Nadir Toprak Elementlerinin Önemi ve Küresel Bağlam
Nadir Toprak Elementleri (NTE), periyodik tablodaki 17 elementten oluşan bir grup olup, isimlerinin aksine yeryüzünde nispeten bol bulunurlar. Aslında yeryüzünde bol olmalarına rağmen bu elementleri 'nadir' yapan şey, ticari olarak işlenebilecek konsantrasyonlarda bulunmalarının güçlüğüdür. Bununla birlikte, onları birbirlerinden ayrıştırmak (rafine etmek) teknolojik olarak hem çok zorlu hem de pahalı bir işlemdir. Bu elementler, modern dünyanın "teknolojik vitaminleri" olarak kabul edilir; akıllı telefonlardan rüzgâr türbinlerine, elektrikli araç motorlarından (özellikle kalıcı mıknatıslar) F-35 gibi gelişmiş savunma sistemlerine kadar yüksek teknolojinin hemen her alanında vazgeçilmezdirler.

Nadir Toprak Elementi (Anadolu Ajansı)
Küresel ölçekte, NET piyasası uzun yıllardır Çin'in ezici bir hakimiyeti altında. Dünyadaki toplam üretimin ve daha da önemlisi rafinasyon kapasitesinin büyük bir bölümünü elinde tutan Çin, bu elementleri jeopolitik bir koz olarak kullanma potansiyeline de sahip. Bu durum, Batılı ülkeleri ve gelişmiş ekonomileri de acil bir tedarik zinciri çeşitlendirmesi arayışına itmiştir. Zira teknoloji, enerji ve savunma sanayilerinin neredeyse tamamen Pekin'in keyfi kararlarına bağlı kalması, bu ülkeler için kabul edilemez bir ulusal güvenlik açığı olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu küresel satranç tahtasında Türkiye, on yıllar boyunca potansiyelinin farkında olmadığından somut bir adım atmadan denklemin çok da içine girmemiştir. 2022 yılında yapılan bir keşif, bu durumu kökten değiştirmiş ve Türkiye'yi, maden politikalarını yeniden kurgulamaya ulusal bir strateji oluşturmaya ve küresel tedarik zincirinde iddialı bir oyuncu olmaya zorlamıştır. Bu yazı, Türkiye'nin NTE konusundaki mütevazı geçmişinden, bugün şekillenen iddialı ulusal politikasına evrilişini incelemektedir.
Türkiye'de Nadir Toprak Elementlerinin Keşfi ve Tarihsel Arka Plan
Türkiye'nin madencilik tarihi, büyük ölçüde bor, kromit, linyit ve mermer gibi daha geleneksel kaynaklara odaklanmıştı. NTE 20. yüzyılın sonlarına kadar ne bir ekonomik öncelik ne de bir stratejik hedef olarak görülüyordu. Bu dönemde Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü, ülke genelinde çeşitli jeolojik araştırmalar yürütmekteydi. Bu araştırmalar sırasında, başta Malatya-Kuluncak, Sivas ve Burdur olmak üzere çeşitli bölgelerde NTE ve toryum (genellikle NTE ile birlikte bulunan radyoaktif bir element) anomalilerine rastlanmıştı. Ancak bu bulgular, düşük tüketim, farkındalık ve teknolojik eksikliklerinden ötürü ekonomik bir faaliyete dönüşememişti.
Ülkede NTE'ye ilişkin ilk jeolojik çalışmalar ise 1950'li yıllara uzanmaktadır. Ancak bu dönemde NTE stratejik önem taşımadığı için sınırlı akademik ilgi görmüştür. 1980'ler ve 1990'larda Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından yapılan saha araştırmaları, özellikle Eskişehir–Beylikova, Malatya–Kuluncak ve Sivas–Yıldızeli bölgelerinde NTE içeren yatakların varlığını ortaya koymuştur.
Türkiye'nin Rezerv Potansiyeli ve Ekonomik Değeri
2000'li yıllardan itibaren artan küresel talep ve Çin'in ihracat kısıtlamaları, Türkiye'de de bu kaynaklara yönelik ilginin daha yoğun bir şekilde yeniden canlanmasına neden olmuştur. 2010 sonrası dönemde MTA'nın ve Eti Maden'in yürüttüğü detaylı sondaj ve analiz çalışmaları sonucunda Beylikova sahasında yaklaşık 694 milyon tonluk dev bir rezervin varlığı açıklandı. Bu rezerv, Çin'deki 800 milyon tonluk "Bayan Obo" sahasından sonra dünyanın en büyük ikinci NTE yatağı olarak değerlendiriliyor. Her ne kadar Çin'in gerisinde kalsa da Türkiye'nin bu çapta geniş bir rezerve sahip olması başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler için Çin'e olan bağımlılıklarından kısmen de olsa kurtulmak için önemli bir alternatif sunuyor. Eğer Türkiye bu noktadaki avantajını iyi kullanabilirse kendisine Batı ile olan ilişkilerinde yeni kapı açabilir ve bu ilişkileri güçlendirebilir.
Eskişehir–Beylikova sahasının, baryum, florit, toryum ve nadir toprak oksitleri bakımından son derece zengin bir kompleks olduğu kabul ediliyor. Bu sahada bulunan 17 farklı NTE'nin toplam içeriği yaklaşık %0,2–0,3 oranında olsa da rezervin büyüklüğü ekonomik üretimi değerli kılmakta. Türkiye'nin toplam NTE oksit rezervinin ise 700 milyon ton civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu miktar, Türkiye'yi dünyadaki toplam rezervin yaklaşık %10'una sahip bir ülke konumuna getirmektedir.
Ancak bu rezervlerin ekonomik değere dönüşmesi sahip olunan miktarın da yanında aynı zamanda çıkarma ve işleme teknolojilerinin geliştirilmesi ile de mümkündür. Nadir toprakların ayrıştırılması yüksek teknoloji ve maliyetler gerektiriyor. Türkiye bu alanda gereksinimler noktasında yeni yol almaya başladığı için henüz ilk aşamalardadır. 2023'te açılan Beylikova Nadir Toprak Elementleri Pilot Tesisi, bu yönde atılan önemli stratejik adımlardan biri olarak yılda 1200 ton cevher işleme kapasite üretim zincirinin kimyasal ayrıştırma aşamalarını yerli teknolojilerle test etmeyi amaçlamaktadır.
2000'li Yıllar ve Türkiye'nin Denkleme Girişi
2000'li yıllardan itibaren Türkiye, küresel ekonomide stratejik önem kazanan NTE, ekonomik, teknolojik ve jeopolitik değerini daha net biçimde fark etmeye başladı. Özellikle Çin'in bu alandaki küresel tekelinin belirginleşmesi kritik minerallere dayalı teknolojilerin (savunma sanayii, enerji dönüşümü, elektronik, yenilenebilir enerji ekipmanları vb.) hızla gelişmesi ve Türkiye'nin de bu alanlardaki yatırımlarını hızlı bir şekilde artırması ile birlikte Türkiye'nin kendi kaynaklarını stratejik bir perspektifle değerlendirmeye yönelmesine neden olmuştur.
Bu dönemde ilk önemli adımlar, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) ve Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından atılmıştır. 2000'li yılların başından itibaren MTA, Türkiye'nin farklı bölgelerinde (özellikle Eskişehir, Kütahya, Malatya, Sivas, Burdur, Aydın ve Manisa çevresinde) NTE açısından potansiyel taşıyan alanlarda sistematik jeolojik etütler ve rezerv arama çalışmaları gerçekleştirmiştir. Bu araştırmalar sonucunda özellikle Eskişehir-Beylikova sahasında önemli miktarda NTE içeren kompleks cevher yatakları tespit edildi. Bu bölge, baryum, florit, toryum ve NTE'nin birlikte bulunduğu çok bileşenli yapısıyla, Türkiye'nin en stratejik maden sahalarından biri olarak görülüyor

Türkiye'deki Nadir Toprak Elementleri (Anadolu Ajansı)
2000'lerin ortasında Eti Maden'in kurumsal yapısında yapılan modernizasyon ve yeniden yapılanma çalışmaları, Türkiye'nin NTE politikalarının kurumsal bir zemine oturmasına da önayak olmuştur. Eti Maden, yalnızca bor üretimiyle sınırlı kalmayarak, yüksek katma değerli maden işleme teknolojilerine yatırım yapmaya başlamış, bu doğrultuda NTE'nin işlenmesine ve ayrıştırılmasına yönelik laboratuvar ve pilot tesisler kurmuştur. 2010'lara gelindiğinde, bu çalışmalar stratejik bir nitelik kazanarak Türkiye'nin "milli maden stratejisi" belgelerinde yer almaya başlamıştır.
MAPEG 2019-2023 Stratejik Planı, Türkiye'nin madencilik vizyonunu On Birinci Kalkınma Planı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Stratejik Planı gibi üst politika belgeleriyle uyumlu hale getirmiştir. Bu plan, doğrudan "stratejik ve kritik mineraller" olarak tanımlanan NTE'nin aranmasına öncelik verileceğini teyit etmektedir. Bu çerçevede, Türkiye'deki NTE potansiyelinin tespiti, işlenmesi ve sanayi ile entegre edilmesi için kamu kurumları, üniversiteler ve özel sektör arasında işbirliği mekanizmaları kurulmuş, aynı dönemde Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) gibi yeni yapılar devreye alınarak, maden teknolojileri ile nükleer enerjiye dayalı stratejik kaynak yönetimi ortak amaç zemininde değerlendirilmeye başlanmıştır.
2018 sonrası dönemde, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin getirdiği idari değişikliklerle birlikte madencilik politikaları, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı koordinasyonunda daha merkezi bir yapıya kavuşturuldu. Bu dönemde,NTE yalnızca bir hammadde olarak değil, ulusal güvenlik ve teknoloji politikalarının oldukça kritik ve vazgeçilmez bir unsuru olarak da görülmeye başlandı. 2019'da Beylikova'daki saha, yapılan uluslararası ölçekteki analizler sonucunda dünyanın en büyük ikinci NTE rezervi olarak tescil edilmiştir. Bu bulgu, güncel olarak Türkiye'yi NTE piyasasında potansiyel bir bölgesel güç konumuna taşımaktadır.
2020'li yıllarda ise Türkiye, yalnızca rezerv keşfiyle değil, işleme teknolojileri ve ekonomik değer zinciri oluşturma konusunda da somut adımlar atmaya başladı. Eti Maden, 2022 yılında Beylikova Nadir Toprak Elementleri Pilot Tesisinin temelini atarak, yıllık 1.200 ton cevher işleme kapasitesine sahip bir tesisin inşasına başlamıştır. Bu tesis, NTE'nin laboratuvar ölçeğinden endüstriyel ölçeğe taşınması için kritik bir dönüm noktası olmuştur. Aynı zamanda, TENMAK ve TÜBİTAK MAM (Marmara Araştırma Merkezi) işbirliğiyle, NTE'nin rafinasyonu, oksit üretimi, metal ayrıştırma ve mıknatıs yapım süreçlerinde kullanılacak teknolojilerin yerli geliştirilmesi için Ar-Ge projeleri de yürütülmektedir.
Bunlara paralel olarak, Türkiye'nin madencilik mevzuatında da yenilikler yapılmış, Maden Kanunu ve bağlı yönetmelikler kapsamında NTE "stratejik maden" kategorisine alındı. Bu değişiklik, bu kaynakların işletilmesi ve ihracatında devlet kontrolünü artırmayı, yerli işleme kapasitesini geliştirmeyi ve yabancı bağımlılığını azaltmayı amaçlamıştır. Ayrıca, 2023 itibarıyla Milli Enerji ve Maden Politikası kapsamında, NTE ile ilgili üretim, ithalat, ihracat ve teknoloji geliştirme faaliyetleri doğrudan Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının koordinasyonunda izlenmekte.
Son dönemde Türkiye, küresel "yeşil dönüşüm" sürecinin merkezinde yer alan elektrikli araç motorları, rüzgar türbinleri, elektronik cihazlar ve savunma teknolojileri gibi alanlarda NTE'nintedarik zincirine entegrasyon hedefini açıkça ortaya koyuyor ve bu doğrultuda, Eti Maden'in Beylikova pilot tesisinden elde edilecek çıktılar, uzun vadede endüstriyel üretim ölçeğine taşınarak Türkiye'nin yerli mıknatıs, batarya ve yüksek teknolojili malzeme üretimini destekleyeceğini de açıklamıştır. Ayrıca, 2024 itibarıyla planlanan Beylikova Endüstriyel Kompleksi, işleme tesisleri ile birlikte bir Ar-Ge ve eğitim merkezi olarak da hizmet verecek şekilde tasarlandı.
Bu gelişmeler, Türkiye'nin 2000 sonrası dönemde NTE alanındaki politikalarının hammadde çıkarımından ileri teknoloji üretimine geçiş yönünde nasıl evrildiğini göstermektedir. Başlangıçta MTA'nın saha araştırmalarıyla başlayan süreç, Eti Maden'in üretim odaklı dönüşümü, TENMAK ve TÜBİTAK işbirliğiyle Ar-Ge'nin kurumsallaşması ve nihayetinde devletin stratejik yönlendirmesiyle bütüncül bir ulusal maden politikasına dönüşmüştür. Böylece Türkiye, 2020'li yıllarda yalnızca kaynak zengini bir ülke değil, kritik minerallerin güvenli, sürdürülebilir ve teknolojik değer zincirine entegre edilebildiği bir aktör haline gelmeyi hedefleyen bir ülke haline gelmiştir.
Sonuç
Türkiye'nin NTE serüveni, 2000'li yıllara kadar büyük ölçüde göz ardı edilen bir potansiyelden, 2022'deki Eskişehir-Beylikova keşfiyle küresel bir aktör olma iddiasına dönüştüğünü söyleyebiliriz. Dünyanın en büyük ikinci rezervi olarak tescillenen bu saha, Türkiye'nin ulusal maden politikasını kökten değiştirdi ve ülke yalnızca hammadde zengini bir coğrafya olmanın da ötesine geçen politikalara yönelmiş oldu.
Eti Maden öncülüğünde kurulan pilot tesisler ve TENMAK ile TÜBİTAK destekli Ar-Ge faaliyetleri, Türkiye'nin en zorlu aşama olan rafinasyon (ayrıştırma) teknolojilerinde yerli kabiliyet kazanma kararlılığını da net bir şekilde göstermekte. Asıl hedef; Çin'in hakim olduğu bu stratejik pazarda sadece bir rezerv sahibi değil, aynı zamanda savunma sanayi ve yeşil enerji gibi kritik sektörler için mıknatıs ve oksit gibi yüksek katma değerli son ürünleri üretebilen, tedarik zincirinde söz sahibi olan bir oyuncu olmak.

