Şiddetin Meşrulaştırılması
Alıntıla
kure star outline
Avatar
Ana YazarMahmut ÇELİKER13 Temmuz 2026 13:51

ORCID ID

0000-0002-1694-7827

Şiddet, çeşitli şekillerde ortaya çıkan, yaygın biçimde ve sürekli uygulandığı bilinen bir olgudur. “Şiddetin meşrulaştırılması” kavramının varlığı da bu savı destemektedir. Şiddet, kendi varlığını sürdürebilmek için üzerine inşa edileceği bir zemin aramaktadır ve bu zemin ancak sistematik ve tutarlı bir inanç sistemiyle mümkün hale gelmektedir. Rene Girard, Şiddet ve Kutsal kitabında şiddet olgusunun mitolojik ve dinsel yönden çıkış noktasına ve sebeplerine değinmektedir. Girard, şiddet duygusunu “kurban sunumu” ile ilişkilendirmekte ve insanlık tarihi boyunca süre gelen bu olgunun unsurlarının fiziksel saldırıdan ziyade içgüdüsel dürtülerden kaynaklandığını belirtmektedir (Girard, 2003: 11). İnsan bu duyguyu dışarı çıkarmak için bazı aygıtlara ya da bazı dayanaklara ihtiyaç duymaktadır. Temelde dinsel, etnik, ideolojik ve kurumsal dayanakların sağladığı kutsal ve hukuki temelli inanç ve düşüncelerle sağlanabilir. Bu mekanizma, temelini dini, etnik, ideolojik ve kurumsal yapılardan alan; kutsal addedilen ve hukuki dayanaklarla desteklenen inanç ve düşünce sistemleri üzerinden işlerlik kazanabilmektedir.“Şiddetin meşruluğu” kavramı ilk olarak Alman sosyolog ve filozof Max Weber (1864-1920) tarafından kullanılmıştır. Weber, modern devletin en belirgin özelliği olarak “meşru şiddet tekeli”ni ortaya koymuştur. Ona göre, devletin var olabilmesi için fiziksel şiddet kullanma hakkını tek başına elinde bulundurması gerekmektedir (2006: 27-28). Bu fikir, modern siyaset biliminin temel taşlarından biri olarak kabul edilmektedir. Kavramın başka bir boyutunu ele alan Frantz Fanon (1925-1961), şiddeti meşru kılma konusunda, özellikle sosyal adalet ve kolonyal baskıya karşı direniş perspektifinden düşüncelerini açıklamaktadır. Yeryüzünün Lanetlileriadlı eserinde şiddeti, sömürgeci baskıya ve insanlık dışı koşullarına bir yanıt olarak ele almaktadır. Çünkü kolonyalizm, sadece ekonomik ve kültürel bir baskı değil, aynı zamanda psikolojik ve bedensel bir şiddet biçimidir. Dolayısıyla şiddet kullanarak ondan kurtulmak gerekmektedir. O zaman Fanon’a göre, sömürgeleştirilmiş halklar için şiddet hem bireysel hem de toplumsal özgürlüğün yeniden kazanılması için kaçınılmaz bir araç olacaktır. Bu bağlamda, o; şiddeti, yalnızca bir intikam aracı olarak değil, aynı zamanda kimlik ve insan onurunun yeniden kazanılması için gerekli bir eylem olarak görmektedir (2007: 95 vd.).İsrail’in Filistin’de sömürgeci olması, şiddetin meşruluğu açısından değerlendirilebilecek bir konudur. Nitekim Filistin’in meşru olarak kendini koruma hakkı, Fanon’un şiddet ile toplumun sömürgeciden kurtulmasını sağlayacak özgürlük mücadelesi kapsamındadır. Buna karşın sömürgeci İsrail’in saldırıları ise inanç ve politik emellerin meşrulaştırılmaya çalışıldığı bir şiddetin dışavurumudur. Diğer sömürgeciler gibi İsrail de din başta olmak üzere farklı argümanlara başvurarak uyguladığı zulmü meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Bu anlamda politik bir hareket olan siyonizm tarafından kutsal metinlerin araçsallaştırıldığı ve siyaset ile hukukun da bu çerçevede kullanıldığı görülmektedir. Böylece İsrail’in uyguladığı şiddet hem dinsel hem de politik düzeyde kendisine bir yol açmaktadır.Şiddetin meşrulaştırılması, hem sömürgecilerin/egemenlerin tahakküm aracı hem de mazlumların direniş stratejisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Girard’ın “kurban sunumu” teorisinden Weber’in “meşru şiddet tekeli”ne, Fanon’un “özgürleştirici şiddet” savunusundan İsrail’in Filistin’deki sömürgeci pratiklerine uzanan bu tartışma, şiddetin dinsel, etnik ve ideolojik söylemlerle nasıl araçsallaştırıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle Filistin örneğinde görüldüğü üzere, siyonist projenin kutsal metinleri siyasi amaçlarla araçsallaştırması, şiddetin hem dini hem de hukuki boyutta nasıl meşrulaştırılmaya çalışıldığının çarpıcı bir göstergesidir. Buna karşılık Filistin direnişi, Fanoncu anlamda bir varoluş mücadelesine dönüşerek, şiddetin meşruiyet paradoksunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Bu bağlamda şiddetin meşrulaştırılması meselesi, salt teorik bir tartışma olmaktan öte, insanlık onuru ve self-determinasyon hakkı gibi evrensel değerler etrafında yeniden ele alınması gereken ahlaki ve politik bir sorundur.Okuma ÖnerileriGiddens, A. (1986). “The Nation-State and Violence”.Capital & Class, 10 (2), 216-220. Huesmann, L. R. & Kirwil, L. (2007). “Why Observing Violence Increases The Risk of Violent Behavior in The Observer”.Aggression and Violent Behavior, 12 (2), 134–167. Malesevic, S. (2023). Örgütlü Vahşetin Yükselişi, çev.: Melih Malesevic. İstanbul: Fol Kitap. Michaud, Y. (1991). Şiddet, çev.: Cem Muhtaroğlu. İstanbul: İletişim Yayınları.

Şiddetin Meşrulaştırılması

Şiddet, çeşitli şekillerde ortaya çıkan, yaygın biçimde ve sürekli uygulandığı bilinen bir olgudur. “Şiddetin meşrulaştırılması” kavramının varlığı da bu savı destemektedir. Şiddet, kendi varlığını sürdürebilmek için üzerine inşa edileceği bir zemin aramaktadır ve bu zemin ancak sistematik ve tutarlı bir inanç sistemiyle mümkün hale gelmektedir. Rene Girard, Şiddet ve Kutsal kitabında şiddet olgusunun mitolojik ve dinsel yönden çıkış noktasına ve sebeplerine değinmektedir. Girard, şiddet duygusunu “kurban sunumu” ile ilişkilendirmekte ve insanlık tarihi boyunca süre gelen bu olgunun unsurlarının fiziksel saldırıdan ziyade içgüdüsel dürtülerden kaynaklandığını belirtmektedir (Girard, 2003: 11). İnsan bu duyguyu dışarı çıkarmak için bazı aygıtlara ya da bazı dayanaklara ihtiyaç duymaktadır. Temelde dinsel, etnik, ideolojik ve kurumsal dayanakların sağladığı kutsal ve hukuki temelli inanç ve düşüncelerle sağlanabilir. Bu mekanizma, temelini dini, etnik, ideolojik ve kurumsal yapılardan alan; kutsal addedilen ve hukuki dayanaklarla desteklenen inanç ve düşünce sistemleri üzerinden işlerlik kazanabilmektedir.


“Şiddetin meşruluğu” kavramı ilk olarak Alman sosyolog ve filozof Max Weber (1864-1920) tarafından kullanılmıştır. Weber, modern devletin en belirgin özelliği olarak “meşru şiddet tekeli”ni ortaya koymuştur. Ona göre, devletin var olabilmesi için fiziksel şiddet kullanma hakkını tek başına elinde bulundurması gerekmektedir (2006: 27-28). Bu fikir, modern siyaset biliminin temel taşlarından biri olarak kabul edilmektedir. Kavramın başka bir boyutunu ele alan Frantz Fanon (1925-1961), şiddeti meşru kılma konusunda, özellikle sosyal adalet ve kolonyal baskıya karşı direniş perspektifinden düşüncelerini açıklamaktadır. Yeryüzünün Lanetlileriadlı eserinde şiddeti, sömürgeci baskıya ve insanlık dışı koşullarına bir yanıt olarak ele almaktadır. Çünkü kolonyalizm, sadece ekonomik ve kültürel bir baskı değil, aynı zamanda psikolojik ve bedensel bir şiddet biçimidir. Dolayısıyla şiddet kullanarak ondan kurtulmak gerekmektedir. O zaman Fanon’a göre, sömürgeleştirilmiş halklar için şiddet hem bireysel hem de toplumsal özgürlüğün yeniden kazanılması için kaçınılmaz bir araç olacaktır. Bu bağlamda, o; şiddeti, yalnızca bir intikam aracı olarak değil, aynı zamanda kimlik ve insan onurunun yeniden kazanılması için gerekli bir eylem olarak görmektedir (2007: 95 vd.).


İsrail’in Filistin’de sömürgeci olması, şiddetin meşruluğu açısından değerlendirilebilecek bir konudur. Nitekim Filistin’in meşru olarak kendini koruma hakkı, Fanon’un şiddet ile toplumun sömürgeciden kurtulmasını sağlayacak özgürlük mücadelesi kapsamındadır. Buna karşın sömürgeci İsrail’in saldırıları ise inanç ve politik emellerin meşrulaştırılmaya çalışıldığı bir şiddetin dışavurumudur. Diğer sömürgeciler gibi İsrail de din başta olmak üzere farklı argümanlara başvurarak uyguladığı zulmü meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Bu anlamda politik bir hareket olan siyonizm tarafından kutsal metinlerin araçsallaştırıldığı ve siyaset ile hukukun da bu çerçevede kullanıldığı görülmektedir. Böylece İsrail’in uyguladığı şiddet hem dinsel hem de politik düzeyde kendisine bir yol açmaktadır.


Şiddetin meşrulaştırılması, hem sömürgecilerin/egemenlerin tahakküm aracı hem de mazlumların direniş stratejisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Girard’ın “kurban sunumu” teorisinden Weber’in “meşru şiddet tekeli”ne, Fanon’un “özgürleştirici şiddet” savunusundan İsrail’in Filistin’deki sömürgeci pratiklerine uzanan bu tartışma, şiddetin dinsel, etnik ve ideolojik söylemlerle nasıl araçsallaştırıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle Filistin örneğinde görüldüğü üzere, siyonist projenin kutsal metinleri siyasi amaçlarla araçsallaştırması, şiddetin hem dini hem de hukuki boyutta nasıl meşrulaştırılmaya çalışıldığının çarpıcı bir göstergesidir. Buna karşılık Filistin direnişi, Fanoncu anlamda bir varoluş mücadelesine dönüşerek, şiddetin meşruiyet paradoksunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Bu bağlamda şiddetin meşrulaştırılması meselesi, salt teorik bir tartışma olmaktan öte, insanlık onuru ve self-determinasyon hakkı gibi evrensel değerler etrafında yeniden ele alınması gereken ahlaki ve politik bir sorundur.

Okuma Önerileri

Giddens, A. (1986). “The Nation-State and Violence”.Capital & Class, 10 (2), 216-220. Huesmann, L. R. & Kirwil, L. (2007). “Why Observing Violence Increases The Risk of Violent Behavior in The Observer”.Aggression and Violent Behavior, 12 (2), 134–167. Malesevic, S. (2023). Örgütlü Vahşetin Yükselişi, çev.: Melih Malesevic. İstanbul: Fol Kitap. Michaud, Y. (1991). Şiddet, çev.: Cem Muhtaroğlu. İstanbul: İletişim Yayınları.

Kaynakça

Bourdieu, P. & Passeron, J. C. (2015). Yeniden Üretim, çev.: Aslı Sümer; Levent Ünsaldı & Özlem Akkaya. Ankara: Heretik Yayınları. Fanon, Frantz (2007). Yeryüzünün Lanetlileri, çev.: Şen Süer. İstanbul: Versus Yayınları. Girard, Rene (2003). Şiddet ve Kutsal, çev.: Necmiye Alpay. İstanbul: Kanat Yayınları. Kitabı Mukaddes (1997). Eski ve Yeni Ahit (Tevrat, Zebur (Mezmurlar) ve İncil). İstanbul: Kitabı Mukaddes Şirketi ve Ohan Matbaacılık. Wacquant, Loic & Bourdieu, Pierre (2003). Düşünümsel Bir Antropoloji İçin Cevaplar, çev.: Nazlı Ökten. İstanbul: İletişim Yayınları. Weber, Max (2006). Meslek Olarak Siyaset, çev.: Afşar Timuçin, Mehmet Sert. İstanbul: Chiviyazıları Yayınevi.

Atıf İçin

apaÇeliker, M. (2026). Şiddetin Meşrulaştırılması. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 1402-1404) Anadolu Ajansı - AA Kitap.
isnadÇeliker, Mahmut. “Şiddetin Meşrulaştırılması”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir -Metin Uçar. 1402-1404. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026.

Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Şiddetin Meşrulaştırılması" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle

İçindekiler

  • Okuma Önerileri

KÜRE'ye Sor