+2 Daha
Salem Cadı Mahkemeleri, 1692 yılının Şubat ayı ile 1693 yılının Mayıs ayı arasında Britanya Amerikası'ndaki Massachusetts Körfezi Kolonisi'nde meydana gelen bir dizi duruşma ve kovuşturmadır. Olaylar, yüzden fazla kişinin cadılıkla suçlanması, 140 kişinin hapsedilmesi, on dokuz kişinin asılarak idam edilmesi ve bir kişinin sorgu sırasında işkenceyle öldürülmesiyle sonuçlanmıştır. Bu süreç, kolonideki sosyal ve hukuki yapıyı derinden sarsmış ve Amerikan tarihinde kitlesel histeri, dinî aşırılık ve adli hataların bir simgesi olarak yer etmiştir.

17. Yüzyıl Salem'inde Bir Cadı Duruşmasının Tasviri (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur)
Cadılık inancı, 17. yüzyılda Yeni İngiltere (New England) Püriten toplumunun dünya görüşünün ayrılmaz bir parçasıydı. Avrupa'dan göç eden kolonistler, Tanrı ile şeytan arasında süregiden somut bir savaşın varlığına dair inançlarını ve cadı avı geleneğini Yeni Dünya'ya taşımışlardı. Bu inanç sistemi, koloninin siyasi istikrarsızlıklar, Kızılderili kabileleriyle yaşanan savaşlar (Kral William Savaşı gibi) ve Püriten liderlerin vaazlarında sıkça dile getirdiği ahlaki çöküş endişeleriyle birleşerek gergin bir toplumsal zemin oluşturmuştu.
Olaylar, 1692 yılının Ocak ayında, Salem Köyü'nün (günümüzdeki Danvers) papazı olan Samuel Parris'in evinde başladı. Papaz Parris'in dokuz yaşındaki kızı Elizabeth (Betty) Parris ve on bir yaşındaki yeğeni Abigail Williams, tuhaf davranışlar sergilemeye ve kontrol edilemeyen çığlıklar gibi nöbetler geçirmeye başladılar. Yerel bir hekim olan Dr. William Griggs, kızların durumuna fiziksel bir açıklama getiremeyince "kötü bir elin etkisi altında" oldukları teşhisini koydu.
Baskı altında kalan kızlar, kendilerini büyüleyen kişiler olarak üç kadının adını verdiler: Parris'in Karayip kökenli kölesi Tituba, dilenci Sarah Good ve toplum tarafından dışlanmış yaşlı bir kadın olan Sarah Osborne. Bu üç kadın tutuklanarak sorgulandı. Tituba'nın sorgusu, olayların seyrini değiştiren bir dönüm noktası oldu. Muhtemelen işkence veya baskı altında cadı olduğunu itiraf etti ve daha da önemlisi, Salem'de başka cadıların da bulunduğu bir cadı topluluğunun (coven) varlığından bahsetti. Bu ifade, cadı avının tekil suçlamalardan kitlesel bir histeriye dönüşmesine neden oldu.
Tituba'nın itirafının ardından suçlama dalgası hızla yayıldı. Aralarında saygın kilise üyeleri olan Martha Corey ve Rebecca Nurse gibi isimlerin de bulunduğu çok sayıda kişi suçlandı. Artan davalarla başa çıkmak için Vali William Phips, Mayıs 1692'de özel bir mahkeme olan Oyer ve Terminer Mahkemesi'ni (işitme ve karar verme) kurdu. William Stoughton'ın başyargıç olarak atandığı bu mahkeme, davaları hızla görmeye başladı.
Mahkemeler, mart ayından eylül ayına kadar yoğun bir şekilde devam etti. Bu süreçte:
Mahkemelerin en tartışmalı yönü, kanıt olarak kabul edilen unsurlardı.
Spektral kanıt, duruşmaların merkezinde yer alıyordu. Bu kanıt türü, sanığın ruhunun veya hayaletinin ("specter") mağdura görünerek ona işkence ettiği yönündeki tanıklıklara dayanıyordu. Bu iddialar, sanık fiziksel olarak başka bir yerde olsa bile geçerli delil sayılıyordu. Bu kanıt türü, dönemin önde gelen din adamlarından Cotton Mather tarafından dikkatli kullanılması tavsiye edilse de mahkeme tarafından geniş ölçüde ve sorgusuzca kabul edildi.
Diğer kanıt türleri arasında şunlar bulunuyordu:
1692 sonbaharına gelindiğinde, suçlamaların Vali Phips'in eşi de dahil olmak üzere koloninin en üst düzey ailelerine kadar uzanması ve halk arasında artan şüpheler, duruşmalara karşı bir tepki oluşmasına neden oldu. Ekim 1692'de Vali Phips, Oyer ve Terminer Mahkemesi'ni feshetti. Ardından kurulan Yüksek Yargı Mahkemesi, spektral kanıtlara artık izin verilmediği için kalan davaların çoğunda beraat kararı verdi.
1697 yılının Ocak ayında, Massachusetts Genel Mahkemesi olaylar için bir oruç ve yas günü ilan etti. Yargıçlardan Samuel Sewall, süreçteki rolü nedeniyle kamuoyu önünde halktan özür dileyen tek yetkili oldu. 1706'da, önde gelen suçlayıcılardan Ann Putnam Jr. da "Şeytan'ın büyük bir yanılgısı" olarak nitelendirdiği eylemleri için kilise önünde af diledi. İlerleyen yıllarda haksız yere suçlananların itibarları iade edildi ve ailelerine tazminat ödendi.
Salem Cadı Mahkemeleri'nin nedenleri üzerine tarih boyunca çeşitli teoriler geliştirilmiştir:
Tarihçi Paul Boyer ve Stephen Nissenbaum, olayları Salem Köyü'nün tarımsal ve muhafazakâr kesimi (Putnam ailesi liderliğinde) ile Salem Kenti'nin ticari ve daha zengin kesimi (Porter ailesi liderliğinde) arasındaki bir güç mücadelesi olarak yorumlamışlardır. Suçlamaların büyük çoğunluğu Putnam fraksiyonundan Porter fraksiyonuna yöneliktir.
Mary Beth Norton, Kral William Savaşı'nın yarattığı travmanın ve korku ikliminin histeriyi körüklediğini savunur. Sınır bölgelerinden gelen ve Kızılderili saldırılarına tanık olmuş mültecilerin varlığı, toplumsal kaygıyı artırmış ve "şeytanın saldırısı" fikrini güçlendirmiştir.
Suçlayıcı kızların, Püriten toplumunun baskıcı ortamı ve nesiller arası gerilimler nedeniyle gerçekten de psikolojik bir rahatsızlık (konversiyon bozukluğu) yaşadıkları öne sürülmüştür.
Linnda Caporael tarafından 1976'da ortaya atılan teoriye göre kızların semptomları, çavdar ekmeğinde bulunan ve LSD benzeri halüsinojenik etkileri olan ergot mantarını tüketmelerinden kaynaklanmış olabilir. Ancak bu teori, semptomların seçiciliği ve Püritenlerin beslenme alışkanlıkları gibi nedenlerle diğer bilim insanları tarafından büyük ölçüde reddedilmiştir.
Salem'deki yargılamalar, İngiliz hukukuna ve İncil'deki cadılığı yasaklayan emirlere (örneğin, Çıkış 22:18, "Bir büyücü kadını yaşatmayacaksın") dayanıyordu. Ancak uygulamada, özellikle spektral kanıtların kabulü, geleneksel hukuk kurallarının esnetilmesine ve adli sürecin zafiyete uğramasına yol açtı. Mahkemelerin en büyük hatası, somut delillerden yoksun, son derece öznel ve manipülasyona açık olan bu tür kanıtlara dayanarak geri döndürülemez kararlar vermesiydi. Spektral kanıtların geçersiz kılınması, duruşmaların sonunu getiren hukuki dönüm noktası oldu.
Salem Cadı Mahkemeleri, Amerikan kimliğinde derin izler bırakmış; Arthur Miller'ın Cadı Kazanı (The Crucible) gibi eserler aracılığıyla, siyasi "cadı avları" için bir metafor hâline gelmiştir. Olaylar toplumsal korku, grup psikolojisi, dinî dogmatizm ve hukukun gücünün kötüye kullanılması konularında tarihsel bir ders niteliği taşımaktadır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Salem Cadı Mahkemeleri" maddesi için tartışma başlatın
Tarihsel Gelişim
Kanıtların Niteliği
Duruşmaların Sonu ve Sonrası
Önemli Kişiler
Kuramsal Yaklaşımlar ve Yorumlar
Sosyoekonomik ve Siyasi Yorumlar
Hizipçilik
Savaş Travması
Psikolojik ve Tıbbi Yorumlar
Kitlesel Histeri
Ergot Zehirlenmesi
Feminist Yorumlar
Hukuki Çerçeve
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.