Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.
1982 Hama Katliamı, bazı siyaset bilimciler tarafından modern Suriye tarihinin en karanlık ve en kanlı sayfalarından biri olarak yorumlanmış, yalnızca yerel bir bastırma operasyonu değil, aynı zamanda bir halkın kolektif hafızasının silinmeye çalışıldığı bir soykırım girişimi olarak da değerlendirilmiştir. Bir kısım siyaset bilimciler de bu toplu katliamı sadece bir isyanın bastırılması olarak yorumlamıştır. Suriye'nin orta kesiminde yer alan Hama şehri, tarih boyunca İslamî kimliği, muhafazakâr yapısı ve siyasal muhalefetiyle öne çıkmıştır. Katliam, 2-28 Şubat 1982 tarihleri arasında, dönemin Devlet Başkanı Hafız Esed’in doğrudan emriyle gerçekleştirilmiştir.
1946’da Fransa’dan bağımsızlığını kazanan Suriye, kısa süreli bir anayasal dönemden sonra darbeler ve iç çatışmalarla şekillenen siyasi bir yola girmiş, 1963 yılında Arap Sosyalist Baas Partisi’nin iktidarı ele geçirmesiyle tek parti rejimi kurulmuştur. 1970 yılında Hafız Esed’in kansız darbesiyle başlayan “Neo-Baas” dönemi, devletin seküler milliyetçi ideolojisini mezhepçi bir otoriter yapıyla harmanlayan bir yönetim biçimi doğurmuştur. Rejim, devletin üst kademelerine büyük ölçüde Nusayrî azınlığı yerleştirmiş, bu durum Sünnî çoğunluk üzerinde genel bir rahatsızlığa sebebiyet vermiştir.
Bu değişimden en fazla etkilenen şehirlerin başında gelen Hama, uzun yıllar boyunca dinî muhafazakâr kimliğini korumuş, özellikle Müslüman Kardeşler’in en güçlü kalesi olmuştur. 1970’li yıllarda başlayan siyasi gerilim, 1979 Halep Topçu Okulu katliamı ile doruğa ulaşmıştır. Rejim bu eylemi gerekçe göstererek İhvan’a karşı topyekûn bir savaş başlatmış ve 1980 yılında çıkarılan 49 sayılı kanun ile Müslüman Kardeşler üyeliği idam cezası sebebi sayılmıştır.
1982 yılı başlarında Hama’da Müslüman Kardeşler’in başını çektiği yeni bir ayaklanma dalgası baş göstermiştir. Hafız Esed bunun üzerine, şehri ibret-i alem olacak şekilde yok etme kararı almış, operasyonun komutası, Esed’in kardeşi Rıfat Esed’e verilmiştir. Saldırıya Savunma Taburları, Özel Kuvvetler, 21. Mekanize Tümen, 21. Hava İndirme Alayı, Genel İstihbarat ve paramiliter Şebbiha birliklerinden oluşan 20 bin kişilik bir güç katılmıştır. Kuşatma öncesi su, elektrik ve iletişim hatları kesilmiş; şehir tamamen dış dünyadan izole edilmiştir.
Hava bombardımanıyla başlatılan saldırı, yoğun topçu atışlarıyla sürdürülmüştür. Ardından tanklar ve piyade birlikleri kentin iç mahallelerine girmiş, Şehir sistematik biçimde tahrip edilmiştir.
Saldırılar 27 gün boyunca sürmüş, özellikle es-Sahhane, el-Kilayniyye, el-Asida, el-Başuriyye, ez-Zenbakiyye ve el-Hayriyye gibi mahalleler hedef alınmıştır. Şehirdeki camilerin yüzde 70’i, üç kilise ve çok sayıda tarihî yapı yıkılmış; okullar, fabrikalar, camiler ve kamu binaları geçici sorgulama ve infaz merkezlerine dönüştürülmüştür.
Uluslararası insan hakları kuruluşlarına göre katliamda en az 30 bin sivil öldürülmüştür. Bazı kaynaklar bu sayının 40 bine yaklaştığını belirtmektedir. 17 binden fazla kişi gözaltına alındıktan sonra kaybolmuş olup bu kişilerin büyük bir kısmının Tedmur Cezaevi’ne götürüldüğü ve burada sistematik işkenceyle öldürüldüğü tahmin edilmektedir.
Görgü tanıkları, askerlerin sivilleri gelişigüzel infaz ettiğini, hamile kadınların karınlarının yarılarak doğmamış bebeklerin “terörist” oldukları gerekçesiyle öldürüldüğünü, kadınlara tecavüz edildiğini, çocukların sokak ortasında vurularak öldürüldüğünü aktarmaktadırlar. Cesetler çoğu zaman toplu hâlde yakılmış veya Asi Nehri’ne atılmış, bazıları ise toplu mezarlara gömülmüştür.
Katliamdan sağ kurtulan çocuklar, anne ve babasız büyümüş; sosyal dışlanma, yoksulluk ve psikolojik travmalarla baş etmek zorunda kalmıştır. Hama'dan kaçabilenler, çoğunlukla komşu ülkelere ve Batı’ya göç etmiş; bunlar Suriye diasporasının ilk çekirdeğini oluşturmuşturlar
Hama Katliamı’ndan sonra rejim, olayı hem içeride hem dışarıda yok sayma stratejisi izlemiştir. Resmî belgelerde, ders kitaplarında, haber bültenlerinde Hama adı anılmamış, katliam halk arasında sadece “Olaylar” (el-ehdâs) olarak şifrelenmiş bir travmaya dönüşmüştür. Hatta Suriye’de Hama kelimesi bile yasaklı hâle gelmiştir.
Hama Katliamı, uluslararası toplum tarafından sadece bir cezalandırma operasyonu olarak değil; toplum mühendisliği stratejisinin bir parçası olarak da görülmüştür. Rejim, şehrin çehresini fiziksel olarak da değiştirme yoluna gitmiş, Kentin demografik yapısı değiştirilmiş ve muhalif mahallelerin yerlerine Baas Partisi binaları ve lüks oteller inşa edilmiştir. Şehir, “başa kalkmasın” diye ekonomik olarak cezalandırılmış, böylece hem fiziksel yıkım hem de sosyal ve sembolik hafıza imhası birlikte yürütülmüştür.
Katliam sırasında uluslararası kamuoyunun tepkisi çok cılız kalmıştır. Batılı devletler, Suriye’nin “iç meselesi”ne karışmaktan kaçınmış, bu dönemde özellikle İran’ın tutumu dikkat çekici olmuştur. İran, o dönemde Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak rejimiyle savaş halindeydi. Suriye’nin İran’a verdiği destek karşılıksız kalmamış; Tahran yönetimi Hama Katliamı’na ses çıkarmayarak Esed rejimiyle ilişkilerini daha da pekiştirmiştir. Bu durum, İran’ın bölgesel yayılmacı stratejilerinde mezhep değil, siyasi çıkarların öncelikli olduğunu da göstermesi açısından siyaset yorumcuları tarafından önemli kabul edilmiştir.
Hama Katliamı, Suriye rejimi açısından yalnızca bir zafer değil, aynı zamanda siyasal bir paradigma değişimi olarak kabul edilmişti. Devlet, şiddeti bir güvenlik refleksinden öte bir yönetim aracı olarak kullanmaya başlamış, bu olaydan sonra siyasal İslam’ın örgütlü yapıları ülke içinde neredeyse tamamen bastırılmıştır. Siyasal muhalefetin yokluğunda, Baas rejimi mutlak otoritesini on yıllarca sürdürebilmiştir.
2011 yılında Arap Baharı’nın etkisiyle Suriye’de başlayan halk ayaklanmaları sırasında Hama halkı yeniden sokaklara çıkmış, bu defa yalnızca Beşar Esed rejimini protesto etmemeişler aynı zamanda 1982’nin de hesabını sormuşlardır. Kentin sokaklarında sık sık “Hama’nın kanı yerde kalmayacak” sloganları yükselmiştir. Böylece 1982’de bastırılmış olan öfke ve adalet arzusu, 30 yıl sonra yeniden yüzeye çıkmıştır.
1982 Hama Olayı, Suriye'nin modern tarihindeki en kapsamlı ve tartışmalı güvenlik operasyonlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Hama kentinde gerçekleşen bu olay, dönemin Suriye yönetimi tarafından devletin güvenliğini ve istikrarını sağlama gerekçesiyle yürütülen bir askeri müdahale olarak sunulmuştur. Ancak süreç içerisinde yaşanan geniş çaplı sivil kayıplar, olayın yalnızca bir güvenlik operasyonu değil; aynı zamanda derin toplumsal, kültürel ve siyasal etkiler doğuran bir kırılma anı olarak yorumlanmasına neden olmuştur. Uluslararası toplumun bu sürece yönelik sınırlı tepkisi, olayın uzun yıllar boyunca bölgesel ve küresel kamuoyunda yeterince gündeme gelmemesine yol açmıştır.
2011 sonrası Suriye'de başlayan toplumsal hareketlilik ve siyasi dönüşüm süreci, Hama Olayı’na yönelik tarihsel hafızanın yeniden canlanmasına neden olmuştur. Bu durum, toplumsal travmaların yalnızca tarihsel bağlamda değil, güncel siyasal krizler içinde de etkisini sürdürebileceğini göstermektedir. Hama, bu bağlamda yalnızca coğrafi bir yerleşim yeri değil; Suriye toplumunun ve daha geniş ölçekte bölgesel kolektif belleğin adalet, hakikat ve siyasal temsil taleplerine işaret eden bir sembol hâline gelmiştir. Olayın anımsanması ve araştırılması, geçmişte yaşananların anlaşılması kadar, benzer insan hakları ihlallerinin önlenmesi açısından da önem taşımaktadır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"1982 Hama Katliamı" maddesi için tartışma başlatın
Tarihsel ve Siyasal Arka Plan
Katliam Hazırlığı ve Askerî Operasyon
Katliamın Seyri ve Boyutları
Tanıklıklar ve İnsanî Dram
Katliamın Ardından: Sessizlik ve Hafıza Bastırması
Uluslararası Sessizlik ve Jeopolitik Dengeler
Siyasi ve Sosyolojik Sonuçlar
2011 ve Sonrası