+1 Daha
Çanakkale Şehitlerine, Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınmış, Çanakkale Savaşı’nı konu edinen ve Türk edebiyatında epik şiirin belirgin örnekleri arasında değerlendirilen manzum bir eserdir. Eser, savaşın askerî, tarihsel ve manevî boyutlarını birlikte ele alan bir metin niteliği taşır.

Mehmet Akif Ersoy (Safahat)
Şiir bağımsız bir eser olarak değil, yazarın Safahat adlı külliyatının altıncı kitabı olan Asım bölümünün sonlarında yer almaktadır. İlk defa 10 Temmuz 1924 tarihinde Sebîlü'r-Reşâd dergisinde yayımlanan eser, binlerce şehidin mirası olan Çanakkale Zaferi'ni anlatan seksen dört mısralık bir kompozisyon bütünlüğüne sahiptir.【1】 Millî Edebiyat döneminde yaşamasına rağmen bağımsız bir çizgide ilerleyen Mehmet Akif, bu eserinde İslamcılık ve milliyetçilik hassasiyetlerini epik bir üslupla harmanlamıştır.
Şiir, I. Dünya Savaşı sürecinde gerçekleşen Çanakkale Muharebeleri’nin oluşturduğu tarihsel zemin içerisinde değerlendirilmelidir. Osmanlı Devleti, savaşta Almanya ve Avusturya-Macaristan ile aynı blokta yer almış; İngiltere, Fransa ve Rusya’nın öncülüğündeki İtilaf Devletleri’ne karşı birçok cephede mücadele etmiştir. Bu cepheler arasında Çanakkale, stratejik ve siyasal açıdan belirleyici bir konumda bulunmaktadır. İtilaf Devletleri’nin hedefi, Gelibolu Yarımadası’nı aşarak Marmara Denizi’ne ulaşmak ve İstanbul’u işgal ederek Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak olmuştur.

Çanakkale Savaşı (AA)
Sadece deniz kuvvetleriyle sonuç alınamayacağını anlayan İtilâf Devletleri, harekâtı kara muharebeleriyle desteklemek amacıyla geniş çaplı bir askerî kuvvet teşkil etmişlerdir. Görünüşte İngiliz ve Fransız unsurlarından oluşan bu ordu, gerçekte farklı coğrafya, etnik köken ve dinlere mensup birliklerden meydana gelen çok uluslu bir yapı arz etmiştir. Yabancı lejyonerler, Afrika’dan getirilen Zovaveler, Hindistan kökenli Gurkalar ve Sihler, Rum ve Doğulu Yahudilerden oluşturulan iş taburları; İskoç, İngiliz ve İrlanda birlikleri ile Avustralya ve Yeni Zelanda’dan sevk edilen ANZAK kuvvetleri bu askerî yığınağın başlıca unsurları arasında yer almıştır. Ayrıca Kanada, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan getirilen birlikler de ordunun bileşenlerini oluşturmuştur.【2】
Bu tablo, savaşın yalnızca bölgesel bir çatışma olmadığını, küresel ölçekte organize edilmiş bir askerî nitelik taşıdığını göstermektedir. Nitekim şiirde geçen “Eski Dünya, Yeni Dünya” ifadeleri, söz konusu çok uluslu askerî birikimi vurgulamakta; farklı kıtalardan toplanan kuvvetlerin oluşturduğu bu manzara “mahşer” benzetmesiyle tasvir edilerek savaşın kapsamı ve ölçeği geniş bir tarihsel ve sembolik çerçeve içinde değerlendirilmektedir.
Metinde modern savaş teknolojisinin yıkıcı etkisi ayrıntılı tasvirlerle sunulmaktadır. Donanmalar, toplar, lağamlar, bombalar ve tayyareler aracılığıyla gerçekleşen tahribat, yalnızca askerî bir durum olarak değil; aynı zamanda modern çağın medeniyet anlayışına yönelik eleştirel bir değerlendirme olarak da anlam kazanmaktadır.

Çanakkale Savaşı (AA)
Şair, Avrupa merkezli medeniyet söyleminin savaş pratiği karşısındaki çelişkisini de vurgulamaktadır. Bu doğrultuda Akif, “hayâsızlık” kavramını kullanmıştır. Savaşta itilaf devletlerinin sargı yerlerini bombalaması, korumasız yaralıları hedef alması ve uluslararası antlaşmalarla yasaklanmış kimyasal silahları kullanması, çeşitli toplu kıyımlara sebebiyet vermiş ve ağır biçimde insan haklarının ihlal edilmesine yol açmıştır.【3】
Şiirde “vahşet” olarak tanımlanan davranışlardan biri, yalnızca bizim yaralılarımızın değil, aynı zamanda kendi yaralılarının da bulunduğu sargı yerlerinin bombalanmasını kapsamaktadır. Bu durumda, esir düşmüş ve yaraları Türk tabipleri tarafından tedavi edilen askerlerin de öldürülmesi söz konusu olmuştur.【4】 Avrupa’nın, dünyaya medeniyet ve insanlık dersi verme iddiasında bulunmasına rağmen bu vahşeti gerçekleştirmesi, şair tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir. Mehmet Akif, bu duruma;
“Tükürün Ehl-i Salib’in o hayâsız yüzüne! Tükürün…”【5】
ifadesiyle tepki göstermiştir.
Mehmet Âkif Ersoy, Teşkilât-ı Mahsûsa tarafından, önce Almanya’nın Berlin kentine, ardından Arabistan’a görevlendirilmiştir. Berlin’de bulunduğu süre zarfında, şiirini ithaf edeceği Binbaşı Ömer Lütfi Bey ile sık sık bir araya gelmiş; savaşın askerî ve teknik gidişatını değerlendirmiştir.【6】 Binbaşı Ömer Lütfi Bey, bu görüşmelere ilişkin hatıralarında şunları aktarmaktadır:
“Bu zat, Çanakkale Savaşları'nın ilk günlerinde, Akif ile her karşılaştığında büyük bir heyecan, endişe, ümit ve korku içinde ‘Ömer Bey, bu Çanakkale ne olacak?’ diye sorardı. Ben de ‘Allah bilir ama vaziyet tehlikelidir. Askerlik noktasından düşünüldüğünde ümit yok. Ancak fen kaidelerinin haricinde fevkalbeşer bir şey olmalı ki dayanabilsin’ diye cevap verirdim. Ben böyle dedikçe, ‘Eyvah, son istinadgâhımız da yıkılırsa ne olur?’ diyerek gözlerinden yaşlar dökülmeye başlardı. Çanakkale için ağlamadığı gün yoktu. Onun böyle şeylere tahammülü yoktu.”【7】

Savaş Yıllarında Mehmet Akif (Safahat)
Mehmet Âkif, gelişmeleri ülkesinden uzakta olmasına rağmen dikkatle izlemiş ve savaş devam ederken Safahat’ta yer alan Âsım adlı kitabında ilk izlenimlerini kaydetmiştir. Şiirinde, Çanakkale’de savaşan Mehmetçiklere moral ve direnç telkin ederek, belirsizlik ve karamsarlığa rağmen mücadelenin zaferle sonuçlanacağına dair sarsılmaz inancını ifade etmiştir:
Âsım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
Asım kitabının girizgâh bölümünde de şair, memleketin geleceğinin “Asım’ın Nesli”ne bağlı olduğunu vurgulamış, Kafkasya'nın dondurucu soğuğunda ve Sina'nın kavurucu sıcağında savaşan neslin en büyük fedakârlığı Çanakkale’de gösterdiğini belirtmiştir.【8】
“Çanakkale Şehitlerine” bölümü, Âsım’ın bütünlüğü içinde bir gençlik ideali çerçevesinde konumlandırılmıştır. Şiir, yalnızca belirli bir askerî zaferi yüceltmekle sınırlı kalmamış; Âsım’ın temsil ettiği nesil tasavvuruna bağlanarak tarihî bir olaydan evrensel ve süreklilik arz eden bir ideal üretme amacıyla yapılandırılmıştır. Bu tercih, şiirin hem dönemsel bir destan hem de gelecek kuşaklara yönelik bir ahlâk ve fedakârlık modeli olarak değerlendirilmesine imkân tanımıştır.
Şiirin tamamlanmasının ardından kesin zafer haberi, Başkumandan Vekili Enver Paşa tarafından iletilmiş; Arabistan’daki El Muazzam istasyonunda bulunan Kuşçubaşı Eşref Bey aracılığıyla Mehmet Âkif’e ulaşmıştır. Zafer haberini alan şair, bir çöl gecesinde sabaha kadar hıçkırıklarla ağlamıştır.【9】 Kuşçubaşı Eşref Bey bu durumu şu sözlerle aktarmaktadır:
“Ay, bedir halindeydi. Çöl gecelerinin parlak yıldızlı semasını, zaferimizin şerefine aydınlatan ayın bu efsanevî ışıkları altında, Mehmet Âkif bu güneşi unutturacak kadar parlak çöl gecesinde sabahladı. İstasyon binasının arkasındaki hurmalığın içine çekildi. Sadece hıçkırıklar duyuyorduk. İçli, derin hıçkırıklar...”【10】
Sabahleyin, vazifesini tamamlamış olmanın verdiği manevî huzurla Mehmet Âkif, Kuşçubaşı Eşref Bey’e şu ifadeyi kullanmıştır:
“Artık ölebilirim Eşref, gözlerim açık gitmez.”【11】
Bu süreç, Mehmet Âkif’in fizikî olarak cephede bulunmasa da, fikrî ve ruhî düzlemde savaşa güçlü bir katılım sağladığını ortaya koymaktadır. Çanakkale zaferi, Osmanlı Devleti için özgürlüğe giden yolun ilk adımı olmuş; Mehmet Âkif, bu deneyimin etkisiyle Millî Mücadele döneminde de edebî ve moral katkılarda bulunmuş ve nihayetinde İstiklâl Marşı’nı kaleme almıştır.

Çanakkale Savaşı (AA)
Mehmet Âkif Ersoy, şiirini 1915 yılında kaleme almış olmasına rağmen, eseri savaş yıllarında müstakil olarak yayımlamamıştır. O dönemde Harbiye Nezareti’nin hamasî şiirler yazan şairlere yüksek ücretler verdiği bilinmektedir.【12】 Ancak Âkif, bu tür resmî teşviklere katılmamış, şiirini herhangi bir maddî karşılık beklentisiyle kamuoyuna sunmamıştır.
Onun bu tavrı, sanatsal ve ahlâkî tercihleriyle doğrudan ilişkilidir. Nitekim benzer bir duruşu, daha sonra İstiklâl Marşı için düzenlenen yarışmada ödül meselesi karşısındaki tavrında da açıkça görülmüştür.
Şair, “Çanakkale Şehitlerine”yi tamamen millî ve manevî sorumluluk bilinciyle kaleme almış; eserin hiçbir maddî kazanç amacıyla araçsallaştırılmasına izin vermemiştir. Bu sebeple şiir, savaşın hemen ardından değil, ancak 10 Temmuz 1340 (1924) tarihinde Sebîlü’r-Reşâd dergisinin 608. sayısında “Âsım’dan Bir Parça” başlığıyla yayımlanmıştır. Dergide yer alan açıklamada, şiirin Birinci Dünya Savaşı’nın son yıllarında yazıldığı belirtilmiş ve eserin, Safahat’ın altıncı kitabı olan Âsım içinde neşredileceği duyurulmuştur. Nitekim şiirin yer aldığı kitabın ilk baskısı 1924 yılı Ağustos ayında yayımlanmıştır.【13】
Bu gecikmeli neşir süreci, Âkif’in şiire yüklediği manevî değeri ve eserin yazılış amacının bütünüyle millî bir vicdan borcuna dayandığını göstermektedir. “Çanakkale Şehitlerine”, böylece yalnızca bir savaş şiiri değil; maddî çıkarı bilinçli biçimde reddeden bir sanat ve ahlâk tavrının da somut ifadesi hâline gelmiştir.
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle “Bu: Bir Avrupalı!”
Dedirir- yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,
Ostralya’yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ’ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle sefîl,
Kustu Mehmedçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakîkat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam ;
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre .
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat îman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sîs-i İlâhî o metîn istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun’-i beşer ;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun’-i bedî’im, onu çiğnetme” dedi.
Âsım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor;
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i...
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.【14】
Şiirin merkezinde, Çanakkale’de verilen mücadelenin askerî ve manevî boyutları yer almaktadır. Tematik yapı şu başlıklar etrafında şekillenmektedir:

Çanakkale Savaşı (AA)
Metinde düşman kuvvetleri askerî ve teknolojik üstünlükleriyle tasvir edilmekte; buna karşılık Türk askerinin dayandığı temel güç “iman” olarak gösterilmektedir. Maddî kuvvet ile manevî direniş arasındaki karşıtlık, şiirin ana düşüncesini oluşturmaktadır.
Çanakkale mücadelesi, tarihsel ve dinî süreklilik çerçevesinde ele alınmaktadır. Bedir Savaşı’na yapılan gönderme ile direniş, İslam tarihinin kurucu mücadelelerinden biriyle ilişkilendirilmektedir. “Bir hilâl uğruna” ifadesinde hilâl hem İslamiyet’i hem de Türk bayrağını temsil etmektedir. “Güneşler” metaforu ise şehitleri simgelemektedir. Bu bağlamda şehitlik, bir yok oluş değil; inanç ve kimliğin devamı açısından anlamlı bir fedakârlık olarak sunulmaktadır.
Şiir, anlam akışı bakımından belirli bölümler hâlinde yapılandırılmıştır.
Başlangıç bölümünde büyük donanmaların ve kalabalık orduların Çanakkale Boğazı’na yönelişi betimlenmektedir. Farklı milletlerden askerlerin varlığı özellikle vurgulanmakta; küresel ölçekte bir saldırı tablosu çizilmektedir.

Çanakkale Savaşı (AA)
Orta bölümde savaşın dehşeti ayrıntılı tasvirlerle verilmektedir. Top sesleri, lağam patlamaları ve savrulan uzuvlar gibi imgeler aracılığıyla muharebenin yıkıcı boyutu somutlaştırılmaktadır. İmge yoğunluğu anlatımın çarpıcılığını artırmaktadır.
Yıkım sahnelerinin ardından askerî direnişin manevî boyutu ön plana çıkarılmaktadır. “Metîn istihkâm” ifadesiyle askerlerin göğsü ilahî temelli bir savunma hattı olarak tanımlanmaktadır. Maddî savunma araçlarından ziyade inancın belirleyici olduğu vurgulanmaktadır.

Çanakkale Savaşı (AA)
Son bölümde şehitlik kavramı kozmik ve metafizik imgelerle ele alınmaktadır. Gök kubbe, yıldızlar ve ebediyet metaforları aracılığıyla şehitlerin büyüklüğü ifade edilmektedir. Maddî bir mezarın yetersiz kalacağı düşüncesi dile getirilmekte; şehitliğin aşkın bir makam olduğu belirtilmektedir.
Eserde epik ve hitabet yönü güçlü bir üslup hâkimdir. Şiir, aruz vezninin “feilâtün / feilâtün / feilâtün / fâlün (feilün)” kalıbıyla yazılmış, mesnevi tarzını andıran bir kafiye düzeni kullanılmıştır.【15】 Aliterasyonlar ve sert ünsüz tekrarları, savaşın akustik atmosferini yansıtan bir ritim oluşturmaktadır.
Tasvirlerde teşbih ve metafor yoğun biçimde kullanılmaktadır. Savaş sahnelerinde sert ve çarpıcı bir dil tercih edilirken; şehitlik bölümünde yüceltici ve idealize edici bir söyleyiş öne çıkmaktadır. Bu üslup değişimi, metnin dramatik yapısını güçlendirmektedir.
Eserin son bölümünde Mehmet Akif, Çanakkale şehitleri için herhangi bir maddî mezar veya lahitle sınırlandırılamayacak bir uhrevi mekân tahayyül etmektedir. Bu bölümde Akif, ne kadar kapsamlı ve uçsuz bucaksız bir mekân tasarlarsa tasarlasın, şehitlerin fedakârlığı ve ruhsal büyüklüğü karşısında her türlü çabanın yetersiz kaldığını ifade etmektedir. Kâ’be’yi, gök kubbeyi, bulutları, Yedi Kandilli Süreyyâ’yı ve mehtap ışığını devreye soksa dahi, şehitlerin kanlarıyla sulanmış ve ebediyete uzanan büyüklüğünü tamamen karşılayamayacağını belirtir. Buradaki,
“Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana”
mısrası, şairin, insanî ve sembolik tüm düzenlemelerin bile şehitlerin manevi değeri karşısında sınırlı kaldığını itiraf etmesini göstermektedir.

Çanakkale Savaşı (AA)
Şiirin devamında yer alan dizeler ise şehitlerin sadece tarihî değil, tarihüstü bir büyüklüğe sahip olduğunu pekiştirmektedir. Bu kısımda, Akif şehitleri geçmişteki büyük kahramanlarla (Salâhaddîn-i Eyyubi, Kılıçarslan) eşleştirir ve onların yalnızca fiziksel mekânlarla sınırlanamayacağını ifade eder.
“Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât”
ifadesi, şehitlerin büyüklüğünün evrensel sınırların ötesine taşındığını ve herhangi bir maddî ölçüt veya coğrafi alanın bunu kapsayamayacağını göstermektedir.
Son olarak, şair şehitlere ahirette en yüksek ödülün verildiğini vurgular:
Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
Bu dizelerde, şehitlerin manevi yüceliği ve uhrevi makamı, maddî bir mezar yerine doğrudan ilahi ödüllendirme ve Hz. Muhammed’in kucaklamasıyla simgelenmektedir.

Çanakkale Şehitler Abidesi (Kültür Portalı)
“Çanakkale Şehitlerine”, Çanakkale Savaşı’nın edebî hafızadaki temsillerinden biri olarak kabul edilmektedir. Eser, askerî bir başarı anlatısının ötesine geçerek tarih, inanç ve kimlik kavramlarını bütüncül bir çerçevede ele almakta; şehitlik kavramı, millî ve manevî değerlerle bütünleşmiş bir ideal olarak sunulmaktadır.
Bu yönleriyle şiir, hem belirli bir tarihsel dönemin edebî yansıması hem de epik anlatım geleneğinin modern Türk edebiyatındaki önemli örneklerinden biri olma niteliğini sürdürmektedir.
[1]
Mehmet Doğan, "Çanakkale Şehidlerine Şiirinin Yazılışı," TYB Akademi Dil Edebiyat ve Sosyal Bilgiler Dergisi 5, no. 14 (Mayıs 2015): 23, Erişim tarihi: 4 Mart 2026,https://www.tybakademi.com/kitap/akademi14.pdf.
[2]
S. Dilek Yalçın-Çelik, "Ay Bedir Halindeydi, Zafer Kazanıldı... Mehmet Akif Ersoy'un 'Çanakkale Şehitleri'," bilig, no. 27 (Güz 2003): 86, Erişim tarihi: 4 Mart 2026,https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/234614
[3]
Mustafa Duran, "Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Çanakkale Muharebeleri ve Etkileri" (Yüksek lisans tezi, 2008), 69, Erişim tarihi: 4 Mart 2026,https://www.academia.edu/42937269/CUMHUR%C4%B0YET_D%C3%96NEM%C4%B0_T%C3%9CRK_%C5%9E%C4%B0%C4%B0R%C4%B0NDE_%C3%87ANAKKALE_MUHAREBELER%C4%B0_VE_ETK%C4%B0LER%C4%B0_Y%C3%9CKSEK_L%C4%B0SANS_TEZ%C4%B0_Enstit%C3%BC_Anabilim_Dal%C4%B1_T%C3%BCrk_Dili_ve_Edebiyat%C4%B1_Enstit%C3%BC_Bilim_Dal%C4%B1_Yeni_T%C3%BCrk_Edebiyat%C4%B1.
[4]
Mustafa Duran, "Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Çanakkale Muharebeleri ve Etkileri" (Yüksek lisans tezi, 2008), 69, Erişim tarihi: 4 Mart 2026,https://www.academia.edu/42937269/CUMHUR%C4%B0YET_D%C3%96NEM%C4%B0_T%C3%9CRK_%C5%9E%C4%B0%C4%B0R%C4%B0NDE_%C3%87ANAKKALE_MUHAREBELER%C4%B0_VE_ETK%C4%B0LER%C4%B0_Y%C3%9CKSEK_L%C4%B0SANS_TEZ%C4%B0_Enstit%C3%BC_Anabilim_Dal%C4%B1_T%C3%BCrk_Dili_ve_Edebiyat%C4%B1_Enstit%C3%BC_Bilim_Dal%C4%B1_Yeni_T%C3%BCrk_Edebiyat%C4%B1
[5]
Mustafa Duran, "Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Çanakkale Muharebeleri ve Etkileri" (Yüksek lisans tezi, 2008), 70, Erişim tarihi: 4 Mart 2026,https://www.academia.edu/42937269/CUMHUR%C4%B0YET_D%C3%96NEM%C4%B0_T%C3%9CRK_%C5%9E%C4%B0%C4%B0R%C4%B0NDE_%C3%87ANAKKALE_MUHAREBELER%C4%B0_VE_ETK%C4%B0LER%C4%B0_Y%C3%9CKSEK_L%C4%B0SANS_TEZ%C4%B0_Enstit%C3%BC_Anabilim_Dal%C4%B1_T%C3%BCrk_Dili_ve_Edebiyat%C4%B1_Enstit%C3%BC_Bilim_Dal%C4%B1_Yeni_T%C3%BCrk_Edebiyat%C4%B1.
[6]
S. Dilek Yalçın-Çelik, "Ay Bedir Halindeydi, Zafer Kazanıldı... Mehmet Akif Ersoy'un 'Çanakkale Şehitleri'," bilig, no. 27 (Güz 2003): 88, Erişim tarihi: 4 Mart 2026,https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/234614
[7]
S. Dilek Yalçın-Çelik, "Ay Bedir Halindeydi, Zafer Kazanıldı... Mehmet Akif Ersoy'un 'Çanakkale Şehitleri'," bilig, no. 27 (Güz 2003): 88, Erişim tarihi: 4 Mart 2026,https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/234614
[8]
Birol Emil. "Mehmet Âkif Ersoy ve 'Çanakkale Şehitleri'," Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları (HÜTAD) 35, Özel Sayı (2021): 19, Erişim tarihi: 4 Mart 2026,https://doi.org/10.20427/turkiyat.1031542.
[9]
S. Dilek Yalçın-Çelik, "Ay Bedir Halindeydi, Zafer Kazanıldı... Mehmet Akif Ersoy'un 'Çanakkale Şehitleri'," bilig, no. 27 (Güz 2003): 89, Erişim tarihi: 4 Mart 2026,https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/234614
[10]
S. Dilek Yalçın-Çelik, "Ay Bedir Halindeydi, Zafer Kazanıldı... Mehmet Akif Ersoy'un 'Çanakkale Şehitleri'," bilig, no. 27 (Güz 2003): 88, Erişim tarihi: 4 Mart 2026,https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/234614
[11]
S. Dilek Yalçın-Çelik, "Ay Bedir Halindeydi, Zafer Kazanıldı... Mehmet Akif Ersoy'un 'Çanakkale Şehitleri'," bilig, no. 27 (Güz 2003): 88, Erişim tarihi: 4 Mart 2026,https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/234614
[12]
Mehmet Doğan, "Çanakkale Şehidlerine Şiirinin Yazılışı," TYB Akademi Dil Edebiyat ve Sosyal Bilgiler Dergisi 5, no. 14 (Mayıs 2015): 23, Erişim tarihi: 4 Mart 2026,https://www.tybakademi.com/kitap/akademi14.pdf.
[13]
Mehmet Doğan, "Çanakkale Şehidlerine Şiirinin Yazılışı," TYB Akademi Dil Edebiyat ve Sosyal Bilgiler Dergisi 5, no. 14 (Mayıs 2015): 23, Erişim tarihi: 4 Mart 2026,https://www.tybakademi.com/kitap/akademi14.pdf.
[14]
Mehmet Akif Ersoy, "Çanakkale Şehitlerine," Dijital Safahat, Erişim tarihi: 4 Mart 2026,https://safahat.diyanet.gov.tr/PoemDetail.aspx?bID=11&pID=128.
[15]
S. Dilek Yalçın-Çelik, "Ay Bedir Halindeydi, Zafer Kazanıldı... Mehmet Akif Ersoy'un 'Çanakkale Şehitleri'," bilig, no. 27 (Güz 2003): 96, Erişim tarihi: 4 Mart 2026,https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/234614
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Çanakkale Şehitlerine (Şiir)" maddesi için tartışma başlatın
Tarihsel Arka Plan ve Düşman Ordusunun Yapısı
Medeniyet Söyleminin Eleştirisi
Akif'in Duygusal Tepkileri ve "Asım'ın Nesli"
Şiirin Yayımlanmaması ve Akif’in Maddî Çıkarı Reddedişi
Çanakkale Şehitlerine
Konu ve Tematik Çerçeve
Yapı ve Anlatım Özellikleri
Düşman Kuvvetlerinin Tasviri
Savaşın Şiddeti ve Yıkım
Direniş ve İman
Şehitliğin Yüceltilmesi
Dil, Üslup ve Biçim
Şehitler İçin Tasarlanan Uhrevi Mekân ve Akif’in Yetersizlik İfadesi
Edebî ve Kültürel Değeri
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.