Hocalı Soykırımı, I. Dağlık Karabağ Savaşı sırasında 25–26 Şubat 1992 gecesi Hocalı’da yaşanan ve sivil halkın öldürülmesiyle sonuçlanan geniş çaplı katliam olaylarını ifade eder. Savaştan önce 936 km² alana sahip olan yerleşimde 2.605 aileden 11.356 kişi yaşamaktaydı.【1】 Çatışmaların şiddetlendiği ve Ermeni kuvvetlerinin Hocalı'ya ilerlediği süreçte bölge, Alef Hacıyev komutasındaki yaklaşık 160 hafif silahlı Özel Polis Gücü (OMON) ve ayrıca 200 kişilik gönüllü bir savunma kuvvetiyle korunmaya çalışılmıştır.【2】
Savunma kuvvetlerinin direniş çabalarına karşın oldukça kalabalık olan Ermeni kuvvetleri tarafından 26 Şubat 1992’de kasaba yağmalandı ve tamamıyla yok edildi.【3】 Soykırımın ardından Ermeni kuvvetlerinin engellemesi sebebiyle uzun bir süre boyunca cenazeler de bölgede kaldı ve yakınlarının çabasına rağmen alınamadı. Azerbaycan Meclisi’nin 1994 tarihli oturumda 613 vatandaşın katledildiği hadiseyi “Hocalı Soykırımı” olarak resmen kabul etmesiyle vaka kurumsal bir çerçeve kazandı.【4】 Bu soykırımın ardından 613 sayısı kültürel alanda da simgesel bir karşılık buldu ve Yusuf Mirişli’nin “613” adlı senfonik şiiri adını “katledilen 613 masum insandan” aldı.【5】
Hocalı’da 25–26 Şubat 1992 gecesi yaşananlar, farklı siyasal ve hukukî çerçeveler içinde farklı biçimlerde adlandırıldı. Azerbaycan’da olay, 1944'te gerçekleşen meclis oturumu kararıyla birlikte “Hocalı Soykırımı” adıyla resmî bir niteleme kazandı. Bu adlandırma, olayın yalnızca savaş bağlamında bir saldırı olarak değil, belirli bir topluluğa yönelen ağır bir etnik temizlik suçu içinde değerlendirilmesi gerektiği düşüncesiyle birlikte kullanıldı.
Hocalı Katliamı Tanığı Anılarını Anlatıyor (TRT Avaz)
Uluslararası alanda ise adlandırma, tek ve ortak bir terimde birleşmedi. İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), olayı Dağlık Karabağ Savaşı sırasında işlenen bir “katliam” olarak tanımladı.【6】 Türkiye’de de hem resmî hem de akademik düzeyde katliam ve soykırım ifadeleri bir arada kullanılmıştır. Saldırıda Ermeni silahlı kuvvetleri ile Rus 366. motorize gücünün birlikte hareket etmesine binaen literatürde olay, “en kapsamlı sivil katliam” nitelemesiyle birlikte de anılmış, iki kuvvetin birleşmesi sonucu katliamın soykırım düzeyine ulaştığı vurgulanmıştır.【7】
Öte yandan, İslam İşbirliği Teşkilatı parlamenter yapısı içinde kabul edilen kararlar, Hocalı’daki soykırımı “insanlığa karşı suç” olarak değerlendirmiş; metinde “barışçıl Azerbaycan nüfusuna karşı işlenen kitlesel yok etme” ifadesi kullanılmış ve üye ülke parlamentolarına bu kararı tanıma yönünde çağrılar yer almıştır.【8】 Buna karşılık, farklı ülke ve kurumlarda aynı metinlerin içinde “soykırım”, “katliam” ve “insanlığa karşı suç” terimlerinin yan yana varlığını sürdürdüğü; Birleşmiş Milletler düzeyinde ise olayın isimlendirilmesi hakkında “resmî bir karar” alınmadığı görülmektedir.【9】

Hocalı'nın Konumu ve Kuşatma Haritası (Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı)
Hocalı, Hankendi (Stepanakert) bölgesine giden yolun üzerinde, bölgenin merkez şehri Hankendi’nin yaklaşık 14 km kuzeydoğusunda yer alır.【10】 Dağlık Karabağ’daki tek mevcut havaalanının Hocalı’da bulunması ve demiryolunun da buradan geçmesi, kasabayı askerî ve lojistik bakımdan kritik bir düğüm hâline getirmiştir. Yerleşim, Yukarı Karabağ’ın önemli yükseltilerinden birinde konumlandığından Ermenistan silahlı kuvvetleri açısından kritik bir askerî hedef olarak görülmüştür.
Çatışmaların yoğunlaştığı dönemde Hocalı’nın stratejik değeri, yalnızca coğrafi konumdan değil, ulaşım hatlarının daralmasından da beslenmiştir. Ekim 1991’den itibaren Hocalı Ermeni kuvvetleri tarafından ablukaya alınmış; 30 Ekim itibarıyla kara yoluyla ulaşım kapatılmış ve kasabanın dış dünya ile bağlantısı büyük ölçüde helikopter ulaşımına indirgenmiştir. Son helikopter seferi 28 Ocak 1992’de yapılmış; Şuşa semalarında bir sivil helikopterin vurulması ve 40 kişinin ölmesi sonrasında bu hat da fiilen kesilmiştir. 2 Ocak itibarıyla kasabaya elektrik verilmemesi, yerleşimin kış koşullarında hem gündelik hayatını hem de savunma kapasitesini daha da kırılgan hâle getirmiştir.【11】
Kasaba, idari statü bakımından çatışmalardan kısa süre önce Aralık 1991'de “şehir” niteliği kazanmıştı, bu durum kasabanın fiziki yapısının yanında idari olarak da önem kazanmasına şebep olmuştur. Aynı dönemde havaalanının korunması amacıyla Hocalı’da bir Azerbaycan OMON birimi de konuşlandırılmış; ayrıca kasabada yaklaşık 200 kişilik bir “öz savunma grubu” kurulmuştur.【12】 Neticede bu tablo, Hocalı’yı hem askerî ve idari hedef hem de ablukayla daralan ulaşım koşulları nedeniyle sivil nüfus açısından yüksek riskli bir yerleşim hâline getirmiştir.
Dağlık Karabağ’daki gerilim, 1987–1991 çizgisinde karşılıklı siyasal taleplerin sertleşmesi, sahadaki güvenlik boşlukları ve karşılıklı silahlanma ile hızla silahlı çatışmaya dönüştü. Ağustos 1987’de Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a katılması talebi 75 bin imzalı bir dilekçeyle Moskova’ya taşındı; Azerbaycan’da buna karşı tepkiler yürüyüş ve mitinglerle görünür hâle geldi, bölgede Ermeni güçlerinin yağma ve saldırıları yoğunlaştı.【13】 SSCB Yüksek Sovyeti’nin 12 Ocak 1989 tarihli kararıyla Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi, statüsü saklı kalmak kaydıyla “özel bir yönetim komitesi”ne bağlandı; Moskova’nın ve atanan komitenin saldırıları zamanında önleyememesi, çatışmanın şiddetlenmesine yol açtı.【14】
Azerbaycan’daki yoğun tepkiler, süreç içinde tam bağımsızlık taleplerine evrildi; Ocak 1990’da Bakü’ye asker yürütülmesi 160’tan fazla kişinin ölümüyle sonuçlandı; ardından Azerbaycan Yüksek Sovyeti Ekim 1991’de yayımladığı bildirgeyle bağımsızlığını ilan etti. Bu siyasal gerilime paralel olarak, 1990’da sivil güvenlik düzeni zayıfladı ve zorunlu göç problemi büyüdü. 1990 Ağustos–Eylül döneminde Sovyet destekli Ermeni kuvvetleri saldırıları şiddetlendirdi; otobüs baskınları ve yol kesme eylemleri bu noktada ön plana çıktı. 1990 yılı başlarında yaklaşık 186 bin Türkün Ermenistan’dan Azerbaycan’a göçe zorlanması bu kırılmanın demografik boyutunu ortaya koymuştur.【15】
Aynı dönemde köy baskınları ve katliamlarla birlikte insanların yerlerini terk ederek göçe yönelmesi, çatışmanın “yerleşim–yol–hat” üzerinden ilerleyen bir hâkimiyet mücadelesine dönüştüğünü göstermektedir. 1991’e gelindiğinde çatışma daha belirgin bir askerî karakter kazandı. Hankendi’ndeki silahlı Ermeni grupların SSCB jandarma birliklerine saldırarak depolardaki cephane ve zırhlı araçlara el koyması; Rus askerlerinin bölgeden ayrılması ve silahların el değiştirmesi, Ermeni güçlerinin saldırı kapasitesini artıran bir eşik olarak ortaya çıktı.

Hocalı Katliamı Kurbanı Bir Aile (Anadolu Ajansı)
Bu safhada sahadaki hedef, Hankendi’yi çevredeki Azerbaycan köylerinin “destek hattından” çıkarmak ve Ermenistan’la karasal bağlantı kurmak ekseninde somutlaştı; böylece belirli güzergâhların ve düğüm noktalarının ele geçirilmesi çatışmanın merkezine yerleşti. Köy köy ilerleyen işgal zinciri, Hocalı’ya giden hattı daraltan başlıca dinamiklerden biri oldu. 24 Eylül 1991’de Ağdere vilayetindeki İmaret Gervent, 30 Ekim’de Tug ve Selaketin, 12 Kasım’da Ahulu, 19 Kasım’da Hocavend, 15 Aralık’ta ise Cemilli köyleri işgal edildi; bu işgaller, 366 Motorize Alay’ın askerî personeli ve mühimmat desteğiyle birlikte gerçekleşti.【16】
1992 Şubatında ise Malıbeyli, Karadağlı ve Ağdaban köyleri hedef oldu; bu saldırılarda 99 sivil öldürüldü ve 140 kişinin yaralandı.【17】 Böylece Hankendi çevresi, Azerbaycan köylerinin kademeli biçimde boşaldığı ve kuşatma baskısının arttığı bir çatışma alanına dönüştü. Çatışma dinamiğini büyüten bir diğer unsur, ağır silah yığınağı ve geniş çaplı saldırı hazırlıklarıydı. Laçin bölgesine “yüzden fazla tank ve zırhlı araç” ile “3 bin kişilik bir kuvvet” yığıldığı, amaç olarak da bölgenin tümüyle denetim altına alınarak Dağlık Karabağ’ın Ermenistan topraklarıyla birleştirilmesinin hedeflendiği bilgisi, 1992 başındaki askerî hazırlığın ölçeğini göstermekteydi.【18】
Bu arka plan içinde Hocalı, yalnızca Hankendi’ye yakın bir yerleşim olduğu için değil; Dağlık Karabağ’ın tek havaalanını barındıran, Hankendi ile Askeran arasında yer alan ve bölgeyi ikiye ayıran hattın üzerinde bulunan bir düğüm noktası olduğu için çatışmanın merkez hedeflerinden biri hâline geldi. Neticede 25–26 Şubat 1992 gecesi yaşananların, bir gecede ortaya çıkan “izole” bir şiddet patlamasından çok; 1990’daki zorunlu göç dalgası, 1991’de silahlanmanın hızlanması, köy işgalleriyle alan hâkimiyetinin genişlemesi ve kritik hatların ele geçirilmesine dayanan çatışma düzeninin devamı olarak şekillendiği anlaşılmaktadır.
Hocalı, 1991 Ekiminden itibaren resmen abluka altına girdi; 30 Ekim 1991’de karadan ulaşım kapandı ve yerleşimin dış dünya ile bağı helikopter uçuşlarına indirildi. Abluka yalnızca “yolun kapanması” anlamına gelmemişti; bu kuşatma yüzünden kasaba, kışa girerken iletişim ve enerji altyapısı bakımından da hızla kırılganlaştı. 2 Ocak 1992 itibarıyla Hocalı’da elektrik kalmadı; telefonun çalışmaması, ısıtma sisteminin devre dışı kalması ve günlük yaşamın temel işlevlerinin durması, kuşatmanın sivil hayata doğrudan etkisini ağırlaştırdı.

Hocalı Katliamına Dair İnfografik (Anadolu Ajansı)
Ulaşımın havaya sıkışması, hem miktar hem de risk bakımından dar bir koridora dönüştü. Hocalı’ya son sivil helikopter 28 Ocak 1992’de ulaştı; bu tarihten sonra sivil hat fiilen koptu. Ablukanın son safhasında ise Hocalı’ya ulaşabilen son askerî helikopter 13 Şubat’ta bölgeye yakıt ve yiyecek taşıdı; bundan sonra hem ikmal hem tahliye imkânı neredeyse sıfırlandı.【19】 Bu koşullar, sivil yaşamı “yoksunluk” üzerinden tanımlanan bir yaşam düzenine itti. Şubat ayının ikinci yarısından itibaren abluka daha da yoğunlaştı; şehir her gün toplar ve ağır silahlarla bombardımana tutuldu.
Aynı dönemde Hocalı’ya dışarıdan düzenli yardım ulaştırılamadı; kuşatma altında kalan yerleşim, yiyecek, yakıt ve benzeri temel ihtiyaç maddelerinden tamamen yoksun kaldı. Enerji ve ikmalin kopması, kış şartlarında ısınma, aydınlanma, haberleşme ve sağlık gibi alanları aynı anda zora soktu; siviller için gündelik hayat, giderek “bekleme ve yardım gelene dek dayanma” çizgisine sıkıştı.
Kuşatma döneminde Hocalı’nın içindeki nüfus da durağan kalmadı. Çevre illere yönelik saldırılardan kaçan sivillerin Hocalı’ya sığınmasıyla birlikte kentte yaklaşık 9 bin kişilik bir nüfus oluştu; nüfusun artışı, yiyecek–yakıt gibi kıt kaynaklar üzerindeki baskıyı daha da artırdı.【20】 Böylece abluka, yalnızca dışarıyla bağlantının kopması değil, içerideki nüfusun da genişlediği bir ortamda, temel ihtiyaçların hızla tükendiği bir kuşatma düzeni hâline geldi.
Sivil hayatın daralması, savunmanın imkânlarını da etkiledi. Hocalı, hafif silahlarla donatılmış yerel savunma unsurlarıyla ayakta kalmaya çalıştı; elektrik ve ikmalin kesildiği, ulaşımın helikoptere kaldığı bir ortamda savunma kapasitesi de “süreklilik” sorunu yaşadı. Bu nedenle 25–26 Şubat gecesine gelinirken Hocalı, coğrafi ve lojistik bakımdan zaten sıkıştırılmış, kış koşullarında temel altyapısı çökmüş, ikmal hattı kesilmiş ve ağır silah baskısı altına alınmış bir yerleşim hâline gelmişti.
Ermeni silahlı birlikleri, 25 Şubat 1992 gecesi SSCB döneminden kalma 366. Motorize Alaya bağlı ve çoğunluğu Ermenilerden oluşan birliklerin desteğiyle, Hocalı’daki sivil halka yönelen geniş çaplı bir saldırı başlattı. Bu safhada kasabanın savunması, ağır silahlardan yoksun gönüllü sivil birliklerin ve yerel unsurların sınırlı imkânlarıyla yürüdü; saldırının ilk saatlerinden itibaren güç dengesi, saldırı tarafının lehine kuruldu.
Saldırı gecesi, Hocalı aynı anda birkaç yönden kuşatma altına alındı. Ermeni silahlı güçleri, 366. Motorlu Piyade Alayı’nın desteğiyle şehri üç koldan sardı; Hankendi tarafından önde 366. alayın askerleri, arkalarında Rus–Ermeni silahlı birlikleri ilerledi, Askeran istikametinden ise binden fazla silahlı unsur harekete geçti.【21】 Bu kuşatma düzeni, Hocalı’nın çevreyle olan zaten zayıflamış bağlantılarını tamamen kilitledi ve sivil nüfusun hareket alanını daralttı.

Hocalı Yolunda Siviller (Anadolu Ajansı)
Saldırının ateş gücü, yerleşimin hızla kontrol dışına çıkmasında belirleyici oldu. Ermeni güçleri, bölgedeki Sovyet ordusuna bağlı 366. Zırhlı Alayının araçlarını kullanarak şehri iki saat boyunca top ve tank ateşine tuttu. Aynı anda, saldırı gecesi Hocalı’nın büyük bir bombardımana tutuldu ve ağır silahlarla baskı altına alındı. Bu aşamada sivillerin bir kısmı bodrumlara ve beton yapıların alt katlarına sığındı; saldırı sırasında Hocalı’da bulunan bir tanık, gece saat 11 sularında kuşatmanın her yandan hissedildiğini ve kalabalıkla birlikte bodruma koştuklarını aktarmıştır.【22】
Saldırı, yalnızca yerleşim içine yönelen bombardımanla sınırlı kalmadı; aynı zamanda Hocalı’dan çıkışın kontrol edilmesiyle birlikte ilerledi. Hocalı’ya 25 Şubat’ta ulaşan Ermeni birlikleri ve Rus askerleriyle birlikte saldırının başlaması, kasabada kalan sivillerin “kuşatma içinde” hareket etmeye zorlandığı bir safhayı başlattı. 26 Şubat’a bağlanan saatlerde savunma çöktü, kasaba tamamen yağmalandı, tahrip edildi ve cenazeler uzun süre alınamadı. Olayın bilançosu Azerbaycan’daki resmî çerçevede 613 ölü, 8 ailenin tamamen yok olması, 487 kişinin sakat kalması, 1275 kişinin alıkonulması ve alıkonulanların bir kısmından uzun süre haber alınamaması şeklinde kayda geçti.【23】
Saldırının zamanlaması, diplomatik trafikle de çakıştı. Hocalı’ya saldırı, İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Ali Akper Vilayeti’nin ateşkes için arabuluculuk girişimi kapsamında bölgede bulunduğu günlerde gerçekleşti; 27 Şubat–1 Mart arasında üç günlük ateşkes öngören anlaşma, 25 Şubat’taki saldırı nedeniyle yarım kaldı.【24】
Hocalı’dan çıkış, saldırının ilerleyen saatlerinde parçalı gruplar hâlinde gerçekleşti. Yerleşimde çok sayıda kişi özel evlerin bodrumlarında kaldı; yaklaşık 300 kişi bir okulun bodrumuna sığındı. Bazı gruplar saat 03.00 civarında, öz savunma unsurlarının sokaklardaki “kaçın” çağrılarıyla hareket etti. Kaçış, panik ve düzensizlik içinde sürdü; insanların çoğu soğuk hava koşullarına uygun kıyafet ve eşya olmadan yola çıktı. Bu nedenle yüzlerce kişi şiddetli donma (frostbite) yaşadı; bazıları bu nedenle hayatını kaybetti.
Ana kaçış hattından gidenler, sığ bir dereden geçip dağlık araziyi aşarak şafak vaktine doğru Nahçıvanik köyü yakınındaki açık araziye ulaştı. Bu alan o sırada Ermeni kontrolündeydi ve en yoğun ateş burada gerçekleşti. İkinci bir güzergâh, Ağdam yakınındaki Şelli köyü hattından ilerledi; bazı gruplar ise orman içinden günlerce dolaşarak Ağdam çevresine varabildi. Nahçıvanik çevresinde sivillerin hedef hâline gelmesi, kaçışın “açık alana çıkış” anında yoğunlaştı. Tanıklıklar, kalabalığın yaklaşık 60 metre uzunluğunda bir kitle hâlinde ilerlediğini; ateş açılmasıyla öndekilerin düştüğünü, arkadakilerin ise geri dönüp farklı yönlere dağıldığını gösterir.【25】

Hocalı Soykırımından Kurtulan Dürdane Ağayeva ve Kitabı (Anadolu Ajansı)
Hocalı’dan çekilen Azerbaycan OMON unsurlarının bir kısmı (Alif Gajiev’in grubu) ile siviller aynı akış içinde kaldı; üniformalı ve silahlı bazı milisler, kalabalığın içine karıştı ve sivil kitleyi soykırımdan korumaya çalıştı. Ateşin niteliği ve yönü konusunda anlatılar farklılaşsa da, Nahçivanik'te belirgin bir unsur öne çıkmaktadır: yeterli görüş koşulları. Tanıkların aktardığı zamanlamalar değişse de, aydınlığın saldırganların silahsız sivilleri açıkça ayırt edebileceği düzeyde olduğu; buna rağmen ateşin kaçanların tamamına ayrım gözetmeksizin yöneldiği değerlendirmesi yapılır.【26】
Dağlık Karabağ yetkilileri, Hocalı’dan çıkış için bir koridor bırakıldığını ileri sürerken; Helsinki Watch’un görüştüğü tanıkların hiçbiri önceden böyle bir koridordan haberdar olduğunu söylemedi.【27】 Nahçıvanik sahası, tanıklıkların verdiği saat ve mesafe ayrıntılarıyla daha da somutlaşmaktadır. Bir tanık, Nahçıvanik’e 09.00 civarında vardığını; açık arazide “belki yüz kadar” ölü gördüğünü, kendisinin de burada yaralandığını anlattı.【28】 Başka bir tanık, Nahçıvanik’e 08.00’de ulaştıklarını; ateşin orman yönünden geldiğini; kaçış sırasında eşinin ve gelininin kanyonda yaklaşık 20 metreden vurulduğunu; gelininin üç kurşunla (kafatası, mide, bacak) yaralandığını ifade etti. Aynı ifadede bir BMP (zırhlı muharebe aracı) ve bir tank görüldüğü, tankın ateş açmasıyla insanların her yöne dağıldığı anlatılmıştır.【29】
Kaçış sırasında yerde sürünerek ilerleme, ayağa kalkanların vurulması ve uzun süre karda bekleme gibi ayrıntılar, sivil kitlenin yalnızca ateş altında kalmadığını; aynı zamanda soğuk ve arazinin koşullarıyla da boğuştuğunu gösterir. Örneğin soykırım sırasında orada olan bir tanık, bacağından vurulduktan sonra saat 19.00’a kadar karda kaldı; Halk Cephesi mensupları onu alandan çıkarıp kaçmasına yardım etti.【30】 26 Şubat sonrasındaki ilk günlerde, sahaya girip yaralılara yardım etme ve cenaze toplama girişimleri başladı. 27 Şubat’tan itibaren Azerbaycan helikopterleri personel taşıdı; kamuflajlı kurtarma ekibi sürekli ateş altında kaldı. Aynı görevlerde bazı cesetlerde saçlı derinin yüzülmesi veya başka türden işkence izleri bulunduğu, ekibin yanında bir Fransız gazeteci olduğu ve cenaze kurtarma görevlerinden birinin video ile kayda alındığı bilgisi de bu çerçevede yer alır.【31】
Hocalı Soykırımı’nın bilançosu, kaynaklarda ölü–yaralı–kayıp–alıkonulan (rehin/esir) gibi farklı kategoriler üzerinden verildiği için tek bir sayı etrafında toplanmaz; tabloda hem resmî sayımlar hem de saha raporlarının tespitleri yan yana durur.
Azerbaycan’daki resmî çerçevede ölü sayısı 613 olarak kabul edilmektedir; bu sayının, 83'ünü çocuk ve 106'sını kadınlar oluşturur. Aynı çerçevede 8 ailenin tamamen yok olduğu bilgisi de olayın demografik yıkımını anlatan bir gösterge olarak öne çıkmaktadır.【32】 Bu sayısal çerçeve, Hocalı’ya ilişkin anma ve kimlik anlatılarının temel referanslarından biri hâline gelmiştir.
Hocalı Kurbanlarını Anmak İçin Gerçekleştirilen Sevinç Stories Projesi (TRT Azerbaycan)
Human Rights Watch/Helsinki Watch hattında ise ölüm sayısı, farklı tespitlerin yan yana durduğu bir aralık içinde ele alındı. Bu çerçevede, 300’den fazla cesedin adli muayene için gönderildiği bilgisi yer almaktadır. Aynı bölümde, Moskova’daki Memorial grubunun erken dönem sayımında 181 ölüm tespit ettiği; bunun 130 erkek, 51 kadın olduğu ve 13’ünün çocuk sayıldığı kaydedilmiştir. Bu sayımın yanında, donma nedeniyle ölenlerin (özellikle kaçış hattında) sayısının netleştirilemediği vurgusu da tabloya eklenmiştir.【33】
HRW World Report 1993 alıntısı, kaçan sivil kitlenin Nahçıvanik yakınında ateş altına alınması bağlamında “en az 161 sivilin öldürüldüğü” bilgisini verdi; aynı metinde Azerbaycanlı yetkililerin ölü sayısını yaklaşık 800 olarak tahmin ettiği de yer aldı.【34】 Bu farklılık, “tek bir yerde, tek bir anda” yapılan sayımdan çok; farklı günlerde, farklı alanlarda ve farklı yöntemlerle yapılan tespitlerin toplamından oluşan bir bilanço sorununu göstermektedir.
Azerbaycan’daki resmî çerçevede, 487 kişinin sakat kaldığı bilgisi öne çıkmıştır. Bu veri, yaralanmanın yalnızca kısa vadeli değil, kalıcı sonuçlar ürettiğine işaret eden bir göstergedir.
Hocalı sonrasında alıkonulma, yalnızca askerî esirler bağlamında değil, sivillerin zorla tutulması ve kaybolması şeklinde de görünür oldu. Resmî çerçevede 1.275 kişinin alıkonulduğu ve bu kişilerin bir kısmından uzun süre haber alınamadığı belirtildi. Kayıp sayısı bazı metinlerde 150 civarı olarak verildi; bu, alıkonulma ile kayıp kategorisinin birbirine temas ettiği bir alanı da işaret eder.【35】
Hocalı Soykırımı’nın aktörlerine ilişkin tartışma, sahadaki Ermeni silahlı güçleri ile Sovyet sonrası dönemde bölgede konuşlanan 366. Motorize Alay etrafında şekillenmiştir. Saldırı gecesinde ağır silah kullanımının öne çıkması, olayın yalnızca düzensiz birlikler arasındaki bir çatışma olarak değil, zırhlı birlik kapasitesi ve organizasyon düzeyi açısından da ele alınmasına yol açmıştır.
Human Rights Watch/Helsinki Watch çizgisinde Karabağ’daki Ermeni güçlerinin 1992 Şubatında Rus ordusunun 366. Motorize Alayı askerlerince desteklendiği çerçevesi kurulmuştur. Buna karşılık 366. alaydan kaç askerin sivillere yönelik saldırılara katıldığı meselesi netleşmemiş; bu belirsizlik, sorumluluk ve hesap verebilirlik tartışmasının kalıcı başlıklarından biri hâline gelmiştir. Bu noktada tartışma, yalnızca “birlik adı” üzerinde değil, birliğin personel yapısı ve komuta iklimi üzerinde yoğunlaşmıştır.
Alayın kadrosunun önemli bir kısmının Ermenilerden oluştuğu; Sovyetlerin dağılma sürecinde diğer cumhuriyetlerden asker gelmemesi ve alayın “Ermenileştirilmesi” yönündeki çabaların bu tabloyu beslediği değerlendirilmiştir. Aynı anlatıda alayda 350 askerin 50’sinin ve 2. Tabur Komutanı Binbaşı Seyran Ohanyan’ın Ermeni olduğu bilgisi yer almıştır.【36】 Başka bir çalışmada ise 366. alayda 103 Ermeni askerin bulunduğu ifade edilmiştir.【37】 Personel kompozisyonu tartışması, “birliğin tarafsızlığı” meselesini doğrudan gündeme taşımış; komuta düzeyindeki motivasyon dili de bu tartışmayı beslemiştir. 24 Şubat tarihli bir konuşmada alay komutanı Y. Zarvigorov’un çatışmayı “toprak savaşı” değil “din savaşı” olarak çerçevelemesi de bu iddiaları güçlendirmiştir.【38】

Hocalı Soykırımından Kaçıp Başka Bir Köye Sığınan Siviller (Anadolu Ajansı)
Saldırı sonrasında 366. Alayın rolü, soruşturma ve bilgiye erişim başlığında ayrı bir düğüm hâline gelmiştir. Azerbaycan savcılığı heyetinin, alay Stepanakert’ten çekildikten sonra taşındığı Tiflis’te bilgi almak istediği; ancak askerî yetkililerin görüşmeyi reddettiği kayda geçmiştir. Bu durum, “kim, hangi emir zinciriyle, ne ölçüde katıldı?” sorusunun uzun süre açık kalmasına yol açmış; alayın bölgeden çekilmesi ise tartışmaya teknik bir boyut kazandırmıştır.
Mart ayında alayın geri çağrıldığı; Dağlık Karabağ’dan çıkarken 9 tank, 4 zırhlı taşıyıcı, 70 piyade zırhlı savaş aracı, 4 Strela-10 roket sistemi, 8 top ve 57 havan gibi unsurları Ermenistan’a bırakarak Gürcistan’daki Vaziani bölgesine yerleştirildiği bilgisi, “askerî kapasitenin devri” meselesinin merkez verilerinden biri olmuştur.【39】
Aktör tartışmasının bir başka katmanı “etkin denetim” kavramı üzerinden kurulmuştur. Bir hukuk çalışması, saldırıyı gerçekleştirenlerin Ermenistan ordusuna bağlı birlikler ile Dağlık Karabağ’daki silahlı Ermeni grupların birlikte hareket ettiği çerçevede değerlendirilmesine dayanan bir hat açmıştır; ayrıca Hocalı sürecinde öne çıkan bazı isimlerin (ör. Robert Koçaryan, Serj Sarkisyan, Samvel Babayan) ilerleyen yıllarda Ermenistan devletinde üst düzey görevler üstlenmesi, örgütlenme–siyaset sürekliliği bakımından bu tartışmanın parçası hâline gelmiştir.
Hocalı Soykırımı, Azerbaycan iç siyasetinde kısa sürede büyük bir kırılma yaratmıştır. Muhalefet, Cumhurbaşkanı Ayaz Muttalibov’u Hocalı’nın stratejik önemine ve tehdit düzeyine rağmen yeterli güvenlik önlemi almamakla suçlamıştır. Muttalibov, Hocalı’ya Ermeni unsurlar girmeden önce Rus birliklerince tank ve top ateşinin uygulandığı iddiasını savunma çizgisi olarak öne çıkarmış; ancak bu savunma siyasi baskıyı durdurmamış ve Muttalibov 6 Mart 1992’de istifa etmiş, ardından Rusya’ya sığınmıştır. Azerbaycan Parlamentosu ise 14 Mayıs günü, Hocalı olaylarını araştırmak üzere kurulan komisyonun görüşlerini dinlemek üzere ani olarak toplanmıştır.
Hocalı Soykırımı, uluslararası hukuk bakımından öncelikle sivillerin korunması ekseninde tartışılmıştır. Human Rights Watch/Helsinki Watch, çatışmalarda tarafların sivil–savaşçı ayrımı yapma yükümlülüğünü, sivillerin doğrudan hedef olmaması ilkesini ve beklenen sivil kaybın öngörülen askerî avantajla orantısız hâle geldiği durumda saldırının durdurulması gerektiğini esas alan bir çerçeve kurmuştur. Bu çerçeve, Hocalı’dan kaçan sivillerin Nahçıvanik yakınında ateş altına alınmasını yalnızca “çatışma anı” olarak değil, sivil koruma rejimi içinde değerlendirmiş; ateşin yöneldiği kitlenin niteliği (silahsız siviller), arazinin görüş koşulları ve saldırının kapsamı üzerinden ayrım gözetmeme meselesini öne çıkarmıştır.

Hocalı Katliamı Kurbanları (Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı)
Olayın hukukî tartışmasında en düğümlü konulardan biri “koridor” meselesi olmuştur. Dağlık Karabağ yetkilileri, Hocalı’dan çıkış için güvenli geçiş koridoru bırakıldığını ileri sürmüş; buna karşılık Helsinki Watch’un görüştüğü tanıkların hiçbiri önceden böyle bir koridordan haberdar olduğunu söylememiştir. Aynı hatta rapor, yeterli görüş koşullarının bulunduğunu ve bu nedenle saldırganların silahsız sivilleri ayırt edebilecek durumda olduğunu vurgulamış; buna rağmen ateşin kaçanların tamamına yönelmesi, hukuken “sivilleri hedef alma” ve “ayrım gözetmeme” tartışmasını güçlendirmiştir. Bu başlık, bir yandan saldırı anındaki davranışın hukukî ölçütlerle ilişkisini kurmuş, diğer yandan “güvenli geçiş” iddiasıyla sahadaki tanıklık kümeleri arasındaki farkın hukukî sonuçlar doğurduğu bir alan açmıştır.
Hocalı’nın hukukî dosyası yalnızca öldürme fiilleri üzerinden ilerlememiştir. Aynı rapor setinde alıkonulma/rehin olgusu ile yağma ve mülkiyet ihlali gibi unsurlar da olayın parçası hâline gelmiştir; HRW World Report 1993 alıntısı, kaçan sivil kitlenin ateş altına alınmasıyla birlikte evlerin yağmalanması ve bir kısmının yakılması gibi unsurları aynı bağlam içinde sunmuştur. Ayrıca 27 Şubat’tan itibaren sahaya giren ekiplerin ateş altında yaralı tahliyesi ve cenaze toplama girişimleri yürüttüğü; bazı cesetlerde ağır beden tahribi izlerinin görüldüğü ve bu süreçte görüntü kaydı alındığı bilgisi, ihlallerin “olay gecesi” ile sınırlı kalmayan bir sonuçlar bütünü oluşturduğunu göstermiştir.
Hocalı Soykırımı’nın uluslararası alandaki görünürlüğü iki paralel hat üzerinde gelişmiştir: ilki, devletler ve parlamentolar düzeyinde tanıma/karar süreçleri; ikincisi ise olayın anma pratikleri ve kültürel temsil üzerinden kamusal hafızaya yerleşmesidir. Bu iki hat, çoğu zaman aynı semboller ve aynı sayılar etrafında birleşmiş; özellikle 613 sayısı hem resmî çerçevede hem de kültürel alanda merkezî bir sembol hâline gelmiştir.
Azerbaycan’da olayın resmî adlandırması, Azerbaycan Meclisi’nin 1994 tarihli oturumda 613 vatandaşın katledildiği hadiseyi “Hocalı Soykırımı” olarak kabul etmesiyle kurumsal bir çerçeve kazanmıştır. Bu kurumsallaşma, dış politikada “tanıtma ve tanıma” eksenli girişimleri güçlendiren bir referans noktası oluşturmuş; farklı ülkelerdeki parlamentolar ve yerel yönetimler düzeyinde karar ve anıt faaliyetleriyle desteklenmiştir.

Azerbaycan'da Hocalı Kurbanlarının Sembolü Olan Heykel (Anadolu Ajansı)
Tanıma girişimleri içinde, bazı ülkelerde ve alt-ulusal düzeylerde alınan kararlar öne çıkmıştır. İlk aşamada Türkiye, Meksika, Pakistan ve Kolombiya Hocalı’yı "soykırım" ya da "katliam" olarak tanımış; ilk olarak Türkiye'de bir anıt park müzesi【40】 ardından Mexico City’de bir anıt açılmıştır. Aynı çerçevede ABD’nin Georgia eyalet yasama organının 28 Şubat 2012 tarihinde 1594 sayılı kararla Hocalı’yı tanıma yönünde adım attığı kaydedilmiştir. Tanıma hattı yalnızca tek tek ülkelerle sınırlı kalmamış; İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamenterler Birliğinin de (metinde 51 ülke parlamenterini kapsayan bir yapı olarak) olayı “soykırım” olarak tanıdığı görülmüştür.【41】
Uluslararası görünürlük, karar metinlerinin yanı sıra, sembolik mekânlar ve bildiri süreçleri üzerinden de sürmüştür. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyelerinden 30 kişinin imzaladığı 324 no’lu bildiri; ayrıca Lahey, Budapeşte ve Saraybosna gibi şehirlerde yeni anıtların açılması, anma mekânlarının uluslararası alanda çeşitlendiğini gösterir.【42】 Bu tür adımlar, Hocalı’nın yalnızca Azerbaycan’ın iç hafızasında değil, farklı coğrafyalarda da hatırlanmasına yönelik bir çaba olarak şekillenmiştir.
Bellek ve kültürel temsil hattında 613 sayısı, resmî bilançonun ötesinde simgesel bir karşılık kazanmıştır. Yusuf Mirişli’nin Hocalı Soykırımı için yazdığı “613” adlı senfonik şiir, adını “katledilen 613 masum insandan” almış; eserin biçimsel yapısı “Senfonik Şiir Sonat Formu” olarak tanımlanmıştır. Ayrıca Hocalı soykırımından kurtulan Dürdane Ağayeva'nın "Ermeni Zindanında Sekiz Gün" adlı eseri de vakayı birinci elden tanıklıkla yine 613 şehit vurgunu koruyarak kaydetmiştir.【43】 Böylece olay, siyasal tanıma süreçlerinin yanı sıra, sanat aracılığıyla da anma ve temsil alanında yer bulmuş; sayısal bir veri, kamusal hafızayı taşıyan bir sembole dönüşmüştür.
Bununla birlikte uluslararası alanda ortak ve tek bir adlandırma oluşmamıştır. Human Rights Watch’un olayı çatışma içindeki bir “katliam” olarak ele aldığı; Birleşmiş Milletler düzeyinde ise olayın isimlendirilmesi hakkında “resmî bir karar” alınmadığı görülmektedir. Bu durum, Hocalı’nın uluslararası platformlarda aynı içerik üzerinde konuşulsa bile farklı hukukî ve siyasal terminolojiyle çerçevelenebildiğini göstermiştir.
[1]
Beşir Mustafayev, "26 Şubat 1992 Hocalı Soykırımı Üzerine," Fırat Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Dergisi 9, sy. 2 (2013): s. 44, erişim tarihi 23 Şubat 2026, https://dergipark.org.tr/tr/pub/odam/article/905467.
[2]
Beşir Mustavayev, (a.g.e), s. 44.
[3]
Derya Özkaraman, "Hocalı Soykırımı" (Yüksek lisans tezi, Harp Akademileri Komutanlığı, 2010), s. 15, erişim tarihi 23 Şubat 2026, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=ZeTyprYuef2HkaF3xt4wYhPSEX1DfSzPZGBfmzoWB9o4r-7FG7ykC848kV1d6da8.
[4]
Elşad Eyvazlı, "Hocalı Katliamı’na Giden Süreç ve Türk Basınında Hocalı Katliamı," Avrasya İncelemeleri Dergisi 8, sy. 2 (2019): s. 161, erişim tarihi 23 Şubat 2026, https://dergipark.org.tr/tr/pub/iuavid/article/668287.
[5]
Mehmet Çalış, "Yusuf Mirişli'nin Hocalı Soykırımı İçin Yazılmış Senfonik Şiir '613' Eserinin İncelenmesi" (Yüksek lisans tezi, Afyon Kocatepe Üniversitesi, 2019), s. 1, erişim tarihi 23 Şubat 2026, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=FgmkGchPKo23qQqBeqzVZiSQMHGChTwmH4DMSS0GqKiijmmwWsExrC-ZLq72Mdfs.
[6]
Human Rights Watch/Helsinki, Bloodshed in the Caucasus: Escalation of the Armed Conflict in Nagorno Karabakh (Eylül 1992), s. 24, erişim tarihi 23 Şubat 2026, https://ia600501.us.archive.org/31/items/bub_gb_ywAU3VomIpkC/bub_gb_ywAU3VomIpkC.pdf.
[7]
Esme Özdaşlı, "Hocalı Soykırımı ile İlgili Türk Kamuoyunun Görüşleri Üzerine Bir Araştırma - A Research on the Views of the Turkish Public About the Hocalı Genocide," Journal of Mehmet Akif Ersoy University Economics and Administrative Sciences Faculty 7, sy. 2 (2020): s. 470, erişim tarihi 23 Şubat 2026, https://dergipark.org.tr/en/pub/makuiibf/article/692569.
[8]
Saida Guliyeva, "Hocalı Soykırımının Tanınması İçin İslam İşbirliği Teşkilatının Aldığı Önlemler," Tarih Araştırmaları Dergisi 32, sy. 54 (2013): s. 72, erişim tarihi 23 Şubat 2026, https://dergipark.org.tr/tr/pub/tariharastirmalari/article/603122.
[9]
Elşad Eyvazlı, (a.g.e), s. 161.
[10]
Tuğba Ürekli, "Sosyolojik Araştırma Sürecinde Toplumcu Belgesel Fotoğrafın Kullanımına Bir Örnek; Hocalı Katliamı" (Yüksek lisans tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi, 2013), s. 127, erişim tarihi 23 Şubat 2026, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=48XPj7KKQhKUgntkUiKO3NJAksaCH80OjUYRgo2FZAykiegZF2TRo5YOb_BvYkuq.
[11]
Tuğba Ürekli, (a.g.e), s. 127-128.
[12]
Human Rights Watch/Helsinki, (a.g.e), s. 20.
[13]
Şeyda Aslan, "Karabağ ve Hocalı'da Ermeni Mezalimi'nin Türk Basınında Yankıları (1991-1992)" (Yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi, 2010), s. 138, erişim tarihi 23 Şubat 2026, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=NtBAevXNhYaNqJFoAcdBdlNJaH2wetoAJrZ8tWh0nYIcFachXJqeS5No8b9DFtuK.
[14]
Şeyda Aslan, (a.g.e), s. 60.
[15]
Şeyda Aslan, (a.g.e), s. 62.
[16]
Cavid Veliyev, "Bütün Yönleriyle Hocalı Soykırımı," Fırat Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Dergisi 9, sy. 2 (2013): s. 59, erişim tarihi 23 Şubat 2026, https://dergipark.org.tr/tr/pub/odam/article/905468.
[17]
Cavid Veliyev, (a.g.e), s. 59.
[18]
Şeyda Aslan, (a.g.e), s. 82.
[19]
Bahadır Bumin Özarslan, "Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi Açısından Hocalı Katliamı," Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi 4, sy. 1 (2014): s. 192, erişim tarihi 23 Şubat 2026, https://dergipark.org.tr/tr/pub/hacettepehdf/article/557560.
[20]
Cavid Veliyev, (a.g.e), s. 59.
[21]
Mehmet Çalış, (a.g.e), s. 7.
[22]
Mehmet Çalış, (a.g.e), s. 7-8.
[23]
Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan, Department for Analysis and Strategic Studies, Khojaly Genocide (22 Şubat 2021), s. 3, erişim tarihi 23 Şubat 2026, https://www.mfa.gov.az/files/khojaly-genocide.pdf.
[24]
Cavid Veliyev, (a.g.e), s. 60.
[25]
Human Rights Watch/Helsinki, (a.g.e), s. 22.
[26]
Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan, (a.g.e), s. 18.
[27]
Human Rights Watch/Helsinki, (a.g.e), s. 24. Ayrıca bknz. Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan, (a.g.e), s. 11.
[28]
Human Rights Watch/Helsinki, (a.g.e), s. 22.
[29]
Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan, (a.g.e), s. 17.
[30]
Human Rights Watch/Helsinki, (a.g.e), s. 23.
[31]
Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan, (a.g.e), s. 17.
[32]
Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan, (a.g.e), s. 172.
[33]
Human Rights Watch/Helsinki, (a.g.e), s. 23.
[34]
Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan, (a.g.e), s. 18.
[35]
Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan, (a.g.e), s. 3.
[36]
Cavid Veliyev, (a.g.e), s. 61.
[37]
Derya Özkaraman, (a.g.e), 176.
[38]
Cavid Veliyev, (a.g.e), s. 61.
[39]
Cavid Veliyev, (a.g.e), s. 64.
[40]
Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Hocalı Anıt Park Müze," erişim tarihi 23 Şubat 2026, https://ankara.ktb.gov.tr/TR-259933/hocali-anit-park-muze.html.
[41]
Meşkure Yılmaz, "Karabağ Savaşı ve Adım Adım Hocalı Soykırımı," Fırat Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Dergisi 9, sy. 2 (2013): s. 102, erişim tarihi 23 Şubat 2026, https://dergipark.org.tr/tr/pub/odam/article/905476.
[42]
Meşkure Yılmaz, (a.g.e), s. 102.
[43]
TRT Avaz, "Ermenilerin Eline Esir Düşen Hocalı Katliamı Tanığı ile Konuştuk - Azerbaycan - TRT Avaz," YouTube, erişim tarihi 23 Şubat 2026, https://www.youtube.com/watch?v=D59tRzUJPWg.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Hocalı Soykırımı" maddesi için tartışma başlatın
Kavramsal Çerçeve ve Adlandırma
Coğrafi–Stratejik Konum ve Yerleşimin Özellikleri
Silahlı Çatışma Bağlamı
Kuşatma Koşulları ve Sivil Yaşam
Soykırımın Kronolojisi (25–26 Şubat 1992)
Kaçış Güzergahı ve Ateş Altında Kalan Siviller
Can Kaybı, Yaralı, Kayıp ve Esir Verileri
Ölü Sayısı
Yaralı ve Sakat Kalanlar
Alıkonulanlar (Rehin/Esir) ve Kayıplar
Aktörler, 366. Motorize Alay Tartışması ve İç Siyaset Etkisi
Uluslararası Hukuk Boyutu ve Nitelendirme
Uluslararası Tepkiler, Tanıma Girişimleri ve Kültürel Temsil