
ORCID ID
0000-0001-9761-4102
Kolonyalizmin kökü olan koloni, Latince asıllı bir kelimedir. Romalılar, Roma toprakları dışına yerleşen ama Roma vatandaşı sayılan kişilerin anayurt dışındaki yerleşimlerine koloni adını verirlerdi (Loomba, 2000: 18-9). Yalnızca Romalıların değil Fenikeliler ve Yunanlılar gibi başka denizci toplumların da ana yurtlarından uzakta bu gibi yerleşimleri bulunmaktaydı. Ana yurt-koloni ayrımı yapmayan Türkler ve Moğollar gibi karacı toplumların yerleşimlerinin bu şekilde adlandırılması uygun değildir. Yine de bazı yazarlar (bkz. Barkan, 1942) bu halklar için de koloni tabirini kullanırlar. Bu kullanıma göre emperyal yayılım ile kolonyalizm eş anlamlıdır. Buna karşın Marksistler, emperyalizmi kolonyalizmden ayırırken “kapitalizm” kavramına başvururlar. Bu yaklaşımda emperyalizm, geleneksel kolonyalizmden farklı olarak kapitalizmin bir ürünü olarak görülür (Loomba, 2000: 19-24). Marksistlere göre emperyalizm, toprak işgali olmadan da varlığını sürdürebilmektedir. II. Dünya Savaşı sonrasında güçlü devletlerin eşitsiz uluslararası antlaşmalar ve IMF (Uluslararası Para Fonu) gibi uluslararası kuruluşlar aracılığıyla konumlarını koruması, bu anlamda, emperyalizm olarak görülür (Vasili, 1978: 477-84).Avrupalıların Coğrafî Keşifler ile giriştikleri kolonizasyon, geleneksel kolonizasyondan oldukça farklıdır. Romalılar kolonize ettikleri Yunanlar, Kartacalılar ve Mısırlılardan daha üstün bir medeniyete sahip değillerdi ve bunun bilincindeydiler. Diğer kolonizatörler için de benzer bir durum söz konusudur. Geleneksel kolonizatörler, işgal ettikleri ülkeyi aşağı değil sadece kendilerinden farklı olarak görüyorlardı. Oysa çağdaş kolonyalizmde, işgal edilen ülke ve toplumun “geri” veya “etik olarak aşağı” olduğu yönünde bir inanış bulunmaktadır (Luraghi, 2016: 14-7). Böylece kolonyalizm, emperyal veya ekonomik amaçlarla girişilen bir faaliyet olmanın ötesine geçmekte, bir medeniyet misyonu kisvesine bürünmektedir. Ayrıca medenileştirme misyonu Avrupalı beyaz adamla da sınırlı kalmamıştır. 19. yüzyılın son çeyreğinde Kore’de giriştiği kolonizasyon esnasında Japonya da benzer iddialarda bulunmuştur. Bu iddialarını, II. Dünya Savaşı sırasında diğer bazı Batılı devletler gibi “üstün ırk” sanrısına kadar vardırmıştır (Ferro, 2017: 175-8).II. Dünya Savaşı sonrasında kolonyalizmin klasik şekli son bulmuştur. Kolonyalizm sonrası dönemi anlatmak için bazen “post-kolonyalizm” kavramı kullanılmaktadır. Ancak bu kavram da tartışmalıdır. Çünkü post-kolonyalizm, kolonyal dönemdeki seçkin konumlarını hâlen sürdüren Avrupa kökenliler ile yerli halklar arasındaki ayrımı ifade etmekte yetersiz kalan bir vurguya sahiptir. Ayrıca kolonyalizm kavramını geniş anlamda kullananlar için kolonyalizm henüz bitmiş değildir. Bu nedenle post-kolonyalizmden bahsetmek anlamsızdır (Loomba, 2000: 24-8). Gerçekten kolonyalizmin bazı unsurlarını taşıyan olgulara günümüzde de rastlanmaktadır. Siyonistlerin Yahudiler adına organize ettiği 20. yüzyıl başlarından günümüze kadar Filistin bölgesinde kurulan gasp yerleşimleri ile kolonyalizm arasında benzerlikler bulunmaktadır. Bunları kuranların çoğu Batı kökenli Yahudilerdir, yerleştikleri bölgeye göre daha gelişmiş silahlara ve yaşam araçlarına sahiptirler. 1973 sonrasında kurulan istila yerleşimleri, bir Yahudi sığınağı olmanın ötesinde emperyal amaçlar da taşımaktadır (Şavit, 2015: 228, 231). Azınlık konumda olan siyonist Yahudilerin, batılı emperyalist güçlerin de yardımıyla zamanla tüm bölgeyi gasp etme çabaları bu şekilde okunabilir. Bununla birlikte yeni siyonist istila yerleşimleri ile klasik koloniler arasında bazı farklılıklar da vardır: İstilacı yerleşimciler, hiçbir ilgilerinin olmadığı topraklara değil, atalarının bin yıllar öncesinde yaşadıklarını iddia ettikleri topraklara işgalci olarak gelip koloni oluşturmuşlardır. Yanı sıra yerleştikleri toprakla kara bağlantısı olan bir ana vatanlarının da olmadığı varsayılmaktadır. Durum böyle olunca gasp edilen Filistin topraklarını sanki kendi ana vatanlarıymış gibi kabul etmektedirler【1】.Görüldüğü üzere kolonyalizm, tarih içinde farklı tarzlarda ortaya çıkabilmektedir. Ancak İsrail’in uygulamalarında soykırımcı bir içeriğe bürünmüştür.Okuma ÖnerileriDefoe, Daniel (1997). Robinson Crusoe, çev.: Göktürk Akşit. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Kolonyalizmin kökü olan koloni, Latince asıllı bir kelimedir. Romalılar, Roma toprakları dışına yerleşen ama Roma vatandaşı sayılan kişilerin anayurt dışındaki yerleşimlerine koloni adını verirlerdi (Loomba, 2000: 18-9). Yalnızca Romalıların değil Fenikeliler ve Yunanlılar gibi başka denizci toplumların da ana yurtlarından uzakta bu gibi yerleşimleri bulunmaktaydı. Ana yurt-koloni ayrımı yapmayan Türkler ve Moğollar gibi karacı toplumların yerleşimlerinin bu şekilde adlandırılması uygun değildir. Yine de bazı yazarlar (bkz. Barkan, 1942) bu halklar için de koloni tabirini kullanırlar. Bu kullanıma göre emperyal yayılım ile kolonyalizm eş anlamlıdır. Buna karşın Marksistler, emperyalizmi kolonyalizmden ayırırken “kapitalizm” kavramına başvururlar. Bu yaklaşımda emperyalizm, geleneksel kolonyalizmden farklı olarak kapitalizmin bir ürünü olarak görülür (Loomba, 2000: 19-24). Marksistlere göre emperyalizm, toprak işgali olmadan da varlığını sürdürebilmektedir. II. Dünya Savaşı sonrasında güçlü devletlerin eşitsiz uluslararası antlaşmalar ve IMF (Uluslararası Para Fonu) gibi uluslararası kuruluşlar aracılığıyla konumlarını koruması, bu anlamda, emperyalizm olarak görülür (Vasili, 1978: 477-84).
Avrupalıların Coğrafî Keşifler ile giriştikleri kolonizasyon, geleneksel kolonizasyondan oldukça farklıdır. Romalılar kolonize ettikleri Yunanlar, Kartacalılar ve Mısırlılardan daha üstün bir medeniyete sahip değillerdi ve bunun bilincindeydiler. Diğer kolonizatörler için de benzer bir durum söz konusudur. Geleneksel kolonizatörler, işgal ettikleri ülkeyi aşağı değil sadece kendilerinden farklı olarak görüyorlardı. Oysa çağdaş kolonyalizmde, işgal edilen ülke ve toplumun “geri” veya “etik olarak aşağı” olduğu yönünde bir inanış bulunmaktadır (Luraghi, 2016: 14-7). Böylece kolonyalizm, emperyal veya ekonomik amaçlarla girişilen bir faaliyet olmanın ötesine geçmekte, bir medeniyet misyonu kisvesine bürünmektedir. Ayrıca medenileştirme misyonu Avrupalı beyaz adamla da sınırlı kalmamıştır. 19. yüzyılın son çeyreğinde Kore’de giriştiği kolonizasyon esnasında Japonya da benzer iddialarda bulunmuştur. Bu iddialarını, II. Dünya Savaşı sırasında diğer bazı Batılı devletler gibi “üstün ırk” sanrısına kadar vardırmıştır (Ferro, 2017: 175-8).
II. Dünya Savaşı sonrasında kolonyalizmin klasik şekli son bulmuştur. Kolonyalizm sonrası dönemi anlatmak için bazen “post-kolonyalizm” kavramı kullanılmaktadır. Ancak bu kavram da tartışmalıdır. Çünkü post-kolonyalizm, kolonyal dönemdeki seçkin konumlarını hâlen sürdüren Avrupa kökenliler ile yerli halklar arasındaki ayrımı ifade etmekte yetersiz kalan bir vurguya sahiptir. Ayrıca kolonyalizm kavramını geniş anlamda kullananlar için kolonyalizm henüz bitmiş değildir. Bu nedenle post-kolonyalizmden bahsetmek anlamsızdır (Loomba, 2000: 24-8). Gerçekten kolonyalizmin bazı unsurlarını taşıyan olgulara günümüzde de rastlanmaktadır. Siyonistlerin Yahudiler adına organize ettiği 20. yüzyıl başlarından günümüze kadar Filistin bölgesinde kurulan gasp yerleşimleri ile kolonyalizm arasında benzerlikler bulunmaktadır. Bunları kuranların çoğu Batı kökenli Yahudilerdir, yerleştikleri bölgeye göre daha gelişmiş silahlara ve yaşam araçlarına sahiptirler. 1973 sonrasında kurulan istila yerleşimleri, bir Yahudi sığınağı olmanın ötesinde emperyal amaçlar da taşımaktadır (Şavit, 2015: 228, 231). Azınlık konumda olan siyonist Yahudilerin, batılı emperyalist güçlerin de yardımıyla zamanla tüm bölgeyi gasp etme çabaları bu şekilde okunabilir. Bununla birlikte yeni siyonist istila yerleşimleri ile klasik koloniler arasında bazı farklılıklar da vardır: İstilacı yerleşimciler, hiçbir ilgilerinin olmadığı topraklara değil, atalarının bin yıllar öncesinde yaşadıklarını iddia ettikleri topraklara işgalci olarak gelip koloni oluşturmuşlardır. Yanı sıra yerleştikleri toprakla kara bağlantısı olan bir ana vatanlarının da olmadığı varsayılmaktadır. Durum böyle olunca gasp edilen Filistin topraklarını sanki kendi ana vatanlarıymış gibi kabul etmektedirler【1】.
Görüldüğü üzere kolonyalizm, tarih içinde farklı tarzlarda ortaya çıkabilmektedir. Ancak İsrail’in uygulamalarında soykırımcı bir içeriğe bürünmüştür.
Defoe, Daniel (1997). Robinson Crusoe, çev.: Göktürk Akşit. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Barkan, Ömer Lütfi (1942). “Osmanlı İmparatorluğunda bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler I: İstilâ Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zâviyeler”. Vakıflar Dergisi, 2, 279-386.
Ferro, Marc (2017). Sömürgecilik Tarihi, Fetihlerden Bağımsızlık Hareketlerine 13. Yüzyıl – 20. Yüzyıl, çev.: Muna Cedden. Ankara: İmge Yayınları.
Loomba, Ania (2000). Kolonyalizm Postkolonyalizm, çev.: Mehmet Küçük. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Luraghi, Raimondo (2016). Sömürgecilik Tarihi, çev.: Aydın Emeç. İstanbul: E Yayınları.
Vahruşev, Vasili (1978). Yöntemleri ve Manevralarıyla Yeni-sömürgecilik, çev.: Cemil Aslan. İstanbul: Konuk Yayınları.
Şavit, Ari (2015). Vaat Edilmiş Toprakların: İsrail’in Yükselişi ve Trajedisi, çev.: Serpil Açıkalın Erkorkmaz. İstanbul: Tekin Yayınevi.
[1]
Bkz. İsraillemek
| apa | Çığman, M. Z. (2026). Kolonyalizm. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 926-928) Anadolu Ajansı - AA Kitap. |
|---|---|
| isnad | Çığman, Muhammed Zahid. “Kolonyalizm”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 926-928. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026. |
Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Kolonyalizm" maddesi için tartışma başlatın
Okuma Önerileri