BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarCihad İslam YILMAZ19 Ocak 2026 19:41

Suudi Arabistan–Pakistan Savunma Paktı ve Türkiye’nin Olası Rolü

İstihbarat, Güvenlik Ve Savunma+1 Daha
fav gif
Kaydet
kure star outline

17 Eylül 2025’te Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanan savunma paktı, yalnızca ikili bir askerî işbirliği anlaşması olarak değil, değişen bölgesel ve küresel güvenlik ortamına verilen stratejik bir yanıt olarak değerlendirilmelidir. Anlaşmanın zamanlaması, Ortadoğu ve Güney Asya’da artan belirsizlikler, büyük güç rekabetinin yeniden sertleşmesi ve geleneksel güvenlik garantilerinin sorgulanmaya başlanmasıyla doğrudan ilişkilidir. Bu yönüyle pakt, mevcut güvenlik mimarisinin yetersizliklerine karşı geliştirilen alternatif bir savunma refleksi niteliği taşımaktadır.


Paktın temelinde, taraflardan birine yönelik dış tehdit veya saldırının ortak bir güvenlik meselesi olarak ele alınması anlayışı bulunmaktadır. Bu yaklaşım, klasik askerî işbirliği anlaşmalarının ötesine geçerek kolektif savunma ilkesine daha yakın bir çerçeve sunmaktadır. Ortak askerî tatbikatlar, eğitim faaliyetleri, savunma planlamasında koordinasyon ve istihbarat paylaşımı gibi unsurlar, anlaşmanın yalnızca kriz anlarına değil, barış döneminde caydırıcılığın artırılmasına da hizmet eden sürekli bir mekanizma olarak kurgulandığını göstermektedir. Özellikle füze tehditleri, insansız sistemlerin yaygınlaşması ve asimetrik risklerin arttığı bir ortamda bu tür bütünleşik savunma düzenlemeleri taraflara stratejik esneklik kazandırmaktadır.


Suudi Arabistan açısından bu paktın arka planında, uzun yıllar büyük ölçüde tek bir güvenlik eksenine dayanan savunma anlayışını çeşitlendirme ihtiyacı yatmaktadır. Bölgesel istikrarsızlık, enerji altyapılarına yönelik tehditler ve Ortadoğu’daki güç mücadelesi, Riyad yönetimini daha geniş ve alternatif güvenlik ortaklıkları kurmaya yöneltmiştir. Pakistan, sahip olduğu askerî tecrübe, disiplinli silahlı kuvvet yapısı ve stratejik caydırıcılık kapasitesiyle Suudi Arabistan için güvenilir bir ortak olarak öne çıkmaktadır. Bu işbirliği, Riyad’ın yalnızca askerî güvenliğini artırmayı değil, aynı zamanda bölgesel liderlik iddiasını pekiştirmeyi amaçladığını da göstermektedir.


Pakistan cephesinden bakıldığında ise savunma paktı, ülkenin askerî kapasitesini uluslararası alanda daha görünür kılma ve diplomatik etki alanını genişletme fırsatı sunmaktadır. Güney Asya’daki kırılgan güvenlik ortamı ve tarihsel rekabetler, İslamabad yönetimini Ortadoğu ile daha derin ve kurumsal ilişkiler kurmaya teşvik etmektedir. Suudi Arabistan ile tesis edilen bu savunma ilişkisi, Pakistan’ın yalnızca bölgesel bir aktör değil, daha geniş bir coğrafyada güvenlik sağlayıcı bir unsur olarak konumlanmasına katkı sağlamaktadır.

Türkiye Neden Bu Üçlü Savunma Mekanizmasıyla Anılıyor?

Suudi Arabistan–Pakistan savunma paktının ardından Türkiye’nin bu mekanizmaya olası dâhiliyeti üzerine yürütülen tartışmalar, tesadüfi ya da spekülatif değerlendirmelerden ibaret değildir. Türkiye, son yıllarda izlediği çok boyutlu dış politika yaklaşımıyla, geleneksel ittifaklarını korurken aynı zamanda alternatif ve tamamlayıcı güvenlik işbirliklerine açık bir profil sergilemektedir. Bu yaklaşım, Türkiye’nin kendisini tek bir güvenlik eksenine mahkûm etmeyen, esnek ve pragmatik bir stratejik akılla hareket ettiğini göstermektedir.


Türkiye’nin bu tür bir savunma mekanizmasıyla anılmasının temel nedenlerinden biri, sahip olduğu askerî kapasite ve operasyonel tecrübedir. Konvansiyonel ordu gücü, sınır ötesi operasyon deneyimi, asimetrik tehditlerle mücadelede kazandığı saha bilgisi ve savunma sanayiindeki yerlileşme hamleleri, Türkiye’yi bölgesel güvenlik işbirlikleri açısından “katkı sağlayan aktör” konumuna taşımaktadır. Bu durum, Türkiye’nin dâhil olduğu her güvenlik yapısının yalnızca niceliksel olarak değil, niteliksel olarak da güç kazanmasına yol açmaktadır.

Türkiye’nin adı bu pakt bağlamında anılırken dikkat çeken bir diğer unsur, Ankara’nın son dönemde Ortadoğu ve Körfez ülkeleriyle normalleşme ve ilişkileri derinleştirme yönünde attığı adımlardır. Suudi Arabistan ile yeniden ivme kazanan diplomatik temaslar, savunma sanayii ve güvenlik alanında artan işbirliği ihtimali, Türkiye’nin bu üçlü mekanizmaya eklemlenmesini stratejik açıdan daha anlamlı hâle getirmektedir. Bu bağlamda Türkiye, yalnızca askerî bir ortak değil, aynı zamanda siyasi ve diplomatik denge unsuru olarak da öne çıkmaktadır.


Öte yandan Türkiye’nin olası katılımı, Suudi Arabistan ve Pakistan açısından da önemli kazanımlar sunmaktadır. Türkiye’nin dâhil olduğu savunma yapıları, uluslararası kamuoyunda daha görünür, daha ciddiye alınan ve daha yüksek caydırıcılığa sahip yapılar olarak algılanmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin askerî gücünün ötesinde, sahip olduğu diplomatik ağlar, NATO üyeliği ve kriz yönetimi tecrübesiyle doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla Türkiye, bu tür mekanizmalarda bir “prestij çarpanı” işlevi görmektedir.

Üçlü Savunma Mekanizmasının Bölgesel ve Küresel Etkileri

Suudi Arabistan–Pakistan savunma paktının ve buna Türkiye’nin olası dâhiliyetinin en dikkat çekici sonucu, Ortadoğu ve Güney Asya güvenlik dengelerinde yaratabileceği yapısal etkidir. Bu üçlü yapı, farklı coğrafyalarda fakat benzer tehdit algılarına sahip aktörleri aynı güvenlik şemsiyesi altında buluşturma potansiyeli taşımaktadır. Böyle bir mekanizma, bölgesel güvenliğin yalnızca yerel dinamiklerle değil, giderek daha fazla birbirine bağlanan stratejik hatlar üzerinden şekillendiğini göstermektedir.


Ortadoğu bağlamında bu tür bir savunma düzenlemesi, özellikle Körfez güvenliği ve enerji altyapılarının korunması açısından yeni bir denge unsuru yaratabilir. Suudi Arabistan’ın güvenlik kaygılarının merkezinde yer alan bölgesel rekabet ve balistik tehditler, bu paktın caydırıcılık boyutunu öne çıkarmaktadır. Bu durum, İran gibi bölgesel aktörler açısından da yeni bir stratejik hesaplaşma alanı doğurabilir. Her ne kadar pakt resmî olarak belirli bir ülkeyi hedef almıyor olsa da, ortaya çıkabilecek güç yoğunlaşması, bölgesel güvenlik mimarisinde fiilî bir dengeleme mekanizması olarak algılanacaktır.


Güney Asya perspektifinden bakıldığında ise Pakistan’ın bu pakt aracılığıyla Ortadoğu merkezli bir güvenlik düzenlemesinde yer alması, bölgesel rollerin genişlediğine işaret etmektedir. Bu durum, Pakistan’ın yalnızca Güney Asya güvenliğiyle sınırlı bir aktör olmaktan çıkarak, daha geniş bir coğrafyada askerî ve diplomatik etki üreten bir konuma evrilmesine katkı sağlayabilir. Türkiye’nin olası katılımı, bu etki alanını daha da genişleterek paktı iki bölge arasında stratejik bir köprü hâline getirebilir.


Küresel düzeyde ise bu üçlü savunma mekanizması, büyük güçlerin bölgesel güvenlik üzerindeki rolünün yeniden tartışılmasına zemin hazırlamaktadır. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin son yıllarda müttefiklerinden daha fazla savunma yükü paylaşımı beklemesi ve bazı bölgelerde askerî angajmanını sınırlama eğilimi, alternatif güvenlik düzenlemelerinin önünü açmıştır. Bu bağlamda Suudi Arabistan–Pakistan–Türkiye hattında şekillenebilecek bir savunma yapısı, ABD merkezli güvenlik mimarisine doğrudan bir alternatif olmasa da, onu tamamlayan ve zaman zaman dengeleyen bir unsur olarak değerlendirilebilir.


Bu noktada NATO üyeliği bulunan Türkiye’nin konumu özel bir önem taşımaktadır. Türkiye’nin böyle bir mekanizma içerisinde yer alması, NATO ile çelişen değil, daha çok bölgesel tehditlere yönelik tamamlayıcı bir güvenlik yaklaşımı olarak sunulabilir. Ancak bu durum, aynı zamanda Türkiye’nin Batı ittifakı ile ilişkilerinin yakından izlenmesine ve Ankara’nın stratejik tercihleri üzerinde daha fazla uluslararası dikkat oluşmasına da yol açacaktır.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Blog İşlemleri

Etiketler

İçindekiler

  • Türkiye Neden Bu Üçlü Savunma Mekanizmasıyla Anılıyor?

  • Üçlü Savunma Mekanizmasının Bölgesel ve Küresel Etkileri

KÜRE'ye Sor