BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarBüşra ÖZEN KILIÇ14 Nisan 2026 09:14

Kendi Yolunu Çizmek: Başarıyı Yeniden Tanımlamak

fav gif
Kaydet
Alıntıla
kure star outline

Okula başladığı ilk günden beri başarı odaklı yaşayan ve gerçek başarının sadece alınan notlardan ibaret olduğunu düşünen biri kendi yolunu nasıl çizer? Çevrenin seslerini kısması mümkün mü?

İşte tam olarak bu sorularla başladı “başarı” tanımını sorgulamam. İlkokul, ortaokul, lise… Bunların hepsinde öğretmenlerimin ve ailemin deyimiyle çok başarılıydım. Bu durum o zamanlar benim için mutluluğumun tek sebebiydi. Ancak hiçbir zaman gerçek anlamda hangi mesleği yapmak istediğime dair düşünmemiştim. Çünkü çevrem, sadece başarılı olmanın sevebileceğim her mesleği seçme özgürlüğünü bana getireceğine beni inandırmıştı.

Sonra, birçoğumuzun büyük bir stresle girdiği üniversite sınavına girdim. İyi de bir puan aldım gerçekten. Peki şimdi ne olacaktı? Hangi mesleği seçeceğime nasıl karar verecektim?

Derin bir araştırma sürecine girdim. Anneme ve öğretmenlerime göre doktor, babama göre mühendis, abime göre moleküler biyolog… Peki, bana göre ben ne olmalıydım?

Bir rüya bana o çocukluk hayalimi ve mutlu olduğum anları hatırlattı. Ve kimin ne dediğini, geleceğimin beni nereye sürükleyeceğini bilmeden Mimarlık olarak bütün tercih listemi değiştirdim.

O an verdiğim kararın ne kadar “doğru” ya da “yanlış” olduğunu bilmiyordum. Hatta açıkçası korkuyordum. Çünkü ilk defa başarıyı başkalarının tanımlarından bağımsız bir yerden kurmaya çalışıyordum. Bu, yıllarca alıştığım sistemin dışına çıkmak demekti.

Mimarlığı seçmek sadece bir meslek seçimi değildi benim için. Aynı zamanda kendimi seçmekti. İlk defa “Ben ne istiyorum?” sorusunu gerçekten ciddiye almıştım.

Üniversiteye başladığımda fark ettim ki başarı, sınav kağıtlarına yazdığımız doğru cevaplardan çok daha fazlasıymış. Bazen saatlerce uğraşıp ortaya koyduğun bir tasarım, bazen eleştiriler karşısında yıkılmadan yeniden denemek, bazen de hiçbir şey yapmadan sadece düşünmek bile sürecin bir parçasıydı.

İlk projemi hiç unutmuyorum. Soru basitti ama bir o kadar da derindi: “Zaman nedir?”
Bizden bu soruya bir gazete parçası üzerinden cevap aramamız istenmişti.

O güne kadar zaman benim için hep ölçülen, yetişilmesi gereken, planlanan bir şeydi. Sınav saatleri, ders programları, son teslim tarihleri… Hepsi zamanın bana dayatılmış hâliydi. Ama o projede ilk defa zamanın hissedilebilen, yorumlanabilen, hatta kişisel bir kavram olabileceğini fark ettim.

Seçtiğim gazete parçasına bakarken aslında sadece bir haberi değil, bir anı, bir geçmişi, belki de birinin hayatındaki dönüm noktasını okuyordum. Ve o an şunu anladım: Zaman sadece ilerleyen bir çizgi değil, anlam yükledikçe derinleşen bir şeydi.

Belki de mimarlıkla kurduğum bağ tam olarak burada başladı. Çünkü mimarlık da tıpkı zaman gibi, sadece görünen değil; hissedilen, yaşanan ve anlamlandırılan bir şeydi.

Çevrenin seslerini kısmak mümkün mü diye sormuştum en başta. Belki tamamen kısmak mümkün değil. Ama zamanla kendi sesini o kadar yükseltebiliyorsun ki, diğerleri sadece bir arka plan gürültüsüne dönüşüyor.

Bugün dönüp baktığımda şunu çok net söyleyebiliyorum: Eğer hayatım boyunca sadece “başarılı” olmak için yaşasaydım, muhtemelen başkalarının hayalini gerçekleştiren ama kendi hayatına yabancı biri olacaktım.

Şimdi ise hâlâ yolumu arıyorum. Hâlâ zaman zaman şüphe duyuyorum. Ama en azından bu yol bana ait.

Ve artık biliyorum ki gerçek başarı; herkesin alkışladığı bir hayatı yaşamak değil, senin içinin sustuğu değil, konuşabildiği bir hayatı kurmaktır. Çünkü günün sonunda mesele ne kadar “başarılı” olduğun değil, o başarının gerçekten kime ait olduğu.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Blog İşlemleri

KÜRE'ye Sor