Bu madde henüz onaylanmamıştır.
6-7 Eylül 1955 olayları, Türkiye’nin yakın tarihinde Kıbrıs meselesiyle doğrudan bağlantılı olarak gelişen en dramatik ve tartışmalı hadiselerden biri olarak kabul edilmektedir. 1930’lu yıllarda Atatürk ve Venizelos tarafından temelleri atılan Türk-Yunan dostluğu, İkinci Dünya Savaşı sonrasında da devam etmiş; 1952’de karşılıklı üst düzey ziyaretler ve 1953’te kurulan Balkan Paktı ile pekişmiştir. Bu dönemde Demokrat Parti iktidarı, azınlıklara karşı oldukça ılımlı ve hoşgörülü bir politika izlemiş; Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasına ve Fener Patrikhanesi ile ilişkilerin geliştirilmesine destek vermiştir.
Ancak 1954 yılından itibaren Yunanistan'ın Kıbrıs konusunu Birleşmiş Milletler gündemine taşıması ve adayı Yunanistan ile birleştirmeyi hedefleyen Enosis faaliyetlerinin artması, iki ülke arasındaki ilişkilerin soğumasına neden olmuştur. Yunanistan’ın taleplerine karşılık Türkiye, statükocu yaklaşımını terk ederek Türk Tezi’ni ortaya koymuş ve adadaki haklarını savunmaya başlamıştır. Basında yer alan, Kıbrıs’taki Türklerin katliama uğrayacağı yönündeki haberler, Türk kamuoyunda büyük bir hassasiyet ve gerginlik yaratmıştır.
Olayların fitilini ateşleyen gelişme, 5 Eylül 1955 gecesi Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin bahçesinde bir bombanın patlaması olmuştur.【1】 Bu haber, 6 Eylül günü saat 13.00 bülteniyle radyodan duyurulmuş; hemen ardından İstanbul Ekspres gazetesinin Atamızın evi bomba ile hasara uğradı manşetiyle yaptığı ikinci baskı, toplumsal patlamayı tetikleyen temel kıvılcım olmuştur.
İstanbul’daki öğrenci dernekleri ve Kıbrıs Türk Cemiyeti çatısı altında toplanan gruplar, Taksim Meydanı'nda protesto gösterileri başlatmıştır. Başlangıçta demokratik bir tepki olarak görünen gösteriler, ellerinde bayraklar ve Atatürk posterleriyle Kıbrıs Türktür temposu tutan kalabalıkların bir araya gelmesiyle büyümüştür. Ancak akşam saatlerine doğru bu gösteriler kontrolden çıkarak gayrimüslimlere, özellikle de Rumlara yönelik yaygın bir yağma ve tahrip hareketine dönüşmüştür.
6-7 Eylül olayları sadece İstanbul ile sınırlı kalmamış; İzmir ve Ankara’da da benzer hadiseler yaşanmıştır. İstanbul’da Şişli, Nişantaşı, Beyoğlu, Karaköy ve Yedikule gibi gayrimüslimlerin yoğun olduğu semtlerde evler, iş yerleri, kiliseler ve okullar saldırıya uğramıştır. Olaylar sırasında 5622 bina tahrip edilmiş, çok sayıda iş yeri yağmalanmış ve maddi kayıp oldukça yüksek boyutlara ulaşmıştır.【2】
İzmir’de yaşanan olaylar İstanbul’daki kadar şiddetli olmasa da gayrimüslim mülklerine yönelik saldırılar gerçekleşmiştir. Ankara’da ise olaylar gece saatlerinde başlamış ve sabaha karşı kontrol altına alınmıştır. Hadiseler sırasında bazı ölümlerin meydana geldiği ve çok sayıda kişinin yaralandığı kayıtlara geçmiştir. Güvenlik güçlerinin olayların başlangıcında sergilediği pasif tavır ve müdahalede gecikmesi, kalabalıkların daha cüretkar hareket etmesine zemin hazırlamıştır.

6/7 Eylül Olayı ile İlgili Görsel(yapay zeka ile oluşturulmuştur)
Olayların tırmanması üzerine hükümet, 6 Eylül gecesi saat 00.00’da İstanbul, İzmir ve Ankara’da örfi idare ilan etmiş ve sokağa çıkma yasağı koymuştur. Askeri birliklerin müdahalesiyle olaylar 7 Eylül sabahına doğru kontrol altına alınabilmiştir. Başbakan Adnan Menderes, yaşananları bir milli felaket olarak nitelendirmiş ve hükümetin zararları tazmin edeceğini açıklamıştır.
Hükümet ve askeri yetkililer, olayların hemen ardından yaptıkları açıklamalarda hadiselerin bir komünist tertibi olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu kapsamda 45-50 civarında sol görüşlü kişi tutuklanmıştır. Ancak ilerleyen süreçte bu kişilerin olaylarla bağına dair somut kanıt bulunamamış ve tutuklananlar beraat etmiştir. Olayların ardından İçişleri Bakanı Namık Gedik istifa etmiş, İstanbul Emniyet Müdürü ve bazı mülki amirler görevden alınmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 12 Eylül 1955 tarihinde olağanüstü toplanarak olayların yarattığı tahribatı ve tazmin sürecini müzakere etmiştir. Hükümet, mağdurların zararlarının giderilmesi için 60 milyon liralık bir yardım tahsisatı yapmış; ayrıca vergi muafiyeti ve inşaat malzemesi temini gibi kolaylıklar sağlanmıştır.
Bu olaylar, Cumhuriyet döneminde azınlıkların devlete olan güvenini derinden sarsmıştır. Osmanlı’dan beri huzur içinde yaşayan azınlık toplumları, yaşanan bu travmanın ardından yoğun bir göç dalgası başlatmıştır. Dış politikada ise Türkiye ile Yunanistan arasında ciddi bir kriz patlak vermiş; Yunanistan yaşananlardan dolayı Türkiye’yi suçlayarak Balkan Paktı ve NATO toplantılarına katılım için çeşitli şartlar öne sürmüştür.
1960 askeri müdahalesinden sonra kurulan Yassıada Mahkemeleri'nde 6-7 Eylül olayları ayrı bir dava konusu olarak ele alınmıştır. Yargılamalar sırasında olayların önceden planlandığı, Selanik'teki bombanın bir tertip olduğu ve hükümetin Kıbrıs konusunda uluslararası baskı yaratmak amacıyla bu olayları yönlendirdiği iddia edilmiştir. Mahkemede 98 tanık dinlenmiş ve DP yönetimine yönelik ağır suçlamalar yöneltilmiştir.
5 Ocak 1961’de açıklanan mahkeme kararı sonucunda Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, hadiselerin hazırlama ve tertibinden suçlu bulunarak cezalandırılmışlardır. Yassıada yargılamaları, olayların iç ve dış siyasi bağlantılarını hukuki bir çerçevede tartışmaya açmış olsa da hadiselerin tüm boyutlarıyla aydınlatılıp aydınlatılmadığı üzerine yapılan tartışmalar uzun süre devam etmiştir.【3】
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"6/7 Eylül 1955 Olayı" maddesi için tartışma başlatın
Olayların Tetikleyici Unsuru: Selanik Bombası
Olayların Yayılımı ve Meydana Gelen Tahribat
Siyasi Tepkiler ve Örfi İdare İlanı
Zararların Tazmini ve Sosyo-Ekonomik Etkiler
Yassıada Yargılamaları ve Hukuki Kararlar
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.