Halepçe Katliamı

fav gif
Kaydet
kure star outline
Tarih
16 Mart 1988
Konum
Irak’ın kuzeydoğusundaİran sınırına yakınHalepçe kenti
Bağlam
İran-Irak Savaşı’nın son dönemi
Saldırıyı Gerçekleştiren
Irak Baas rejimine bağlı askerî güçler
Saldırı Türü
Kimyasal silah saldırısı
Emri Veren
Saddam Hüseyin
Operasyonu Yürüten Komutan
Ali Hasan el-Mecid(“Kimyasal Ali”)
Kullanılan Silahlar
Hardal gazıSarinTabunHidrojen siyanürNapalmFosfor Bombaları
Can Kaybı
Yaklaşık 5.000 sivil
Yaralı Sayısı
7.000–10.000 civarında
Hedef Alınan Kesim
Büyük ölçüde sivil halk
Bağlı Olduğu Operasyon
Enfal Harekâtı’nın son aşaması

Halepçe Katliamı, 16 Mart 1988 tarihinde Irak’ın kuzeydoğusunda, İran sınırına yakın konumda bulunan Halepçe kentinde gerçekleştirilen kimyasal silah saldırısıdır. İran-Irak Savaşı’nın son döneminde meydana gelen bu saldırıda Irak Baas rejimine bağlı güçler tarafından kent ve çevresine kimyasal gaz içeren bombalar atılmıştır. Saldırı sonucunda kısa süre içinde yaklaşık 5.000 sivilin yaşamını yitirdiği ve binlerce kişinin yaralandığı kaydedilmiştir.

Tarihsel ve Demografik Arka Planı

Halepçe, Irak'ın kuzeydoğusunda, Süleymaniye'nin güneydoğusunda ve İran sınırına 14 kilometre uzaklıkta yer alan bir yerleşim merkezidir. Başkent Bağdat'a 240 kilometre, Erbil'e 260 kilometre ve Süleymaniye'ye 76 kilometre mesafededir. Kentin doğu ve güneyinde İran, kuzey ve doğusunda Süleymaniye ili, güneybatısında ise Diyala vilayetine bağlı Hanekin ilçesi bulunur. Coğrafi sınırları güneyde Sirvan Irmağı ile çizilir; güneydoğusunda Şarezür, Şnruwe ve Balambo yaylaları yer alır. Halepçe'yi doğu ve güney yönlerinden 3 ile 5 kilometre genişliğinde yarım ay şeklinde dağlar kuşatır. Kuzeydoğusunda 30 kilometre uzunluğundaki Havraman ve Süren dağları uzanır. Yüzölçümü 1523 ile 1600 kilometrekare arasında ölçülmüştür. 【1】Deniz seviyesinden yüksekliği 260 metre olan kentin yıllık yağış miktarı 750 milimetredir. Bölgede kışları soğuk ve yağışlı, yazları ise sıcak ve kurak geçen, Akdeniz iklimine benzer bir iklim tipi hâkimdir.【2】

Halepçe Katliamı İnfografiği (Anadolu Ajansı)

 

Kentin isminin kökeni dil bilimi ve tarih alanında üç farklı temele dayanır. İlk köken açıklaması, bölgenin stratejik ve ticari konumu nedeniyle isminin "Küçük Halep" anlamındaki "Halap" kelimesinden türemesidir. İkinci köken açıklaması, bölgenin doğası ve ikliminin güzelliği sebebiyle Farsçada "acayip yer" anlamına gelen "Acbaca" kelimesinden ortaya çıkmasıdır. Üçüncü köken açıklaması ise bölgede yaygın olarak yetişen ve "Heluje" adı verilen erik meyvesinin zamanla "Heluçe" ve "Halepçe" sözcüklerine dönüşmesidir.【3】

 

Halepçe, 1514 Çaldıran Savaşı'nın ardından Osmanlı İmparatorluğu yönetimine girmiş ve Şehrizor vilayetine bağlanmıştır. 1650'li yıllarda Hama Çavuş ailesi tarafından yeniden inşa edilen kent, 24 Kasım 1869 tarihinde Bağdat Valisi Midhat Paşa'nın özel kararıyla ilçe statüsü kazanmıştır. İlk kaymakamlık görevine Caf aşireti lideri Osman Paşa getirilmiştir. Osmanlı dönemindeki resmî kayıtlarda "Gülanber" veya "Alabca" isimleri kullanılmıştır. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından İngiliz mandası ve sonrasında Irak Krallığı sınırları içinde yer alan Halepçe, 22 Eylül 1999'da Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Parlamentosu tarafından il ilan edilmiştir. 13 Mart 2014 tarihinde ise idari olarak bölgenin dördüncü il statüsüne yükseltilmiştir. Bağımsız bir il olma süreci kapsamında, Irak Parlamentosu 20 Mart 2021 tarihinde gerekli idari adımların atılmasını kararlaştırmıştır. Bölge, Irak genel seçimlerinde idari sınırlılıklar sebebiyle Süleymaniye ilinin bir seçim bölgesi olarak işlem görür.【4】

 

Bölge nüfusunun büyük çoğunluğunu Sünni Kürtler ve Kakailer oluşturur. Kentte Kürtçenin Sorani ve Hewrami lehçeleri konuşulur. Bölgenin demografik yapısında Caf aşireti çatısı altındaki Nevroli, Haruni, Zerduyi, Şemerani kabileleri ile Hevrami, Kelhur ve Tavegozi toplulukları yer alır. Geçmiş yıllarda kentte Hristiyan ve Zerdüşt nüfusun yanı sıra, sayıları yüz haneyi bulan Yahudi nüfusu da barınmıştır. Kentin sosyal dokusu içinde "Culekekan" isimli bir Yahudi mahallesi yer alır. Yahudi nüfusu, 3 Mart 1951 tarihinde Irak Parlamentosu tarafından çıkarılan vatandaşlıktan çıkarma yasasının ardından İsrail'e göç etmiştir. Kentin siyasi dokusunda Bzutneve olarak bilinen Kürdistan İslami Hareketi 1987 yılında siyasi ve silahlı bir oluşum olarak faaliyet göstermiştir.【5】

 

Halepçe'nin nüfusu 1957 nüfus sayımında 81.749 olarak kayda geçmiştir. 1988 yılındaki kimyasal saldırı öncesindeki kent nüfusu 40.000 ile 60.000 arasındadır. 2018 yılı verilerinde kentin nüfusu 245.700 seviyesindedir. Nüfusun idari dağılımında, halkın %84,9'u şehir merkezinde, %15,1'i ise köylük alanlarda yaşar. Bu orantısız dağılımın temel nedeni, 1980'li yıllarda Baas rejimi tarafından uygulanan "şehirleştirme" programıdır. Baas rejiminin güvenlik politikaları çerçevesinde Halepçe'nin batısında Halepçe Sitesi, Yeni Halepçe ve Barike gibi yeni yerleşim alanları inşa edilmiştir. Kırsal kesimdeki köylüler zorunlu göç politikaları sonucunda bu yeni merkezlere yerleştirilmiştir. 1992 yılında Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin kurulmasının ardından halkın köylere dönüşüne teşvik verilmemiştir.【6】

Irak-İran Savaşı ve Katliama Giden Süreç

İran'da 1979 yılında gerçekleşen İslam Devrimi'nin ardından sınır anlaşmazlıkları sebebiyle bölgede gerilim artmıştır. Irak yönetimi, 17 Eylül 1979 tarihinde 1975 Cezayir Anlaşması'nı tek taraflı olarak bozmuştur. Sınır bölgelerine yapılan karşılıklı saldırıların ardından 1980 yılında Irak-İran Savaşı fiilen başlamıştır. Sekiz yıl süren bu savaş, üç farklı askerî evrede gerçekleşmiş ve her iki ülkenin askerî, ekonomik ve demografik altyapısına ağır zararlar vermiştir.  

Halepçe Anıt Mezarı (Anadolu Ajansı)

 

Savaşın seyri boyunca Irak'ın kuzeyinde faaliyet gösteren Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Kürdistan Sosyalist Partisi (KSP) ve Kürdistan İslami Hareketi (KİH) gibi siyasi ve askerî gruplar, çatışan devletler arasında taraf değiştirmiştir. Irak yönetimi ile KYB arasında 1983 yılında başlayan ve 18 ay süren siyasi, idari ve ekonomik müzakereler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Aynı dönemde İran destekli Irak İslam Devrim Yüksek Konseyi ve Bedir Tugayları gibi silahlı gruplar kurularak Bağdat yönetimine karşı cephe almıştır.【7】 

 

Kürt siyasi grupları ile Irak yönetimi arasındaki müzakerelerin çökmesinin ardından Kürdistan Yurtseverler Birliği, İran ile askerî ve siyasi ittifak sürecine girmiştir. 1986 yılının Ocak ayında KYB heyeti, İran'ın Kirmanşah kentindeki Ramazan Karargâhı'nı ziyaret ederek askerî bir anlaşma imzalamıştır. Bu anlaşma kapsamında taraflar, Irak rejimine karşı ortak askerî operasyonlar düzenleme, tek taraflı barış kararı almama ve askerî lojistik sağlama konularında mutabakata varmıştır. İran'ın arabuluculuğuyla 1987 yılında KDP ve KYB arasındaki rekabet sonlandırılarak ortak bir cephe oluşturulmuştur.【8】 

 

Halepçe ve çevresini Irak yönetiminden almak amacıyla üç aşamalı askerî planlama toplantısı gerçekleştirilmiştir. Birinci toplantı Kirmanşah'taki Ramazan Karargâhı'nda, üçüncü toplantı ise Pave kentinde KYB ile KİH arasında yapılmıştır. Toplantılarda, savaşa katılacak askerî gruplarının görev dağılımları belirlenmiştir. KYB güçleri Halepçe çevresindeki Havraman, Şnruwe Dağı ve Sirvan bölgelerine, KDP güçleri Hurmal ve Mla Hurdi bölgelerine, KSP güçleri Suren ve Şarezur dağlarına, KİH güçleri ise lojistik destek hatlarına yerleştirilmiştir.【9】

 

Askerî harekât öncesinde bölgede kapsamlı istihbarat ve mühendislik faaliyetleri yürütülmüştür. Irak ordusunun asker sayısı, silah kapasitesi, konuşlanma noktaları ve psikolojik durumları hakkında detaylı veriler toplanarak haritalandırılmıştır. Gündüzleri kamufle edilen iş makineleri kullanılarak geceleri dağlık alanlarda gizli ulaşım yolları inşa edilmiştir. Savaşın önceki yıllarında sınır bölgelerine döşenen mayınlar, istihkâm uzmanlarından oluşan ortak timler tarafından gece operasyonlarıyla temizlenerek ilerleme hatları açılmıştır.

 

Halepçe'ye yönelik saldırı için İran kara kuvvetlerine bağlı dört ana askerî karargâh (Kudüs, Fetih, Kazım, Ramazan) bölgeye sevk edilmiştir. Kudüs karargâhına bağlı altı, Fetih karargâhına bağlı yedi ve Kazım karargâhına bağlı altı farklı alay/ordu birimi operasyona tahsis edilmiştir. Bu düzenli ordu birliklerine ek olarak KYB'nin 515, KDP'nin 400, KSP'nin 300 ve KİH'in yaklaşık 180 askerî personeli operasyona dâhil edilmiştir. Her bir askerî sorumlunun yanına üç İran subayı yerleştirilerek komuta kademesi İran kontrolüne alınmıştır.【10】

 

Askerî harekâtın başarıya ulaşması durumunda bölgenin idaresine yönelik taraflar arasında sekiz maddelik bir protokol imzalanmıştır. Bu protokole göre, ele geçirilen bölgelerin yönetimi Kürt güçlerine bırakılacak, İran ordusu bölgeye gıda, yakıt ve Pave kentinden elektrik sağlayacaktır. Ağır silahlar İran ordusuna, hafif silahlar ise Kürt güçlerine teslim edilecektir. Esir alınan Irak askerlerinden Arap olanlar İran'a, Kürt olanlar ise askerî partilere verilecek ve İran ordusunun onayı olmadan bu gruplar tek başına askerî hamle yapmayacaktır.

 

13 Mart 1988 tarihinde İran topçu birliklerinin Halepçe çevresindeki yüksek rakımlı Irak askerî üslerini vurmasıyla Zafer-7, Beytül Makdis-4 ve Val-Fecr 10 askerî operasyonları fiilen başlamıştır. Çatışmaların yoğunlaşması üzerine Irak ordusuna ait helikopterler, 16 Mart 1988 tarihinde şehre kimyasal saldırı düzenleneceği ve halkın bölgeyi tahliye etmesi gerektiği uyarısını içeren bildiriler atmıştır. Şehri terk etmek isteyen sivil halkın çıkışı, operasyonu yürüten İran askerleri ve silahlı güçler tarafından engellenerek tahliye süreci durdurulmuştur.【11】

 

Askerî operasyonların on beşinci günü olan 15 Mart 1988 tarihinde Halepçe şehri İran güçleri ve müttefik silahlı gruplar tarafından tamamen ele geçirilmiştir. Halepçe'nin kontrol altına alınması, başkent Bağdat'a giden su kaynaklarının önemli bir bölümünü sağlayan Derbendihan Gölü'ne yedi mil uzaklıkta olması sebebiyle İran ordusu açısından kritik bir stratejik üstünlük sağlamıştır. İşgalin ardından, komuta ve kontrol ile silahların idaresi konularında İran ordusu subayları ile müttefik komutanlar arasında yönetimsel krizler ve gerilimler yaşanmıştır.【12】


Şehrin ele geçirilmesinin hemen ardından İran yönetimi, bölgenin idari ve demografik yapısını değiştirme adımları atmıştır. Şehre Razayi isimli İranlı bir kaymakam atanmış, sokak ve resmî kurum isimleri Kürtçeden Farsçaya çevrilmiştir. Şehirdeki devlet kurumlarına ait araç, gereç ve altyapı donanımlarına el konularak tamamı İran'a taşınmıştır. Bölge halkı insani yardımlardan mahrum bırakılarak İran'a göç etmeye zorlanmıştır. Şehrin tamamen İran askerî kontrolüne girmesi ve idari yapının tahliyesi, Irak yönetiminin bölgeye kimyasal saldırı kararını uygulamaya koymasına zemin hazırlamıştır.

16 Mart 1988 Kimyasal Saldırısı

16 Mart 1988 tarihinde gerçekleştirilen Halepçe kimyasal saldırısı, sekiz yıl süren Irak-İran Savaşı'nın son evresinde meydana gelmiştir. Bu askerî harekât, Irak Baas rejimi tarafından bölgedeki Kürtlere karşı yürütülen Enfal Harekâtı'nın son aşaması olarak planlanmıştır. Saldırının temel askerî gerekçesi, Kürdistan Yurtseverler Birliği güçleri ile İran Devrim Muhafızları'nın ortak bir askerî operasyonla Halepçe şehrinin kontrolünü ele geçirmesine misilleme yapmaktır. Bağdat yönetimi, bu stratejik hamle ile hem İran güçlerini başkente su sağlayan Derbendihan Gölü çevresinden püskürtmeyi hem de İran ordusuyla askerî iş birliği yapan silahlı grupları ve yerel halkı cezalandırmayı hedeflemiştir.

 

Halepçe Katliamı İnfografiği (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)

Kimyasal bombardıman emri doğrudan dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin tarafından verilmiştir. Harekâtın askerî ve operasyonel komutası ise Baas Partisi Kuzey Bürosu Genel Sekreteri olan Ali Hasan el-Mecid'e devredilmiştir. Özel idari kararnamelerle Irak'ın kuzey bölgesinde devlet başkanı yetkileriyle donatılan el-Mecid, sivil halka ve askerî hedeflere yönelik yasaklı silahların kullanımını bizzat koordine etmiştir. Sivil yerleşim birimlerine yönelik kimyasal gaz kullanımındaki doğrudan emredici rolü sebebiyle el-Mecid, "Kimyasal Ali" lakabıyla anılmıştır. Onun mutlak komutası altındaki Irak savaş uçakları, Halepçe ilçe merkezini ve çevresindeki yerleşim birimlerini hedef alarak şehre yoğun miktarda kimyasal silah fırlatmıştır. 【13】

 

Kimyasal bombardıman, kentin demografik yapısında ağır sonuçlara ve kitlesel can kayıplarına yol açmıştır. Kullanılan zehirli gazlar sonucunda, büyük çoğunluğunu korumasız kadın ve çocukların oluşturduğu yaklaşık 5.000 kişi olay yerinde hayatını kaybetmiştir. Saldırı neticesinde 7.000 ile 10.000 arasında sivil ağır yaralanmış veya kalıcı fiziksel sakatlıklara maruz kalmıştır. Kimyasal saldırının ani doğası ve bölge halkının koruyucu sığınak veya ekipmanlardan tamamen yoksun bırakılması, can kayıplarının istatistiksel boyutunu en üst seviyeye çıkarmıştır. Saldırıdan sağ kurtulmayı başaran binlerce bölge sakini, zehirli gaz bulutlarının ölümcül etkilerinden ve yaklaşan kara operasyonlarından kaçmak amacıyla yaya olarak veya araçlarla İran sınırına doğru göç etmiştir. 【14】

Kullanılan Kimyasal Silahlar ve Özellikleri

16 Mart 1988 tarihinde Halepçe'ye yönelik gerçekleştirilen askerî harekât kapsamında Irak hava kuvvetleri tarafından çeşitli kimyasal silahlar ve yıkıcı patlayıcılar kullanılmıştır. Ali Hasan el-Mecid komutasında yürütülen bu geniş çaplı saldırıda Hardal (Yperite), Sarin, Tabun ve Siyanid Hidrojen (HCN) gibi sinir sistemini çökerten zehirli gazların yanı sıra Napalm ve fosfor bombaları şehre fırlatılmıştır.【15】 Söz konusu kimyasal silahlar, insan bedeni, canlı fizyolojisi ve doğa üzerinde kalıcı fiziksel tahribatlar yaratacak son derece spesifik biyolojik ve kimyasal formüllere sahiptir. Harekât sırasında atılan bu bombaların iç mekanizmalarında, yere çarpmadan hemen önce farklı kimyasal maddeleri birbirine karıştırmakla görevli özel pervaneler bulunur.【16】

 

Saldırıdan Patlamamış Bir Bomba (Anadolu Ajansı)

Saldırıda kullanılan birincil silahlardan biri "sarı yağmur" adıyla da anılan ve bilimsel sembolü (vğ) olan Hardal gazıdır. Ölüm gazları sınıfında yer alan Hardal gazı, havadan yedi kat daha ağır bir fiziksel yapıya sahip olması sebebiyle havada asılı kalmayarak yeryüzüne çöker ve toprak üzerinde kalın bir tabaka oluşturur. Gündelik giysi ve sert plastik materyallerden içeri sızabilme özelliğine sahip olan bu kimyasal madde, insan derisinde büyük düğümler ve ağır yanıklar meydana getirir. Gözün alt tabakasını yakarak yapışıcı bir etki gösterir ve doğrudan körlüğe neden olur. Suda az eriyen ve hafif kokulu olan Hardal gazı, toprağa nüfuz ettiğinde küçük baloncuklar oluşturarak buharlaşmayı yavaşlatır ve uzun yıllar boyunca çevresel bir tehdit unsuru barındırmaya devam eder. Yutulduğu takdirde göğüs, bel ve gözlere zarar vererek kan oluşum hücrelerini parçalar ve sindirim sistemini tamamen bozar.【17】

 

Katliam cephaneliğinde yoğun olarak kullanılan bir diğer kimyasal ajan olan Sarin gazı, hem sıvı hem de gaz formunda bulunabilen ve meyve ile tatlı elma kokusu yayan bir maddedir. Bilimsel adı metilfosfonofloridik asit izopropil ester olan Sarin gazının kimyasal formülü (CH3)2 CHO (CH3) FPO şeklinde yapılandırılmıştır. Fiziksel özellikleri itibarıyla 147 derecede kaynayan ve -56 derecede donan bu gaz, doğrudan insan damarlarına ve sinir sistemine etki eder. Burun veya deri yoluyla vücuda girdiği andan itibaren saniyeler içinde sinir sistemini felç ederek anında ölüme sebebiyet verir. Nefes borusu ve gözler aracılığıyla da hızla kana karışma özelliğine sahiptir ve savunmasız canlıları anında ekarte eder.【18】


Saldırıda kullanılan Tabun gazı, renksiz veya açık kahverengi tonlarında üretilen ve etrafa balık kokusu yayan bir kimyasal karışımdır. Bilimsel olarak dimetil fosfor amidasiyanidik asit karışımı olan bu madde, %172 oranında alev alma kapasitesine sahiptir. Çözücüler içerisinde son derece hızlı bir biçimde erime reaksiyonu gösterir. Burundan solunum yoluyla vücuda alındığında yüksek düzeyde zehirleyici bir etki yaratarak insan bedenini felç durumuna getirir.【19】

 

Bölgeye atılan ölümcül silahlar arasında Siyanid Hidrojen (HCN) gazı da aktif olarak yer alır. Su beyazı renginde zayıf bir sıvı formundan gaz formuna dönüştürülen ve etrafa keskin bir acı badem kokusu yayan bir maddedir. Şişe veya kehribar kaplarda muhafaza edilen bu sentetik madde, ağız veya burun yoluyla solunduğunda yüksek derecede zehirleyici ve hızlı alev alıcı bir özellik gösterir. Havada %41 ile %6 arasındaki oranlarda bulunduğunda ise doğrudan patlama tepkimesine girerek büyük yıkımlara yol açar.【20】

 

Zehirli kimyasal gazların yanı sıra yüksek tahrip gücüne sahip Napalm ve fosfor bombaları da şehirdeki stratejik ve sivil hedeflere atılmıştır. Napalm, alüminyum sabunları, oleik asit, naftenik asit ve tohum şeklinde bulunan hint cevizi yağının gazolin ile karıştırılmasıyla üretilir. Jöle kıvamındaki bu patlayıcı karışım, etkileşim derecesini azaltmak amacıyla alfa naftol maddesiyle stabilize edilir ve çok hızlı alev alarak yüksek derecede ısı yayar. Atıldığı bölgedeki canlıların vücuduna doğrudan yapışan bu bombaların yakıcı parçaları, bedenin içine girene kadar yanma eylemine devam eder ve derin ölümcül yaralar açar.【21】

Saldırının Gerçekleşme Şekli ve Zaman Çizelgesi

Kimyasal saldırıdan önceki iki gün boyunca şehre kesintisiz olarak konvansiyonel silahlarla ağır hava bombardımanı düzenlenmiştir. Bu taktiksel ön bombardımanın temel amacı, şehirdeki binaların camlarını ve kapılarını kırarak yapıları kimyasal gazlara açık hale getirmek ve sivil halkı yeraltı sığınaklarına inmeye mecbur bırakmaktır. Ön bombardımanlar sayesinde yapısal korumaları ellerinden alınan bölge sakinleri, yaklaşan kimyasal dalgaya karşı tamamen savunmasız bırakılmıştır.

 

16 Mart 1988 sabahı askerî operasyon, standart bir konvansiyonel hava harekâtı görünümünde başlamıştır. Irak savaş uçakları ilk aşamada Halepçe'nin kuzeyinde yer alan Said Sadık bölgesini bombalamıştır. Bu ilk bombardıman dalgasının ardından uçaklar, şehir merkezinin üzerine boş beyaz kâğıtlar bırakmıştır. Beyaz kâğıtların atılması, rüzgârın esiş yönünü ve hızını belirlemek amacıyla uygulanan meteorolojik bir taktik hamledir. Rüzgâr verilerinin net olarak tespit edilmesinin ardından asıl kimyasal bombalama evresi devreye sokulmuştur.

 

Kimyasal saldırı saat 10:50 sularında Halepçe kent merkezi ve çevresindeki yerleşim birimleri doğrudan hedef alınarak başlatılmıştır.【22】 Harekâta katılan yaklaşık 50 savaş uçağı, şehre toplamda 100 ton zehirli gaz fırlatmıştır. Uçakların saldırıları aralıksız bir şekilde, altışar uçaklık filoların ardışık sortiler yapmasıyla dalgalar halinde gerçekleştirilmiştir. Saat 11:35 sularında şehir genelinde ve kapalı sığınakların içlerinde sarımsak, soğan ve tatlı elma kokuları yoğun bir biçimde hissedilmeye başlanmıştır. İnsanlar ilk anlarda bu yoğun elma kokusunun kimyasal bir silaha ait olduğunu algılayamamıştır.【23】

 

Bombaların patlamasıyla birlikte gökyüzünde geniş çaplı ve devasa duman sütunları oluşmuştur. Atılan farklı kimyasal ajanların tepkimelerine bağlı olarak dumanların renkleri beyaz, gri, pembe, sarı, kırmızı ve mavi tonlara dönüşüm göstermiştir. Havadan yedi kat daha ağır olan Hardal ve sinir gazları, yer çekiminin etkisiyle hızla aşağı çökerek önceden kırılmış pencerelerden ve havalandırma boşluklarından yeraltı sığınaklarına dolmuştur. Kapalı ve korumasız bu yeraltı alanlarında biriken ağır gazlar, içerdeki sivillerin nefes almasını ve dışarı çıkış imkânını tamamen engellemiştir.

 

Gazlara maruz kalan bireylerde ani fizyolojik ve nörolojik reaksiyonlar meydana gelmiştir. Kimyasal maddelerin solunması ve deriye temas etmesi sonucunda gözlerde yanma, beyaz perde inmesi, nefes darlığı, şiddetli titreme, kusma, ciltte kararma ve derinin dökülmesi semptomları oluşmuştur. Bebeklerini ve çocuklarını korumaya çalışan ebeveynler dahil olmak üzere insanların büyük bir bölümü, gazın etki ettiği ilk saniyeler veya dakikalar içerisinde bulundukları noktada hayatını kaybetmiştir. Kurbanlar sığınaklarda, sokaklarda, duvar diplerinde ve araçlarının içinde bedenleri bükülmüş ve kasılmış bir fizyolojik formda can vermiştir. Bodrum katlarında gaz soluyarak ölmüş hayvan iskeletleri dahi zehrin şiddetini fiziksel olarak kanıtlamıştır. 【24】

 

Başlayan bu yoğun hava saldırıları ve kimyasal bombardıman serisi 19 Mart 1988 tarihine kadar kesintisiz olarak sürdürülmüştür. Harekâtın ilerleyen saatlerinde ve günlerinde şehrin bütün caddeleri, kapı aralıkları, yeraltı mahzenleri ve evlerin önleri cansız bedenlerle dolmuştur. Saldırı esnasında ikinci bir bombardıman korkusuyla şehirden araçlarla veya yaya olarak dağlık arazilerden İran sınırına doğru kaçmaya çalışan halk kitleleri de rüzgârla sürüklenen ve vadilere çöken kimyasal gaz bulutları nedeniyle dağ eteklerinde yığılarak kitlesel olarak hayatını kaybetmiştir.

Katliamın Sonuçları ve Boyutları

16 Mart 1988 tarihinde gerçekleştirilen Halepçe kimyasal saldırısı, bölgenin demografik, ekolojik ve ekonomik yapısında ciddi yıkımlara yol açmıştır. Bu askerî harekât, sivilleri, yerleşim birimlerini ve doğal çevreyi doğrudan hedef alan çok boyutlu bir imha süreci olarak sonuçlanmıştır.

Halepçe Katliamı (Yapay Zeka ile Oluşturulmuştur.)

Can Kayıpları ve Kitlesel Göçler

Saldırı esnasında kullanılan hardal, sarin ve tabun gibi kimyasal gazlar neticesinde, Halepçe kent merkezi ve çevresinde yaklaşık 5.000 sivil olay yerinde hayatını kaybetmiştir. Hayatını kaybedenlerin büyük bir bölümünü fiziksel olarak savunmasız durumdaki kadınlar, çocuklar ve yaşlılar oluşturmuştur. 16 Mart 1988 sabahı saat 10:50 ile 11:35 sularında gerçekleştirilen ani bombardıman anında, sokaklarda kaçmaya çalışan, araçlarının içinde bulunan veya yeraltı sığınaklarına inen siviller saniyeler içinde yaşamını yitirmiştir. Cesetler sokaklarda, kapı aralıklarında ve araçların içerisinde birbiri üzerine yığılmış ve kasılmış fizyolojik formlarda bulunmuştur. Kimyasal ajanların yıkıcı özellikleri sebebiyle bölge halkından 7.000 ile 10.000 arasında sivil ağır yaralanmış ve kalıcı fiziksel hasarlara maruz kalmıştır.【25】

 

Halepçe'ye yönelik bu katliam, 1986 ile 1989 yılları arasında Baas rejimi tarafından Irak'ın kuzeyinde yürütülen Enfal Harekâtı'nın en ölümcül ve son aşamasını teşkil etmiştir. Enfal operasyonları genelinde bölgede toplam 150.000 civarında insan kimyasal silahlar, toplu infazlar ve zorunlu göçler yoluyla katledilmiştir. Operasyonlar silsilesi boyunca askerî güçler tarafından yerlerinden edilen, esir alınan veya kamplara götürülen 283.000 sivilin akıbeti belirsizliğini korumuştur. Bu geniş çaplı askerî harekât, sivillerin toplu olarak yok edilmesi, binlerce yerleşim yerinin haritadan silinmesi ve kitlesel imha politikalarının askerî bir düzlemde uygulanması ile sonuçlanmıştır. 【26】

 

Kimyasal bombardımanın ardından hayatta kalmayı başaran on binlerce sivil, ikinci bir hava saldırısı korkusuyla kenti terk ederek dağlık araziler üzerinden sınır bölgelerine doğru kitlesel bir göç hareketine girişmiştir. Toplam sayıları 65.000 ile 80.000 arasında değişen mülteci kitleleri, yaya olarak veya bulabildikleri kısıtlı ulaşım araçlarıyla Türkiye ve İran sınırlarına sığınmak üzere yola çıkmıştır. Askerî birliklerin ana yolları kapatması, köprüleri yıkması ve geçiş noktalarına mayınlar döşemesi sebebiyle sivil halk sarp dağ geçitlerini, derin vadileri ve zorlu doğa arazilerini kullanmak zorunda bırakılmıştır.【27】

 

Göç yollarındaki zorlu meteorolojik koşullar, sivil can kayıplarının istatistiksel boyutunu daha da artırmıştır. Kış şartlarının hüküm sürdüğü yüksek rakımlı dağlık bölgelerde, kar ve dondurucu yağmurlar altında gerçekleştirilen kaçış esnasında binlerce insan donma tehlikesi geçirmiştir. Ayakkabısız, uygun kışlık kıyafetlerden yoksun ve korumasız bir şekilde dağları aşmaya çalışan, aralarında bebeklerin ve yaşlıların da bulunduğu çok sayıda sivil yorgunluk, açlık ve hipotermi sonucu dağ eteklerinde hayatını kaybetmiştir. Kanitou gibi yıkık sınır köylerinin yakınlarında geceyi dağda geçirmek zorunda kalan 80 ila 160 civarında sivil donarak ölmüştür.【28】

Sağlık, Psikolojik ve Çevresel Etkiler

Kimyasal silahlara maruz kalan ve hayatta kalan sivillerin vücutlarında ağır fizyolojik reaksiyonlar, dermatolojik yanıklar ve kalıcı kronik hastalıklar meydana gelmiştir. Hardal ve sinir gazlarının insan hücre yapısı ile DNA dizilimi üzerindeki yıkıcı etkileri sonucunda bölge halkında kanser, solunum yetmezliği, akciğer rahatsızlıkları ve kalıcı görme kayıpları yaygınlaşmıştır. Üreme sistemlerinde meydana gelen biyolojik tahribatlar sebebiyle binlerce erkek ve kadında kısırlık, gebeliklerde ise yüksek oranda düşük vakaları oluşmuştur.【29】

 

Fizyolojik yıkımların yanı sıra, saldırıdan kurtulan bireylerin merkezi sinir sistemlerinde derin ve kalıcı psikolojik hasarlar oluşmuştur. Kimyasal saldırının yarattığı ağır sarsıntı sonucunda, bölge halkı arasında Travma Sonrası Stres Bozukluğu (PTSD) son derece yoğun bir şekilde gözlemlenmiştir. Bu klinik hastalık, kurbanlarda sürekli bir çaresizlik hissi, şiddetli korku sendromları, uykusuzluk ve artan intihar eğilimleri şeklinde nörolojik belirtiler göstermiştir. Bombaların atıldığı anlarda havaya yayılan tatlı elma, sarımsak ve soğan kokusu, sağ kurtulan Halepçeliler üzerinde kalıcı bir fobiye ve ömür boyu sürecek travmatik bir hafıza tetikleyicisine dönüşmüştür.【30】

 

Kimyasal silahlar, insanların yanı sıra bölgenin ekolojik sistemini ve doğal florasını da tamamen yok etmiştir. Havadan yedi kat ağır olan sentetik hardal gazının toprağa ve su şebekelerine nüfuz etmesiyle binlerce hektarlık tarım arazisi uzun yıllar boyunca kullanılamaz hale gelmiş; nehirler, göller ve yeraltı suları zehirlenmiştir. Doğaya karışan bu ağır gazlar, toprak altında küçük baloncuklar formunda kalarak buharlaşma sürecini yavaşlatmıştır. Bu zehirli form, saldırıdan yıllar sonra dahi yeni bina inşaatları için yapılan temel kazılarında patlayarak yeni sivil ölümlerine neden olmaya devam etmiştir. Saldırı sırasında açık alanlarda ve ahırlarda bulunan yüz binlerce evcil hayvan ile doğal yaşamdaki yabani canlılar zehirlenerek toplu hâlde can vermiştir.【31】

Halepçe Anıt Mezarı (Anadolu Ajansı)

 

Irak ordusu ve bölgeyi işgal eden askerî güçlerin mühendislik eylemleri sonucunda Halepçe ve çevresindeki sivil yerleşim altyapısı tamamen imha edilmiştir. Bombardımanlar ve ardından gelen askerî yıkım birlikleri neticesinde 2459 yerleşim yeri tamamen harabeye dönmüş, 4950 yerleşim alanı ise fiziki olarak yaşanılamaz duruma getirilmiştir. Şehirdeki altyapı donanımlarından 32 kilometrelik su şebekesi, 36 kilometrelik kanalizasyon hattı ve 81 kilometrelik elektrik dağıtım santrali yok edilmiştir. Bölgedeki genel hastaneler, sağlık merkezleri, itfaiye binaları, telefon ve posta merkezleri, anaokulları, gençlik merkezleri ve genel kütüphaneler dinamitlenerek ve ağır iş makineleri kullanılarak fiziksel olarak ortadan kaldırılmıştır.【32】

 

Altyapının ve doğal çevrenin tahribatı, kentin ekonomik bağımsızlığını ve üretim kapasitesini bütünüyle çökertmiştir. Temel olarak ziraat ve hayvancılıkla geçinen bölge halkının tüm geçim kaynakları, hayvanların telef olması ve arazilerin kimyasal maddelerle zehirlenmesi sonucu sıfırlanmıştır. Dört katlı tütün işleme fabrikası gibi önemli yerel sanayi tesisleri yıkılmış, içerisindeki üretim makineleri ve ekipmanlar yağmalanarak sınır ötesine taşınmıştır. Sivil halkın mülkleri, ev eşyaları, ziynet eşyaları ve gıda stokları Irak askerleri ile hükûmet yanlısı milis güçleri tarafından sistematik olarak el konulup gasbedilmiştir.

Yargı Süreci, Uluslararası Tanınma ve Anma Faaliyetleri

2003 ABD işgalinin ardından başlayan yargılama sürecinde Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, Halepçe'ye yönelik kimyasal saldırıdan haberdar olmadığını ve olayı medyadan duyduğunu savunma olarak mahkemeye sunmuştur.【33】 Yargılamalar sonucunda Saddam Hüseyin ve askerî komutan Ali Hasan el-Mecid idam cezasına çarptırılmıştır. İdam kararları yalnızca Halepçe katliamı temelinde değil, farklı suç dosyalarının da birleşimiyle verilmiştir. Irak Yüksek Ceza Mahkemesi, 1 Mart 2010 tarihinde Halepçe'de yaşananları resmen "soykırım" olarak tanımıştır. 【34】

 

Saddam Hüseyin (Anadolu Ajansı)

Katliamın faili olan askerî personelin yargılanması sürecinde siyasi ve hukuki krizler yaşanmıştır. Kimyasal saldırıda savaş uçaklarını kullanan pilot Tarık Ramazan, 2007 yılında Süleymaniye asayiş birimleri tarafından yakalanmıştır. Dönemin Irak Cumhurbaşkanı ve Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celal Talabani'nin özel emriyle bu şahıs serbest bırakılmıştır. Serbest bırakılma kararının ardından şahıs bir daha yakalanamamıştır. Bu idari karar, bölge halkı nezdinde tepkilere yol açmış ve 16 Mart 2021 tarihindeki Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Parlamentosu oturumunda siyasi partiler arasında fiziksel arbedeye dönüşen tartışmalara zemin hazırlamıştır.【35】

 

Uluslararası toplumun Halepçe Katliamı'nı soykırım olarak tanıması kısıtlı kalmıştır. Birçok devlet bu olayı hukuki bir soykırım çerçevesinde değerlendirmemiştir. Katliamın 26. yıl dönümünde Birleşmiş Milletler'in Cenevre ofisinde özel bir Halepçe Katliamı oturumu düzenlenmiştir. Bu uluslararası oturumda, katliam anına dair görsel kanıtlar, belgesel gösterimleri ve tanık kayıtları kurumsal düzeyde sunularak dünya kamuoyunun bilgilendirilmesi sağlanmıştır.

 

Katliamın ardından mağdur ailelerin haklarının iadesi ve bölgenin idari statüsünün yükseltilmesi konularında Irak merkezî hükûmetine yasal talepler iletilmiştir. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ve mağdur aileler, anayasal tazminat ödenmesini talep etmektedir. İdari alanda Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Parlamentosu, 2014 yılında Halepçe'yi dördüncü il ve "barış başkenti" olarak ilan etmiştir. Irak Parlamentosu da 20 Mart 2021 tarihinde Halepçe'nin il statüsüne kavuşturulması için gerekli yasal prosedürlerin tamamlanması kararını almıştır. Bu idari süreç Irak merkezî hükûmeti tarafından henüz tam olarak sonuçlandırılmamıştır.

 

Halepçe Katliamı, her yıl 16 Mart tarihinde Irak Kürt Bölgesel Yönetimi sınırları içindeki çeşitli kentlerde resmî ve sivil etkinliklerle anılır. Katliamın başladığı saat olan 11:00 veya 11:05 sularında Halepçe, Erbil, Süleymaniye ve Duhok kentlerinde trafik durdurulur ve halk sokaklara çıkarak beş dakikalık saygı duruşunda bulunur. Erbil'deki Şanedar Parkı gibi alanlarda katliamı konu alan tiyatro gösterimleri sahnelenir. Halepçe Şehitler Anıtı ve Soykırım Müzesi'nde resmî devlet törenleri organize edilir. Kimyasal gazın etkisiyle kucağındaki bebeğiyle can veren ve katliamın sembolü olan Omer Haver'in heykelleri, kentin çeşitli noktalarına dikilmiştir.【36】

 

Anma faaliyetleri ve bölgeye yönelik idari politikalar, zaman zaman yerel halkın tepkisiyle karşılaşır. 2005 yılındaki katliamın yıl dönümü etkinlikleri sırasında Halepçe halkı, bölgeye yeterli kamu hizmeti ve yatırım sağlanmaması sebebiyle protesto gösterileri düzenlemiştir. Gösteriler esnasında yaşanan olaylarda bir genç hayatını kaybetmiş ve halk tarafından "Yetkililerin Kumbarası" olarak adlandırılan Şehitler Anıtı, dışarıdan gelen uluslararası yardımların kentin altyapısına harcanmadığı gerekçesiyle ateşe verilmiştir. Halepçe'deki bütçe dağılımı ve idari hizmetlerin yetersizliği, idari makamlar ile yerel halk arasındaki anlaşmazlıkların temel nedenini oluşturur. 【37】

Dipnotlar

Ayrıca Bakınız

Yazarın Önerileri

Saddam Hüseyin

Saddam Hüseyin

Siyaset Ve Uluslararası İlişkiler +1

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Yazar Bilgileri

Avatar
YazarYusuf Bilal Akkaya15 Mart 2026 15:45

Etiketler

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Halepçe Katliamı" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle

İçindekiler

  • Tarihsel ve Demografik Arka Planı

  • Irak-İran Savaşı ve Katliama Giden Süreç

  • 16 Mart 1988 Kimyasal Saldırısı

    • Kullanılan Kimyasal Silahlar ve Özellikleri

    • Saldırının Gerçekleşme Şekli ve Zaman Çizelgesi

  • Katliamın Sonuçları ve Boyutları

    • Can Kayıpları ve Kitlesel Göçler

    • Sağlık, Psikolojik ve Çevresel Etkiler

  • Yargı Süreci, Uluslararası Tanınma ve Anma Faaliyetleri

KÜRE'ye Sor