Brexit (British Exit)

fav gif
Kaydet
Alıntıla
kure star outline
Kavram
British Exit (Britanya Çıkışı)
Statü
SiyasiHukuki ve İktisadi Ayrılık
Referandum Tarihi
23 Haziran 2016
Referandum Katılımı
%722 (Rekor katılım)
Referandum Sonucu
%519 Ayrılma (Leave) - %481 Kalma (Remain)
Resmi Ayrılık Tarihi
31 Ocak 2020 (TSİ 02.00)
Geçiş Dönemi Sonu
31 Aralık 2020
AB Üyelik Süresi
47 Yıl (1973 - 2020)
İngiltere'nin Lakabı
İsteksiz Ortak (Awkward Partner)
Hukuki Dayanak
Lizbon Antlaşması 50. Madde
Referandumu Yapan
David Cameron (Başbakan)
Süreci Bitiren
Boris Johnson (Başbakan)
Ayrılık Kampanyası
Vote Leave (Ayrılmak İçin Oy Ver)
Kampanya Sloganı
Kontrolü Geri Al (Take Back Control)
Temel Neden
Ulusal Egemenlik ve Yasaları Yapma Hakkı
Belirleyici Etken
Göçmen Kontrolü ve Sınır Güvenliği
Kampanya Kozu
Türkiye'nin AB'ye gireceği korkusu ve Göçmen Sorunu
En Büyük Kriz
İrlanda Sınırı Sorunu
Krizin Çözümü
Kuzey İrlanda Protokolü
Yeni Gümrük Sınırı
İrlanda Denizi (Ada bölünmedi)
AB ile Anlaşma
Ticaret ve İşbirliği Anlaşması (TCA)
Ticaret Modeli
Gümrük Vergisiz ve Kotasız Ticaret
Referans Model
Kanada Modeli
Ekonomik Kayıp
Hizmetler Sektörü (Finans) kapsam dışı
Yeni Zorluk
Gümrük bürokrasisi ve evrak işleri geri geldi
Türkiye İçin Risk
Gümrük Birliği kaynaklı pazar kaybı riski
Türkiye'nin Yöntemi
Gölge Müzakereler (Arka kapı diplomasisi)
Türkiye-İngiltere Anlaşması
Serbest Ticaret Anlaşması (29 Aralık 2020)
Anlaşmanın Önemi
Sanayi ürünlerinde gümrükler sıfırlandı
Gelecek Vizyonu
Global Britain (Dünyaya açılma)
İç Tehdit
İskoçya'nın Birleşik Krallık'tan ayrılma isteği
AB'ye Etkisi
Genişleme yorgunluğu ve içine kapanma

Brexit (British Exit), Birleşik Krallık'ın (BK) Avrupa Birliği (AB) üyeliğinden ayrılma sürecini tanımlayan, siyasi, hukuki ve iktisadi boyutları olan bir kavramdır. 23 Haziran 2016 tarihinde gerçekleştirilen referandumla başlayan bu süreç, Avrupa bütünleşmesi tarihinde bir kırılma noktası olarak görülür. Avrupa Birliği Antlaşması'nın (Lizbon Antlaşması) 50. maddesi, birlik tarihinde ilk kez bir üye devlet tarafından aktif hale getirilmiş ve bu süreç, Birleşik Krallık'ın 47 yıllık üyeliğinin hukuken sona ermesiyle neticelenmiştir.【1】


Bu ayrılık, teknik bir üyelikten çekilme işleminin ötesinde anlamlar taşımaktadır. Süreç, ulus-devlet egemenliği talepleri ile küreselleşme ve ulusüstü entegrasyon dinamiklerinin çatıştığı tarihsel bir vaka analizidir. Birleşik Krallık'ın kendi yasalarını yapma, sınırlarını kontrol etme ve bağımsız ticaret politikaları uygulama arzusu, Avrupa'nın siyasi mimarisinde belirsizlik ve yeniden yapılanma ihtiyacı doğurmuştur.【2】

Tarihsel Arka Plan

Birleşik Krallık ile Avrupa bütünleşmesi arasındaki ilişki, başlangıcından itibaren mesafeli, pragmatik ve krizli bir seyir izlemiştir. İngiltere'nin kıta Avrupası ile bütünleşmeye karşı takındığı mesafeli ve şüpheci tavır, literatürde ülkenin "İsteksiz Ortak" (Awkward Partner) olarak tanımlanmasına neden olmuştur.


Brexit Süreci (AA)


AET'ye Katılım Süreci ve Fransız Vetosu

İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da başlayan bütünleşme hareketlerine İngiltere ilk etapta katılmamış; kendini kıta Avrupası’nın bir parçası olmaktan ziyade, Milletler Topluluğu (Commonwealth) ve ABD ile olan "Özel İlişkisi"ne (Special Relationship) öncelik veren bir küresel güç olarak konumlandırmıştır.【3】 Ancak, 1960'larda İngiliz ekonomisindeki durgunluk ve Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ülkelerinin hızlı büyümesi, İngiltere’yi strateji değiştirmeye zorlamıştır.


İngiltere, ilki 1961’de, ikincisi 1967’de olmak üzere iki kez topluluğa üyelik başvurusunda bulunmuştur. Bu başvuruların her ikisi de Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle tarafından veto edilmiştir. De Gaulle, İngiltere’nin "kıta Avrupası ruhuna" uymadığını, ada psikolojisine sahip olduğunu ve ABD’nin Avrupa’daki siyasi uzantısı (Truva Atı) olabileceğini savunarak üyeliği engellemiştir.【4】 İngiltere, ancak De Gaulle’ün istifasından sonra, Edward Heath hükümeti döneminde, 1 Ocak 1973 tarihinde Topluluğa üye olabilmiştir.

1975 Referandumu ve 2016 Referandumu Arasındaki Yapısal Farklar

İngiltere’nin Avrupa ile çatışması üyelikle bitmemiş, aksine üye olduktan hemen sonra tartışmalar alevlenmiştir. 1975 yılında yapılan ilk referandum ile 2016 Brexit referandumu arasında, sonucun neden değiştiğini açıklayan temel yapısal farklar bulunmaktadır.


1975 referandumunda temel tartışma ekseni "ekonomik refah", "ortak pazarın avantajları" ve "gıda fiyatları" iken; 2016 referandumunda tartışma zemini "göç kontrolü", "ulusal kimlik" ve "egemenlik devri" üzerine kaymıştır.【5】 1975'te İşçi Partisi hükümeti, basın ve iş dünyası büyük oranda "Kalma" yönünde konsensüs sağlarken; 2016'da Muhafazakâr Parti bir bölünme yaşamış ve medya (özellikle tabloid gazeteler) ayrılık kampanyasına güçlü bir şekilde destek vermiştir.【6】


Bu süreçte Margaret Thatcher dönemi kritik bir eşiktir. Thatcher'ın Birlik bütçesine katkı payı konusundaki sert pazarlıkları ("Paramı geri istiyorum") ve 1988 Bruges Konuşması, İngiltere'deki Avrupa şüpheciliğinin (Euroscepticism) kurumsallaşmasını sağlamış ve Muhafazakâr Parti tabanında AB karşıtlığını bir norm haline getirmiştir.【7】

Hukuki Çerçeve: Lizbon Antlaşması ve 50. Madde

Birleşik Krallık’ın ayrılık süreci, Avrupa Birliği (AB) hukukunda daha önce hiç uygulanmamış bir mekanizma olan Lizbon Antlaşması'nın 50. Maddesi üzerinden yürütülmüştür. 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması öncesinde, bir üye devletin Birlik’ten ayrılmasına dair antlaşmalarda açık bir hüküm bulunmamaktaydı. 50. Madde ile birlikte "gönüllü geri çekilme" (voluntary withdrawal) hakkı ilk kez kodifiye edilmiş ve hukuki bir zemine oturtulmuştur.

50. Maddenin Doğası ve İşleyiş Mekanizması

Avrupa Birliği Antlaşması’nın (TEU) 50. maddesi, üye devlete Birlik’ten tek taraflı ayrılma hakkı tanıyan, ancak sürecin düzenli ve hukuk devleti ilkelerine uygun işlemesi için belirli prosedürler öngören bir mekanizmadır. Maddenin işletilmesi üç temel aşamadan oluşur:

  1. Bildirim (Notification): Üye devlet, kendi anayasal kurallarına uygun olarak aldığı ayrılma kararını Avrupa Birliği Zirvesi'ne (European Council) resmen bildirmelidir.【8】
  2. Müzakere (Negotiation): Bildirimin ardından, AB ile ayrılan devlet arasında "Ayrılık Anlaşması" (Withdrawal Agreement) müzakereleri başlar. Bu anlaşma, sadece ayrılığın teknik detaylarını (mali yükümlülükler, vatandaş hakları, sınır sorunları) değil, gelecekteki ilişkilerin çerçevesini de dikkate alarak hazırlanır.【9】
  3. Süre Sınırı (Sunset Clause): Madde 50/3 uyarınca, bildirim yapıldığı tarihten itibaren iki yıl içinde bir anlaşmaya varılamazsa, AB Antlaşmaları o devlet için kendiliğinden hükümsüz hale gelir. Bu hüküm, sürecin en büyük risk unsuru olan "Uçurum Kenarı" (Cliff-edge) veya "Anlaşmasız Ayrılık" (No-Deal Brexit) senaryosunun yasal dayanağını oluşturur. Sürenin uzatılması ancak AB Konseyi'nin oybirliği ile mümkündür.【10】

Maddenin Yazılış Amacı ve "Diktatörlük" İtirafı

Brexit sürecinin ironik bir boyutu, 50. Maddenin kaleme alınış amacı ile kullanılış biçimi arasındaki tarihsel tezattır. Maddenin yazarı olan İskoç diplomat Lord Kerr (John Kerr), verdiği bir demeçte, bu maddeyi yazarken Birleşik Krallık gibi köklü bir demokrasiyi değil, totaliter rejimleri düşündüğünü ifade etmiştir.


Lord Kerr'e göre madde, bir darbe sonrası yönetimi ele geçiren diktatoryal bir rejimin mantıksız davranarak ayrılmak istemesi durumunda, sürecin kaosa sürüklenmesini engellemek ve Birlik'ten çıkışı disipline etmek için tasarlanmıştır. Kerr, maddenin Birleşik Krallık tarafından kullanılacağını "asla hayal etmediğini" belirterek, sürecin aslında geri döndürülebilir olduğunu savunmuştur.【11】

İç Hukuk Mücadelesi ve "Miller" Davası

Birleşik Krallık’ta 50. Maddenin tetiklenmesi süreci, Yürütme (Hükümet) ile Yasama (Parlamento) arasında anayasal bir krize dönüşmüştür. Dönemin Theresa May hükümeti, dış ilişkilerdeki yetkisi olan "Kraliyet İmtiyazı"nı (Royal Prerogative) kullanarak, Parlamento onayı olmadan maddeyi işletebileceğini savunmuştur.


Ancak bu durum Yüksek Mahkeme’ye (Supreme Court) taşınmış ve hukuk tarihine R (Miller) v Secretary of State davası olarak geçmiştir. Mahkeme, "AB hukukunun İngiliz iç hukukunda bireylere haklar kazandırdığı, bu hakların ancak ve ancak egemen olan Parlamento'nun kararıyla kaldırılabileceği" hükmüne varmıştır. Yüksek Mahkeme'nin bu kararı, hükümetin tek taraflı işlem yapma yetkisini elinden almıştır.【12】


Bu yargı kararı neticesinde Hükümet, Parlamento’dan yetki almak zorunda kalmış ve European Union (Notification of Withdrawal) Act 2017 adlı yasayı çıkartarak 50. Maddeyi resmen işleme koymuştur.【13】

Avrupa Parlamentosu’nun Rolü ve Onay Yetkisi

Ayrılık süreci sadece üye devletin inisiyatifiyle sınırlı değildir. AB hukukuna göre, yürütme organı olan Avrupa Komisyonu müzakereleri yürütse de, varılacak nihai Ayrılık Anlaşması’nın yürürlüğe girebilmesi için Avrupa Parlamentosu’nun (AP) onayı (consent) şarttır. Avrupa Parlamentosu, müzakerelerin içeriğine doğrudan müdahale etmese de, süreci yakından izleme, kırmızı çizgiler belirleme ve nihai anlaşmayı veto etme yetkisine sahiptir. Bu durum, İngiliz hükümetinin müzakere masasında sadece Komisyon’u değil, dolaylı olarak Avrupa Parlamentosu’nun siyasi hassasiyetlerini de dikkate almasını zorunlu kılmıştır.【14】

2016 Referandumu ve Ayrılığın Dinamikleri

Birleşik Krallık’ın 23 Haziran 2016 referandumu, anlık bir siyasi refleksten ziyade, yıllardır süregelen siyasi hesaplaşmaların, toplumsal endişelerin ve kimlik krizlerinin sandığa yansımasıdır. Dönemin Başbakanı David Cameron, Muhafazakâr Parti içindeki Avrupa şüphecilerini (Eurosceptics) teskin etmek ve sağ kanatta hızla yükselen Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin (UKIP) oylarını konsolide etmek amacıyla, 2013 yılında meşhur "Bloomberg Konuşması"nı yapmış ve seçimi kazanması halinde AB üyeliğini referanduma götüreceğini taahhüt etmiştir. Siyasi literatürde "büyük bir kumar" olarak nitelendirilen bu hamle, Cameron'ın beklediği siyasi istikrarı sağlamamış, aksine ülkeyi daha karmaşık bir duruma sokmuştur.【15】

Rasyonel Ekonomi’ye Karşı Duygusal Egemenlik

Referandum'daki Sandıkların Görseli (AA)

Referandum süreci, iki ana kamp arasında sert ve kutuplaştırıcı bir retorik mücadelesine sahne olmuştur: Birlik’te kalmayı savunan "Britain Stronger in Europe" (Avrupa’da Daha Güçlü Britanya) ve ayrılığı savunan "Vote Leave" (Ayrılmak İçin Oy Ver).


  • Kalma Yanlıları (Remain): Kampanya stratejilerini büyük ölçüde rasyonel ekonomik argümanlar ve risk analizleri üzerine kurmuşlardır. Hazine Bakanlığı ve İngiltere Merkez Bankası verilerini kullanarak, AB’den ayrılmanın İngiliz ekonomisini küçülteceğini, sterlinin değer kaybedeceğini, konut fiyatlarının düşeceğini ve ticari belirsizlik yaratacağını savunmuşlardır. Ayrılıkçılar tarafından "Project Fear" (Korku Projesi) olarak adlandırılan bu strateji, seçmene ekonomik kaos senaryolarını göstermeyi amaçlamıştır.【16】


  • Ayrılma Yanlıları (Leave): Buna karşılık, Boris Johnson ve Michael Gove liderliğindeki ayrılıkçılar, kampanyalarını "duygusal", "milliyetçi" ve "egemenlik" odaklı temalar üzerine inşa etmiştir. Sloganları "Take Back Control" (Kontrolü Geri Al), İngiliz halkının kendi yasalarını yapma, kendi paralarını harcama (haftalık 350 milyon sterlinin NHS'e aktarılması vaadi gibi) ve en önemlisi kendi sınırlarını kontrol etme arzusuna hitap etmiştir.

Belirleyici Faktör Olarak "Göç" ve Sınır Kontrolü

Referandumun sonucunu tayin eden en güçlü sosyopolitik dinamik "göç" olgusudur. Göç konusu, referandumda sadece demografik bir mesele olarak değil, "ulusal egemenlik" ve "kimlik" tartışmalarının merkezinde yer almıştır. Kamuoyu yoklamalarında, seçmenlerin AB'den ayrılma gerekçeleri arasında "göçmenlerin sayısını kontrol etmek", %34 gibi yüksek bir oranla, %49'luk "yasalara kendi karar verme" gerekçesinin hemen ardından ikinci sırada yer almıştır.【17】


Ayrılık kampanyası, AB’nin temel direklerinden biri olan "Serbest Dolaşım" ilkesini (Free Movement), İngiltere’nin sınır güvenliğine ve sosyal dokusuna yönelik bir tehdit olarak çerçevelemiştir. Özellikle 2004 ve 2007 genişlemeleriyle Doğu Avrupa ülkelerinden (Polonya, Romanya, Bulgaristan) gelen yoğun işgücü göçü, İngiliz işçi sınıfında "işlerini kaybetme", "ücretlerin düşmesi" ve "Ulusal Sağlık Sistemi'nin (NHS) çökmesi" korkularını tetiklemiştir. Ayrılıkçılar, AB üyesi kalındığı sürece İngiltere'nin ülkeye kimin gireceğine karar veremeyeceğini, kontrolün Brüksel bürokrasisinde olduğunu savunarak bu endişeleri oya tahvil etmiştir.【18】

Korku Siyaseti ve Manipülasyon

Göç tartışmalarının en manipülatif boyutu, Türkiye’nin olası AB üyeliği üzerinden yürütülmüştür. Vote Leave kampanyası, Türkiye’nin yakın gelecekte AB’ye tam üye olacağını ve bunun sonucunda milyonlarca Türk vatandaşının serbest dolaşım hakkı kazanarak İngiltere’ye göç edeceği iddiasını propaganda malzemesi olarak kullanmıştır.


Kampanya materyallerinde; "Türkiye (nüfus 76 milyon) AB'ye katılıyor" ifadeleri kullanılmış, üzerinde Türkiye'nin Suriye ve Irak ile olan sınırlarının oklarla gösterildiği haritalar bastırılarak, Ortadoğu'daki istikrarsızlığın ve mülteci krizinin Türkiye üzerinden İngiltere'ye taşınacağı algısı yaratılmıştır. Akademik literatürde bu durum "göçün güvenlikleştirilmesi" (securitization of migration) kavramıyla açıklanır; göçmenler ve mülteciler, insani bir olgu olmaktan çıkarılıp toplumsal düzene, refaha ve güvenliğe yönelik birer "tehdit" olarak kodlanmıştır.【19】Bu söylem, özellikle göçmen karşıtı duyguların yüksek olduğu kırsal bölgelerde ve geleneksel İşçi Partisi seçmeni olan sanayi bölgelerinde yankı bulmuştur.

Sonuçlar ve Bölünmüş Bir Krallık

23 Haziran 2016 gecesi sandıklar açıldığında, anket şirketlerinin büyük bir kısmı yanılmıştı. Katılım oranının %72,2 gibi rekor bir seviyeye ulaştığı referandumda, seçmenlerin %51,9'u Ayrılma (Leave), %48,1'i Kalma (Remain) yönünde oy kullanmıştır. Bu sonuç, Birleşik Krallık’ın coğrafi, demografik ve sınıfsal olarak bir bölünmüşlük içinde olduğunu göstermiştir:

  • Coğrafi Bölünme: İngiltere (%53,4) ve Galler (%52,5) ayrılmayı desteklerken; İskoçya (%62) ve Kuzey İrlanda (%55,8) güçlü bir şekilde AB’de kalmayı seçmiştir. Bu durum, Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünü tehdit eden yeni bir meşruiyet krizi doğurmuş, İskoçya'da ikinci bağımsızlık referandumu taleplerini ve Kuzey İrlanda'da birleşik İrlanda tartışmalarını alevlendirmiştir.【20】
  • Demografik ve Sınıfsal Bölünme: Genç seçmenlerin (18-24 yaş) %73’ü AB’de kalmak isterken, 65 yaş üstü seçmenlerin %60’ı ayrılmak istemiştir. Benzer şekilde, üniversite mezunları ağırlıklı olarak "Kalma", eğitim seviyesi daha düşük kesimler ise "Ayrılma" yönünde oy kullanmıştır. Büyük metropoller (özellikle Londra) kozmopolit yapısıyla AB yanlısı kalırken, sanayisizleşen kuzey kasabaları ve kırsal kesim tepkisel olarak Brexit'i desteklemiştir.【21】

Müzakere Süreci, Siyasi Krizler ve Geçiş Dönemi

Referandumda halkın "Ayrılma" kararı vermesiyle başlayan süreç, İngiltere’nin AB’den nasıl ayrılacağının belirlendiği bir diplomasi maratonuna ve hükümet krizlerine dönüşmüştür. David Cameron’ın istifası üzerine Başbakanlık koltuğuna oturan Theresa May, "Brexit, Brexit demektir" (Brexit means Brexit) sloganıyla göreve başlamış ve 29 Mart 2017 tarihinde Lizbon Antlaşması’nın 50. Maddesi'ni resmen işleterek iki yıllık geri sayımı başlatmıştır.【22】

Theresa May Dönemi ve Parlamento Çıkmazı

Müzakerelerin başlangıcında İngiliz hükümeti, "Lancaster House Konuşması" ile katı bir tutum belirlemiştir. Bu stratejiye göre Birleşik Krallık; Tek Pazar’dan çıkacak, Gümrük Birliği’ni terk edecek ve Avrupa Adalet Divanı’nın yargı yetkisini sonlandıracaktır. Ancak Theresa May, müzakere masasında elini güçlendirmek amacıyla gittiği 2017 Erken Genel Seçimleri'nde Parlamento çoğunluğunu kaybederek büyük bir stratejik kayba uğramıştır. Bu sonuç, Muhafazakâr Parti hükümetini, Kuzey İrlanda’nın katı birlikçi partisi DUP’nin (Demokratik Birlik Partisi) desteğine muhtaç bırakmış ve manevra alanını daraltmıştır.【23】


Müzakerelerin en kilit tıkanma noktası ve siyasi krizin ana kaynağı İrlanda Sınırı meselesi olmuştur. Sorunun temeli şudur: İngiltere Gümrük Birliği’nden çıkarsa, AB üyesi İrlanda Cumhuriyeti ile Birleşik Krallık toprağı olan Kuzey İrlanda arasına fiziki bir sınır (gümrük kontrol noktaları) girmesi gerekmektedir. Ancak bu durum, İrlanda adasındaki çatışmayı sonlandıran 1998 Hayırlı Cuma Anlaşması’nın (Belfast Anlaşması) ihlali anlamına gelmekte ve barış sürecini tehdit etmektedir.【24】


Bu sorunu çözmek için AB ve May hükümeti, "Backstop" (Tedbir Maddesi) adı verilen bir mekanizma üzerinde uzlaşmıştır. Buna göre, kalıcı bir çözüm bulunana kadar Birleşik Krallık bir bütün olarak Gümrük Birliği’nde kalacak, Kuzey İrlanda ise Tek Pazar kurallarına daha sıkı bağlı olacaktır. Ancak bu madde, İngiliz Parlamentosu’ndaki sert Brexitçiler (Hard Brexiteers) tarafından "İngiltere'yi sonsuza kadar AB yörüngesinde tutacak bir tuzak" ve "vasallık" olarak nitelendirilerek reddedilmiştir. Sonuç tam bir siyasi kilitlenmedir: Theresa May’in AB ile vardığı Ayrılık Anlaşması, Parlamento’da rekor farklarla üç kez reddedilmiş ve Başbakan Mayıs 2019'da istifa etmek zorunda kalmıştır.【25】

Boris Johnson ve "Brexit’i Hallet" Stratejisi

May’in istifası üzerine Temmuz 2019’da Başbakan olan Boris Johnson, daha çatışmacı ve risk alan bir strateji izlemiştir. Johnson, AB'yi anlaşmayı revize etmeye zorlamak için "Anlaşmasız Ayrılık" (No-Deal Brexit) kartını masaya sürmüş ve Parlamentoyu askıya alma (prorogation) girişiminde bulunarak anayasal sınırları zorlamıştır. Johnson'ın temel hedefi, tartışmalı "Backstop" maddesini kaldırıp yerine Kuzey İrlanda Protokolü’nü getirmektir. Yeni protokole göre:

  • Kuzey İrlanda hukuken Birleşik Krallık gümrük sahasında kalacaktır.
  • Ancak fiilen AB Tek Pazarı kurallarına (tarım ve ürün standartları) tabi olmaya devam edecektir.
  • Gümrük kontrolleri İrlanda adasında değil, Büyük Britanya ile Kuzey İrlanda arasındaki limanlarda (İrlanda Denizi) yapılacaktır.

Boris Johnson Brexit Anlaşmasını İmzaladı (AA)

Bu çözüm, DUP tarafından "ihanet" olarak görülse de, Johnson 2019 Aralık seçimlerinde "Brexit'i Hallet" (Get Brexit Done) sloganıyla zafer kazanarak Parlamento çoğunluğunu sağlamış ve anlaşmayı yasalaştırmıştır.【26】

Tarihi An: 31 Ocak 2020 ve Geçiş Dönemi

Üç buçuk yıl süren siyasi çalkantıların ardından, Ayrılık Anlaşması (Withdrawal Agreement) onaylanmış ve Birleşik Krallık, 31 Ocak 2020 yerel saatle 23.00’te Avrupa Birliği üyeliğinden resmen ayrılmıştır. Ancak bu tarih, fiili bir kopuştan ziyade hukuki bir statü değişikliğidir. Ekonomik şok ve ticari kaos yaşanmaması için, 31 Aralık 2020 tarihine kadar sürecek bir "Geçiş Dönemi" (Transition Period) uygulanmıştır. Bu dönemde:

  1. Birleşik Krallık, AB karar mekanizmalarından (Konsey, Parlamento) çıkmıştır.
  2. Ancak Tek Pazar ve Gümrük Birliği kurallarına uymaya, AB bütçesine katkı sağlamaya ve Avrupa Adalet Divanı'nın yetkisini tanımaya devam etmiştir.
  3. Bu süreç, taraflara gelecekteki ticaret ilişkilerini müzakere etmek için 11 aylık kısıtlı bir zaman kazandırmıştır.【27】

Ticaret ve İşbirliği Anlaşması (TCA)

Geçiş döneminin bitmesine günler kala, "uçurum kenarı" senaryosunun gerçekleşmesi riski artmışken, 24 Aralık 2020 tarihinde taraflar Ticaret ve İşbirliği Anlaşması (Trade and Cooperation Agreement - TCA) üzerinde mutabakata varmıştır.

Boris Johnson, Brexit Sonrası AB ile Ticaret Anlaşmasını İmzaladı. (The Telegraph)


Bu anlaşma, AB ile üçüncü bir ülke arasında imzalanan ilk "tarifesiz ve kotasız" ticaret anlaşması olma özelliğini taşımaktadır. Ancak anlaşma, hizmetler sektörünü (özellikle Londra'nın finans merkezi City'yi) büyük ölçüde kapsam dışı bırakmış ve malların serbest dolaşımını sona erdirerek "menşe kuralları", sağlık denetimleri ve gümrük beyannameleri gibi tarife dışı engeller getirmiştir. Bu durum, İngiltere'nin "Sert Brexit" (Hard Brexit) modelini tercih ettiğinin tescili olmuştur.【28】

Brexit Sonrası Ekonomik Senaryolar ve Modeller

Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılma kararı, iktisat literatüründe "entegrasyonun tersine çevrilmesi" (disintegration) olarak incelenen bir vaka analizidir. Ayrılık sürecinde temel tartışma, Birleşik Krallık’ın ne kadar pazar erişimi talep edeceği ile ne kadar ulusal egemenlik (kural koyma yetkisi) isteyeceği arasındaki ödünleşim (trade-off) üzerine kurulmuştur. İngiliz hükümeti, "egemenlikten taviz vermeden pazar erişimini koruma" gibi zorlu bir denklemi çözmeye çalışmıştır.【29】

Masadaki Seçenekler: Norveç Modeli’nden Kanada Modeli’ne

Müzakereler boyunca taraflar, gelecekteki ilişkinin çerçevesini belirlemek için mevcut entegrasyon modellerini masaya yatırmış, ancak İngiltere’nin belirlediği "kırmızı çizgiler" nedeniyle bu seçenekler birer birer elenmiştir:

  • Norveç Modeli (Avrupa Ekonomik Alanı - AEA): Bu model, İngiltere’nin AB üyesi olmadan Tek Pazar’a tam erişimini öngörmekteydi. Ekonomik hasarı en aza indirecek en yumuşak senaryo olmasına rağmen; serbest dolaşımın devam etmesini zorunlu kılması ve İngiltere’nin AB kurallarını söz hakkı olmadan (fax democracy) kabul etmesini gerektirmesi nedeniyle, "Kontrolü Geri Al" vaadiyle iktidara gelen hükümet tarafından reddedilmiştir.【30】
  • İsviçre Modeli (İkili Anlaşmalar): Sektörel bazda yüzlerce ikili anlaşmayı içeren bu model, AB tarafından yönetilmesi zor, sürdürülemez ve karmaşık ("cherry-picking" - işine geleni seçme) bulunarak kabul edilmemiştir.
  • DTÖ (WTO) Kuralları (Anlaşmasız Ayrılık): "En kötü senaryo" olarak nitelendirilen bu modelde, İngiltere ile AB arasındaki ticaretin Dünya Ticaret Örgütü’nün "En Çok Kayrılan Ülke" tarifeleri üzerinden yapılması öngörülmüştür. Otomotiv, tarım ve tekstil gibi sektörlerde yüksek gümrük vergilerinin geri gelmesi ve tedarik zincirlerinin kopması anlamına gelen bu seçenek, iş dünyasının yoğun baskısı sonucu son çare (fallback) olarak tutulmuştur.【31】

Sonuç olarak Birleşik Krallık, Kanada Modeli temel alınarak geliştirilen, ancak coğrafi yakınlık nedeniyle daha kapsamlı yükümlülükler içeren Ticaret ve İşbirliği Anlaşması (TCA) modelinde karar kılmıştır. Bu model, gümrük vergilerini ve kotaları sıfırlasa da, "tarife dışı engelleri" (bürokrasi, menşe kuralları, bitki sağlığı kontrolleri) geri getirmiştir.

Pandemi Döneminde Brexit

Brexit’in ekonomik etkilerini izole etmeyi ve ölçmeyi zorlaştıran en büyük faktör, geçiş döneminin bitişinin (31 Aralık 2020) tüm dünyayı sarsan COVID-19 pandemisiyle eş zamanlı gerçekleşmesidir. Bu durum, İngiltere ekonomisi için literatürde "Kusursuz Fırtına" (Perfect Storm) olarak adlandırılan çoklu bir şok etkisi yaratmıştır.


Pandemi süreci, Brexit’in yarattığı yapısal sorunları hem derinleştirmiş hem de maskelemiştir:

  1. Tedarik Zinciri Kırılması: Sınır kontrollerinin başlamasıyla limanlarda oluşan bürokratik yoğunluk, pandeminin getirdiği karantinalar ve küresel lojistik krizle birleşince tedarik zincirlerinde ciddi kopmalar yaşanmıştır.
  2. İşgücü Krizi: Serbest dolaşımın sona ermesiyle, İngiltere’de lojistik (tır şoförleri), tarım ve sağlık sektörlerinde çalışan binlerce AB vatandaşı ülkeyi terk etmiştir. Pandemi sonrası ekonominin yeniden açılmasıyla artan talep, bu işgücü açığıyla karşılaşınca benzin istasyonlarında yakıt bulunamaması ve süpermarket raflarının boş kalması gibi krizlere yol açmıştır.【32】

Makroekonomik Etkiler: Büyüme, Yatırım ve Finans Merkezi

Ayrılık sonrası dönemde İngiltere ekonomisi, diğer G7 ülkelerine kıyasla daha yavaş bir toparlanma süreci izlemiştir. Sterlinin değer kaybı, teorik olarak ihracatı desteklemesi beklenirken, ithal ara malı maliyetlerini artırarak enflasyonu körüklemiştir. Belirsizlik ortamı, "iş yatırımlarının" (business investment) 2016 referandumundan itibaren yatay seyretmesine ve potansiyel büyümenin altında kalmasına neden olmuştur.【33】


Ayrıca, Londra’nın küresel finans merkezi (City of London) statüsü de süreçten etkilenmiştir. Finansal hizmetlerin Ticaret ve İşbirliği Anlaşması kapsamına alınmaması (passporting haklarının kaybı) nedeniyle, trilyonlarca dolarlık varlık ve operasyonel merkezler Londra’dan Dublin, Frankfurt, Paris ve Amsterdam gibi AB içi merkezlere kaydırılmıştır.【34】

Türkiye - Birleşik Krallık İlişkilerine Yansımalar

Birleşik Krallık, tarihsel olarak Türkiye’nin Batı ile entegrasyonunu ve Avrupa Birliği (AB) üyeliğini destekleyen ülkelerden biri olmuştur. Bu nedenle Brexit, Ankara için sadece ticari bir pazar kaybı riski değil, aynı zamanda Brüksel masasında Türkiye’nin tezlerini savunan önemli bir müttefikin ("stratejik kaldıraç") kaybedilmesi anlamına gelen jeopolitik bir eksen kaymasıdır.【35】

Gümrük Birliği Kapanı ve "Yetkisiz Müzakere" Riski

Brexit süreci, Türkiye ekonomisi için büyük bir belirsizlik oluşturmuştur. Bunun temel nedeni, Türkiye’nin AB ile olan Gümrük Birliği ilişkisinin (1/95 Sayılı Ortaklık Konseyi Kararı) getirdiği asimetrik yapıdır. Gümrük Birliği kuralları gereği Türkiye, AB’nin üçüncü ülkelerle belirlediği ortak ticaret politikasına uymak zorundadır; ancak AB’den bağımsız olarak bir ülke ile Serbest Ticaret Anlaşması (STA) müzakeresi yürütme ve AB o ülke ile anlaşmadan anlaşma imzalama yetkisine sahip değildir.【36】


Bu hukuki kısıt, Türkiye’yi diplomatik bir "Kapan" (Trap) içerisine sokmuştur:

  • Birleşik Krallık, Gümrük Birliği’nden çıkacağı için (Common External Tariff dışına çıkış), Türk mallarına otomatik olarak gümrük vergisi uygulama zorunluluğu doğmuştur.
  • Türkiye ise, AB ile İngiltere arasındaki ticaret anlaşması (TCA) imzalanmadan, İngiltere ile kendi anlaşmasını hukuken imzalayamamıştır.
  • Eğer 31 Aralık 2020’ye kadar AB ve İngiltere anlaşamazsa (Anlaşmasız Brexit), Türkiye otomatik olarak en büyük ikinci ihracat pazarında gümrük duvarlarıyla karşılaşacak ve Ticaret Bakanlığı verilerine göre yıllık 2.4 milyar dolara varan bir ihracat kaybı yaşayacaktı. Bu senaryo, Türk otomotiv, beyaz eşya ve tekstil sektörleri için hayati bir risk teşkil etmiştir.【37】

Gölge Müzakereler ve 29 Aralık 2020 Serbest Ticaret Anlaşması

Türk diplomasisi, bu riski yönetmek için süreci İngiltere ile "gölge müzakereler" (shadow negotiations) yürüterek takip etmiş ve hazırlıklarını AB-İngiltere müzakerelerine paralel olarak sürdürmüştür. Beklenen rahatlama, AB ile İngiltere’nin 24 Aralık’ta anlaşmaya varmasıyla sağlanmıştır. Bu gelişmenin hemen ardından, 29 Aralık 2020 tarihinde Türkiye ile Birleşik Krallık arasında tarihi bir Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzalanmıştır.


Ticaret Bakanlığı’nın resmi verilerine göre bu anlaşmanın kapsamı ve önemi şöyledir:

  1. Gümrük Birliği’nin Devamı: Sanayi ürünlerinde gümrük vergilerinin sıfırlanması uygulaması korunmuş ve tedarik zincirlerinin kopması engellenmiştir. Böylece "anlaşmasız ayrılık" durumunda oluşacak maliyetler bertaraf edilmiştir.
  2. Tarım ve Hizmetler: Tarım ürünlerinde mevcut tarife kotaları ölçeklendirilerek korunmuştur. Ancak hizmetler sektörü, kamu alımları ve e-ticaret gibi "derin STA" unsurları (AB anlaşmasında olduğu gibi) ilk etapta tam kapsamlı olarak anlaşmaya dahil edilmemiştir; bu konuların ilerleyen dönemde müzakere edilmesi karara bağlanmıştır.
  3. Tarihsel Önem: Bu anlaşma, Gümrük Birliği’nden sonra Türkiye’nin imzaladığı en önemli ticaret anlaşması olarak kayıtlara geçmiştir.【38】

Türkiye ile Birleşik Krallık Arasında Serbest Ticaret Anlaşması İmzalandı (AA)


Stratejik Ortaklık ve Savunma Sanayii İşbirliği

Brexit sonrası dönem, Türkiye ve İngiltere’yi birbirine daha da yaklaştırma potansiyeli taşımıştır. Her iki ülke de "Avrupa’nın kıyısında", AB pazarını önemseyen ancak Brüksel’in siyasi entegrasyonuna mesafeli duran güçler olarak benzer bir politikayı paylaşmaktadır. Bu jeopolitik konumlanma, özellikle savunma sanayii, güvenlik ve terörle mücadele alanlarında ikili ilişkilerin "stratejik ortaklık" seviyesine yükselmesine zemin hazırlamıştır.


Özellikle Türkiye'nin milli muharip uçak projesi (TF-X) kapsamında İngiliz motor üreticisi Rolls-Royce ve savunma devi BAE Systems ile yürütülen görüşmeler, bu yeni dönemin en somut göstergelerinden biridir.【39】 Ancak akademik analizler, bu yakınlaşmanın Türkiye’nin AB çıpasını zayıflatmaması gerektiği konusunda uyarıda bulunur. İngiltere ile ilişkiler, AB üyeliğinin bir alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak kurgulanmaktadır.【40】

Avrupa Bütünleşmesinin ve Birleşik Krallık'ın Geleceği

Brexit, Avrupa bütünleşmesi tarihinde basit sapma (anomali) değil, Avrupa’nın siyasi mimarisini değiştiren yapısal bir "deprem" niteliğindedir. Bu süreç, "Birlik’ten ayrılmanın imkânsız olduğu" yönündeki yerleşik efsaneyi yıkmış ve entegrasyon sürecinin kaçınılmaz olarak doğrusal (sürekli ileri giden) bir çizgi izlemediğini, tersine çevrilebilir bir süreç olduğunu kanıtlamıştır.【41】

Genişleme Yorgunluğu ve Konsolidasyon

Brexit süreci, Avrupa Birliği’ni kendi içine dönmeye ve mevcut yapısını sorgulamaya itmiştir. Referandumun hemen ardından AB liderleri, İngiltere’nin ayrılışını bir "domino etkisi" yaratarak diğer üyelerin de ayrılmasına (Frexit, Nexit vb.) yol açacak varoluşsal bir tehdit olarak algılamışlardır. Bu tehdit algısı nedeniyle Brüksel, müzakerelerde İngiltere’ye karşı tavizsiz bir tutum sergileyerek "ayrılığın maliyetini" somutlaştırmak ve Birlik bütünlüğünü korumak istemiştir.


Bu strateji kısa vadede başarıya ulaşmış ve AB-27 bloğu içinde siyasi birlik duygusu artmış görünse de, Brexit’in en somut ve kalıcı etkisi Genişleme Politikası üzerinde hissedilmiştir. Birlik, Batı Balkanlar ve Türkiye gibi aday ülkelerle ilişkilerinde çok daha temkinli, "hazmetme kapasitesini" (absorption capacity) önceleyen ve coğrafi olarak genişlemekten ziyade siyasi olarak "derinleşmeye" (mevcut üyelerle bütünleşmeye) odaklanan bir stratejiye geçiş yapmıştır. İngiltere’nin kaybı, AB’nin "cazibe merkezi" olma iddiasını zedelemiş ve Birlik içindeki entegrasyon hızının farklılaşacağı "çok vitesli Avrupa" (multi-speed Europe) tartışmalarını yeniden alevlendirmiştir.【42】

Birleşik Krallık İçin Gelecek Vizyonu: "Küresel Britanya"

Ayrılık sonrası Birleşik Krallık’ın temel stratejisi, "Global Britain" (Küresel Britanya) vizyonu üzerine inşa edilmiştir. Bu vizyon, İngiltere’nin AB regülasyonlarının kısıtlayıcı zincirlerinden kurtularak eski Milletler Topluluğu (Commonwealth) ülkeleri, ABD ve yükselen Asya ekonomileriyle serbest ticaret anlaşmaları yapmasını ve küresel bir ticaret devine dönüşmesini hedeflemektedir.


Ancak bu vizyonun önünde ciddi yapısal engeller bulunmaktadır. Uluslararası ticaretteki "yerçekimi modeli" (gravity model) gereği, coğrafi yakınlık ticaret hacminin en önemli belirleyicisidir. ABD ve Çin gibi dev ekonomilerin korumacı politikaları ve coğrafi uzaklık, İngiltere için AB pazarının (coğrafi yakınlık ve hacim avantajı) yerini doldurmayı zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla İngiltere, siyasi egemenliğini geri kazanırken, ekonomik nüfuz alanında daralma riskiyle karşı karşıya kalmıştır.【43】

İç Bütünlük Tehdidi ve Nihai Netice

Brexit süreci henüz tamamlanmıştır; zira dışsal egemenlik mücadelesi, içsel bütünlük krizini tetiklemiştir. İskoçya’da Brexit’e duyulan tepkiyle artan ikinci bağımsızlık referandumu talepleri ve Kuzey İrlanda’nın fiilen AB pazarında kalmasıyla İrlanda adasında ekonomik birleşmenin hızlanması, "Birleşik Krallık"ın siyasi birliğini tehdit eden en büyük risk faktörleridir. İngiltere, AB’den ayrılma sürecini yönetirken, kendi birliğini koruma mücadelesiyle baş başa kalmıştır.【44】


Netice olarak Brexit, ne İngiltere için vaat edilen "özgürlük cenneti"ni yaratmış, ne de AB’nin "çöküşünü" getirmiştir. Ortaya çıkan tablo, her iki tarafın da güç kaybettiği (lose-lose), ancak karşılıklı bağımlılığın (ekonomik, güvenlik, istihbarat, enerji) mecburen devam ettiği, sürekli müzakereye dayalı yeni, karmaşık ve mesafeli bir ilişki modelidir.【45】

Dipnotlar

Günün Önerilen Maddesi
11.02.2026 tarihinde günün önerilen maddesi olarak seçilmiştir.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Yazar Bilgileri

Avatar
YazarBahtiyar Bora ERGÜN4 Şubat 2026 11:02

Etiketler

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Brexit (British Exit) " maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle

İçindekiler

  • Tarihsel Arka Plan

    • AET'ye Katılım Süreci ve Fransız Vetosu

    • 1975 Referandumu ve 2016 Referandumu Arasındaki Yapısal Farklar

  • Hukuki Çerçeve: Lizbon Antlaşması ve 50. Madde

    • 50. Maddenin Doğası ve İşleyiş Mekanizması

    • Maddenin Yazılış Amacı ve "Diktatörlük" İtirafı

    • İç Hukuk Mücadelesi ve "Miller" Davası

    • Avrupa Parlamentosu’nun Rolü ve Onay Yetkisi

  • 2016 Referandumu ve Ayrılığın Dinamikleri

    • Rasyonel Ekonomi’ye Karşı Duygusal Egemenlik

    • Belirleyici Faktör Olarak "Göç" ve Sınır Kontrolü

    • Korku Siyaseti ve Manipülasyon

    • Sonuçlar ve Bölünmüş Bir Krallık

  • Müzakere Süreci, Siyasi Krizler ve Geçiş Dönemi

    • Theresa May Dönemi ve Parlamento Çıkmazı

    • Boris Johnson ve "Brexit’i Hallet" Stratejisi

    • Tarihi An: 31 Ocak 2020 ve Geçiş Dönemi

    • Ticaret ve İşbirliği Anlaşması (TCA)

  • Brexit Sonrası Ekonomik Senaryolar ve Modeller

    • Masadaki Seçenekler: Norveç Modeli’nden Kanada Modeli’ne

    • Pandemi Döneminde Brexit

    • Makroekonomik Etkiler: Büyüme, Yatırım ve Finans Merkezi

  • Türkiye - Birleşik Krallık İlişkilerine Yansımalar

    • Gümrük Birliği Kapanı ve "Yetkisiz Müzakere" Riski

    • Gölge Müzakereler ve 29 Aralık 2020 Serbest Ticaret Anlaşması

    • Stratejik Ortaklık ve Savunma Sanayii İşbirliği

  • Avrupa Bütünleşmesinin ve Birleşik Krallık'ın Geleceği

    • Genişleme Yorgunluğu ve Konsolidasyon

    • Birleşik Krallık İçin Gelecek Vizyonu: "Küresel Britanya"

    • İç Bütünlük Tehdidi ve Nihai Netice

Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.

KÜRE'ye Sor