Büyük Kedi Katliamı, 1730’ların sonlarında Paris’te Rue Saint-Séverin çevresindeki bir matbaa atölyesinde, çıraklar ile kalfaların kedileri hedef alarak gerçekleştirdiği toplu öldürme eylemidir. Atölye yaşamında usta ile ev halkının gündelik düzeni, çırakların barınma ve beslenme koşullarından belirgin biçimde ayrışmıştır. Çıraklar ağır iş yükü altında çalışmış; yemek ve uyku düzeni üzerindeki eşitsizlik, ustaların kedilerinin dahi çıraklardan daha iyi koşullarda yaşaması atölye içi gerilimi artırmıştır. Bu gerilim, atölye çevresindeki sokak kedilerinin gece gürültüsüyle birleşmiş; çırakların dinlenmesini zorlaştıran bu durum, hedefin kediler üzerinde somutlaşmasına yol açmıştır.
Eylem sırasında çıraklar (Jérôme ve Léveillé) gece vakti kedileri avluda toplamış; ardından atölye topluluğu içinde bir sözde yargılama düzeni kurulmuştur. Nöbetçiler görevlendirilmiş; günah çıkaran/rahip ve cellat rolleri paylaştırılmış; kediler suçlu ilan edilmiştir. Kurulan doğaçlama darağacında kediler asılmış; bu süreç atölye içinde seyir ve kahkaha eşliğinde sürdürülmüştür. Usta Jacques Vincent’in eşi, özellikle “la grise” (gri) adlı kediyi ayrı tuttuğu için, gözde kedinin öldürüldüğü ihtimali ev halkında öfke yaratmış; atölyedeki çatışma bu noktada daha görünür hâle gelmiştir.【1】
Rue Saint-Séverin’deki Jacques Vincent matbaasında çalışma düzeni belirgin bir hiyerarşi içinde kurulmuştu. Atölyede gündelik işleyişi usta ile birlikte çalışan bir ekip değil, esasen kalfalar ve çıraklar yürütmüştür; usta çoğu zaman üretim sürecinin içinde yer almamış, atölyeyi bir ustabaşına bırakmıştır. Çıraklar gün doğmadan kalkmış, gün boyunca ayak işlerini görmüş; kalfaların hakaretleriyle, ustanın sert ve zaman zaman şiddet içeren muamelesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu düzen, işyerini yalnızca bir üretim mekânı olmaktan çıkarıp gündelik hayatın da disipline edildiği bir alan hâline getirmiştir.
Çırakların gün içindeki ritmi, yalnızca iş yüküyle değil, atölyenin giriş-çıkış düzeniyle de belirlenmiştir. Kalfaların erken saatlerde atölyeye girişini sağlamak için kapının açılması çırakların sorumluluğunda kalmış; bunun için sabahın dört ya da beşinde uyanmaları gerekmiştir. Buna karşılık usta “geç kalkan” tarafı temsil etmiş; yemek düzeninde olduğu gibi uyku düzeninde de asimetri oluşmuştur. Böylece atölye, aynı çatı altında farklı zaman rejimlerinin ve statülerin yan yana bulunduğu bir çalışma evreni üretmiştir.
Çırakların barınma koşulları olumsuz bir tablo çizmiştir. Uykuyu bölen unsurlar, kötü koşullardaki yatakhane ve soğukla sınırlı kalmamış; çevredeki sokak kedilerinin gece boyunca çatıdaki gürültüsü de dinlenmeyi zorlaştırmıştır. Buna rağmen çırakların çok erken saatte güne başlaması beklenmiş; yetersiz uyku, gündelik yorgunluğu kalıcı hâle getirmiştir. Bu şartlar altında atölye içi gerilim, yalnız “iş” üzerinden değil, bedenin günlük ihtiyaçları üzerinden de yoğunlaşmıştır.
İaşe düzeni de aynı eşitsizliği pekiştirmiştir. Çırakların usta sofrasında yemek yemesine izin verilmemiş; mutfakta, ustanın tabağından artanlarla yetinmeleri istenmiştir. Artanların dahi çıraklara düzenli biçimde ulaşmadığı; mutfaktaki uygulamalar nedeniyle, çırakların kimi zaman yenmeyecek ölçüde kötü ve “kedi maması” sayılabilecek parçalarla karşılaştığı anlatılmıştır.【2】 Bu koşullar, kedileri yalnızca atölye çevresinde dolaşan hayvanlar olmaktan çıkarıp atölye içi eşitsizliğin gündelik göstergelerinden birine dönüştürmüştür.
Kedilerin atölye hayatındaki konumu, ev halkının onlara yaklaşımıyla daha da belirginleşmiştir. Ustanın eşinin özellikle “la grise” adlı kediyi ayrı tuttuğu belirtilmiş; ustalar arasında kedi besleme merakının yaygınlaştığı, hatta bir ustanın yirmi beş kedi besleyip portrelerini yaptırdığı ve onları kızarmış kümes hayvanıyla beslediği gibi ayrıntılar, bu ayrıcalığın boyutunu göstermiştir. Bu tablo, atölye dünyasında statü farkının yalnız insan ilişkilerine değil, hayvanlara yönelen bakım ve ilgiye de yansıdığını göstermiştir.
Olay, Paris’te Rue Saint-Séverin’de bir matbaa atölyesinin gündelik düzeni içinde gelişmiştir. Atölye, yalnızca üretim yapılan bir iç mekânla sınırlı kalmamış; mutfak, yatakhane, avlu ve çatı hattı gibi alanlar da çalışma hayatının parçası hâline gelmiştir. Çıraklar, atölyenin üst katlarında yer alan, “pis” ve “dondurucu” bir odada yatmış; gece boyunca çatıda dolaşan sokak kedilerinin gürültüsü nedeniyle kesintisiz uyku uyuyamamıştır.【3】 Sabahın çok erken saatlerinde (dört ya da beş sularında) atölyenin kapısını açmak çırakların sorumluluğunda kalmış; kalfaların en erken gelenleri içeri alınmış, günlük iş akışı bu saatlerde başlamıştır.
Atölye mekânı içinde mutfak, hiyerarşinin en somutlaştığı alanlardan biri hâline gelmiştir. Çıraklar, usta sofrasına oturamamış; mutfakta, ustanın tabağından kalanlarla beslenmiştir. Artanların düzenli biçimde çıraklara ulaşmaması, yemeğin niteliğinin düşmesi ve çırakların bunu aşağılayıcı bulması, gündelik huzursuzluğu derinleştirmiştir. Avlu ise olay gecesi merkezi bir işlev kazanmış; çatılarda kovalanan ve çuvallara doldurulan yaralı kediler avluya yığılmış, ardından topluluk avlu çevresinde toplanmıştır. Böylece matbaanın avlusu, kısa süre içinde “işin görüldüğü yer” olmaktan çıkıp, toplu bir sahneye dönüşmüştür.
Atölyede iki çırak bulunmaktaydı: Jérôme ile Léveillé. Çıraklar gün boyu ayak işlerini yürütmüş; kalfaların hakaretleri ve ustanın sert muamelesi altında çalışmıştır. Léveillé, taklit ve canlandırma yeteneğiyle öne çıkmış; olay gecesinden sonra da yaşananları defalarca canlandırarak atölye içi eğlenceyi sürdürmüştür. Kalfalar (journeymen) ise yalnızca üretim sürecinin taşıyıcısı olarak kalmamış; olay sırasında aktif rol almış, kedilerin çatılarda kovalanmasına ve avluda toplanmasına katılmıştır. Kalfalar ile çıraklar arasındaki günlük gerilim, olay anında geçici bir ortaklığa dönüşmüş; aynı topluluk, sonrasında kahkaha ve gürültü eşliğinde “topluca eğlenme” düzeni kurmuştur.
Usta konumundaki Jacques Vincent, atölye otoritesini temsil etmiş; üretim sürecine sürekli katılmamış, atölyeyi bir ustabaşına bırakmış ve çoğu zaman yalnızca öfkesini göstermek üzere görünür olmuştur. Ev halkı, özellikle ustanın eşi, atölye düzeni üzerinde dolaylı fakat belirgin bir etki yaratmıştır. Ustanın eşinin kedilere (özellikle “la grise” adlı gri kediye) özel bir yakınlık göstermesi, çırakların dünyasında eşitsizliğin gündelik bir işaretine dönüşmüştür. Mutfakta görev yapan aşçı da çatışmanın bir başka düğüm noktası hâline gelmiştir; artan yemeklerin akıbeti ve çırakların neyle beslendiği meselesi, gündelik hiyerarşiyi keskinleştirmiştir. Bu kişiler ve roller bir araya geldiğinde, matbaa atölyesi bir işyeri olmaktan öte, gündelik disiplinin, statü farklarının ve çatışmaların sürekli yeniden üretildiği bir çevreye dönüşmüştür.
Rue Saint-Séverin’deki atölyede çırakların gündelik hayatı, çalışma ritmiyle birlikte barınma ve beslenme koşulları üzerinden de belirlenmiştir. Jérôme ile Léveillé, gün doğmadan kalkmak zorunda kalmış; atölyenin kapısını sabahın çok erken saatlerinde açmış; gün boyunca ayak işlerinden ağır işlere uzanan geniş bir yük taşımıştır. Gece olduğunda dinlenme imkânı, “pis” ve “dondurucu” olarak betimlenen yatakhane koşullarıyla sınırlı kalmış; çatıdaki sokak kedilerinin gürültüsü, uykuyu kesintiye uğratmıştır. Bu döngü, yetersiz dinlenme ile yoğun iş yükünü üst üste bindirmiş; hoşnutsuzluk, yalnız işin ağırlığına değil, bedenin temel ihtiyaçlarına bağlanmıştır.
İaşe düzeni de aynı hoşnutsuzluğu derinleştirmiştir. Çıraklar usta sofrasından dışlanmış; mutfakta, ustanın tabağından artanlara bağımlı bir düzende yaşamıştır. Artanların düzensizliği ve niteliği, çırakların kendilerine reva görüleni aşağılayıcı bulmasına yol açmış; bu durum, usta ile ev halkının gündelik konforu ile çırakların gündelik deneyimi arasındaki farkı her gün yeniden görünür kılmıştır. Ustanın eşinin ev içindeki otoritesi ve bazı kedilere gösterdiği özel ilgi, bu eşitsizlik algısını yalnız insanlar üzerinden değil, evdeki hayvanlar üzerinden de pekiştirmiştir. Böylece kediler, atölye çevresinde rastlanan hayvanlar olmaktan çıkarak atölye içi gerilimlerin üzerinde toplandığı bir hedefe dönüşmüştür.
Hoşnutsuzluk büyüdükçe hedef, uyku düzenini bozan sokak kedileri ile ev halkının ayrı tuttuğu kediler üzerinde somutlaşmıştır. Çırakların dünyasında kediler iki ayrı anlam taşımıştır: Bir yandan gece gürültüsüyle dinlenmeyi engellemiş; öte yandan ev halkının “gözde” hayvana gösterdiği özen, çırakların yoksunluğuyla yan yana durmuştur. Bu karşıtlık, özellikle ustanın eşinin kedilere dönük hassasiyetinin bilinir hâle gelmesiyle daha keskinleşmiştir. Çıraklar, kediler üzerinden ev halkını rahatsız edecek bir yol aramış; bu arayış, doğrudan şiddete yönelen eylemden önce, atölye içi mizah ve taklit repertuvarının devreye girdiği bir hazırlık dönemini doğurmuştur.
Bu hazırlık döneminde Léveillé’nin taklit yeteneği belirleyici hâle gelmiş; kedilerin gece gürültüsünü andıran seslerin çıkarılması, ev halkının huzurunu bozacak bir yöntem olarak benimsenmiştir. Gece yarısı başlayan bu rahatsız etme, ev içinde tepkiyi büyütmüş; usta ile ev halkı, sorunu “kediler” üzerinden çözme eğilimine yönelmiştir. Bu noktada çırakların amacı, atölye çevresindeki kedilere karşı bir “temizlik” hamlesi başlatmak değil, ev halkının kendi gündelik düzenini hedef alan bir gerilimi tırmandırmak olmuştur. Hazırlık, kedilerin nerelerde toplandığının bilinmesi, avlunun bir toplama alanı olarak seçilmesi ve atölye topluluğunun eylemi seyirlik bir düzen içinde yaşayacağı bir zemin kurulmasıyla tamamlanmıştır. Bu zemin üzerinde, ertesi aşamada kedilerin toplanması ve ardından sözde yargılama düzeninin kurulması mümkün hâle gelmiştir.
Eylem gece vakti başlamıştır. Çıraklar Jérôme ile Léveillé, atölyenin çevresinde ve çatı hattında dolaşan kedileri yakalamak üzere harekete geçmiştir. Kediler çatılarda kovalanmış; çuvallara doldurulmuş; bir kısmı bu sırada yaralanmıştır. Toplanan kediler matbaanın avlusuna taşınmış; avlu kısa sürede kedi bedenlerinin yığıldığı, gürültünün ve hareketliliğin yoğunlaştığı bir mekâna dönüşmüştür. Atölyedeki kalfalar da bu sürece katılmış; böylece eylem yalnız iki çırakla sınırlı kalmamış, atölye topluluğu içinde paylaşılan bir icra hâlini almıştır.
Bu aşamada hedef, yalnız sokak kedileriyle sınırlı kalmamıştır. Ustanın eşinin ayrı tuttuğu “la grise” adlı gri kedi, ev halkı bakımından özel bir yerde durmuştur; bu nedenle gözde kedinin de yakalanmış olabileceği ihtimali eylemin gerilim düzeyini yükseltmiştir. Kedilerin seçilmesi, yakalanması ve avluya taşınması sırasında, eylemin sonraki safhasına zemin hazırlayan bir yoğunlaştırma yapılmış; avlu, “toplu bir gösterinin” kurulacağı alan hâline getirilmiştir.
Kediler avluda toplandıktan sonra, atölye topluluğu içinde bir sözde yargılama düzeni kurulmuştur. Bu düzende roller paylaştırılmış; nöbetçiler belirlenmiş; günah çıkaran/rahip figürü ile cellat rolü sahnelenmiştir. Kediler “suçlu” ilan edilmiş; ardından doğaçlama bir darağacı hazırlanmış ve çoğu asılmıştır.【4】 İnfaz, atölye içinde seyirlik bir düzende yürümüş; kahkaha, gürültü ve toplu katılım, eylemin failler tarafından bir “şaka” çerçevesinde algılandığını göstermiştir. Anlatıda, bu sahnenin tek seferlik bir hareket olarak kalmadığı; olayın, atölye topluluğu tarafından bir eğlence anı gibi sahiplenildiği izlenimi belirginleşmiştir.
Ev halkının tepkisi bu noktada yoğunlaşmıştır. Ustanın eşi, gözde kedinin öldürülmüş olabileceği kuşkusuyla öfkeye kapılmış; usta Jacques Vincent’in huzursuzluğu da artmıştır. Atölye içindeki gerilim, böylece yalnız kediler üzerinden değil, ev halkı ile atölye topluluğu arasındaki otorite ilişkisi üzerinden de görünür hâle gelmiştir. Eylemin seyirlik biçimi, kedilere yönelen şiddetin yanı sıra, ev halkının değer verdiği şeylere dokunma ve otoriteyi alaya alma boyutunu da aynı sahne içinde bir araya getirmiştir.
Kedilerin asılmasının ardından ev içindeki huzursuzluk hızla artmıştır. Ustanın eşi, özellikle “la grise” adlı gri kedinin öldürülmüş olabileceği ihtimali üzerinden öfkeye kapılmış; avludaki sahnenin ev halkına doğrudan bir meydan okuma anlamı taşıdığı anlaşılmıştır. Usta Jacques Vincent’in tepkisi de bu noktada sertleşmiş; atölye ile ev arasındaki sınır yeniden çizilmek istenmiştir. La Grise'nin öldürülmemiş olması ya da eylemin “şaka” görünümü, ev halkının gözünde hafifletici bir unsur oluşturmamış; tersine, hedefin bilerek seçildiği ve evin değer verdiği bir noktaya dokunulduğu düşüncesini güçlendirmiştir. Böylece atölye içinde uzun süredir biriken hoşnutsuzluk, ev halkının gündelik düzenine çarpan bir olay hâline gelmiştir.
Olay, atölye topluluğu açısından tek bir geceyle sınırlı kalmamış; yaşananlar tekrar tekrar hatırlanmış ve atölye içi anlatının parçasına dönüşmüştür. Léveillé’nin taklit ve canlandırma yeteneği bu aşamada öne çıkmış; kurulan sözde yargılama düzeni, rolleri ve sahne dili atölye içinde yeniden üretilmiştir. Kahkaha, gürültü ve toplu katılım, olayın yalnız bir şiddet eylemi olarak değil, aynı zamanda atölye içindeki sınıfsal dayanışmayı ve ortak dili pekiştiren bir “anı” olarak yaşandığını göstermiştir. Bu durum, usta otoritesi ile atölye topluluğu arasındaki mesafenin kapanmadığını; tersine, gündelik hayatın küçük ayrıntıları üzerinden süren çatışmanın yeni bir biçim kazandığını ortaya koymuştur.
Bu anlatı etrafındaki tartışmaların ilk ekseni, metnin sunduğu sahnelerin hangi ölçüde “doğrudan tarihsel gerçeklik” olarak okunabileceği sorusu olmuştur. Anlatı, mesleki bir çevreyi içeriden betimleyen “anekdot” diliyle kurulmuş; merak uyandıran, sahneleri keskinleştiren ve kimi ayrıntıları özellikle öne çıkaran bir anlatıcı üslubu barındırmıştır. Bu nedenle olayın kendisi kadar, olayın anlatı formu (seçilen ayrıntılar, kurulan karşıtlıklar, abartı veya mizahın yeri) da değerlendirme konusu hâline gelmiştir.
Bazı eleştiriler, bu tür bir metnin “olayı açıklayan şeffaf bir pencere” gibi alınması yerine, metnin kendi amaçları ve kurgusu olan bir ürün olarak görülmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu çizgide, anlatının atölye dünyasını resmederken aynı zamanda mesleki bir çevrenin “kendi hikâyesini kurma” biçimlerini de yansıttığı düşünülmüştür.
Tartışmaların ikinci ekseni, anlatının modern okumalarda sembolik bir repertuvar üzerinden çözülme biçimi üzerinde yoğunlaşmıştır. Burada eleştiriler iki noktada belirginleşmiştir. İlki, anlatıda yer alan işaretlerin ve figürlerin (örneğin kediler, “sözde yargılama”, rahip/cellat rolleri, kahkaha ve seyir) tek ve sabit bir anlam dünyasına bağlanıp bağlanamayacağı sorusu olmuştur. Bu yaklaşımın, aynı işaretlerin farklı bağlamlarda farklı karşılıklar üretebileceği; dolayısıyla “sembol sözlüğü”nün tek anahtarlı bir biçimde (sınıflar arası mücadele) işletilmesinin metindeki çok anlamlılığı zayıflatabileceği ileri sürülmüştür.
İkincisi ise, metnin modern yorumlarda seçmeci kullanımı meselesi olmuştur: Anlatının belirli bir kısmının merkezileştirilmesi, buna karşılık metnin başka bölümlerinin arka plana itilmesi, aynı olayı açıklama biçimini doğrudan etkilemiştir. Bu eleştiri hattında, anlatının yalnız “kedi katliamı” sahnesine indirgenmesinin, metnin bütünündeki gerilim ve yönelimleri (atölye içi dayanışma dili, ustalara karşı kolektif tavır, mesleki kimlik ve rekabet) tek bir sahneye fazlaca anlam yükleme riskini artırdığı belirtilmiştir.【5】
Bu iki eksen bir araya geldiğinde, tartışmaların odağında şu sonuç belirmiştir: Aynı anlatı, bir yandan matbaa atölyesindeki gerilimleri gözle görünür kılan güçlü bir sahne dizisi sunmuş; öte yandan anlatının kuruluş biçimi ve sonradan okunma tarzları nedeniyle, “ne kadarını olay, ne kadarını anlatı tekniği üretmiştir?” sorusunu sürekli gündemde tutmuştur. Bu nedenle metin, özellikle Robert Darnton'un Büyük Kedi Katliamı ve Aydınlanma Fransa'sında Düşünceler, İnanışlar kitabıyla beraber tarih yazımında hem çok kullanılan bir örnek hâline gelmiş, hem de yorumların sınırları bakımından sıkça tartışılmıştır.
[1]
Robert Darnton, The Great Cat Massacre and Other Episodes in French Cultural History (New York: Vintage Books, 1985), Erişim 26 Ocak 2026, s. 91, 92, 119.
[2]
Robert Darnton, (a.g.e), s. 91.
[3]
Robert Darnton, (a.g.e), s. 90.
[4]
Roger Chartier, "Text, Symbols, and Frenchness," The Journal of Modern History 57, sy. 4 (Aralık 1985): 682-695, Erişim 26 Ocak 2026, s. 4.
[5]
Harold Mah, "Suppressing the Text: The Metaphysics of Ethnographic History in Darnton's Great Cat Massacre," History Workshop, sy. 31 (Bahar 1991): 1-20, Erişim 26 Ocak 2026, s. 5-6.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Büyük Kedi Katliamı" maddesi için tartışma başlatın
Tarihsel Bağlam
Matbaa Atölyesinde Hiyerarşi ve Gündelik Düzen
Barınma, İaşe ve Kedilerin Gündelik Hayat İçindeki Yeri
Mekan ve Taraflar
Rue Saint-Séverin Çevresi ve Atölye
Çıraklar, Kalfalar, Usta ve Ev Halkı
Olayın Öncesi
Barınma, Uyku ve İaşe Üzerinden Biriken Hoşnutsuzluk
Kedilerin Hedefe Dönüşmesi ve Hazırlık Süreci
Olayın Seyri
Kedilerin Toplanması ve Avlunun Doldurulması
Sözde Yargılama, İnfaz Sahnesi ve Toplu Kahkaha
Olayın Hemen Sonrası
Usta ve Ev Halkının Tepkisi
Olayın Yeniden Canlandırılması ve Süreklilik
Eleştiriler ve Tartışmalar