Türkiye'nin 21. yüzyıldaki hava gücü stratejisi, F-16 filosunu yenilemek üzere dahil olduğu çok uluslu F-35 Lightning II programından, Rusya Federasyonu'ndan S-400 hava savunma sistemi tedariki sonrası yaşanan diplomatik kriz neticesinde çıkarılmasıyla köklü bir değişikliğe uğramıştır. Bu süreç, ülkenin savunma sanayisinde dışa bağımlılığı azaltma hedeflerini pekiştirmiş ve beşinci nesil savaş uçağı ihtiyacını yerli ve milli imkanlarla karşılama projesi olan KAAN'ı stratejik bir önceliğe dönüştürmüştür. Başlangıçta uluslararası bir ortaklıkla karşılanması planlanan bu kritik teknolojik kabiliyet, yaşanan krizin ardından Türkiye için bir bağımsızlık ve teknolojik atılım sembolü haline gelmiştir.
Türkiye, 2000'li yılların başında Türk Hava Kuvvetlerinin gelecekteki ana vurucu gücü olması hedefiyle F-35 Müşterek Taarruz Uçağı (Joint Strike Fighter - JSF) programına ortak olarak katılmıştır. Ancak, ülkenin hava savunma ihtiyaçları doğrultusunda Rusya'dan S-400 Triumf sistemi tedarik etme kararı, ABD ile Türkiye arasında programın seyrini değiştiren bir krize yol açmıştır.
ABD'li yetkililer, Rus yapımı S-400 radarlarının, F-35 gibi gelişmiş bir platformun gizli nitelikteki radar kesit alanı ve aviyonik 【1】 bilgilerini tespit edip Rusya'ya aktarma riski taşıdığını ve bu durumun NATO güvenliği için bir tehdit oluşturduğunu ileri sürmüştür. Türkiye ise bu iddiaların teknik bir temele dayanmadığını ve konunun siyasi bir bahane olarak kullanıldığını savunmuştur. Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, Amerikalıların S-400 ile F-35'in bir arada olmasının yaratacağı riskleri teknik olarak açıklayamadıklarını belirtmiştir.
S-400 sistemlerinin ilk bileşenlerinin Haziran 2019'da Türkiye'ye teslim edilmesinin ardından ABD, Temmuz 2019'da Türkiye'nin program ortaklığını askıya almış ve Nisan 2021'de programdan resmen çıkarıldığına dair resmi bildirimi Ankara'ya iletmiştir.
Bu kararın ardından, mülkiyeti Türkiye'ye ait olan ancak pilot eğitimi için ABD'de bulunan F-35 uçakları teslim edilmemiş ve Türk savunma sanayii şirketlerinin üstlendiği 1.000'den fazla parçanın üretimi sonlandırılmıştır. Bu gelişme, Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı ihtiyacını karşılamak üzere kendi projesine odaklanmasını zorunlu kılmıştır.
F-35 programından çıkarılmanın yarattığı boşluğu doldurmak ve stratejik bağımsızlığı sağlamak amacıyla geliştirilen Milli Muharip Uçak projesi, Türkiye'nin havacılık tarihindeki en önemli girişimlerden biridir. Ana yükleniciliğini Türk Havacılık ve Uzay Sanayii'nin (TUSAŞ) üstlendiği proje, "KAAN" adıyla anılmaktadır.

Milli Muharip Uçak KAAN'ın Resmi Tanıtım Görsellerinden Biri (TUSAŞ)
KAAN projesi, Türkiye'nin kendi savaş uçağını tasarlama, geliştirme, üretme ve sertifiye etme kabiliyetini ortaya koymayı hedeflemektedir. Proje kapsamında önemli kilometre taşları şunlardır:
Hedef, KAAN'ın 2030'lu yıllardan itibaren Türk Hava Kuvvetleri envanterindeki F-16 uçaklarının yerini kademeli olarak almasıdır.
TUSAŞ tarafından geliştirilen KAAN, beşinci nesil bir savaş uçağının sahip olduğu en modern teknolojileri bünyesinde barındırmaktadır. Resmi kaynaklara göre uçağın temel yetenekleri şunlardır:
KAAN projesinin başarıyla tamamlanması, Türkiye için askeri ve teknolojik alanda bir çağ atlatma potansiyeli taşımaktadır. Bu teknolojilerin bu dönemde geliştirilmesinin stratejik sonuçları şunlardır:
[1]
Aviyonik, "havacılık" (aviation) ve "elektronik" (electronics) kelimelerinin birleşiminden oluşan bir terimdir. Bir hava aracının, özellikle de modern bir savaş uçağının "beyni" ve "sinir sistemi" olarak düşünülebilir. Uçağın uçuşunu, görevlerini ve güvenliğini sağlayan tüm elektronik sistemleri kapsar.
[2]
Süperseyir, bir jet uçağının artyakıcı (afterburner) kullanmadan, yani motorlarını normal itki gücünde çalıştırarak ses hızının (süpersonik hız) üzerinde sürekli uçuş yapabilme yeteneğidir.
F-35 Programı ve S-400 Krizi
Programdan Çıkarılma Süreci ve Gerekçeler
Krizin Sonuçları
Milli Muharip Uçak: KAAN
Geliştirme Süreci ve Kilometre Taşları
Teknik Özellikler ve Stratejik Yetenekler
Gelecek Perspektifi ve Stratejik Etkileri