Annem otobüs şoförüne seslendi: Yol ağzında indirir misiniz lütfen!
Otobüs şehirlerarası yolun kenarında tıslayarak durdu. Kapısı açılınca basamaklara toz doldu. Annem kısa bir süre tozun geçmesini bekleyip indi. Arkasından ben ve kardeşim. İki bavul indirdiler, kahverengi ve yeşil. Sahte deri, tokalılardan. Annem ikisini yüklendi ve düşün önüme dedi. Ana yoldan biraz düşükte, sağı solu bahçe olan bir patika yola girdik. Bahçe derken ekilmiş, dikilmiş bahçeler bunlar. Fasulye var, domates, salatalık, kocaman yapraklı bişeyler daha... İki lastik izi oluşmuş toprakta. Belli ki arabalar geçiyor bu daracık yoldan. İlerde yüksek apartmanlar var. Biraz yürüyünce önü sahil olan o binalara geldik.
Annem halamın adını söyledi kapıdaki görevliye. Adam eliyle işaret etti, “Şu bloktaki giriş katı” dedi.
Halam bir arkadaşının tavsiyesiyle aldı Yalova’daki bu yazlığı. 1 oda, 1 salon, 1 balkon, ayakta ve her tarafı ıslatarak duş alabildiğin minnacık bir banyo, küçücük bir mutfak. Ama balkona çıktın mı, önünde masmavi Marmara... Dalgaların sesi evin içinde, önü kumsal, bir de iskele. Ankaralıysan deniz kenarında olmak büyük bir hediye.
Ev Çiftlikköy’de. Yalova’nın hemen yanı başında; 5, 6 kilometre. Yalova o zamanlar Ankaralıların gözdesiydi. Çınarcık İstanbullulardan belki daha çok Ankaralıları ağırlıyordu. Çiftlikköy de farklı değildi. Bu tatil sitesi buraların ilk binalarından biri. Adı Ankaralıların ilgisinin ispatı: Başkent-1. Daha sonra biraz daha doğuya, daha büyük olan Başkent-3 de yapılmış. Ama bu ilk sitenin bir özelliği var ki o dünyada çok az karşılaşılan bir durum. Site içinde bir “harabe” var.
O zaman çocuktum çok da anlam verememiştim duruma. Site içinde harabe halinde duran bu yapı belli ki eskiydi. Tuğladan yapılmış, kırmızı... Bir kısmı ayakta, kalın yan duvarlarla desteklenmiş kubbesi var. İçi açıkta, altında çocuklar oynuyordu o zamanlar. Arkasındaki 5 katlı binayla hemen hemen aynı yükseklikte. Bir zamanlar kubbesiyle, üstünde kaplamasıyla daha da yüksekmiş, belli. Çok büyük değil ama orada işte…

Kara Kilise (Fotoğraf: S. Bora Yıldırım)
Bunu niye yıkmamışlar ki? Bu harabe tehlikeli olmaz mı? Sitenin ortasında ne olduğu belli olmayan bir kısmı devrilmiş bu binanın ne işi olabilir ki? Daha çocuktum ama aklıma gelen bu soruların bir yanıtı yoktu. Zaten ne ben ne de annem bu binanın 1300 yıllık olduğunu tahmin edebilirdik.
Türkiye tarih zengini, kadim medeniyetlerin yeşerdiği, serpildiği, tarih sahnesinde başroller üstlenip sonra da kayıplara karıştığı topraklar üzerinde duruyor. Amerika Birleşik Devletleri bu yıl 250 yaşına giriyor. Düşünsenize 250 yıl... Onlar için ne büyük bir rakam bu. Daha geri gidelim, Kolomb Amerikayı 1492’de keşfetti. (“Üzerinde zaten milyonlarca insan yaşayan bir kıta nasıl olur da keşfedilir” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız. Batının sömürgeci bakışıyla diyelim buna…) Bu olayın üzerinden de 534 yıl geçmiş. Biz Türkler, resmi olarak Anadolu’ya 1071 yılında geldik. Daha önce de buralardaydık ama sahiplenerek, orduyla toprak alarak girdiğimiz tarih bu. Oysa Yalova’nın Çiftlikköy ilçesinde, bir tatil sitesinin bahçesinde, öylece duran bu yapı tam 1300 yaşında… Yani biz gelmeden 300 yıldan daha önce inşa edilmiş.
Bu binanın bilinen adı Kara Kilise. Halk arasında öyle demişler. Niyesini bilen de yok. Bu alanda ayakta kalan tek yapı bu belki ama bir zamanlar daha çok yapı olduğu biliniyor. Zira deniz kenarına uzanan bölümde yapı ve duvar kalıntıları var. Muhtemelen bir iskele de vardı. Site inşaatını görenler temel kazılarında iskeletler çıktığına şahit olmuşlar. Yani kilisenin yanında bir de mezarlığı vardı. Mezarlık varsa yaşam alanları da olmalı. Zaten tek başına bir kilise olması da mantıklı değil. Kiliseyi arkanıza alıp denize döndüğünüzde sol tarafta başka bina izleri de var. Duvar kalıntıları ağaçların arasında, açıkta duruyor. Bu kalıntılar belli ki yakın zamanda bir temel kazısında ortaya çıktı ve inşaat durdu.
Tüm bu kalıntıları çok sonraları gördüm. Biraz araştırınca anladım ki bu bölgede bir zamanlar bir antik kent vardı. Pylai… Pylai’den günümüze kalanlar çok sınırlı. Geçit anlamına gelen Pylai bir zamanlar önemli bir liman şehriydi. Muhtemeldir ki buradan kalkan erzak yüklü gemiler İstanbul’a ulaşıyordu. İznik ile İstanbul arasında önemli bir geçiş noktasıydı. İstanbul’dan Bursa tarafına seyahat eden herkesin buradaki limanı kullanmış olması çok muhtemel. Bizans Çiflikköy’ü kaybedince bu liman da önemini yitirmiş olmalı. Sonrası malum…
Çiftlikköy’deki 1300 yıllık yapı hala yerinde duruyor. Yasal olarak sit alanı ilan edildi ve koruma altına alındı. Çevresine çit çekildi ve bu kez de o çitlerin içinde kaderine terk edildi. Görmek isteyen Başkent-1 sahil sitesinin kapısından girerek yanına kadar gidebiliyor. Çevresinden yapıyı incelemek mümkün. Yolunuz buralara düşerse mutlaka ziyaret edin. Ömrü hayatında 1000 yıllık bir yapı görmemiş Amerikalı anlamaz belki ama binlerce yıllık tarihin şekillendirdiği ve izlerini bıraktığı bu toprağın insanı olarak siz buradaki yaşanmışlığı hissedebilirsiniz.

Kara Kilise (Fotoğraf: S. Bora Yıldırım)
Çocukluğumdan kalan anılar hafızamda hala canlı olsa da hayat devam ediyor. Halam vefat etti, iskele artık yok, sahil ile site arasında şimdi bir yürüyüş yolu var. Denize giren neredeyse kalmadı, Çiftlikköy artık tatil kasabası değil, bahçeler de kalmadı. Bölge Yalova’nın lüks dairelerle dolu yerleşim yeri oldu.
Pylai yok olmuş, Çiftlikköy dönüşmüş değişmiş olsa da insanlar bu topraklarda yaşamaya, doğmaya, büyümeye, anılar biriktirmeye devam ediyor. Ve her ne olursa olsun medeniyet bu topraklarda kök salmaya, gelişmeye devam edecek. Nereden mi biliyorum? Kanıtı orada, Başkent-1 sitesinin bahçesinde.
Kılıç, Şahin., ve Raif Kaplanoğlu.''Osmanlı Kuruluş Devrinde; Doğu Marmara Kıyılarında Türk İskânı.'' Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı 14, no. 21 (2016): 27–45. Erişim: 6 Mayıs 2026. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/713679
T.C. Çiftlikköy Kaymakamlığı. ''Çiftlikköy Tarihi.'' ciftlikkoy.gov.tr. Erişim: 6 Mayıs 2026. https://ciftlikkoy.gov.tr/tarihi