Bu madde henüz onaylanmamıştır.
Görevi kötüye kullanma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" kısmında, kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar bölümünde 257. madde kapsamında düzenlenmiştir. Bu suç tipi, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan kişilere karşı keyfi ve sert muamele, görevi ihmal ve genel görevi kötüye kullanma gibi dağınık düzenlemelerin tek bir madde altında birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel kanunda bu suç; genel, tali ve tamamlayıcı bir torba hüküm niteliği taşımaktadır. Madde metninde yer alan "kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında" ibaresi, bu suçun ikame bir hüküm olduğunu ve kamu görevlisinin eyleminin kanunda tanımlanmış daha özel nitelikli başka bir suçu oluşturmaması halinde uygulama alanı bulacağını göstermektedir. Ayrıca, maddenin ilk halinde üçüncü fıkra olarak düzenlenen ve uygulamada basit rüşvet fiillerini kapsayan hüküm, 6352 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılarak rüşvet suçunu düzenleyen madde kapsamına alınmış ve böylece normatif yapıdaki belirsizlikler giderilmiştir.
Görevi kötüye kullanma suçu ile korunan temel hukuki değer, kamu idaresinin işleyişi ve bu idareye karşı toplumun duyduğu güven ve inançtır. Kamu hizmetlerinin tarafsız, eşit, liyakatli ve kanuni sınırlar içerisinde yerine getirileceğine dair beklentinin korunması, hukuk devletinin devamlılığı açısından hayati önem taşımaktadır. Kamu görevlilerinin görevlerini icra ederken disiplin kurallarına ve hukuka bağlı kalmalarını sağlamak, idarenin itibarını zedeleyecek veya kişilere haksızlık teşkil edecek keyfi uygulamaların önüne geçmek bu düzenlemenin temel hedefleri arasındadır. Bu bağlamda, birincil olarak kamu idaresinin işleyiş düzeni ve güvenilirliği korunurken, ikincil olarak da kişilerin mağdur edilmemesi ve kamu maliyesinin zarara uğratılmaması amaçlanmaktadır.
Görevi kötüye kullanma suçu, faili bakımından özellik gösteren özgü bir suç olup yalnızca kamu görevlileri tarafından işlenebilmektedir. Türk Ceza Kanunu'nun 6. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca kamu görevlisi; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama, seçilme veya herhangi bir surette sürekli, süreli ya da geçici olarak katılan kişiyi ifade etmektedir. Mülga kanun döneminde var olan memur ve kamu hizmetlisi ayrımı kaldırılarak; istihdam biçimine bakılmaksızın kamu erkini kullanan ve kamusal bir faaliyeti icra eden herkes fail kapsamına dâhil edilmiştir. Suçun mağduru, kamu idaresine duyulan güvenin sarsılması bağlamında öncelikle tüm toplum ve devlettir. Bununla birlikte, kamu görevlisinin hukuka aykırı fiili neticesinde spesifik olarak bir zarara uğrayan veya mağdur olan gerçek ya da tüzel kişiler de suçun özel mağduru konumundadır.
Fiil unsuru bakımından görevi kötüye kullanma suçu, icrai veya ihmali hareketlerle işlenebilen seçimlik hareketli bir yapıya sahiptir.
Her iki durumda da failin fiilinin bizzat kendi görev ve yetki alanına giren bir hususla ilgili olması şarttır; hukuken sahip olunmayan bir yetkinin kötüye kullanılmasından söz edilemez.
Mülga ceza kanunu döneminde bir tehlike suçu olarak düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile birlikte bir zarar suçuna dönüştürülmüştür. Kamu görevlisinin salt görevinin gereklerine aykırı davranması veya ihmalde bulunması suçun oluşumu için yeterli görülmemiş; fiilin mutlaka kişilerin mağduriyetine, kamunun zararına veya kişilere haksız bir menfaat sağlanmasına neden olması şart koşulmuştur. 6086 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle metinde yer alan "kazanç" ibaresi "menfaat" olarak değiştirilerek faillerin kişilere sadece ekonomik değil, aynı zamanda manevi ve gayri maddi yararlar sağlaması ihtimali de suç kapsamına alınmıştır. Kişilerin mağduriyeti kavramı salt ekonomik kayıpları değil, bireylerin sosyal, siyasi ve medeni haklarının ihlalini de kapsamaktadır. Kamunun zararı ise 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ilkeleri ışığında, kamu kaynağında artışa engel olunması veya eksilmeye sebebiyet verilmesi gibi nesnel ve ekonomik kriterlerle saptanmaktadır.
Bu üç halin (mağduriyet, zarar, haksız menfaat) hukuki niteliği doktrin ve yargı kararlarında tartışmalara konu olmuştur. Bir kısım öğreti ve Yargıtay kararları bu hususları suçun maddi unsurlarından biri olarak savunurken; diğer bir yaklaşım bunları fiilin haksızlık içeriğine dâhil olmayan ancak failin cezalandırılabilmesi için gerçekleşmesi zorunlu olan "objektif cezalandırılabilme şartları" olarak kabul etmektedir. Maddenin gerekçesinde bu hususların objektif cezalandırılabilme şartı olduğu vurgulanarak, her idari kural ihlalinin cezai yaptırıma bağlanmaması ve ceza hukukunun son çare olma prensibinin korunması hedeflenmiştir.
Görevi kötüye kullanma suçu kasten işlenebilen suçlar arasında yer almaktadır; suçun taksirle işlenmesi hukuken mümkün değildir. Failin, görevli ve yetkili olduğu bir konuda eyleminin görevinin gereklerine aykırı olduğunu bilmesi ve bunu istemesi ceza sorumluluğu için yeterlidir. Kanun koyucu, failin fiili belirli bir saik ile işlemesini aramamıştır. Olası kast kurallarının da bu suç bağlamında uygulama alanı bulması mümkündür; ancak iş yoğunluğu, tecrübesizlik, yanlış bilme veya unutma gibi durumlarda, failde görevin gereklerine aykırı hareket etme iradesi yoksa kastın yokluğu nedeniyle suç oluşmayacaktır. Mağduriyet, kamu zararı veya haksız menfaat hususlarının objektif cezalandırılabilme şartı olarak kabul edildiği teorik çerçevede, failin kastının bu neticeleri kapsaması zorunlu görülmemekte; bu şartların objektif olarak gerçekleşmiş olması yeterli bulunmaktadır.
Suçun teşebbüs aşamasında kalıp kalamayacağı meselesi, zarara veya menfaate ilişkin şartların hukuki niteliği hakkındaki tartışmalara göre şekillenmektedir. Bu durumların suçun neticesi olarak kabul edildiği görüşe göre suça teşebbüs mümkündür. Buna karşılık, bu durumların objektif cezalandırılabilme şartı olduğu kabul edildiğinde, ilgili şartlar gerçekleşmediği sürece eylem yalnızca disiplin hukukunun konusunu oluşturur.
İştirak müessesesi açısından görevi kötüye kullanma suçu bir özgü suç olduğundan, kamu görevlisi sıfatını taşımayanların bu suça müşterek fail olarak katılmaları mümkün değildir. Kamu görevlisi olmayan üçüncü kişiler fiile ancak azmettiren veya yardım eden sıfatıyla iştirak edebilirler. Suçun birden fazla kamu görevlisi tarafından birlikte işlenmesi durumunda müşterek faillik kuralları uygulanır.
İçtima kuralları bağlamında bu suç, tali ve tamamlayıcı bir norm niteliği taşımaktadır. Eğer kamu görevlisinin fiili; zimmet, rüşvet, resmi belgede sahtecilik, irtikap veya kasten adam öldürme gibi daha ağır cezayı gerektiren özel bir suç tipini oluşturuyorsa, fail bu özel suçtan cezalandırılır. Aynı suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda aynı kişiye karşı veya doğrudan kamunun zararına olacak şekilde görevin birden fazla kez kötüye kullanılması durumunda ise zincirleme suç hükümleri uygulanarak faile tek bir ceza verilir ancak ceza belirli oranlarda artırılır.
Görevi kötüye kullanma suçunun faili olan kamu görevlilerinin soruşturulması, kural olarak 4483 sayılı Kanun hükümlerine tabi olup yetkili idari mercilerden soruşturma izni alınmasını gerektirmektedir. Ancak hakim, savcı, avukat, noter ve yükseköğretim personeli gibi kamu görevlileri için kendi özel mevzuatları uygulanır. Adliye ile ilgili işlerde ihmal ve gecikmesi görülen kamu görevlileri ve kolluk personeli hakkında doğrudan soruşturma yapılabilmesine olanak tanıyan özel istisnalar da bulunmaktadır.
Yaptırım boyutuyla, Türk Ceza Kanunu'nun 257. maddesi uyarınca:
Ayrıca mahkumiyetin kanuni bir sonucu olarak fail, hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılır ve sahip olduğu kamu görevini icra etmesi yasaklanır.
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Görevi Kötüye Kullanma Suçu" maddesi için tartışma başlatın
Suçla Korunan Hukuki Değer
Suçun Maddi Unsurları: Fail, Mağdur ve Fiil
Suçun Neticesi ve Objektif Cezalandırılabilme Şartı Tartışmaları
Suçun Manevi Unsuru
Suçun Özel Görünüş Şekilleri: Teşebbüs, İştirak ve İçtima
Soruşturma Usulü ve Yaptırımlar
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.