone-in-the-eastern-mediterranean-delimitation-agreements-stakeholders-and-strategies/doi/jems.2017.29200
Karataş, Salih. "Münhasır Ekonomik Bölge Üzerinde Üçüncü Devletlerin Hak ve Yetkileri." Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 23, no. 2 (2015): 79-110. Son Erişim: 7 Ağustos 2026. https://dergipark.org.tr/tr/pub/suhfd/article/281314
Seymen, Cihan. "1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine Göre Deniz Alanlarının Sınıflandırılması: Açık Deniz Rejimi." Yüksek lisans tezi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, 2009. Son Erişim: 7 Ağustos 2026. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=RS_nUXReCQd_d-M9fabcgQ&no=tX7bfBZdhDIvG9TJq3MgbQ
United Nations. United Nations Convention on the Law of the Sea (UNCLOS). New York: UN, 1982. Son Erişim; 7 Ağustos 2026. https://www.un.org/depts/los/convention_agreements/texts/unclos/unclos_e.pdf
Uğur, Murat. "Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de Kıt'a Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlarının Belirlenmesi." Yüksek lisans tezi, İstanbul Üniversitesi, 2006. Son Erişim: 7 Ağustos 2026. https://avesis.istanbul.edu.tr/yonetilen-tez/6e13a191-7059-4f2d-8e56-90ddb7ba6b94/turkiyenin-dogu-akdenizde-kita-sahanligi-ve-munhasir-ekonomik-bolge-sinirlarinin-belirlenmesi
Yaycı, Cihat. Soru ve Cevaplarla Mavi Vatan. İstanbul: Girdap Kitap, 2025.
Yaycı, Cihat. Yunanistan Talepleri (Ege Sorunları): Soru ve Cevaplarla. Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2020.
Yaycı, Cihat. Sorular ve Cevaplar ile Münhasır Ekonomik Bölge. Ankara: Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Yayınevi, 2019.
Yıldırım, Şafak. "Mavi Vatan." KÜRE. 29 Temmuz 2025. Erişim: 7 Ağustos 2026. mavi-vatan-8fc46
Yıldırım, Şafak. "Türkiye'nin Mavi Vatan Doktrini'nin Realizm Teorisine Göre Güvenlik Analizi." Yüksek lisans tezi, İstanbul Topkapı Üniversitesi, 2025. Son Erişim: 7 Ağustos 2026. https://kutuphane.topkapi.edu.tr/yordam/?p=1&dil=0&q=&fq[]=kunyeSiniflamaHarf_str%3A%22T%22&fq[]=kunyeTezBilimDali_str%3A%22G%C3%BCvenlik+Bilimleri+ve+Uygulamalar%C4%B1+Bilim+Dal%C4%B1%22&sno=4&demirbas=T00426
[1]
Cihat Yaycı, Sorular ve Cevaplar ile Münhasır Ekonomik Bölge (Ankara: Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Yayınevi, 2019), 15
[2]
Bahçeşehir Üniversitesi, "Kıta Sahanlığı Ve Münhasır Ekonomik Bölge Nedir?," Bahçeşehir Üniversitesi Haber Portalı, son erişim: 7 Ağustos 2026, https://bau.edu.tr/haber/15945-kita-sahanligi-ve-munhasir-ekonomik-bolge-nedir.
[3]
Australian Institute of Marine Science, "AIMS Strategy 2040," Australian Institute of Marine Science, son erişim: 7 Ağustos 2026, https://www.aims.gov.au/about/aims-strategy-2040
[4]
Yaycı, Sorular ve Cevaplarla MEB, 22.
[5]
Cihan Seymen, "1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine Göre Deniz Alanlarının Sınıflandırılması: Açık Deniz Rejimi" (yük. lisans tezi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, 2010), 5, Erişim Tarihi; 7 Ağustos 2026, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=RS_nUXReCQd_d-M9fabcgQ&no=tX7bfBZdhDIvG9TJq3MgbQ.
[6]
Kamil Alaybeyoğlu, "Uluslararası Deniz Hukuku Kapsamında Deniz Alanları ve Derin Deniz Yatağının Hukuki Statüsü," İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 11, no. 2 (2025): 147. Son Erişim: 7 Ağustos 2026. https://dergipark.org.tr/tr/pub/iauhfd/article/1745089
[7]
Salih Karataş, "Münhasır Ekonomik Bölge Üzerinde Üçüncü Devletlerin Hak ve Yetkileri," Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 23, no. 2 (2015): 79, son erişim: 7 Ağustos 2026, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/262894
[8]
Murat Uğur, "Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de Kıt'a Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlarının Belirlenmesi" (yük. lisans tezi, İstanbul Üniversitesi, 2006), 2, https://nek.istanbul.edu.tr/ekos/TEZ/42905.pdf.
[9]
Ayça Köken Dikmen, "Açık Denizlerin Serbestliği Prensibinin Uluslararası Deniz Hukuku’nun Gelişim Süreci İçinde Değerlendirilmesi," Dicle Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu Dicle Adalet Dergisi 2, no. 3 (2018): 19, son erişim: 7 Ağustos 2026, https://dergipark.org.tr/tr/pub/duamydad/article/472218
[10]
R. R. Churchill ve A. V. Lowe, "The Exclusive Economic Zone," The Law of the Sea içinde (Manchester: Manchester University Press, 2022), 160, https://cil.nus.edu.sg/wp-content/uploads/2017/11/Churchill-LoweChpt.9-Exclusive-Economic-Zone.pdf.
[11]
Copernicus Marine Service, "Support to Portugal Government for EEZ Monitoring," Copernicus Marine Service, son erişim: 7 Ağustos 2026, https://www.copernicus.eu/sites/default/files/2020-07/support-portugal-government-eez-monitoring-1.2.pdf
[12]
Nur Jale Ece, "The Exclusive Economic Zone in the Eastern Mediterranean: Delimitation Agreements, Stakeholders and Strategies," Journal of ETA Maritime Science 5, no. 1 (2017): 81,https://jemsjournal.org/pdf/17d041fe-057c-4c8e-a75d-948e33c0152a/articles/jems.2017.29200/JEMS-29200-ORIGINAL_RESEARCH_(AR)-ECE.pdf.
[13]
Cihat Yaycı, Mavi Vatan: Bir Harita ve Bir Doktrin Kitabı – Türkiye’nin Denizlerdeki Misak-ı Millî’si (Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2024), 43.
[14]
Hakan Arıdemir, "Münhasır Ekonomik Bölge Tartışmaları Çerçevesinde Devletlerin Açık Denizlerdeki Hakları," İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi (itobiad) 7, no. 2 (2018): 789,son erişim: 7 Ağustos 2026, https://doi.org/10.15869/itobiad.398175.
[15]
Yaycı, Mavi Vatan, 133.
[16]
Yaycı, Sorular ve Cevaplarla MEB, 22.
[17]
Ece, "The Exclusive Economic Zone," 85.
[18]
Churchill ve Lowe, "The Exclusive Economic Zone," 165.
[19]
Seymen, "Deniz Alanlarının Sınıflandırılması," 28.
[20]
Yaycı, Mavi Vatan, 35.
[21]
Seymen, "Deniz Alanlarının Sınıflandırılması," 18.
[22]
Seymen, "Deniz Alanlarının Sınıflandırılması," 21.
[23]
Churchill ve Lowe, "The Exclusive Economic Zone," 135.
[24]
Alaybeyoğlu, "Deniz Alanları ve Derin Deniz Yatağı," 150.
[25]
Yaycı, Sorular ve Cevaplarla MEB, 23.
[26]
A.e., 24.
[27]
A.e., 25.
[28]
Yaycı, Mavi Vatan, 32.
[29]
Dikmen, "Açık Denizlerin Serbestliği," 25.
[30]
A.e.," 28.
[31]
A.e.," 41.
[32]
A.e.," 35.
[33]
Arıdemir, "Münhasır Ekonomik Bölge Tartışmaları," 795.
[34]
A.e.," 796.
[35]
A.e.," 797.
[36]
A.e.," 799.
[37]
A.e.," 797.
[38]
A.e.," 797.
[39]
A.e.," 795.
[40]
Şafak Yıldırım, "Türkiye'nin Mavi Vatan Doktrini'nin Realizm Teorisine Göre Güvenlik Analizi" (yük. lisans tezi, İstanbul Topkapı Üniversitesi, 2025), 19.
[41]
Yaycı, Sorular ve Cevaplar, 32.
[42]
A.e., 36.
[43]
Yaycı, Mavi Vatan, 41.
[44]
A.e., 171.
[45]
A.e., 173.
[46]
A.e., 169.
[47]
A.e., 173.
[48]
A.e., 168.
[49]
A.e., 153.
[50]
Churchill ve Lowe, "The Exclusive Economic Zone," 160.
[51]
A.e., 166.
[52]
A.e., 168.
[53]
A.e., 169.
[54]
A.e., 176.
[55]
Yaycı, Mavi Vatan, 31.
[56]
A.e., 66.
[57]
A.e., 56.
[58]
Yaycı, Sorular ve Cevaplarla MEB, 24.
[59]
A.e.,44
[60]
Karataş, "Münhasır Ekonomik Bölge," 90.
[61]
A.e.,91.
[62]
A.e.,93.
[63]
A.e.,94.
[64]
A.e.,99.
[65]
A.e.,99.
[66]
Seymen, "Deniz Alanlarının Sınıflandırılması," 28.
[67]
A.e., 20.
[68]
A.e., 21.
[69]
A.e., 27.
[70]
Yaycı, Mavi Vatan, 101
[71]
A.e., 109.
[72]
A.e., 111
[73]
A.e., 119.
[74]
A.e., 121.
[75]
A.e., 48.
[76]
United Nations, UNCLOS, 30.
[77]
United Nations, UNCLOS, 31.
[78]
Yaycı, Mavi Vatan, 181.
[79]
A.e., 182
[80]
A.e., 185.
[81]
A.e., 188.
[82]
Yaycı, Sorularla ve Cevaplarla MEB, 41.
[83]
A.e., 41.
[84]
A.e., 43
[85]
A.e., 49
[86]
A.e., 51
[87]
A.e., 59.
[88]
Seymen, "Deniz Alanlarının Sınıflandırılması," 38.
[89]
A.e.,48.
[90]
A.e.,56
[91]
Yıldırım, "Türkiye'nin Mavi Vatan Doktrini," 35.
[92]
A.e.,39.
[93]
A.e.,41.
[94]
United Nations, UNCLOS, 44.
[95]
United Nations, UNCLOS, 39
[96]
Yaycı, Mavi Vatan, 101.
[97]
A.e.,99.
[98]
Yaycı, Sorularla ve Cevaplarla MEB, 54.
[99]
A.e., 58.
[100]
A.e., 61
[101]
A.e., 63.
[102]
A.e., 68.
[103]
Yaycı, Mavi Vatan, 59.
[104]
A.e., 100.
[105]
A.e., 110.
[106]
A.e., 140.
[107]
A.e., 141.
[108]
A.e., 147.
[109]
A.e., 149.
[110]
A.e., 150.
[111]
A.e., 181.
[112]
A.e., 182.
[113]
A.e., 183.
[114]
A.e., 185.
[115]
A.e., 188.
[116]
A.e., 31.
[117]
Yıldırım, "Türkiye'nin Mavi Vatan Doktrini," 51.
[118]
A.e., 45.
[119]
A.e., 46.
[120]
A.e., 48.
[121]
Cihat Yaycı, Soru ve Cevaplarla Mavi Vatan (İstanbul: Girdap Kitap, 2025), 88.
[122]
Yaycı, Soru ve Cevaplarla Mavi Vatan, 91.
[123]
A.e., 91.
[124]
A.e., 101
[125]
A.e., 105.
[126]
A.e., 110.
[127]
A.e., 117.
[128]
Yaycı, Mavi Vatan, 21.
[129]
Sertaç Hami Başeren, Ege Sorunları, Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Yayın No: 25 (İstanbul: TÜDAV, 2006), 1.
[130]
Yaycı, Sorularla ve Cevaplarla MEB, 11.
[131]
A.e., 20.
[132]
A.e., 26.
[133]
Yaycı, Mavi Vatan, 19.

Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Münhasır Ekonomik Bölge" maddesi için tartışma başlatın
Deniz Hukukunda Kodifikasyon Süreci ve Birleşmiş Milletler Konferansları
Tarihsel ve Bölgesel Temelleri
Tarihsel Gelişimi ve Ortaya Çıkışı
"Miras Denizi" (Patrimonial Sea) ve Bölgesel Girişimler
III. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı Süreci
MEB Kavramının Teamül Hukukuna Dönüşümü
Hukuki Tanımı ve Kapsamı
1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) Çerçevesinde MEB
Dış Sınırı ve Genişliğinin Ölçülmesi
BMDHS'ye Taraf Olmayan Devletler ve Örf Adet Hukuku
Kıyı Devletinin Münhasır Ekonomik Bölgedeki Hak, Yetki ve Sorumlulukları
Canlı ve Cansız Doğal Kaynaklar Üzerindeki Egemen Haklar
Ekonomik Amaçlı Diğer Faaliyetler (Enerji Üretimi vb.)
Yapay Adalar, Tesisler ve Yapılar Üzerindeki Yetki ve Hukuki Statü
Sahili Bulunmayan ve Coğrafi Bakımdan Elverişsiz Devletlerin Hakları
Münhasır Ekonomik Bölge ve Kıta Sahanlığı Kavramlarının Karşılaştırılması
Hukuki Rejim ve Hakların Kazanılması Açısından Farklılıklar
Mekânsal Kapsam ve Üst Üste Binme Durumu
İlan Zorunluluğu ve Bildirim Prosedürleri
Münhasır Ekonomik Bölgenin Sınırlandırılması ve Uluslararası Yargı Kararları
Sınırlandırma İlkeleri: Hakkaniyet Prensipleri ve Eşit Uzaklık (Equidistance)
Coğrafyanın Üstünlüğü ve Oransallık İlkesi
Adaların Deniz Yetki Alanları Sınırlandırmasına Etkisi
Uluslararası Adalet Divanı ve Hakem Heyeti Kararlarından Örnekler
Türkiye'nin Münhasır Ekonomik Bölge Uygulamaları ve Politikaları
Karadeniz Münhasır Ekonomik Bölge İlanı ve Sınırlandırma Anlaşmaları
Adalar (Ege) Denizi'ndeki Durum ve Deniz Yetki Alanları Meseleleri
Doğu Akdeniz'de MEB Sınırlandırması ve Güncel Gelişmeler