Bazı insanlar tartışmayı sevmez. Bu normaldir. Ama bazı insanlar tartışmadan o kadar kaçınır ki, kendi ihtiyaçlarını bile söyleyemez hale gelir. Susmak “olgunluk” gibi görünür, ortamı yatıştırır, kısa vadede işleri kolaylaştırır. Fakat uzun vadede çoğu zaman bedeli ağırdır: biriken kırgınlık, zayıflayan özsaygı, yüzeyselleşen ilişkiler ve patlama noktasına gelen duygular.
Çatışmadan kaçınma, çoğu zaman “huzur” arayışı değildir. Daha çok “tehlike” algısıdır. Bu yazıda, neden sustuğumuzu, susmanın neye dönüştüğünü ve daha sağlıklı bir iletişime nasıl geçileceğini anlatacağım.
Çatışma, yalnızca fikir ayrılığı değildir. Kişinin zihninde çatışma; reddedilme, değersizleştirilme, terk edilme, ayıplanma ya da kontrol kaybı gibi tehditlerle eşleşebilir. Bu durumda beyin, tartışmayı “iletişim” olarak değil “risk” olarak okur. Risk algısı yükseldiğinde de insan, doğal savunma tepkilerine gider: kaçınır, susar, geri çekilir, konuyu kapatır. Bazı kişilerde bu tepki çok otomatikleşmiştir. “Aman sorun çıkmasın” refleksi bir karakter özelliği gibi görünür ama çoğu zaman öğrenilmiş bir uyum stratejisidir.
Çatışmadan kaçınmanın tek bir nedeni yoktur. Sıklıkla birkaç etken üst üste biner. İlişkiyi kaybetme korkusu belirgindir. Kişi, ihtiyaç dile getirirse karşı tarafın uzaklaşacağını düşünür. Bu düşünce gerçekçi olmasa bile güçlüdür ve susmayı “güvenli seçenek” yapar. Onay ihtiyacı da susturur. Sevilmek için “kolay insan” olmaya çalışmak, çatışmayı otomatik olarak kötü ilan eder. Bu yaklaşımda sorun şudur: Onay almak için kendini küçültmek, bir süre sonra içeride öfke ve utanç karışımı bir duygu bırakır. Çocukluktan gelen mesajlar sık etkiler. “Büyüklerin yanında sus”, “kızmak ayıp”, “sessiz ol”, “terbiye” gibi kalıplar; duyguyu ifade etmeyi değil bastırmayı öğretir. Sonra yetişkinlikte kişi, sınır koymayı değil idare etmeyi bilir. Kendine güven ve iletişim becerisi eksikliği de önemli bir faktördür. Ne diyeceğini bilememek, yanlış anlaşılma korkusu, “konuşursam çirkinleşir” düşüncesi, susmayı kolaylaştırır. Bir diğer kök, kontrol ihtiyacıdır. Tartışma belirsizlik oluşturur. Belirsizliğe tahammülü düşük olan kişiler, belirsizlik çıkmasın diye konuşmayı erteler.
Susmak hemen işe yarar. Tartışma çıkmaz, ortam bozulmaz, karşı taraf sakin kalır. Bu yüzden beynin ödül sistemi susmayı pekiştirir: “Bak sustun ve sorun çıkmadı.” Ama uzun vadede üç tip sorun büyür.
Birincisi, içeride kayıt tutma başlar. Söylenmeyen her şey bir “borç” gibi birikir. Kişi dışarıda normal davranır, içeride “bunu da yazdım” der. Bu ilişkiyi sessizce kemirir. İkincisi, özsaygı zedelenir. “Yine sustum” hissi, kişinin kendine güvenini düşürür. Bu da daha fazla susmaya yol açar. Üçüncüsü, duygu biçim değiştirir. Bastırılan şey çoğu zaman soğukluk, mesafe, pasif agresif davranışlar, ani patlamalar ya da tükenmişlik olarak geri döner.
Burada kritik ayrım şu: Sakinlik bir seçimdir, kaçınma ise zorunluluk gibi yaşanır. Sakinlikte kişi isterse konuşabilir. Uygun zamanı seçer, tonu ayarlar, ihtiyacını net söyler. Kaçınmada ise kişi konuşmak ister ama dili dönmez. Sonra da kendine kızar. Bu farkı yakalarsan, sorunun karakterin değil, beceri ve güvenlik algın olduğunu görürsün. Bu iyi haber. Çünkü öğrenilebilir.
Zihinde kelime değişince bedenin tepkisi de değişir. Amaç kavga etmek değil, netleşmektir. Kendine “konuşmazsam büyüyecek” hatırlatmasını yap.
Küçük bir rahatsızlık, küçük bir cümle ister. Büyütürsen büyük bir konuşma gerekir. Şu cümle, birçok şeyi çözer: “Bunu içimde tutmak istemiyorum, küçük bir şey ama netleşmek istiyorum.”
“Sen hep böylesin” yerine: “Dün toplantıda sözüm kesilince gerildim. Çünkü katkımın görülmesi benim için önemli. Bir dahaki sefere bitirmeme izin verir misin?” Bu yapı savunmayı azaltır, mesajı netleştirir.
Hayır demek, karşı tarafı reddetmek değildir. Kendi kapasiteni korumaktır. Şu kalıplar iş görür:
“Bunu yapmak isterdim ama şu an alamam.”
“Şu kısmını yapabilirim, tamamını yapamam.”
“Buna evet dersem başka bir şeye hayır demem gerekecek.”
Çatışma anında kalp hızlanır, ses titrer, zihin donar. Bu durumda konuşma kalitesi düşer. Kısa bir duraklama hakkın var: “Şu an biraz gerildim, iki dakika düşünüp net söylemek istiyorum.” Bu kaçınma değil, regülasyondur.
Sustukça karşı tarafın değişmesini beklemek çoğu zaman gerçekçi değildir. İnsanlar, dile getirilmeyen sınırı bilmez. Susmak bazen “onay” gibi algılanır. Bu nedenle, konuşmayı öğrenmek yalnızca ilişkiyi değil, kendi hayatının kontrolünü de geri verir.
Çatışmadan kaçınmak, kısa vadede huzur gibi gelir. Uzun vadede ise huzuru dağıtabilir. Daha iyi yol, çatışmayı “kavga” değil “temas” olarak görmektir. Netleşmek, incitmek değildir. Sınır koymak, sevmemek değildir. Konuşmak, sorun çıkarmak değildir.
Çatışma Neden Bu Kadar Zor Gelir?
Neden Susuyoruz? En Yaygın Kökler
Susmanın Kısa Vadeli Faydası, Uzun Vadeli Zararı
Çatışmadan Kaçınma mı, Sağlıklı Sakinlik mi?
Daha Sağlıklı Konuşmaya Geçmek: Pratik Yollar
1) “Tartışma” Kelimesini “Netleşme'ye" Çevir
2) Küçükken Konuş
3) Somut Olay + Duygu + İhtiyaç + Talep Formülü Kullan
4) Sınır Koymayı Öğren: Hayır Demek İlişkiyi Bitirmez
5) Beden Tepkini Yönet
Zor Ama Gerekli Gerçek
Sonuç: Huzur Susarak Değil, Konuşarak Kurulur
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.