Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.

(Yapay Zekâ ile Oluşturulmuştur)
Sessiz sinema dönemi, sinema tarihinin 1890'ların sonlarından 1920'lerin sonlarına kadar uzanan, filmlerin senkronize diyalog ve kaydedilmiş ses efektlerinden yoksun olduğu bir evredir. Bu dönemde anlatım; oyuncuların jest ve mimiklerine, görsel kompozisyona ve hikâyeyi veya diyalogları aktaran ara yazılara dayanıyordu. Gösterimler genellikle filmin atmosferini güçlendirmek amacıyla piyanist veya orkestra tarafından icra edilen canlı müzik eşliğinde yapılırdı. Teknolojik kısıtlamalardan doğan bu dönem, sinemanın kendine özgü bir görsel dil geliştirdiği, temel türlerin ve anlatım tekniklerinin ortaya çıktığı kurucu bir zaman dilimi olarak kabul edilir.
Sinemanın başlangıcı, Louis ve Auguste Lumière kardeşlerin hem kamera hem de projektör işlevi gören "Sinematograf" adlı cihazı icat etmeleriyle 1895 yılına tarihlenir. Lumière kardeşlerin çektiği kısa filmler, belgesel niteliği taşısa da sinemanın ilk örneklerini oluşturmuştur. Bu ilk filmler arasında yer alan Islanan Bahçıvan (L'Arroseur Arrosé) ilk komedi filmi, tersten gösterime sunulan Duvarın Yıkılışı (Démolition d'un Mur) ise ilk özel efekt kullanılan film olarak kayıtlara geçmiştir. Bu gösterimlerden etkilenen sihirbaz George Méliès, sinemanın potansiyelini bir anlatı aracı olarak görmüş ve 1902'de çektiği Ay'a Yolculuk (Le Voyage dans la Lune) ile sinema tarihinin ilk senaryolu ve ilk bilim kurgu filmini gerçekleştirmiştir. Méliès, hızlandırılmış hareket ve tek resim düzeneği gibi sinematografik hileleri kullanarak komik ve fantastik sahneler yaratmıştır.
Dönemin başlarında filmler genellikle on dakika süren tek makaralık yapıtlardan oluşuyordu. Ancak artan rekabet ve izleyici ilgisi, yapımcıları daha uzun, çok makaralı filmler üretmeye yöneltti. 1906'da Avustralya yapımı 70 dakikalık The Story of the Kelly Gang, o zamana kadar yapılmış en uzun film oldu. 1905'ten itibaren ABD'de "Nikelodeon" adı verilen ilk sinema salonları açılmaya başladı ve sinema, kitleler için popüler bir eğlence hâline geldi. Bu süreçte Amerikalı yönetmen David Wark Griffith, sinema anlatımını bir sanat formuna dönüştüren en önemli isim olarak öne çıktı. Griffith, devamlılık kurgusu gibi bugün klasikleşmiş birçok tekniği geliştirerek ve yönetmenin film yapım sürecindeki merkezî rolünü belirleyerek modern sinema dilinin temellerini attı. 1915 yapımı Bir Ulusun Doğuşu (The Birth of a Nation) ve 1916 yapımı Hoşgörüsüzlük (Intolerance) gibi devasa dekorlar ve çok sayıda oyuncu kullanılan epik filmleri, sinemanın anlatım olanaklarını genişletti.
I. Dünya Savaşı öncesinde Avrupa sinemasında Fransa ve İtalya öne çıkıyordu. Fransa'da Ferdinand Zecca, daha sonra Amerikan komedyenlerini derinden etkileyecek olan takip komedisi (course comique) türünü geliştirdi. Louis Feuillade ise Fantômas ve Les Vampires gibi yapımlarla hem suç ve korku sinemasını geliştirdi hem de seriyal film uygulamasını başlattı. İtalyan sineması ise Quo Vadis? (1912) ve Cabiria (1914) gibi çok sayıda figüranın ve devasa dekorların kullanıldığı tarihî filmlerle dikkat çekti. Bu İtalyan yapımları, D.W. Griffith gibi Amerikalı yönetmenler için önemli bir ilham kaynağı oldu.
Savaş sonrası dönemde sinemadaki en önemli gelişmelerden biri, savaştan yenik çıkan Almanya'dan geldi. Weimar Cumhuriyeti (1919-1933) döneminde UFA (Universum-Film AG) şirketi öncülüğünde Alman sineması altın çağını yaşadı. Bu döneme damgasını vuran en önemli sanatsal akım, Robert Wiene'nin 1920 yapımı Dr. Caligari'nin Muayenehanesi (Das Cabinet des Dr. Caligari) filmiyle başlayan Alman dışavurumculuğu oldu. Bu akımda mimari, dekor ve ışık gibi mizansen unsurları, karakterlerin iç dünyalarını ve psikolojik durumlarını yansıtacak şekilde abartılı ve çarpıtılmış bir biçimde kullanılıyordu. F.W. Murnau (Nosferatu, Son Adam, Faust) ve Fritz Lang (Metropolis) gibi ustalar, bu akımın en önemli temsilcileri olarak dünya sinema tarihine geçti. 1920'lerin ikinci yarısında ise Alman sineması, savaşın yarattığı toplumsal çöküntünün etkisiyle Yeni Nesnelcilik (Neue Sachlichkeit) adı verilen ve yaşamı olduğu gibi aktarmayı hedefleyen gerçekçi bir yöne evrildi. Bu akımın en önemli temsilcisi G.W. Pabst oldu.
Aynı dönemde Sovyetler Birliği'nde de sinema, devrimin temel propaganda araçlarından biri olarak görüldü. Dünyanın ilk sinema okulu olan Devlet Sinema Enstitüsü (VGIK) kuruldu. Olanakların kısıtlı olması, yönetmenleri mevcut filmleri yeniden kurgulayarak yeni anlamlar üretmeye itti. Bu zorunluluk, kurgu kuramlarının gelişmesine yol açtı. Lev Kuleşov, görüntülerin farklı sıralanışlarının izleyicide farklı duygusal etkiler yarattığını gösteren ve "Kuleşov Etkisi" olarak bilinen deneyi gerçekleştirdi. Kuleşov'un öğrencileri olan Sergei Eisenstein ve Vsevolod Pudovkin, kurguyu sinemanın temel unsuru olarak gören yaklaşımlar geliştirdi. Eisenstein, Potemkin Zırhlısı (Bronenosets Potemkin) gibi filmlerinde Marksist diyalektiğe dayanan ve çatışma üzerine kurulu bir montaj anlayışı uyguladı. Dziga Vertov ise kurmaca sinemaya karşı çıkarak belgesel görüntülere dayanan "Sinema-Göz" (Kino-Glaz) kuramını ortaya attı.
Sessiz dönemde sinema endüstrisi ABD'de büyük bir patlama yaşadı ve Hollywood, film üretiminin merkezi hâline geldi. 1913 yapımı The Squaw Man, Hollywood'da çekilen ilk uzun metrajlı film olarak kabul edilir. Bu dönemde en popüler türlerden biri komediydi. Mack Sennett'in 1912'de kurduğu Keystone Stüdyoları, slapstick (fiziksel komedi) türünün merkezi oldu. Keystone komedileri, otorite ve toplumsal kurallarla alay eden, anarşist ve parodik bir yapıya sahipti. Bu stüdyo, sessiz sinemanın en büyük yıldızlarının yetiştiği bir okul oldu.
Amerikan sessiz komedisinin "Dört Devi" olarak anılan Charlie Chaplin, Buster Keaton, Harold Lloyd ve Harry Langdon, bu dönemde kariyerlerinin zirvesine ulaştı. İngiliz müzikhollerinde yetişen Charlie Chaplin, Keystone'da yarattığı "Şarlo" (The Tramp) karakteriyle dünya çapında bir üne kavuştu. Daha sonra Essanay ve Mutual gibi stüdyolara geçerek filmlerinin yaratıcı kontrolünü eline aldı ve Yumurcak (The Kid), Altına Hücum (The Gold Rush) ve Modern Zamanlar (Modern Times) gibi başyapıtlara imza attı. "Büyük Taş Surat" lakaplı Buster Keaton, akrobatik yetenekleri ve olağanüstü zamanlamasıyla öne çıktı. General (The General) ve Sherlock Jr. gibi filmlerinde tehlikeli sahneleri dublörsüz oynamasıyla tanındı. Harold Lloyd, gözlüklü ve iyimser karakteriyle sıradan insanın maceralarını konu alırken, Harry Langdon ise çocuksu ve naif karakteriyle farklı bir komedi tarzı yarattı.
Komedi dışındaki türlerde de önemli isimler ortaya çıktı. Douglas Fairbanks, Bağdat Hırsızı (The Thief of Bagdad) gibi filmlerle macera ve serüven türünün en popüler yıldızı oldu. Cecil B. DeMille, gösterişli tarihsel ve modern dramalarıyla tanınırken Avusturyalı yönetmen Erich von Stroheim, gerçekçi ve karamsar filmleriyle Hollywood'un yerleşik ahlak kurallarına meydan okudu. Sinemanın artan etkisi ve filmlerdeki cinsel serbestlik gibi temalar, toplumsal tepkilere yol açtı. Hükûmet müdahalesini önlemek isteyen yapımcılar, 1922'de Hays Bürosu olarak bilinen bir öz denetim mekanizması kurdular.
Sessiz sinema döneminin sonu, sesin filme senkronize edilebilmesini sağlayan teknolojinin gelişmesiyle geldi. Bu geçişin en önemli kilometre taşı, 6 Ekim 1927'de gösterime giren ve bazı sahnelerinde senkronize diyalog ve şarkı içeren Caz Şarkıcısı (The Jazz Singer) filmi oldu. Bu film, ilk uzun metrajlı sesli film olarak kabul edilir. 1928 yapımı New York'un Işıkları (Lights of New York) ise baştan sona sesli olarak çekilen ilk filmdi ve büyük bir gişe başarısı elde etti. Sesin sinemaya gelişi, başlangıçta bazı yönetmenler ve eleştirmenler tarafından sinemanın görsel dilini zayıflatacağı endişesiyle karşılansa da sesin anlatımı tamamlayan bir unsur olduğu kısa sürede kabul edildi. 1930'lara gelindiğinde sessiz film üretimi büyük ölçüde sona ermişti. Ancak sessiz dönemde geliştirilen görsel anlatım teknikleri, kurgu anlayışları ve oyunculuk stilleri, günümüz sinemasının temelini oluşturmaya devam etmektedir.

(Yapay Zekâ ile Oluşturulmuştur)
Henüz Tartışma Girilmemiştir
"Sessiz Sinema Dönemi" maddesi için tartışma başlatın
Teknolojik Gelişim ve İlk Yıllar
Avrupa Sinemasında Akımlar
Amerikan Sineması ve Hollywood'un Yükselişi
Sessiz Sinemanın Sonu