
Osman Hamdi Bey (30 Aralık 1842, İstanbul – 24 Şubat 1910, İstanbul), Osmanlı Devleti’nde müzecilik, arkeoloji ve güzel sanatlar alanlarında görev yapmış devlet adamı, arkeolog ve ressamdır. Müze-i Hümâyun (İstanbul Arkeoloji Müzeleri) müdürlüğü, Sanayii Nefise Mektebi’nin kuruluşu ve eski eserlerin korunmasına yönelik düzenlemelerle Osmanlı kültür kurumlarının oluşum sürecinde yer almıştır.
Osman Hamdi Bey, 30 Aralık 1842 tarihinde İstanbul’da doğdu. Babası, Osmanlı Devleti’nde askerî ve mülkî görevlerde bulunmuş, vezirlik rütbesine yükselmiş ve sadrazamlık makamına kadar ilerlemiş olan İbrâhim Edhem Paşa’dır. Edhem Paşa, Avrupa’da öğrenim görmüş devlet adamları arasında yer aldı; Berlin ve Viyana’da büyükelçilik görevlerinde bulundu ve farklı dönemlerde çeşitli nazırlıklar üstlendi.
Ailesi, Osman Hamdi Bey’in yetişmesinde belirleyici bir rol oynadı. Edhem Paşa, çocuklarının Batı kültürü çerçevesinde eğitim almalarına önem verdi; onları Avrupa’ya göndererek yabancı dil öğrenmelerini ve yüksek öğrenim görmelerini sağladı. Bu yaklaşım, Osman Hamdi Bey’in erken yaşta Avrupa’ya gönderilmesinin temel nedenini oluşturdu.
Osman Hamdi Bey, Halil Edhem (Eldem) ve İsmâil Galib’in ağabeyidir. Kardeşleri de bilim ve kültür alanında faaliyet gösterdi. Babası İbrahim Edhem Paşa, Avrupa’da eğitim görmüş devlet adamlarından biri olarak Abdülmecid, Abdülaziz ve Abdülhamid dönemlerinde çeşitli nazırlık görevlerinde bulunmuş, Berlin ve Viyana’da büyükelçilik yapmış ve sadrazamlık makamına kadar yükselmişti.【1】Bu ortam, Osman Hamdi Bey’in ilerleyen yıllarda hem sanat hem de müzecilik alanında üstleneceği görevlerin zeminini hazırladı.
Osman Hamdi Bey, 1857 yılında hukuk tahsili için Paris’e gönderildi. Yaklaşık on iki yıl süren Paris ikameti boyunca hukuk öğrenimini sürdürdü. Bu dönem, onun Avrupa’daki siyasal ve kültürel ortamı yakından tanıdığı bir süreçtir.
1858 yılında Sırbistan ve Viyana’ya seyahat ederek müzeler ve resim sergileri üzerine incelemelerde bulundu. Paris’te bulunduğu yıllarda arkeolojiye ilgi duymaya başladı.
Paris’te sanat çevreleriyle ilişki kurdu ve resim çalışmalarına yöneldi. Katıldığı sergilerin kataloglarında “Boulanger’nin öğrencisi” olarak tanıtıldı. Gustave Boulanger ile yakın bir ilişki içinde bulunduğu belgelenmiştir. Buna karşılık, Paris Güzel Sanatlar Okulu’na kaydolduğuna veya Jean-Léon Gérôme’un öğrencisi olduğuna dair kesin bir kayıt bulunmamaktadır.【2】 Gérôme’un aynı dönemde Paris sanat çevrelerindeki konumu dikkate alındığında, dolaylı bir etkileşimin mümkün olduğu değerlendirilmekle birlikte, doğrudan bir hoca-öğrenci ilişkisi belgelenmemiştir.
1865 Paris Salonu’nda Boulanger’nin yaptığı “Hamdi Bey Portresi” adlı tabloda model olarak yer aldı. Ertesi yıllarda kendi eserleriyle Salon sergilerine katıldı.
Paris’te bulunduğu süre içinde bir Fransız kadınla evlendi; bu evlilikten iki kızı dünyaya geldi. Evlilik daha sonra sona erdi. Osman Hamdi Bey, 1869 yılında İstanbul’a döndü.
Osman Hamdi Bey, 1869 yılında Paris’ten İstanbul’a döndükten sonra Bağdat Vilâyeti Umûr-ı Ecnebiyye Müdürlüğü görevine tayin edildi. Görevi, Bağdat Valisi Midhat Paşa’nın maiyetinde yürüttü.
Bağdat’ta yaklaşık iki yıl kaldı. Vilâyet Umûr-ı Ecnebiyye Müdürlüğü kapsamında yabancılarla ilgili idari işlerden sorumlu oldu.
Bağdat yıllarında resim çalışmalarını sürdürdü. Aynı zamanda vilâyette bulunan aydın çevrelerle temas kurdu. Ahmed Midhat Efendi, Hamdi Simavi Bey ve Köse Raif Paşa ile ilişkiler geliştirdi. Bağdat’ta sürgün olarak bulunan bir Hint mihracesi ve bölgedeki çeşitli topluluklarla temasları oldu.
Bağdat ve çevresindeki doğal ve kültürel ortam, sanatçı kimliği üzerinde etkili oldu. Çöl manzaraları, gün doğumu ve gün batımı sahneleri ile gece tasvirleri, sonraki anlatımlarında ve sanatsal hafızasında yer aldı. Bu döneme ilişkin bazı hatıraları, Alman yazar Rudolf Lindau tarafından Almanca yayımlanan bir eserde aktarılmıştır.【3】
Osman Hamdi Bey, 1871 yılında Bağdat’tan İstanbul’a döndü ve saray teşkilatında görev aldı. 1871–1881 yılları arasındaki dönem, farklı idarî görevler üstlendiği, diplomatik ve belediye hizmetlerinde bulunduğu, aynı zamanda resim çalışmalarını sürdürdüğü bir meslek evresini oluşturur.
İstanbul’a dönüşünün ardından sarayda Teşrifât-ı Hâriciyye müdür muavini olarak görevlendirildi. Yabancı devletlerle ilişkilerde protokol düzeninin yürütülmesinden sorumlu olan bu görev, onun Paris yıllarında edindiği dil bilgisi ve Avrupa kültürü tecrübesiyle bağlantılıdır.
1875 yılında Hariciye Umûr-ı Ecnebiyye kâtibi oldu. Bu görev, dış ilişkiler çerçevesinde yürütülen yazışma ve idarî işlemleri kapsıyordu. 1876’da Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi sonrasında bu görevinden alındı.
1873 yılında Viyana’da düzenlenen milletlerarası sergiye Osmanlı Devleti komiseri olarak tayin edildi.【4】 Bu görev, doğrudan padişah tarafından verildi. Sergi için Babıhümayun dışındaki III. Ahmed Çeşmesi biçiminde tasarlanan Türk pavyonu inşa edildi ve Osmanlı temsilinin organizasyonu yürütüldü.
Sergi kapsamında yayımlanan Usûl-i Mi‘mârî-i Osmânî adlı eserin hazırlanmasında rol aldı. Ayrıca Elbise-i Osmâniyye adlı yayının Fransızca nüshasının metnini kaleme aldı. Bu yayın, Osmanlı coğrafyasındaki kıyafet çeşitliliğini belgeleyen bir albüm niteliğindedir.
1876’daki siyasal değişim sonrasında Matbûât-ı Ecnebiyye müdürlüğüne getirildi. I. Meşrutiyet’in ilanı ve basın faaliyetlerinin yoğunlaştığı bir dönemde bu görevi yürüttü. Aynı dönemde Bulgaristan olaylarını yerinde incelemek üzere oluşturulan tahkik heyetine üye seçildi.
1877’de Beyoğlu Belediyesi Altıncı Dâire müdürlüğüne tayin edildi. 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın sonuna kadar bu görevde kaldı. Savaş sürecinde gönüllü bir birlik oluşturulması için girişimlerde bulundu ve asker olarak bu birliğe katıldı.【5】
Savaşın sona ermesinden sonra memuriyetten ayrıldı. 1879’dan itibaren resim çalışmalarına daha yoğun biçimde yöneldi. 1880 ve 1881 yıllarında İstanbul’da açılan sergilere katıldı. 1877’de Maarif Nezâreti’ne bağlı olarak kurulan müze komisyonunun sekiz üyesinden biri olarak görev aldı.
Bu süreçte edindiği idarî tecrübe, uluslararası çevrelerle kurduğu ilişkiler ve kültürel temsil konusundaki deneyimi, 1881 yılında Müze-i Hümâyûn müdürlüğüne atanmasıyla başlayacak kurumsal dönüşüm döneminin altyapısını oluşturdu.
Müze-i Hümâyûn müdürü Philipp Anton Dethier’in ölümü üzerine 1881 yılında müzenin müdürlüğüne tayin edildi.【6】
Müze, 19. yüzyıl ortalarından itibaren Aya İrini’de toplanmaya başlayan eski eser koleksiyonlarından doğmuştu. 1875’te koleksiyonlar Topkapı Sarayı bahçesindeki Çinili Köşk’e taşınmış ve “Müze-i Hümâyûn” adını almıştı. Bununla birlikte, koleksiyonlar henüz bilimsel tasnif ve teşhir esaslarına göre düzenlenmemişti. Yabancı müdürler döneminde müze, sistemli bir kurumsal kimlik kazanmamış; eserler düzenli bir envanter ve çağdaş müzecilik anlayışı çerçevesinde sınıflandırılmamıştı.
Osman Hamdi Bey, görevi devraldığında müzeyi bu yapısal sorunlarla karşı karşıya buldu. Müdür olarak atanmasıyla birlikte koleksiyonların bilimsel yöntemlerle düzenlenmesi, eserlerin korunması ve yeni kazılar yoluyla müzenin zenginleştirilmesi yönünde çalışmalara başladı. Aynı dönemde eski eserlerin korunmasına yönelik hukuki düzenlemeler hazırlanması sürecine de katıldı.
1881 yılında Müze-i Hümâyûn müdürlüğüne tayin edilen Osman Hamdi Bey, bu görevini yaklaşık otuz yıl sürdürmüş; bu süre içinde müzenin koleksiyonlarının düzenlenmesi, arkeolojik kazılar ve Asâr-ı Atîka mevzuatıyla ilgili çalışmalarda bulunmuştur.
Osman Hamdi Bey, öncelikle koleksiyonların bilimsel esaslara göre düzenlenmesine yöneldi. Eserlerin tasnifi, korunması ve sergilenmesi konusunda Avrupa müzecilik anlayışını dikkate alan bir sistem kurmaya çalıştı. Yabancı uzmanlardan yararlanarak katalog çalışmaları başlattı. Fransız arkeolog Salomon Reinach ile temas kurdu; daha sonra müzede görev alan A. Joubin ve Gustave Mendel gibi uzmanlar koleksiyonların kataloglarını hazırladı. Mendel’in 1912–1914 yıllarında yayımlanan üç ciltlik Yunan, Roma ve Bizans heykeltraşlığı kataloğu bu sürecin ürünüdür.【7】
Müze teşhirinde coğrafi ve kültürel sınıflandırmaya dayalı bir düzen benimsendi. Sümerlerden Yunan dünyasına uzanan İslamiyet öncesi dönem eserleri, imparatorluk coğrafyasının tarihsel sürecini gösterecek biçimde sergilendi.
1874 tarihli ilk Âsâr-ı Atîka Nizamnâmesi’nin ardından, 1884’te eski eserleri devlet malı sayan ve yurt dışına çıkarılmasını yasaklayan yeni nizamnâme yürürlüğe girdi. Bu düzenleme, kazılardan çıkan eserlerin müzeye kazandırılmasını hedefledi. Avrupalı arkeologlar arasında tepki uyandıran bu düzenleme, eski eser ihracını tamamen durduramasa da eserlerin önemli bir bölümünün İstanbul’da kalmasını sağladı.
1884 tarihli düzenleme ile Osmanlı Devleti, ülke sınırları içindeki arkeolojik mirası korumuş; 1906’daki değişiklikle bu alandaki yetki hukuki bir çerçeveye bağlanmıştır.
Sayda lahitlerinin Çinili Köşk’e sığmaması üzerine, mimar Alexandre Vallaury’nin planlarına göre klasik üslupta yeni bir müze binası inşa edildi. 1892’de açılan bu yapı “Lahitler Müzesi” olarak anıldı. Kısa süre içinde bu bina da yetersiz kaldı; 1899–1903 yılları arasında kuzey yönünde ikinci bir ek bina yapıldı. 1904–1907 yıllarında ise güney yönünde üçüncü bir ek bina tamamlandı. Böylece Çinili Köşk’ün karşısında, yaklaşık 190 metre uzunluğa ulaşan anıtsal bir müze kompleksi ortaya çıktı.
Çinili Köşk, zamanla İslam eserlerine tahsis edildi; arkeolojik eserler yeni binada toplandı. 1908 sonrasında İslam ve Osmanlı eserleri için ayrı bir müze düzenlemesi gerçekleştirildi.
Müze-i Hümâyûn müdürlüğü döneminde Nemrut, Myrina, Kyme, Lagina, Alabanda, Tralles ve Sayda’da kazılar gerçekleştirilmiş; özellikle 1887–1888 Sayda kazısı doğrudan Osman Hamdi Bey’in idaresinde yürütülmüştür.
Nemrut Dağı, Osman Hamdi Bey’in Müze-i Hümâyûn müdürlüğü döneminde yürütülen erken tarihli arkeolojik araştırmalar arasında yer alır. 1883 yılında gerçekleştirilen bu çalışma, Osmanlı Devleti adına yürütülen sistemli kazı ve araştırma faaliyetlerinin ilk örneklerinden biri kabul edilir.
Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı’ndaki incelemelerde yer aldı. Bu araştırma, yabancı arkeologların Anadolu’daki faaliyetlerinin yoğunlaştığı bir dönemde Osmanlı Devleti’nin doğrudan katılımıyla gerçekleştirildi. Çalışma sonucunda elde edilen veriler bilimsel bir yayın hâline getirildi.
Nemrut Dağı araştırması, Osman Hamdi Bey’in arkeoloji alanındaki etkinliğinin başlangıç aşamalarından biri olarak değerlendirilir. Bu girişim, Müze-i Hümâyûn’un yalnızca eser toplayan bir kurum olma niteliğini aşarak kazı ve bilimsel araştırma yürüten bir merkez hâline gelmesi sürecinin parçasıdır.
Osman Hamdi Bey’in Müze-i Hümâyûn müdürlüğü döneminde Batı Anadolu’da yürütülen kazılar, müzenin koleksiyon yapısının genişlemesinde belirleyici rol oynadı. 1880’li yıllarda gerçekleştirilen bu çalışmalar, Osmanlı Devleti sınırları içinde sistemli biçimde yürütülen arkeolojik faaliyetler arasında yer alır.
Myrina ve Kyme, Aiolya bölgesinde yer alan nekropol alanlarıdır. Bu merkezlerde yapılan kazılarda mezar yapıları ve çeşitli arkeolojik buluntular ortaya çıkarıldı. Çalışmaların amacı, elde edilen eserlerin Müze-i Hümâyûn koleksiyonuna kazandırılması ve Batı Anadolu’daki antik yerleşimlerin belgelenmesiydi. Bu kazılar sonucunda çıkarılan eserler İstanbul’a nakledildi ve müze teşhirine dâhil edildi.
Lagina, Osman Hamdi Bey’in doğrudan sahada bulunduğu ve kazı faaliyetlerini yönettiği merkezlerden biridir. Aydın dolaylarında yürütülen araştırmalar kapsamında Milas yakınlarındaki Lagina’da kazılar gerçekleştirildi. Lagina kazıları, Batı Anadolu’daki kutsal alan ve mimari kalıntıların belgelenmesine katkı sağladı.
Alabanda ve Tralles kazıları, Osman Hamdi Bey’in denetiminde yürütülen diğer Batı Anadolu araştırmalarıdır. Tralles (Aydın) ve Alabanda’da yapılan çalışmalar sonucunda çeşitli mimari kalıntılar ve taş eserler ortaya çıkarıldı. Buluntular Müze-i Hümâyûn’a kazandırıldı.
Bu çalışmalar, 1884 tarihli Âsâr-ı Atîka Nizamnâmesi çerçevesinde eski eserlerin devlet mülkiyetinde toplanması ve İstanbul’da muhafaza edilmesi politikasına uygun biçimde yürütüldü. Elde edilen eserler, müzenin yeni inşa edilen binalarındaki teşhir düzenine dâhil edilerek kurumsal genişlemeye katkı sağladı.
Sayda kazısı, Osman Hamdi Bey’in Müze-i Hümâyûn müdürlüğü döneminde gerçekleştirdiği en önemli arkeolojik girişimlerden biridir. 1887 yılında Sayda civarında Ayâ bölgesinde Fenike krallarına ait bir yeraltı nekropolünün ortaya çıktığı haberinin alınması üzerine kazı çalışmaları başlatıldı.
Osman Hamdi Bey, müze görevlilerinden Dimosten Baltacı Bey ile birlikte kazıyı bizzat yönetti. Çalışmalar sırasında yeraltında bir nekropol alanı açığa çıkarıldı ve çok sayıda lahit gün yüzüne çıkarıldı. Bu buluntular arasında “İskender Lahdi” ve “Ağlayan Kadınlar Lahdi” olarak bilinen eserler yer aldı. Lahitlerin çıkarılması sırasında zarar görmemeleri için teknik düzenlemeler yapıldı; toprak altındaki yapıdan yüzeye çıkarma işlemleri dikkatle yürütüldü. Ardından eserlerin deniz yoluyla İstanbul’a nakli sağlandı.
Kazı sırasında bulunan Tabnit lahdinin üzerindeki Fenikece kitabe, Avrupa’daki bilim çevrelerine bildirildi. Kitabenin bir kopyası Ernest Renan’a gönderildi; tercümesi telgrafla Osman Hamdi Bey’e iletildi.【8】
Osman Hamdi Bey’in arkeoloji ve müzecilik alanındaki çalışmaları, kazı faaliyetleriyle sınırlı kalmadı; elde edilen buluntuların bilimsel yayınlarla duyurulmasına da önem verdi. Yayın faaliyetleri, Müze-i Hümâyûn’un uluslararası bilim çevreleriyle ilişkisini güçlendiren temel araçlardan biri oldu.
1883 yılında Y. Oskan ile birlikte Le Tumulus de Nemroud-Dagh adlı eseri yayımladı. Nemrut Dağı araştırmalarına dayanan bu çalışma, Osmanlı Devleti adına yürütülen arkeolojik incelemenin bilimsel raporu niteliğindedir.【9】
1889 yılında Les Ruines d’Arslan-Tasch adlı eser yayımlandı. Bu yayın, gerçekleştirilen kazı ve incelemelerin sonuçlarını Avrupa bilim dünyasına sunmayı amaçladı.
Sayda kazısının ardından, 1892 yılında Theodor Reinach ile birlikte hazırladığı Une Nécropole Royale de Sidon adlı kapsamlı eser yayımlandı. Fenike krallarına ait nekropolde bulunan lahitler ve diğer buluntular bu eserde ayrıntılı biçimde tanıtıldı. Eser, dönemin arkeoloji literatüründe yer aldı ve Sayda buluntularının uluslararası düzeyde tanınmasını sağladı.
Osman Hamdi Bey, yalnızca arkeolojik kazılara ilişkin yayınlar hazırlamakla kalmadı; Osmanlı sanatı ve mimarlığına dair çalışmaların hazırlanmasında da rol aldı. 1873 Viyana Sergisi dolayısıyla yayımlanan Usûl-i Mi‘mârî-i Osmânî adlı eserin hazırlanış sürecinde görev aldı.
Müze müdürlüğü döneminde yeni buluntular Avrupa akademilerine düzenli olarak bildirildi. Paris’teki Académie des Inscriptions et Belles-Lettres ile temas kurdu ve 1893 yılında bu kuruma muhabir üye seçildi. Müze bünyesinde “Archives Orientales” adıyla bir süreli yayın çıkarma girişimi oldu; ancak mali imkânsızlıklar nedeniyle bu proje sürdürülemedi.
Osman Hamdi Bey, arkeolog ve müzeci kimliklerinin yanı sıra ressamlığı ile de tanınır. Resimlerinde en sık görülen tür figürlü kompozisyonlardır. Portre, peyzaj, natürmort ve janr sahneleri de üretti. Kadın figürünü figüratif kompozisyonlarda sıklıkla kullanır.【10】 Kadını yalnızca portre olarak değil, gündelik yaşamın içinde ve erkekle eşit bir konumda betimledi. Erkek figürlerinde kendi fotoğraflarından yararlandı; aynı tablo içinde farklı kıyafet ve duruşlarla yer aldığı örnekler bulunmaktadır.
Osman Hamdi Bey’in resimleri oryantalist üslup içinde değerlendirilir; ancak Avrupa oryantalizminin Doğu’yu egzotik ve hayali imgelerle kurgulayan yaklaşımından ayrılır. Kompozisyonlarında Osmanlı mimarisini, Türk sanatını ve gündelik yaşamını betimledi. Çiniler, hat levhaları, kitabeler, türbe ve cami kapıları, lahitler, çinili ocaklar, rahleler, kandiller, buhurdanlıklar, silahlar, kumaşlar ve geleneksel kıyafetler resimlerinin temel unsurlarıdır.
Resimlerinde açık ve anlaşılır bir çevre düzeni, netlik ve yaygın bir ışık kullanımı görülür. Işık ve gölge formu belirlemek amacıyla kullanılmış; eşyanın kendi rengine bağlı kalınmıştır. Kompozisyonlarında mimariyi kimi zaman fon olarak kullanıp figürü ön plana çıkarmış, kimi zaman figürü mimari bütünlük içinde konumlandırmıştır.
Resimlerinde figürleri önceden fotoğrafladığı ve bu fotoğraflardan yararlandığı bilinmektedir.【11】 Aynı figürün farklı tablolar içinde benzer poz ve oranlarla kullanıldığı örnekler vardır. Mekânsal kurguda da farklı yapılara ait mimari unsurların bir araya getirildiği kompozisyonlar görülür.
Portreleri sayıca konulu resimlerinden fazladır. Çoğunlukla aile fertlerini ve çevresindeki kişileri resmetti. Yağlı boya tekniği hâkimdir; gençlik dönemine ait karakalem portreleri de bulunmaktadır. Bilinen tek natürmort çalışması “Beyaz Vazoda Çiçekler”dir.【12】
Eserleri yurt içi ve yurt dışındaki müze ve koleksiyonlarda yer alır. “Kaplumbağa Terbiyecisi”, “Camiden Çıkış”, “Yeşil Camide Kur’an Okuma”, “Halı Satıcısı”, “Âbıhayat Çeşmesi”, “Hamam”, “Türbe Kapısı Önünde Kadınlar”, “Şehzade Türbesinde Derviş” ve “Mimozalı Kadın” başlıca tabloları arasında sayılır.
Resim pratiği, müzecilik ve arkeoloji faaliyetleriyle paralel biçimde sürdü. Müze müdürlüğü görevine başladıktan sonra resme ayırdığı zaman azalsa da hayatının sonuna kadar üretmeye devam etti.
Osman Hamdi Bey’in resimleri, figürlü kompozisyonlar, portreler, iç mekân sahneleri ve mimari temalı düzenlemeler etrafında yoğunlaşır. Eserlerinde Osmanlı mimarisi, geleneksel el sanatları ürünleri ve figürlü anlatım birlikte yer alır.
Osman Hamdi Bey’in 1906 ve 1907 tarihlerinde gerçekleştirdiği ve asıl adı L’homme aux tortues (Kaplumbağalı Adam) olan eser, iç mekânda birkaç kaplumbağayı izleyen bir erkek figürü konu alır. 1906 tarihli versiyon 222 × 122 cm, 1907 tarihli versiyon 136 × 87 cm ölçülerindedir. İki kompozisyon arasındaki farklar sınırlıdır; kaplumbağa sayısı ve pencere önündeki testinin varlığı gibi ayrıntılar değişiklik gösterir.
Resimde, Bursa Yeşil Cami’nin üst katındaki bir odada, dökük sıvalı ve yer yer çinileri hasar görmüş bir iç mekânda, zemindeki yeşillikleri yiyen kaplumbağalara doğru hafifçe eğilmiş bir adam yer alır. Figür kırmızı, kenarları işlemeli bir entari giymiştir; başında renkli tülbentlerle sarılmış bir başlık, ayağında yemeni vardır. Sırtında küçük bir davul (nakkare veya kudüm), ellerinde ney bulunur; boynundan aşağı sarkan ahşap maşa biçimli parça müzik aleti olarak yorumlanmaktadır. Figür birçok Osman Hamdi tablosunda olduğu gibi sanatçının kendisini temsil etmektedir.
Eser üzerine yapılan değerlendirmelerde tablo, Osman Hamdi Bey’in kendisini bir eğitici olarak betimlediği alegorik bir kompozisyon şeklinde yorumlanmıştır. Bu yaklaşıma göre figür, elindeki ney ile öğretmeyi, boynundaki araç ile disiplin unsurunu temsil eder; kaplumbağalar ise eğitime dirençli, yavaş ve değişime kapalı öğrencileri simgeler.【13】
Halı Satıcısı, Osman Hamdi Bey’in 1888 tarihli yağlı boya eseridir. Tuval üzerine gerçekleştirilen çalışma günümüzde Berlin Devlet Müzesi’nde bulunmaktadır. Eser, geleneksel motiflerin ve Anadolu halı sanatının resim kompozisyonu içinde betimlendiği örneklerden biridir.
Kompozisyonda, bir halı satıcısı figürü ile birlikte iki ayrı halı tasviri dikkat çekmektedir. Duvarda asılı olan halının XIX. yüzyıla ait bir Anadolu Yörük halısı olduğu; satıcının elinde tuttuğu halının ise XIX. yüzyıla ait bir Kafkas halısı olduğu belirtilmektedir.【14】 Bu halılar yalnızca dekoratif unsur olarak değil, desen, motif ve renk özellikleriyle ayrıntılı biçimde işlenmiş kültürel nesneler olarak resmedilmiştir.
Duvarda asılı büyük halıda stilize hayvan motifleri öne çıkmaktadır. Bunun yanı sıra yaprak, çiçek ve gül motifleri kenar bordürlerde yer almaktadır. Sarı zemin üzerine tek sıra bordür düzeni içinde tekrar eden küçük kareler içerisinde stilize kuş motifleri bulunmaktadır. Bordürlerde küçük üçgenlerden oluşan zikzak sırası ve mavi renkli ince şeritler yer almaktadır. Motif ve renk düzeni, Anadolu halı sanatının karakteristik özelliklerini yansıtmaktadır.
Silah Taciri, diğer adıyla Seyf-i Katı (Keskin Kılıç), Osman Hamdi Bey’in 1908 tarihli eseridir. Günümüzde Ankara Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonu’nda bulunmaktadır.
Osman Hamdi Bey’in resimlerinde sıkça başvurduğu yöntem burada da görülür: figürler önceden fotoğraflanmış, gerekli pozlar verilmiş ve bu fotoğraflar kompozisyonun kurulmasında temel alınmıştır. Sanatçı kimi zaman kendi görüntüsünü farklı konumlarda tekrar ederek kullanmıştır.
Bu eserde figürlerin gerçek insan boyutuna yakın ölçülerde tasvir edilmesine karşın, izleyiciyle doğrudan göz teması kurulmaz. Figürler kendi iç dünyalarına dönük biçimde konumlandırılmıştır; izleyici kompozisyonun içine çekilmez, dışarıdan gözlemci konumunda bırakılır.【15】
Silah Taciri, tasarım ve ayrıntı tekrarlarıyla oluşturulmuş bir serinin iki farklı örneğinden biridir.
Şehzade Türbesinde Derviş, Osman Hamdi Bey’in 1908 tarihli eserlerinden biridir. Kompozisyon, Osmanlı mimarisine ait bir türbe iç mekânında yer alan tek figürlü bir sahne düzeni üzerine kuruludur. Eserde, türbe mekânı ayrıntılı biçimde betimlenmiştir.
Resimde yer alan figür, geleneksel kıyafetler içinde tasvir edilmiştir. Başındaki serpuş ve üzerindeki giysi, figürü derviş kimliğiyle tanımlayan unsurlar arasında değerlendirilmiştir. Osman Hamdi Bey’in başka bazı eserlerinde olduğu gibi, bu kompozisyonda da figürün sanatçının kendisini model aldığı bir tasvir olduğu kabul edilmektedir.
Şehzade Türbesinde Derviş, sanatçının 1900’lü yıllardaki üretimi içinde, mimari mekânı ve geleneksel kimlik unsurlarını merkezine alan kompozisyonlarından biri olarak değerlendirilir.
İki Müzisyen Kız, Osman Hamdi Bey’in 1880 tarihli yağlı boya eseridir. Tuval üzerine gerçekleştirilmiş olan tablo 58 × 39 cm ölçülerindedir ve günümüzde İstanbul Beyoğlu Pera Müzesi’nde bulunmaktadır.
Eserin mekânı, Bursa Yeşil Cami’nin namazgâh bölümüdür. Kompozisyonda iki genç kız geleneksel Türk müzik aletleri çalarken tasvir edilmiştir. Figürlerden biri oturarak def çalmakta, diğeri ayakta tambur icra etmektedir. Ayakta duran figür saçlarına mavi bir yemeni bağlamış; krem zemin üzerine altın sarısı desenli bir elbise ve aynı kumaştan şalvar giymiştir. Oturan figür ise altın sarısı yemeni ve mavi zemin üzerine altın şeritli üç etek giymektedir.
Eserde kadın figürleri dönemin giyim anlayışına uygun biçimde betimlenmiştir.
Osman Hamdi Bey, 1906 yılında Müze-i Hümâyun müdürlüğündeki yirmi beşinci hizmet yılını tamamlamıştır. Bu vesileyle yerli ve yabancı bilim çevreleri, üniversiteler ve resmî kurumlar tarafından tebrik edilmiştir. İstanbul basınında hakkında yazılar yayımlanmış; çeşitli devletler tarafından nişan ve payelerle onurlandırılmıştır. Alman İmparatoru II. Wilhelm kendisine Prusya saraylarındaki tabloları konu alan iki ciltlik bir eser göndermiştir. Avrupa ve Amerika basınında da çalışmalarına yer verilmiştir.
1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanınından sonra kendisine Maarif Nazırlığı teklif edilmiş, ancak bu görevi kabul etmeyerek müzecilik faaliyetlerine devam etmeyi tercih etmiştir.【16】Aynı yıllarda müze müdürlüğü, Sanayii Nefise Mektebi yöneticiliği ve çeşitli mali kurumlarda üstlendiği görevleri sürdürmüştür. Düyun-ı Umumiye’de Osmanlı alacaklıları vekilliği ile bazı banka ve kurumların idare meclislerindeki görevleri mali durumunun düzelmesini sağlamıştır.
1909 yılında gerçekleştirdiği Avrupa seyahati sırasında çeşitli merkezlerde törenlerle karşılanmış; Oxford Üniversitesi tarafından fahri doktorluk payesi verilmiştir.【17】
Osman Hamdi Bey, 24 Şubat 1910 tarihinde İstanbul Kuruçeşme’deki yalısında, kısa bir hastalığın ardından vefat etmiştir. Cenazesine devlet erkânı, yerli ve yabancı bilim insanları ile dostları katılmıştır. Vasiyeti gereğince Gebze Eskihisar’daki malikânesinin bahçesinde, köşkünün arkasındaki tepeye defnedilmiştir.【18】 Mezarı çam ve servi ağaçları arasında yer almakta; baş ve ayak ucunda Selçuklu tarzında iki mezar taşı bulunmaktadır.
[1]
Arif Müfit Mansel, “Osman Hamdi Bey,” BELLETEN 24, no. 94. (1960): syf 291, https://doi.org/10.37879/ttkbelleten.1262468
[2]
Edhem Eldem, Osman Hamdi Bey Sözlüğü, İstanbul: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2010. syf, 114, https://arhm.ktb.gov.tr/repo/uploads/Catalog/28062021145650-e424c8ba-862d-42b1-9904-46f007445a5c.pdf
[3]
Edhem Eldem, Osman Hamdi Bey Sözlüğü, İstanbul: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2010. syf, 39, https://arhm.ktb.gov.tr/repo/uploads/Catalog/28062021145650-e424c8ba-862d-42b1-9904-46f007445a5c.pdf
[4]
Arif Müfit Mansel, “Osman Hamdi Bey,” BELLETEN 24, no. 94. (1960): syf 292, https://doi.org/10.37879/ttkbelleten.1262468
[5]
A.e., syf 293-294.
[6]
Edhem Eldem, Osman Hamdi Bey Sözlüğü, İstanbul: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2010. syf, 44, https://arhm.ktb.gov.tr/repo/uploads/Catalog/28062021145650-e424c8ba-862d-42b1-9904-46f007445a5c.pdf
[7]
Arif Müfit Mansel, “Osman Hamdi Bey,” BELLETEN 24, no. 94. (1960): syf 297, https://doi.org/10.37879/ttkbelleten.1262468
[8]
Edhem Eldem, Osman Hamdi Bey Sözlüğü, İstanbul: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2010. syf 448-449, https://arhm.ktb.gov.tr/repo/uploads/Catalog/28062021145650-e424c8ba-862d-42b1-9904-46f007445a5c.pdf
[9]
A.e., syf 48
[10]
Aslı Tüybek, Ali Fuat Baysal, ve Ayşe Zehra Sayın. “Osman Hamdi Bey’in Resimlerinde Geleneksel İzler,” Konya Sanat Dergisi 4, (2021): syf 58, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2038292
[11]
Ankara Resim ve Heykel Müzesi, “Silah Taciri,” ARHM, Son erişim 23 Şubat 2026, https://arhm.ktb.gov.tr/artworks/detail/11/silah-taciri
[12]
Sibel Yıldız Kısacık, “OSMAN HAMDİ RESİMLERİNDE ETNOĞRAFİK KÜLTÜR VARLIKLARI,” Cappadocia Journal of History and Social Sciences 12, (2019): syf 263, Erişim Adresi
[13]
Shaw, Wendy M.K. Possessors and Possessed Museums, Archaeology, and the Visualization of History in the Late Ottoman Empire. İngiltere: University of California Press, 2003. Syf 124.
[14]
Aslı Tüybek, Ali Fuat Baysal, ve Ayşe Zehra Sayın. “Osman Hamdi Bey’in Resimlerinde Geleneksel İzler,” Konya Sanat Dergisi 4, (2021): syf 61-62, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2038292
[15]
Ankara Resim ve Heykel Müzesi, “Silah Taciri,” ARHM, Son erişim 23 Şubat 2026, https://arhm.ktb.gov.tr/artworks/detail/11/silah-taciri
[16]
Arif Müfit Mansel, “Osman Hamdi Bey,” BELLETEN 24, no. 94. (1960): syf 300, https://doi.org/10.37879/ttkbelleten.1262468
[17]
A.e., 301
[18]
Filiz Gündüz, "OSMAN HAMDİ BEY,” TDV İslâm Ansiklopedisi, Son erişim 23 Şubat 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/osman-hamdi-bey
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Osman Hamdi Bey" maddesi için tartışma başlatın
Doğumu ve Aile Kökeni
Paris Yılları (1857–1869)
Bağdat Görevi ve İlk İdari Deneyim (1869–1871)
İstanbul’da Bürokratik Görevler (1871–1881)
Müze-i Hümâyûn Müdürlüğüne Atanması (1881)
Müze-i Hümâyûn’un Kurumsal Dönüşümü
Koleksiyonların Bilimsel Düzenlenmesi
Eski Eser Politikası ve Hukuki Çerçeve
Yeni Müze Binaları ve Mekânsal Genişleme
Arkeolojik Kazılar ve Bilimsel Faaliyetleri
Nemrut Dağı
Batı Anadolu Kazıları (Myrina, Kyme, Lagina, Alabanda, Tralles)
Sayda Kazısı (1887–1888)
Yayın Faaliyetleri
Ressam Kimliği
Öne Çıkan Eserleri
Kaplumbağa Terbiyecisi
Halı Satıcısı
Silah Taciri (Seyf-i Katı / Keskin Kılıç)
Şehzade Türbesinde Derviş
İki Müzisyen Kız
Son Yılları ve Vefatı
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.