Uluslararası ve iç göç hareketleri çoğu zaman yer değiştirme üzerinden ele alınır. Oysa göç, yalnızca gidenleri değil; kalanları da dönüştüren bir süreçtir. Bu dönüşümün en belirgin etkileri ise çoğu zaman çocukların hayatında ortaya çıkar. Bazı çocuklar göç etmez, fakat göç onların gündelik yaşamına doğrudan dâhil olur.

Left-behind children fenomeni (Anadolu Ajansı)
Bu bağlamda left-behind children olarak adlandırılan geride kalan çocuklar, ebeveynlerinden birinin ya da her ikisinin ekonomik, politik veya güvenlik temelli nedenlerle göç etmesi sonucunda bakım ilişkilerinden ayrılan çocukları ifade etmektedir. Bu çocuklar fiziksel olarak göç sürecine katılmasalar da, göçün sosyal ve psikolojik sonuçlarını doğrudan deneyimleyen en kırılgan gruplardan biridir.
Kavramsal Çerçeve: Left-Behind Children Kimdir?
Left-behind children kavramı, ebeveynlerinden birinin ya da her ikisinin göç etmesi nedeniyle kendisi bulunduğu yerde yaşamaya devam eden çocukları tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu çocuklar göç etmez; ancak göçün sonuçlarıyla doğrudan karşı karşıya kalırlar. Bakım düzenleri değişir, ebeveynle kurulan ilişki uzaktan sürdürülür ve aile içindeki roller yeniden şekillenir.
Ebeveyn göçü çoğu zaman aile için daha iyi yaşam koşulları sağlama amacı taşır. Ancak ebeveynin fiziksel yokluğu, çocuklar açısından bakım ilişkilerinde süreklilik sorunları yaratabilmektedir. Çocuğun kiminle yaşadığı, bu kişinin bakım kapasitesi ve sunduğu duygusal destek, geride kalma deneyiminin nasıl şekilleneceğini belirleyen temel unsurlar arasında yer almaktadır.
Bu nedenle geride kalan çocuklar tek tip bir grup değildir. Aynı göç koşulları altında bulunan çocuklar, ayrılığın süresi, bakım verenin niteliği ve çevresel destek mekanizmalarına bağlı olarak farklı uyum biçimleri geliştirebilmektedir. Dolayısıyla bu kavram, çocukları homojen bir mağduriyet kategorisi olarak değil; göçün çocukluk üzerindeki farklı etkilerini anlamaya yönelik bir analitik çerçeve olarak ele alınmalıdır.
Göç, Aile Ayrılığı ve Çocukluk Deneyiminin Dönüşümü
Ebeveyn göçüyle birlikte ortaya çıkan aile ayrılığı, çocukluk deneyimini doğrudan etkileyen temel kırılmalardan biridir. Çocuk için aile yalnızca fiziksel bir birliktelik değil; güven, süreklilik ve aidiyet duygusunun kurulduğu bir alandır. Bu alanın parçalanması, çocuğun gündelik yaşamında olduğu kadar duygusal dünyasında da belirgin değişimlere yol açmaktadır.
Ebeveynlerinden biri ya da her ikisi göç eden çocuklar, çoğu zaman bakım sorumluluğu farklı aile üyelerine devredilmiş bir yaşam düzenine uyum sağlamak zorunda kalmaktadır. Ancak bu yeni düzen her zaman istikrarlı ya da çocuk açısından yeterince destekleyici olmayabilir. Bakım veren kişinin yaşı, ekonomik koşulları, duygusal kapasitesi ve çocukla kurduğu ilişkinin niteliği, bu sürecin nasıl deneyimleneceğini belirleyen başlıca unsurlardır.
Aile ayrılığı çocuk için tek seferlik bir olay değildir. Ayrılık uzadıkça, geçici bir durum olmaktan çıkar ve çocuğun “normal” yaşam biçimine dönüşür. Böylece çocukluk dönemi, süreklilikten çok belirsizlik ve uyum çabası etrafında şekillenmeye başlar.
Psikososyal Gelişim Üzerindeki Etkiler
Çocukluk dönemi, duygusal düzenleme becerilerinin, benlik algısının ve sosyal ilişkilerin temellerinin atıldığı kritik bir evredir. Ebeveyn göçüyle ortaya çıkan ayrılık deneyimi, bu gelişim alanlarının tamamına nüfuz eden bir etki yaratmaktadır. Geride kalan çocuklar yalnızca ebeveyn özlemiyle değil, aynı zamanda güvende olma hissinin zedelenmesiyle de baş etmek zorunda kalmaktadır.

Left-behind children fenomeni (pexels)
Bu çocuklarda kaygı, içe kapanma, duygusal dalgalanmalar, düşük benlik değeri algısı ve sosyal ilişkilerde zorlanma daha sık gözlemlenebilmektedir. Özellikle uzun süreli ayrılıklar, çocuğun dünyayı öngörülebilir ve güvenli bir yer olarak algılamasını zorlaştırabilmektedir. Bununla birlikte, bu etkilerin her çocukta aynı düzeyde ortaya çıkmadığını vurgulamak önemlidir. Çocuğun yaşı, ayrılığın süresi, bakım verenle kurulan ilişkinin niteliği ve çevresel destek mekanizmaları psikososyal uyum düzeyini belirleyen temel faktörlerdir.
Eğitim Sürecinde Geride Kalmak
Eğitim, geride kalan çocuklar açısından hem bir tutunma alanı hem de önemli bir kırılganlık noktasıdır. Ebeveyn göçüyle birlikte artan maddi olanaklar, bazı çocuklar için eğitim materyallerine ve hizmetlerine erişimi kolaylaştırabilmektedir. Ancak eğitim süreci yalnızca maddi kaynaklarla sürdürülen bir alan değildir.
Ebeveynin yokluğu, çocuğun okul sürecindeki motivasyonunu, ders takibini ve akademik sürekliliğini olumsuz etkileyebilmektedir. Ev içi desteğin azalması, okul ile aile arasındaki bağın zayıflaması ve duygusal dalgalanmalar, eğitim performansını doğrudan etkileyen unsurlar arasında yer almaktadır. Bu durum özellikle ergenlik döneminde daha belirgin hâle gelmektedir.
Buna karşılık, destekleyici bir bakım ortamı ve okulun koruyucu rolü, bu olumsuz etkileri azaltabilmektedir. Bu da eğitimin, doğru koşullar sağlandığında, geride kalan çocuklar için iyileştirici bir alan olabileceğini göstermektedir.
Davranışsal Riskler ve Görünmeyen Kırılganlıklar
Geride kalan çocukların karşı karşıya kaldığı riskler yalnızca duygusal boyutla sınırlı değildir. Aile içi denetimin zayıflaması ve yetişkin rehberliğinin azalması, davranışsal açıdan da kırılganlık yaratabilmektedir. Özellikle ekonomik kırılganlığın eşlik ettiği durumlarda, çocuk işçiliği, eğitimden kopma ve riskli davranışlara yönelme ihtimali artmaktadır.
Bu riskler, çocuğun bireysel özelliklerinden ziyade içinde bulunduğu sosyal ve yapısal koşullarla ilişkilidir. Yeterli destek mekanizmalarının bulunmadığı ortamlarda çocuklar erken yaşta yetişkin sorumlulukları üstlenmek zorunda kalabilmekte ve bu durum uzun vadeli ruhsal sorunların temelini oluşturabilmektedir.
Aile, İletişim ve Koruyucu Faktörler
Ebeveyn göçünün çocuk üzerindeki etkileri tek yönlü ve kaçınılmaz değildir. Çocuğun bakımını üstlenen yetişkinlerin sunduğu duygusal destek, ebeveynle sürdürülen iletişimin sürekliliği ve ailenin göç sürecine yüklediği anlam, çocuğun uyum düzeyini belirleyen en önemli koruyucu faktörler arasında yer almaktadır.

Left-behind children fenomeni (Anadolu Ajansı)
Düzenli iletişim, çocuğun sürece dâhil edilmesi ve duygularını ifade edebileceği güvenli alanların varlığı, ayrılığın olumsuz etkilerini önemli ölçüde hafifletebilmektedir. Bu durum, geride kalan çocukların yalnızca kırılgan değil; uygun koşullar altında dayanıklılık geliştirebilen bireyler olduğunu da göstermektedir.
Göçün Sessiz Taşıyıcıları
Geride kalan çocuklar, göçün en az görünen ancak en uzun vadeli etkilerini taşıyan gruplardan biridir. Göç, çoğu zaman ekonomik fırsatlar ve yeni yaşam imkânları üzerinden değerlendirilirken; çocuklar için bu süreç, uzun süreli ayrılık, belirsizlik ve sürekli bir uyum çabası anlamına gelebilmektedir. Bu nedenle göçün çocuklar üzerindeki etkisi, hareketin kendisinden çok, geride bıraktıkları üzerinden anlaşılmaktadır.
Bu çocukların deneyimleri, göç olgusunun ikincil ya da tali bir sonucu olarak ele alındığında, ortaya çıkan kırılganlıklar görünmez kalmaktadır. Oysa geride kalmak, çocukluk döneminde geçici bir durum değil; çoğu zaman hayatın normal akışının bir parçası hâline gelmektedir. Bu durum, çocukların duygusal, sosyal ve akademik gelişimlerini uzun vadede şekillendirmektedir.
Bu nedenle geride kalan çocuklar meselesi, bireysel aile tercihleriyle açıklanabilecek bir konu değildir. Bu çocukların yaşadığı deneyim, göç politikalarının, sosyal destek mekanizmalarının ve çocuk odaklı yaklaşımların merkezinde yer alması gereken yapısal bir meseledir. Geride kalan çocuklar dikkate alınmadan yapılan her göç değerlendirmesi eksiktir. Bu nedenle, bu çocukların yaşadıklarını görünür kılmak aynı zamanda üzerimize düşen toplumsal bir sorumluluktur.

