Yağmur, Türk akademisyeni ve şairi Prof. Dr. Nurullah Genç tarafından 1990 yılında kaleme alınan, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ithafen yazılmış, naat türünde bir manzum eserdir. Eser, 1990 yılında Türkiye Diyanet Vakfı tarafından düzenlenen "Naat-ı Şerif Yarışması”nda birincilik ödülüne layık görülmüştür. Bu eser, divan edebiyatı geleneğindeki naat türünü modern şiir formuyla harmanlaması bakımından Türk edebiyatının önemli naatlarından biri olarak kabul edilir.
Şiirin oluşum süreci şairin ifadelerine göre 1979 yılında başlayıp 1990 yılında tamamlanan 10 yıllık bir arayış ve sancı dönemini kapsar. Bu 10 yıllık hazırlık dönemi; medeniyetinin izinde giden Müslüman bir şairin, edebiyatımızda büyük ağırlığı olan Naat, Münacat, Tevhit gibi türlerden etkilendiği ve bu tarz şiirleri yazamamanın eksikliğini hissettiği bir süreçtir. Aynı zamanda Nurullah Genç, çocukluğunda aile büyüklerinden dinlediği "Naat yazmayan şair, henüz şair sayılmaz" düsturundan etkilenerek uzun yıllar naat denemeleri yapmış, ancak yazdığı eserleri yetersiz bularak arayış yolculuğuna devam etmiştir.
Şiirin ilk mısralarının oluşması 1990 yılının Ocak ayında şairin İstanbul’dan Erzurum’a gerçekleştirdiği otobüs yolculuğunda cereyan etmiştir. Otobüsün camlarından sokağa bakarken Kur’an-ı Kerim’de Tekvir Suresinde geçen “Fe eyne tezhebun” (Öyleyse nereye gidiyorsunuz?) ifadesi aklına gelmiştir. Bu soru şairin içinde öylesine helezonik bir şekilde genişleyip dalgalanmıştır ki bütün bir insanlığa bu soruyu sorar bir vaziyette bulmuştur. “Nereye gidiyorsunuz?” sorusu tarihi bir perspektif kazanmıştır ve şairin içinde Uhud Savaşı’nda Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sözünü dinlemeyerek yerini terk eden okçulara aynı soruyu sorabilecek bir noktaya kadar gelişmiştir. Bu iç dünyada gerçekleşen devinim ile şiirin ilk mısralarını otobüs biletinin arkasına yazmıştır. Eserin tamamlanması, şairin Erzurum'daki evinde kendisini bir odaya kapatarak İslam tarihini kronolojik olarak zihninde canlandırdığı üç aylık bir çalışma sonucunda gerçekleşmiştir.
"Sensiz ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkûm olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü"
“Yağmur”, bilinen klasik nazım şekillerinin (koşma, gazel vb.) kalıplarına bağlı kalınmadan, şaire özgü bir dize kümelenmesiyle oluşturulmuştur. Ancak nazım düzenindeki bu özgünlüğe rağmen; ölçüsü, kafiyesi, redifi ve kafiye örgüsüyle Halk edebiyatı geleneğine sadık kalınarak yazılmıştır. Peygamber Efendimizi (s.a.v.) övmek amacıyla yazıldığı için tür olarak naattır.
“Yağmur”; on ikişer tane altılıktan, üçlükten, dörtlükten ve bir tane de on dörtlükten müteşekkildir. Son bent üçlüklerin son dizelerinden oluşmuştur. Toplam 37 bentten oluşmaktadır; şiirin kendine has (orijinal) bir mimariye sahip olması bu nedenledir çünkü edebiyatımızda böyle tertiplenen bir nazıma verilen özel bir isim yoktur. Nazım düzeni şaire özgü olsa da şiir hece disipliniyle kaleme alınmıştır. Bütün dizelerdeki hece sayısı 14’tür. Yani 14’lü hece ölçüsüyle yazılmıştır. Kafiye şeması şu şekildedir:
Kafiye Şeması (Yazar Tarafından Oluşturulmuştur)
Genelde tam ve zengin kafiye kullanılmıştır. Ancak birkaç yerde yarım kafiyeyle ve sadece rediflerle ahenk sağlanmıştır. Nurullah Genç'in "Yağmur" şiirindeki altılık, üçlük ve dörtlük (kıta) bölümlerinin konuları şu şekilde ayrılmıştır:
Bu bölümler genel olarak tarihsel bir panorama ve Peygamber Efendimiz‘in (s.a.v.) dünyadaki zamanını anlatır.
Bu kısımlar şiirin en lirik (duygusal) bölümleridir ve şairin kendi iç dünyasını yansıtır. “De ben olsaydım” redifiyle biter. Şair burada maddi değeri olmayan, hatta değersiz görülen nesnelerin (bir taş, bir toprak vb.) yerinde olup Peygamber’in yakınında olmayı arzuladığını anlatır. Kendi acizliğini itiraf ederek kibrini kırmak ister.
Bu bölümde “düştü” redifi kullanılır ve genel olarak yoksunluk ve bozulma teması işlenir.
Şiirin merkezinde yer alan "Yağmur" imgesinin seçimi rastlantısal değildir; Kur’an-ı Kerim’deki ayetlere ve İslam literatüründeki sembollere dayanır.
1. Rahmet ve Diriliş Sembolü
2. Açık İstiare
3. Su Metaforu
Şiir, İslam tarihinden ve Kur’an kıssalarından önemli olaylara telmihler (göndermeler) içerir. Eserde yer alan zengin telmih ağının temsil gücü yüksek temel örnekleri aşağıda incelenmiştir.
Şiirde yer alan "Sümeyra’yı arıyor her damlada bir saray" dizesi, Uhud Savaşı sonrasında yaşanan tarihsel bir vakaya ve Sümeyra binti Kays’a (r.a.) telmihtir. Savaşın ardından babasının, kocasının, kardeşinin ve oğullarının şehit olduğu haberlerini alan Hz. Sümeyra (r.a.), bu kayıplara rağmen ısrarla Hz. Peygamber’in (s.a.v.) durumunu sormuştur. Peygamber’i hayatta gördüğünde ise "Anam babam sana feda olsun Ya Resûlallah! Sen sağsın ya, artık geride kalan bütün musibetler benim için hiç hükmündedir ve ben onlardan etkilenmem." diyerek İslam tarihindeki fedakârlık örneklerinden birini sergilemiştir. Şair bu dizede; "saray" imgesiyle dünyevi ihtişamı ve konforu, "Sümeyra" imgesiyle ise dünyevi kayıpları hiçe sayan saf sevgiyi tezat sanatı üzerinden işlemiştir.
Şiirde, "Yağmurun... yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini" dizesiyle Reci Vakası’na gönderme yapılır. Müşrikler tarafından şehit edilen Asım bin Sabit’in cesedinin parçalanmaması için Allah’ın önce arıları, sonra da şiddetli bir yağmuru göndererek cesedi koruması olayı işlenir. Yağmur burada bir "koruyucu" ve müşriklerin planını bozan bir güç olarak resmedilir.
Bakara Suresi’nin 264. ve 265. ayetlerine atıfla, yağmurun kayanın üzerindeki toprağı yıkayıp sert kayayı ortaya çıkarması gibi; Peygamber’in de mümin ile münafığı, cevher ile posayı birbirinden ayıran bir "mihenk taşı" olduğu vurgulanır.
Yağmur, "rahmet vadilerinden boşanan ab-ı hayat" (ölümsüzlük suyu) olarak nitelenir. Bu su, inananları ebedi mutluluğa taşıyacak bir vasıtadır.
Vâreden’in adıyla insanlığa inen Nûr
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır âb-ı hayat
En müstesna doğuşa hâmiledir kâinat
Yıllardır boz bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir ân düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi’nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtâbını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
Yeryüzü âvâredir, yapayalnız ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
Ulaşır intizârın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükûtu yâr, sevinci dualar kadar derin
Çâresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezîr yaşadım ki, yaşanmamış, mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bîcan düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hira’dan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler şahının hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücellâ çehreni izleseydim ebedî
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklâl boşluğunda arılan nâdân düştü
Dolaşan ben olsaydım Sâve’nin damarında
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
Ebedî aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyyâ bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kâkülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü
Bazen kendine âşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zâlime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir belâ tünelinde ağır imtihan düştü
Bâdiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebvâ’da esen rüzgâr
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahîra’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkûmlar yargılıyor; hâkimler mahkûm şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firâkınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlamış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
Madenî arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Şehirler kâbus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayalî
Hazîndir ki, dertleri aşmaya umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenîn
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradım
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkûm olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyrâ’yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekânın fırçasında solmayan resim senin
Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır ahımın, efgânımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkârımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü’mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Kardeşler arasına heyhat, sû-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz’ân düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazân düştü
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahîra’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Not: Bu madde de geçen tüm bilgilerin doğruluğu ve kontrolü Nurullah Genç tarafından kontrol edilmiş ve onaylanmıştır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Yağmur (Şiir)" maddesi için tartışma başlatın
Yazılış Süreci ve İlham Kaynakları
Yağmur Şiirinin Otobüste Yazılan İlk Mısraları
Biçim ve Yapı Özellikleri
Altılıklar (6 Mısralık Bölümler)
Üçlükler (3 Mısralık Bölümler)
Kıtalar / Dörtlükler ( 4 Mısralık Bölümler):
İçerik ve İmge Dünyası
Dini ve Tarihsel Telmihler
Hz. Sümeyra binti Kays
Reci Vakası ve Asım bin Sabit
Hakikatin Ortaya Çıkışı (Mihenk Taşı)
Ab-ı Hayat
Şiir Metni