BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarNursena Şahin5 Şubat 2026 22:29

20 Yaş: Yetişkinliğin İlk Yılı

fav gif
Kaydet
kure star outline

Gözlerimizi kapatalım ve şunu hayal edelim: 1 yaşında bir bebek, odanın ortasında tek başına duruyor. Etrafında kimse yok. Ona yol gösterecek, elinden tutacak, “şöyle yap” diyecek biri yok. Düşüyor, kalkıyor, yalpalıyor, tekrar düşüyor. Ama kimse ona kızmıyor. Çünkü herkes biliyor ki o daha yürümeyi öğreniyor. Şimdi gözlerimizi açalım ve kendimize bakalım. 20 yaşındayız. Hayatın ortasında, tek başımıza duruyoruz. Karar vermemiz gerekiyor. Geleceğimizi seçmemiz gerekiyor. İnsanları seçmemiz gerekiyor. Hatalarımızdan sorumluyuz. Ve en acısı, düştüğümüzde kimse bunun “öğrenme süreci” olduğunu hatırlatmıyor. Oysa kimsenin bize söylemediği gerçek şu: Biz aslında 1 yaşında yetişkinleriz.


Yetişkinlik, kimlik kartımızda yazan yaşla başlamaz. Yetişkinlik, ilk kez kendi kararımızın sonuçlarıyla yüzleştiğimiz gün başlar. İlk kez korkarak bir karar aldığımız, ilk kez kimseye danışmadan bir yolu seçtiğimiz, ilk kez hatamızın sorumluluğunu tek başımıza taşıdığımız gün. Çoğumuz için bu an 18 yaş civarında başlar. Bu da demektir ki 20 yaşında olan bizler, yetişkinlikte sadece iki yıllığız. Yani hâlâ emekleme dönemindeyiz.


Ama garip olan şu: Çocukken kimse bizden kusursuz olmamızı beklemezdi. Kaşığı tutamazdık, konuşamazdık, düşerdik, yanlış yapardık. Bu çok normaldi. Çünkü öğreniyorduk. Şimdi ise 20 yaşındayız ve kendimizden hayatı çözmüş olmamızı bekliyoruz. Ne yapmak istediğimizi bilmek, kariyer planımızı netleştirmek, doğru insanları seçmek, yanlış yapmamak, güçlü görünmek zorunda hissediyoruz. Oysa yetişkinliğin ilk yılları, en çok hata yapılan yıllardır. Çünkü öğrenme süreci yeniden başlamıştır.


Bu yaşlarda yaşadığımız kafa karışıklığı bir eksiklik değil, tam tersine gelişimin kanıtıdır. Yönsüzlük hissi, belirsizlik, gelecek kaygısı, kim olduğumuzu tam bilememe hali… Bunlar problem değil; yetişkinliğin doğal belirtileridir. Çünkü yetişkinlik, netlikle değil belirsizlikle başlar. Çocukken dünya güvenliydi çünkü kararları başkaları veriyordu. Şimdi direksiyon bizim elimizde ve yol haritası yok. İşte bu yüzden korkuyoruz. Ama bu korku, yanlış yolda olduğumuzu değil, ilk kez kendi yolumuzu çizmeye başladığımızı gösterir.


20 yaşındaki birçok insan kendini geride kalmış hisseder. “Herkes bir şeyleri başardı, biz hâlâ ne yapacağımızı bilmiyoruz” düşüncesi çok yaygındır. Oysa çevremizdeki insanların büyük çoğunluğu da bizim gibi 1 yaşında yetişkinlerdir. Sadece herkes, büyümüş gibi görünmeyi öğrenmiştir. İçeride aynı panik, aynı belirsizlik, aynı arayış vardır. Fark şu ki, bazıları bunu saklar. Biz ise bununla yüzleşiyoruz. Ve bu, sandığımızdan çok daha değerlidir.


Yanlış bölüm seçmek, yanlış insanlara güvenmek, yanlış kararlar almak, vazgeçmek, yeniden başlamak… Bunlar başarısızlık değil, yetişkinliğin düşe kalka yürüme sürecidir. Çünkü yetişkinlik, doğru kararlar silsilesi değil; yanlışlardan öğrenme sürecidir. Ve bu süreç zaman ister. Tıpkı bir çocuğun bir gecede yürüyememesi gibi, biz de bir gecede “ne yapmak istediğini bilen, kendinden emin bir yetişkin” olamayız.


Belki de en büyük yanılgı, 20 yaşında hayatı çözmüş olmamız gerektiğini sanmamızdır. Oysa bu yaş, hayatı çözme yaşı değil; hayatı tanıma yaşıdır. Kendimizi tanıma, sınırlarımızı keşfetme, neyi sevmediğimizi öğrenme, neye tahammül edemediğimizi fark etme yaşıdır. Çünkü çoğu insan neyi sevdiğini değil, neyi sevmediğini öğrenerek yolunu bulur. Bu da zaman alır.


Bu dönemde yaşadığımız içsel çelişki çok yorucudur: İçeride hâlâ kendimizi çocuk gibi hissederken dış dünya bizden yetişkin olmamızı bekler. Sorumluluklar artar, beklentiler artar ama deneyim henüz yoktur. İşte bu yüzden bu yaşlar ağır gelir. Ama bu ağırlık, büyümenin ta kendisidir.


Kendimize karşı daha yumuşak olmamız gereken tam da bu dönemdir. Çünkü henüz yürümeyi öğrenen yetişkinleriz. Hatalarımız olacak. Kararsızlıklarımız olacak. Bazen hiçbir şey bilmiyormuş gibi hissedeceğiz. Ama bu, eksiklik değil; gelişimdir. Tıpkı bir çocuğun düşerek öğrenmesi gibi, biz de yanılarak öğreneceğiz.


Belki bugün hayatımız net değil. Belki gelecek bizi korkutuyor. Belki kendimizi yetersiz hissediyoruz. Ama şunu bilmeliyiz: Bu hisler, yanlış yolda olduğumuz için değil, yeni bir hayata başladığımız için var. Ve bu hayatın adı yetişkinlik. Daha çok yeniyiz. Daha çok genciz. Daha çok yolun başındayız.


Eğer bugün 20 yaşındaysak kendimize şunu söylemeliyiz: “Başarısız değiliz, sadece 1 yaşında yetişkinleriz.” Ve 1 yaşındaki bir yetişkinden beklenen tek şey vardır: Denemek, düşmek ve yeniden ayağa kalkmak.


Ve belki de en çok yorulduğumuz yer tam burasıdır: Biz henüz yürümeyi öğrenirken dünya bizden koşmamızı ister. Biz daha hangi yöne gideceğimizi anlamaya çalışırken bizden bir hedef göstermemizi bekler. “Beş yıl sonra kendini nerede görüyorsun?” sorusu bu yüzden boğazımıza düğümlenir. Çünkü daha bugün nerede durduğumuzu anlamaya çalışıyoruzdur. Oysa bu soruya net cevap verememek bir eksiklik değil, yetişkinliğin ilk yıllarının en doğal halidir.


Bu yaşlarda en çok kendimizi başkalarıyla kıyaslayarak yorarız. Birileri çoktan ne yapmak istediğini biliyor gibi görünür, birileri çoktan yol almış gibidir, birileri çoktan “oturmuş” gibidir. Sosyal medya, çevremiz, arkadaşlarımız… Herkes sanki hayatını çözmüş gibi durur. Ve içimizdeki karmaşayla kendimizi geride kalmış hissederiz. Oysa kimsenin bize göstermediği gerçek şudur: Herkes içeride aynı belirsizlikle mücadele eder. Sadece bazıları bunu daha iyi saklar.


Bu dönemde sık sık kendimize kızarız. Kararsız olduğumuz için, net olamadığımız için, bazen motivasyonumuz olmadığı için, bazen hiçbir şey yapmak istemediğimiz için. Oysa bilmediğimiz şey şudur: Bu dalgalanmalar, kimliğimizin şekillendiği sürecin parçalarıdır. Sabit değiliz, dönüşüyoruz. Ve dönüşüm, her zaman düz bir çizgide ilerlemez. Bazen geri gider gibi hissederiz, bazen dururuz, bazen hızlanırız. Ama aslında her an öğreniyoruzdur.


Henüz neyi sevdiğimizi tam bilmiyor olabiliriz ama neyi sevmediğimizi öğreniyoruzdur. Hangi ortamda mutlu olmadığımızı, hangi insanlarla yorulduğumuzu, hangi işleri yaparken içimizin sıkıldığını fark ediyoruzdur. Ve çoğu zaman insan, yolunu tam olarak böyle bulur. Seve seve değil, eleye eleye.


Bu yaşlarda yaşadığımız yalnızlık hissi de çok gerçektir. Çünkü ilk kez kararları kendimiz alırız ve sonuçlarını da kendimiz taşırız. Kimseye sığınamayız. Kimse bizim yerimize düşünemez. Bu yüzden bazen kendimizi dünyada tek başımıza hissederiz. Ama bu yalnızlık, aslında bağımsızlığın ilk bedelidir. Ve bağımsızlık, başta ağır gelir.


Bazen kendimizi yetersiz hissederiz çünkü hâlâ çocuk gibi hissettiğimiz anlar olur. Hâlâ korktuğumuz, emin olamadığımız, kaçmak istediğimiz zamanlar olur. Ama bu, büyüyemediğimiz anlamına gelmez. Bu, büyümenin içinden geçtiğimiz anlamına gelir. Çünkü yetişkin olmak, korkmamak değil; korkarak devam edebilmektir.


Bu dönemde çok düşünürüz. Fazla düşünürüz. Geleceği, geçmişi, yaptıklarımızı, yapmadıklarımızı… Kafamız çoğu zaman susmaz. Çünkü ilk kez hayatın sorumluluğunu zihnimizde taşımaya başlarız. Bu zihinsel yorgunluk da yetişkinliğin ilk belirtilerindendir. Ve evet, bu yorar. Ama aynı zamanda bizi olgunlaştırır.


Belki bugün hâlâ net değiliz. Belki hâlâ arıyoruz. Belki hâlâ deniyoruz. Ama şunu unutmamalıyız: Aramak, denemek ve yanılmak; yolunu bulmuş insanların değil, yolunu bulma sürecinde olan insanların davranışıdır. Ve tam olarak buradayız.


Henüz yolun başındayız. Kendimize bu kadar yüklenmemize gerek yok. Çünkü başarısız değiliz, geç kalmış değiliz, eksik değiliz. Sadece yetişkinliğin ilk yıllarındayız. Henüz yeni yürümeye başlayan yetişkinleriz.

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Blog İşlemleri

Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.

KÜRE'ye Sor