
Yapay Zeka İle Çizilmiş Temsili İç Huzur Resmi
İlahi adalet bağırmaz, savunmaz, açıklama yapmaz. Sessizce not alır. Belki de teslimiyet tam olarak burada başlar: Sesin bittiği, kelimelerin yetersiz kaldığı yerde. İnsan anlatmak ister. İçinde birikenleri dökmek, haklılığını ispatlamak, yaşadıklarının bir karşılığı olduğunu görmek ister. Bazen sadece anlaşılmak için konuşur, bazen incinmemek için savunur kendini. Çünkü çoğumuz, sesimiz duyulmazsa yok sayılacağımızı düşünürüz. Oysa hayat, her zaman en çok konuşana cevap vermez. Çoğu zaman en derin cevaplar, en sessiz anlarda hazırlanır. Teslimiyet, sanıldığı gibi boyun eğmek değildir. Susup katlanmak hiç değildir. Teslimiyet; kontrol edemediğin şeylerle kavga etmeyi bırakmaktır. Sürekli “neden” diye sormaktan yorulduğunda, kalbine “ben bunu artık taşıyamıyorum” deme cesaretidir. Her şeyi zihninle çözmeye çalışmaktan vazgeçip, bazı şeyleri hayata emanet edebilmektir.
Çünkü insanın en çok yıprandığı yer, değiştiremeyeceği şeyleri zorla değiştirmeye çalıştığı yerdir. Geçmiş, başkalarının kalbi, yaşanmış cümleler, verilmemiş değerler… Bunların hiçbiri bugün sen ne kadar çabalarsan çabala geri gelmez. İşte teslimiyet tam burada devreye girer. “Oldu. Hissettim. Canımı yaktı. Ama artık bunu her gün yeniden yaşamayacağım,” diyebildiğin yerde. İlahi adalet acele etmez. Ne savunma yapar ne de kendini ispat etmeye çalışır. Kırılanı bilir, söylenemeyeni bilir, kalpten geçen en küçük niyeti bile… İnsan unutur; adalet unutmaz. İnsan karıştırır; adalet ayırır. İnsan erken ister; adalet tam vaktini bekler.
Teslimiyetin sessiz dili, insana şunu öğretir:
- Her şey hemen anlaşılmak zorunda değildir.
- Her yara hemen görünmek zorunda değildir.
- Her karşılık, hemen gelmek zorunda değildir.
Bazı adaletsizlikler vardır ki, anlatınca küçülür. Bazı acılar vardır ki, herkes bilince hafiflemez. Hatta bazen daha da ağırlaşır. Çünkü yanlış ellerde, yanlış cümlelerde yeniden incinir. İşte bu yüzden insan bazen susar. Ama bu susuş bir kaçış değil, bir korumadır. Kalbin kendi içine çekilip toparlanma hâlidir.
Bazı doğruların sesi yoktur, ağırlığı vardır.
Bazı hesaplar kelimelerle değil, zamanla kapanır. Ve bazı adaletler, ancak insan sustuğunda konuşmaya başlar. Teslimiyet huzur verir; çünkü insan taşıyamayacağı yükleri bıraktığında hafifler. Sürekli tetikte olmaktan, sürekli anlatmaktan, sürekli güçlü görünmeye çalışmaktan yorulan ruh, ilk defa dinlenir. Ve insan o zaman fark eder: Hayatın bir dengesi vardır. Her şey bizim müdahalemizle değil, bazen bizim geri çekilmemizle yerine oturur.
Teslimiyet; olanı inkâr etmek değil, olanın senden büyük olduğunu kabul etmektir. “Ben elimden geleni yaptım, şimdi sıra bende değil,” diyebilmektir. Kendi payına düşeni alıp, gerisini hayata bırakabilmektir.
Ve belki de en derin güven, hiçbir şey söylemeden bekleyebilmektir.
Kalbinin görüldüğünü bilerek…
Hesabın tutulduğunu bilerek…
Ve vaktin, asla şaşmadığını hissederek.

