Unuttun Sanıyorlar.
Görünmeyen Yas, Travma ve Bağlanma Üzerine...
Yıllar geçiyor. Takvimler değişiyor, mevsimler birbirini kovalıyor ve hayat dışarıdan bakıldığında akıp gidiyor. İnsanlar seni ayakta gördükçe, konuşabildiğini, gülebildiğini fark ettikçe bir şeyin “geçtiğini” sanıyor. Oysa psikolojide bazı kayıplar vardır; zamanla silinmez, sadece sessizleşir. Dışarıdan fark edilmez ama içeride varlığını sürdürür. Buna çoğu zaman görünmeyen yas denir.
Bu unutmak değildir. Bastırmak hiç değildir. Bu, kayıpla birlikte yaşamayı öğrenmektir.
O yanımdayken fotoğraf çekmedim. “Sonra çekeriz” dedim. Zaman geçiremedim, çünkü zihnim geleceğin varlığından emindi. İnsan beyni, sevilen kişi yanındayken kaybı bir olasılık olarak bile görmek istemez. Bu bir ihmal değil, psikolojik bir savunmadır. Kaybın ardından gelen “keşke”ler ise sevginin değil, kontrol ihtiyacının sesidir. Zihin geçmişe dönerek “farklı olsaydı sonuç değişir miydi?” sorusuna tutunur. Oysa sevgi, her zaman bilgiyle değil, anın içindeki kalple yaşanır.
Bazı kayıplar vardır; takvim yaprakları eksildikçe hafiflemez, aksine insanın içinde daha sessiz ama daha derin bir yere yerleşir. Dışarıdan bakıldığında hayat akıyordur, kişi işine gücüne devam ediyordur, gülüyordur, konuşuyordur. Ama içeride, çok daha başka bir zaman yaşanır. Zaman ilerlerken insanın bir yerinde her şey aynı kalmış gibidir. Çünkü travmatik kayıplar kronolojik değildir; geçmişte yaşanmış gibi dururlar ama sinir sisteminde hâlâ “oluyormuş” gibidir.
Özlemek çoğu zaman bir duygu gibi anlatılır ama aslında bedensel bir tepkidir. Hatırladığımda burnumun direği sızlar, boğazım düğümlenir. Çünkü travmatik ya da derin kayıplar yalnızca zihinde depolanmaz; beden de hatırlar. Psikolojide buna beden hafızası denir. Bazen bir düşünce değil, bir koku, bir ses tonu ya da bir kelime tetikler bu hafızayı. O an geçmişe gitmeyiz; geçmiş, bize gelir.
Psikolojide bağlanma, sadece birini sevmek değildir. Güven, düzenleme ve duygusal dengeyle ilgilidir. Bağlandığımız kişi çoğu zaman sinir sistemimizin sakinleşme noktasıdır. Yanındayken beden gevşer, dünya daha katlanılabilir olur. O kişi artık yoksa, sadece bir insanı değil; aynı zamanda güven hissini, düzeni ve “tamamlanmışlık” duygusunu da kaybederiz. Bu yüzden travmatik yas, sıradan bir özlem gibi yaşanmaz.
En çok da sesini unutmaktan korkuyorum. Yüz zamanla silikleşebilir ama ses… Çünkü ses, bağ kurmanın en ilkel yollarından biridir. Güven, yakınlık ve regülasyon içerir. Birinin sesiyle sakinleşiriz. Bu yüzden ses kaybı, çoğu zaman yüz kaybından daha tehditkâr hissedilir. İnsan, sesi unutursa bağ kopacakmış gibi hisseder. Oysa bağ, ayrıntıda değil; anlamda saklıdır.
Zamanla geçer denir. Geçmez. Ama değişir. Yasın evreleri bir gün tamamlanıp kapanmaz; dalgalar hâlinde gelir. Bazı günler sakin, bazı günler tetiklenmiş. İnsan artık her gün ağlamadığında “iyileşti” sanılır. Oysa çoğu zaman bu, acının bittiği değil; taşınabilir hâle geldiği anlamına gelir.
Keşkeler ve tamamlanamayan yas, bu sürecin en yorucu tarafıdır. Keşke daha çok zaman geçirseydim, keşke o gün fotoğraf çekseydim, keşke son cümlem farklı olsaydı… Bunlar pişmanlık değil; zihnin yarım kalan hikâyeyi tamamlama çabasıdır. Bazı kayıplar, zihinde açık bir dosya olarak kalır.
Toprak onu aldı ama zihnimde ve bedenimde bıraktığı izi alamadı. Keşkelerim var ama sevgim de vardı. Yetişemediklerim oldu ama bağ gerçekti. Psikolojik olarak iyileşmek, unutmak değildir; kaybı inkâr etmeden hayatın içinde yer açabilmektir.
Şimdi belki en zor yere geliyoruz. Bunu yumuşatarak söylemek isterdim ama gerçek bazen serttir: Bazı kayıplar tamamen iyileşmez. Bazı boşluklar dolmaz. Bu, hayatın durması gerektiği anlamına gelmez. İyileşme her zaman acının bitmesi değildir. Bazen iyileşme, acıyla birlikte yaşamayı öğrenmektir.
Unutmuyorum. Taşıyorum. Unutmak zorunda değilsin. Güçlü görünmek zorunda da değilsin. Ama hayatının, kaybın etrafında donup kalmasına izin vermemek senin sorumluluğun. Yas tutmak pasif bir bekleyiş değil; aktif bir yüzleşmedir.
Ve eğer bu satırları okurken bir an durduysan, boğazında tanıdık bir düğüm oluştuysa, sebebini tam adlandıramasan bile içinden bir şey “ben de” dediyse… bu, senin de görünmeyen bir yas taşıyor olabileceğini gösterir. Özlemek patolojik değildir; bağ kurabilmiş olmanın doğal sonucudur. Ve belki de psikolojik dayanıklılık, acı tamamen geçmese bile yaşamla bağını koparmamayı başarabilmektir.
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.