Birçok öğrenci şu cümleyi kurmuştur: “Zaten son gece daha iyi çalışıyorum.” Gerçekten öyle mi? Yoksa bu, ertelemenin akıllıca paketlenmiş bir versiyonu mu? Ders çalışmayı son geceye bırakma eğilimi, yüzeyde zaman yönetimi sorunu gibi görünür. Oysa çoğu zaman altında kaygı, mükemmeliyetçilik, başarısızlık korkusu ve kısa vadeli rahatlama arayışı vardır.
Erteleme, kısa vadede rahatlatır. Çalışmaya başlamadığın sürece başarısızlıkla yüzleşmezsin. “Henüz denemedim” düşüncesi, “yapamadım” düşüncesinden daha az tehdit edicidir. Beyin bu rahatlamayı ödül olarak kaydeder. Son gece çalışıldığında ise adrenalin yükselir. Zaman baskısı odaklanmayı artırır gibi hissedilir. Bu durum, “Ben baskı altında daha iyiyim” inancını güçlendirir. Oysa çoğu zaman olan şudur: Panik, geçici bir yoğunluk sağlar; ama öğrenme kalitesi düşer. Davranışın sürmesinin temel nedeni budur: kısa vadeli rahatlama, uzun vadeli zarardan daha güçlü hissedilir.
Bu eğilimi sadece “disiplinsizlik” olarak görmek yüzeysel olur. Altta genellikle şu dinamikler vardır:
“Ya mükemmel yapamazsam?” düşüncesi, başlamayı zorlaştırır. Kişi yüksek standart koyar, ama o standart gözünde büyüdükçe harekete geçmek zorlaşır.
Başlamamak, performansı test etmemek demektir. Böylece kişi kendi kapasitesiyle yüzleşmez.
Ne kadar çalışılacağı, nereden başlanacağı net değilse beyin görevi tehdit olarak algılar.
Dersin sıkıcı, zor veya kaygı verici olması; kişiyi ekran, sosyal medya veya başka uyaranlara iter.
İnsan beyni gelecekteki yükü küçümser. “Nasıl olsa yaparım” düşüncesi, gerçek süreyi hesaba katmaz.
Kısa vadede not kurtarabilir. Uzun vadede şu sonuçlar görülür:
En kritik nokta şu: Sürekli son gece çalışmak, öğrenme değil kriz yönetimi alışkanlığı kazandırır.
Zaman baskısı dikkati daraltır. Bu bazı kişilerde kısa süreli yoğunluk sağlar. Fakat nörobilim araştırmaları, yüksek stresin karmaşık öğrenmeyi ve uzun süreli hafızayı olumsuz etkilediğini gösterir. Yani baskı, performansı her zaman artırmaz. Özellikle analitik düşünme ve kavramsal öğrenmede stres belirli bir eşiği geçtiğinde performans düşer.
Sert gerçek şu: Motivasyon beklemek işe yaramaz. Başlamak, motivasyonu üretir.
“Bütün konuyu bitireceğim” yerine:
“20 dakika sadece şu başlığa bakacağım.”
Beyin küçük hedefleri tehdit olarak görmez.
Aynı masa, aynı saat, aynı küçük hazırlık. Rutin, karar yükünü azaltır.
25 dakika çalışma, 5 dakika ara gibi net bloklar belirlemek zihinsel eşiği düşürür.
İlk turda mükemmel öğrenme hedefleme. İlk amaç teması kurmak olsun. Detay ikinci turda gelir.
Çalıştığın konuları işaretle. Beyin ilerleme gördükçe devam etmek ister.
Telefonu başka odaya koymak, bildirimleri kapatmak gibi basit müdahaleler odaklanmayı ciddi biçimde artırır.
Eğer sürekli erteleme varsa şu soruyu sor:
“Ben dersten mi kaçıyorum, yoksa o dersle ilgili hissettiğim duygudan mı?”
Bazen konu zor değildir; zor olan kendine dair inançtır. “Yapamayacağım”, “yetişmeyecek”, “zaten geç kaldım” gibi düşünceler davranışı belirler.
Bu noktada kendine daha net bir iç ses gerekir:
“Geç başlamak kötü, ama hiç başlamamak daha kötü.”
Erteleme kronikleşmişse, günlük hayatın birçok alanına yayılmışsa, yoğun kaygı, dikkat dağınıklığı veya motivasyon düşüklüğü eşlik ediyorsa profesyonel destek faydalı olabilir. Özellikle dikkat eksikliği, depresyon veya yüksek kaygı durumlarında bu davranış daha dirençli olabilir.
Ders çalışmayı son geceye bırakmak çoğu zaman tembellik değil, kaygıyı erteleme stratejisidir. Fakat bu strateji uzun vadede bedel ödetir. Döngüyü kırmak için büyük motivasyonlara değil, küçük ve net başlangıçlara ihtiyaç vardır.
Bu Davranış Neden Tekrar Eder?
Gerçek Sebep Tembellik Değil
1) Mükemmeliyetçilik
2) Başarısızlık Korkusu
3) Görevin Belirsizliği
4) Duygusal Kaçınma
5) Zaman Algısı Hatası
Son Gece Çalışmanın Bedeli
“Baskı Altında Daha İyiyim” İnancı Ne Kadar Doğru?
Bu Döngü Nasıl Kırılır?
1) Görevi Parçala
2) Başlama Ritüeli Oluştur
3) Zaman Blokları Kullan
4) Kusurlu Başla
5) Görünür İlerleme Oluştur
6) Çevresel Engelleri Azalt
Duygusal Tarafı Görmezden Gelme
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.