
ORCID ID
0000-0003-3642-5636
1962 yılında ABD Başkanı John F. Kennedy İsrail Dışişleri Bakanı Golda Meir’e, ABD ile İsrail arasında Orta Doğu’da özel bir ilişki olduğunu belirtmiştir. On beş yıl sonra ABD Başkanı Jimmy Carter da benzer yöndeki ifadeleri açık bir biçimde kullanmıştır. Kennedy ve Carter tarafından yapılan bu “özel ilişki” nitelendirmesi, zamanla uluslararası kamuoyu tarafından kabul gören bir değerlendirme halini almıştır (Bar-Siman-Tov 1998: 231).Özel ilişki söylemi, alışılmış ittifak kalıplarının ötesinde süreklilik gösteren, kurumsallaşmış ve çok yönlü bir ortaklık biçimini ifade etmektedir. ABD-İsrail arasında stratejik, askerî, siyasî ve ekonomik alanlarda derin iş birliğini kapsayan bu ilişkinin temelleri 1950’lerin sonlarında atılmış, 1967 Savaşı, 1973 Savaşı ve 1979 Mısır-İsrail Anlaşması ile daha da güçlenmiştir (Reut Institute, 2008). Taraflar arasında özel bir ilişkinin tesisinde; duygusal yakınlık, stratejik ortaklık ve iç politik dinamikler olmak üzere üç temel unsurun öne çıktığı söylenebilir.Duygusal yakınlık, ABD-İsrail ilişkilerinin dini ve kültürel temeller üzerinden şekillenen boyutunu temsil etmektedir. İsrail, ABD’nin kolektif zihninde her zaman özel bir yer tutmuştur. 1630’da Massachusetts Körfezi’ne ulaşan Püritenler, kendilerini “Tanrı’nın Amerikan İsrail’inin vatandaşları” olarak tanımlamışlardır. Püriten atalarının bu ifadesini, yaklaşık iki yüzyıl sonra Herman Melville, “Biz Amerikalılar zamanımızın İsrail’i, ayrıcalıklı ve seçilmiş bir halkız” şeklinde ilk romanlarından birinde güncellemiştir. 20. yüzyıla gelindiğinde ise, izolasyonistlerin muhalefetine rağmen pek çok Amerikalı bilhassa dini gerekçelerle siyonizm fikrine ve İsrail’e sempati beslemiştir【1】 (Little, 2008: 78-79). İsrail’e ve Yahudi halkına karşı hissedilen duygusal yakınlığın kültürel boyutu ise, taraflar arasında paylaşıldığı iddia edilen normatif değerlerdir. Bu değer temelli özdeşleşme, ABD başkanlarının söylemlerinde açıkça görülmektedir (Johnson, 1968; Reagan, 1981; Bush, 2008; Obama, 2008; Spetalnick & Mason vd., 2023).ABD-İsrail özel ilişkisinde etkili olan ikinci unsur, ortak stratejik çıkarlardır. Bu ilişki biçiminden memnuniyet duyanlar, ortak tehdit algılamalarının ilişkilerin kurulmasında ve sürdürülmesinde esas belirleyici olduğunu savunmaktadırlar (Bar-Simon-Tov, 1998: 231-262; Pollock & Eisenstadt, 2021). Kennedy yönetiminin 1962’de İsrail’e HAWK füzelerini satışı, ABD’nin İsrail’i stratejik değer olarak görmeye başladığının ilk göstergesi olmuştur. İsrail’in stratejik önemi, ABD’nin 1967 Savaşı sonrasında benimsediği “niteliksel askerî üstünlük” doktriniyle belirgin biçimde artmış ve Başkan Johnson döneminde 1968’de Phantom jetlerinin satışıyla bu doktrin fiilen uygulamaya koyulmuştur (Bard & Pipes, 1997). 1980’lere gelindiğinde ise Reagan yönetimi, İsrail’i Sovyet yayılmacılığına karşı kilit bir ortak olarak tanımlamış ve bu dönemde imzalanan Stratejik İşbirliği Mutabakat Muhtırası ile taraflar, Sovyetler veya onun kontrolündeki güçlerin tehditlerine karşı birlikte hareket edeceklerini belirtmişlerdir (Bar-Simon-Tov, 1998: 252-253). Soğuk Savaş sonrasında ABD nazarında stratejik önemini muhafaza eden İsrail, özellikle 11 Eylül’le birlikte bu konumunu pekiştirmiştir. İsrail’e yönelik bu yaklaşım, ABD dış politikasında etkinliğini artıran yeni muhafazakârlar tarafından da desteklenmiştir. Yeni muhafazakârlar, 2002 yılında Bush’a hitaben yazdıkları açık mektupta ABD ve İsrail’in ortak düşmanlara karşı yürüttüğü savaşa dikkat çekmiş, İsrail’in Amerikan dış politikasındaki önemini teyit etmiştir (Mearsheimer & Walt, 2009, 72-74). Obama’dan Trump’a tüm yönetimler de İsrail’in stratejik önemini yinelemiş ve güvenliğine yönelik Amerikan taahhütlerini sürdürmüştür (Obama, 2014; Trump, 2019; The U.S. Embassy Jerusalem, 2022).Üçüncü unsur ise, ABD’nin iç politik dinamikleriyle ilintilidir. Özel ilişkiye eleştirel perspektiften yaklaşanlara göre, Amerikan Yahudi toplumunun seçimlerdeki etkisi (Little, 2008: 78), özellikle de İsrail lobisinin karar mekanizmalarındaki gücü (Mearsheimer & Walt, 2009), Washington’ın İsrail’i koşulsuz desteklemesine sebebiyet vermektedir. Yahudi seçmenlerin sayıca az olmalarına rağmen seçici kurulda güçlü eyaletlerde yoğunlaşmaları ve yüksek oy kullanma oranları, onları siyaseten etkili bir grup haline getirmiştir (Rynhold, 2022: 187). 1980 yılında Jimmy Carter’ın New York’taki Demokrat Parti ön seçimlerinde aldığı yenilgiyi, ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi’nin Kudüs’teki İsrail yerleşimlerini (gasp yerleşimleri’ni)【2】 kınayan BM Güvenlik Konseyi kararının lehinde oy kullanmasıyla ilişkilendirmesi, Yahudi seçmen tepkisinin seçimler üzerindeki etkisini gösteren önemli bir örnektir. Yine 2000 seçimlerinde Bush’un, ABD’nin İsrail’deki büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacağını açıklamak için salıncak eyaletlerden biri olan Kaliforniya’yı seçmesi, Yahudi oylarının seçimlerdeki belirleyiciliğini gösterir niteliktedir【3】 (Helmreich, 2001).Yahudi seçmenin siyasetteki etkisine, 1960’lı yıllardan itibaren Kongre ve Beyaz Saray üzerindeki nüfuzunu artıran İsrail lobisi de eklemlenmiştir (Mearsheimer & Walt, 2009; Findley, 1985). Eski Kongre üyesi Paul Findley, İsrail’in politikalarına eleştirel yaklaşan kişi ve kurumlara【4】 lobi tarafından uygulanan baskıyı, kendi tecrübelerinden de örneklerle 1985 yılında kaleme aldığı “They Dare to Speak Out: People and Institutions Confront Israel’s Lobby” isimli kitabında anlatmıştır. Bununla birlikte İsrail lobisinin ABD’nin dış politikası üzerindeki etkisi konusunda en öne çıkan isimler, kuşkusuz John J. Mearsheimer ve Stephen M. Walt’tur. Yazarlar, ABD’nin İsrail’e verdiği koşulsuz desteğin, yalnızca stratejik çıkarlar veya ortak değerlerle açıklanamayacağını, bunun arkasında etkili bir lobi yapılanmasının bulunduğunu savunmaktadır. Bazı ABD başkanları da son dönemlerinde veya görevleri sonrasında, İsrail lobisinin baskı gücünü ve etkisini kabul eden değerlendirmelerde bulunmuşlardır (Bush, 1991; Obama, 2020).Görüldüğü üzere ABD-İsrail özel ilişkisi, duygusal yakınlık, ortak stratejik çıkarlar ve iç politik dinamiklerin iç içe geçtiği, çok katmanlı ve süreklilik arz eden bir ortaklık yapısını temsil etmektedir. Dini-kültürel bağlarla temellenen bu ilişki, Soğuk Savaş döneminde stratejik öncelikler ve iç siyasal baskı unsurlarının etkisiyle pekişmiştir. Son dönemde ise özel ilişkinin sürdürülmesinde, İsrail yanlısı lobi gruplarının diğer faktörlere kıyasla daha belirgin bir rol oynadığı ileri sürülebilir. Gelinen aşamada İsrail’in, ABD dış politikasında bölgedeki diğer aktörlerden farklı ve ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğu aşikârdır. Hatta İsrail’in güvenlik önceliklerinin ve dış politika hedeflerinin bazı durumlarda ABD’nin bölgedeki çıkarlarının dahi önüne geçebildiği gözlemlenmektedir.
1962 yılında ABD Başkanı John F. Kennedy İsrail Dışişleri Bakanı Golda Meir’e, ABD ile İsrail arasında Orta Doğu’da özel bir ilişki olduğunu belirtmiştir. On beş yıl sonra ABD Başkanı Jimmy Carter da benzer yöndeki ifadeleri açık bir biçimde kullanmıştır. Kennedy ve Carter tarafından yapılan bu “özel ilişki” nitelendirmesi, zamanla uluslararası kamuoyu tarafından kabul gören bir değerlendirme halini almıştır (Bar-Siman-Tov 1998: 231).
Özel ilişki söylemi, alışılmış ittifak kalıplarının ötesinde süreklilik gösteren, kurumsallaşmış ve çok yönlü bir ortaklık biçimini ifade etmektedir. ABD-İsrail arasında stratejik, askerî, siyasî ve ekonomik alanlarda derin iş birliğini kapsayan bu ilişkinin temelleri 1950’lerin sonlarında atılmış, 1967 Savaşı, 1973 Savaşı ve 1979 Mısır-İsrail Anlaşması ile daha da güçlenmiştir (Reut Institute, 2008). Taraflar arasında özel bir ilişkinin tesisinde; duygusal yakınlık, stratejik ortaklık ve iç politik dinamikler olmak üzere üç temel unsurun öne çıktığı söylenebilir.
Duygusal yakınlık, ABD-İsrail ilişkilerinin dini ve kültürel temeller üzerinden şekillenen boyutunu temsil etmektedir. İsrail, ABD’nin kolektif zihninde her zaman özel bir yer tutmuştur. 1630’da Massachusetts Körfezi’ne ulaşan Püritenler, kendilerini “Tanrı’nın Amerikan İsrail’inin vatandaşları” olarak tanımlamışlardır. Püriten atalarının bu ifadesini, yaklaşık iki yüzyıl sonra Herman Melville, “Biz Amerikalılar zamanımızın İsrail’i, ayrıcalıklı ve seçilmiş bir halkız” şeklinde ilk romanlarından birinde güncellemiştir. 20. yüzyıla gelindiğinde ise, izolasyonistlerin muhalefetine rağmen pek çok Amerikalı bilhassa dini gerekçelerle siyonizm fikrine ve İsrail’e sempati beslemiştir【1】 (Little, 2008: 78-79). İsrail’e ve Yahudi halkına karşı hissedilen duygusal yakınlığın kültürel boyutu ise, taraflar arasında paylaşıldığı iddia edilen normatif değerlerdir. Bu değer temelli özdeşleşme, ABD başkanlarının söylemlerinde açıkça görülmektedir (Johnson, 1968; Reagan, 1981; Bush, 2008; Obama, 2008; Spetalnick & Mason vd., 2023).
ABD-İsrail özel ilişkisinde etkili olan ikinci unsur, ortak stratejik çıkarlardır. Bu ilişki biçiminden memnuniyet duyanlar, ortak tehdit algılamalarının ilişkilerin kurulmasında ve sürdürülmesinde esas belirleyici olduğunu savunmaktadırlar (Bar-Simon-Tov, 1998: 231-262; Pollock & Eisenstadt, 2021). Kennedy yönetiminin 1962’de İsrail’e HAWK füzelerini satışı, ABD’nin İsrail’i stratejik değer olarak görmeye başladığının ilk göstergesi olmuştur. İsrail’in stratejik önemi, ABD’nin 1967 Savaşı sonrasında benimsediği “niteliksel askerî üstünlük” doktriniyle belirgin biçimde artmış ve Başkan Johnson döneminde 1968’de Phantom jetlerinin satışıyla bu doktrin fiilen uygulamaya koyulmuştur (Bard & Pipes, 1997). 1980’lere gelindiğinde ise Reagan yönetimi, İsrail’i Sovyet yayılmacılığına karşı kilit bir ortak olarak tanımlamış ve bu dönemde imzalanan Stratejik İşbirliği Mutabakat Muhtırası ile taraflar, Sovyetler veya onun kontrolündeki güçlerin tehditlerine karşı birlikte hareket edeceklerini belirtmişlerdir (Bar-Simon-Tov, 1998: 252-253). Soğuk Savaş sonrasında ABD nazarında stratejik önemini muhafaza eden İsrail, özellikle 11 Eylül’le birlikte bu konumunu pekiştirmiştir. İsrail’e yönelik bu yaklaşım, ABD dış politikasında etkinliğini artıran yeni muhafazakârlar tarafından da desteklenmiştir. Yeni muhafazakârlar, 2002 yılında Bush’a hitaben yazdıkları açık mektupta ABD ve İsrail’in ortak düşmanlara karşı yürüttüğü savaşa dikkat çekmiş, İsrail’in Amerikan dış politikasındaki önemini teyit etmiştir (Mearsheimer & Walt, 2009, 72-74). Obama’dan Trump’a tüm yönetimler de İsrail’in stratejik önemini yinelemiş ve güvenliğine yönelik Amerikan taahhütlerini sürdürmüştür (Obama, 2014; Trump, 2019; The U.S. Embassy Jerusalem, 2022).
Üçüncü unsur ise, ABD’nin iç politik dinamikleriyle ilintilidir. Özel ilişkiye eleştirel perspektiften yaklaşanlara göre, Amerikan Yahudi toplumunun seçimlerdeki etkisi (Little, 2008: 78), özellikle de İsrail lobisinin karar mekanizmalarındaki gücü (Mearsheimer & Walt, 2009), Washington’ın İsrail’i koşulsuz desteklemesine sebebiyet vermektedir. Yahudi seçmenlerin sayıca az olmalarına rağmen seçici kurulda güçlü eyaletlerde yoğunlaşmaları ve yüksek oy kullanma oranları, onları siyaseten etkili bir grup haline getirmiştir (Rynhold, 2022: 187). 1980 yılında Jimmy Carter’ın New York’taki Demokrat Parti ön seçimlerinde aldığı yenilgiyi, ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi’nin Kudüs’teki İsrail yerleşimlerini (gasp yerleşimleri’ni)【2】 kınayan BM Güvenlik Konseyi kararının lehinde oy kullanmasıyla ilişkilendirmesi, Yahudi seçmen tepkisinin seçimler üzerindeki etkisini gösteren önemli bir örnektir. Yine 2000 seçimlerinde Bush’un, ABD’nin İsrail’deki büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacağını açıklamak için salıncak eyaletlerden biri olan Kaliforniya’yı seçmesi, Yahudi oylarının seçimlerdeki belirleyiciliğini gösterir niteliktedir【3】 (Helmreich, 2001).
Yahudi seçmenin siyasetteki etkisine, 1960’lı yıllardan itibaren Kongre ve Beyaz Saray üzerindeki nüfuzunu artıran İsrail lobisi de eklemlenmiştir (Mearsheimer & Walt, 2009; Findley, 1985). Eski Kongre üyesi Paul Findley, İsrail’in politikalarına eleştirel yaklaşan kişi ve kurumlara【4】 lobi tarafından uygulanan baskıyı, kendi tecrübelerinden de örneklerle 1985 yılında kaleme aldığı “They Dare to Speak Out: People and Institutions Confront Israel’s Lobby” isimli kitabında anlatmıştır. Bununla birlikte İsrail lobisinin ABD’nin dış politikası üzerindeki etkisi konusunda en öne çıkan isimler, kuşkusuz John J. Mearsheimer ve Stephen M. Walt’tur. Yazarlar, ABD’nin İsrail’e verdiği koşulsuz desteğin, yalnızca stratejik çıkarlar veya ortak değerlerle açıklanamayacağını, bunun arkasında etkili bir lobi yapılanmasının bulunduğunu savunmaktadır. Bazı ABD başkanları da son dönemlerinde veya görevleri sonrasında, İsrail lobisinin baskı gücünü ve etkisini kabul eden değerlendirmelerde bulunmuşlardır (Bush, 1991; Obama, 2020).
Görüldüğü üzere ABD-İsrail özel ilişkisi, duygusal yakınlık, ortak stratejik çıkarlar ve iç politik dinamiklerin iç içe geçtiği, çok katmanlı ve süreklilik arz eden bir ortaklık yapısını temsil etmektedir. Dini-kültürel bağlarla temellenen bu ilişki, Soğuk Savaş döneminde stratejik öncelikler ve iç siyasal baskı unsurlarının etkisiyle pekişmiştir. Son dönemde ise özel ilişkinin sürdürülmesinde, İsrail yanlısı lobi gruplarının diğer faktörlere kıyasla daha belirgin bir rol oynadığı ileri sürülebilir. Gelinen aşamada İsrail’in, ABD dış politikasında bölgedeki diğer aktörlerden farklı ve ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğu aşikârdır. Hatta İsrail’in güvenlik önceliklerinin ve dış politika hedeflerinin bazı durumlarda ABD’nin bölgedeki çıkarlarının dahi önüne geçebildiği gözlemlenmektedir.
Bar-Siman-Tov, Yaacov (1998). “The United States and Israel Since 1948: A “Special Relationship”?”. Diplomatic History, 22 (2), 231-262.
Bard, Mitchell & Daniel, Pipes (1997). “How Special Is the U.S.-Israel Relationship?”. Middle East Quarterly. Erişim Tarihi: 11.07.2025, https://www.meforum.org/middle-east-quarterly/how-special-is-the-us-israel-relationship.
Bush, George (1991). The President’s News Conference, Erişim Tarihi: 01.07.2025 https://www.presidency.ucsb.edu/documents/the-presidents-news-conference-16.
Bush, George W. (2008). President Bush Adresses Members of the Knesset, Erişim Tarihi: 01.07.2025 https://georgewbush-whitehouse.archives.gov/news/releases/2008/05/20080515-1.html.
Findley, Paul (1985). They Dare to Speak Out: People and Institutions Confront Israel’s Lobby, U.S.A.: Lawrence Hill.
Helmreich, Jeffrey S. (2001). “The Israel Swing Factor: How The American Jewish Vote Influences U.S. Elections”. Jerusalem Center for Security and Foreign Affairs, 446. Erişim Tarihi: 12.07.2025, https://www.policyarchive.org/handle/10207/18018.
Johnson, Lyndon (1968). “Remarks at the 125th Anniversary Meeting of B’nai B’rith”. The American Presidency Project. Erişim Tarihi: 01.07.2025, https://www.presidency.ucsb.edu/documents/remarks-the-125th-anniversary-meeting-bnai-brith.
Little, Douglas (2008). American Orientalism: The United States and The Middle East Since 1945, Third Edition. U.S.A: The University of North Carolina Press.
Mearsheimer, John J. & Walt, Stephen (2009). İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası, çev.: Hasan Kösebalaban. İstanbul: Küre yayınları.
Obama, Barack (2008). Transcript: Obama’s Speech at AIPAC, NPR, Erişim Tarihi: 01.07.2025. https://www.npr.org/2008/06/04/91150432/transcript-obamas-speech-at-aipac
Obama, Barack (2014). Statement on Signing the United States-Israel Strategic Partnership Act of 2014, Erişim Tarihi: 01.07.2025 https://www.presidency.ucsb.edu/documents/statement-signing-the-united-states-israel-strategic-partnership-act-2014?utm_
Obama, Barack (2020). A Promised Land. U.S.A.: Crown.
Pollock, David & Eisenstadt, Michael (2021). “The New Strategic Context for The U.S.-Israel Partnership”. Jewish Policy Center. Erişim Tarihi: 11.07.2025, https://www.jewishpolicycenter.org/2021/07/07/the-new-strategic-context-for-the-u-s-israel-partnership/.
Reagan, Ronald (1981). “Remarks at The Welcoming Ceremony for Prime Minister Menahem Begin of Israel”. National Archives. Erişim Tarihi: 01.07.2025, https://www.reaganlibrary.gov/archives/speech/remarks-welcoming-ceremony-prime-minister-menahem-begin-israel?utm_source.
Reut Institute (2008). The Israeli - US ‘Special Relationship.’ Erişim Tarihi: 11.07.2025, http://www.jstor.org/stable/resrep10528.
Rynhold, Jonathan (2022). “The Special Relationship Between The United States And Israel”. Guy Ben-Porat vd. (Ed.). Routledge Handbook on Contemporary Israel (s. 183-196). New York: Routledge.
Spetalnick, Matt; Mason, Jeff; Holland, Steve & Zengerle, Patricia (2023). “I am a Zionist: How Joe Biden’s Lifelong Bond with Israel Shapes War Policy”. Reuters. Erişim Tarihi: 01.07.2025, https://www.reuters.com/world/us/i-am-zionist-how-joe-bidens-lifelong-bond-with-israel-shapes-war-policy-2023-10-21/.
The U.S. Embassy Jerussalem (2022). The Jerusalem US-Israel Stategic Partnership Joint Declaration. Erişim Tarihi: 01.07.2025, https://il.usembassy.gov/the-jerusalem-u-s-israel-strategic-partnership-joint-declaration/.
Trump, Donald J. [@realDonaldTrump]. (21 Mart 2019). After 52 years it is time for the United States to fully recognize Israel’s… X, https://x.com/realdonaldtrump/status/1108772952814899200?s=48&t=y-CWf5bbVoW-QCMbVB52Eog.
[1]
Ayrıca bkz. Filistin Araştırma Fonu
[2]
Ayrıca bkz. Gaspçı Sömürgecilik
[3]
Bkz. AIPAC; Amerikan Yahudi Örgütleri (İsrail’i Koşulsuz Destekleyenler)
[4]
Bkz. Amerikan Yahudi Örgütleri (İsrail’e Eleştirel Yaklaşanlar); Chomsky, Noam; Filistin Destekçisi Çevrim İçi Topluluklar-Platformlar; Finkelstein, Norman G.; Garaudy, Roger; Pappe, Ilan; Yeni Tarihçiler
| apa | Yavuz, Ö. (2026). ABD-İsrail Özel İlişkisi. H. Y. Başdemir & M. Uçar (Ed.), Filistin Sözlüğü. (ss. 69-72) Anadolu Ajansı - AA Kitap. |
|---|---|
| isnad | Yavuz, Özge. “ABD-İsrail Özel İlişkisi”. Filistin Sözlüğü. ed. Hasan Yücel Başdemir - Metin Uçar. 69-72. Ankara: Anadolu Ajansı - AA Kitap, 2026. |
Filistin Sözlüğü AA Kitap ve Filistin Akademik Düşünce Platformu tarafından hazırlanmıştır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"ABD-İsrail Özel İlişkisi" maddesi için tartışma başlatın