BlogGeçmiş
Blog
Avatar
YazarMehmet Salih Çoban5 Mayıs 2026 12:29

Cam Kırımı II (Öykü)

fav gif
Kaydet
Alıntıla
kure star outline

Fatma, bir önceki akşam gördüğü şeyin yalnızca ışığın oyunu olduğuna kendini inandırmaya çalışmıştı; fakat bazı görüntüler, geceyle birlikte silinmek yerine sabah daha da kesinleşir. Çatlak, ofisin ilk ışığında daha belirgin görünüyordu. Ne uzamış ne kısalmıştı. Sanki yalnızca kendini göstermeye karar vermişti. Kimse ondan söz etmiyordu. Temizlik görevlileri masaları siliyor, kahve makineleri ısınıyor, çalışanlar kartlarını okutup içeri giriyordu. Şirket, kusursuz işleyen bir mekanizma gibi yeni güne başlamıştı.


Fatma o sabah insanlara daha dikkatli baktı. Sanki ilk defa bir ofiste değil de bir tiyatro kulisinde bulunuyordu ve herkes, yalnızca kendi repliğini kusursuz söylemekle meşguldü. Gülçin Hanım her zamanki gibi ölçülü bir zarafetle masasına geçmişti. Sinan, sabah kahvesini alırken şakacı görünüyordu. Kimsenin yüzünde, dünyada yanlış bir şey olduğunu belli eden en küçük bir gölge yoktu. Oysa Fatma artık yanlışlığın, yüzlerde değil düzenin ta kendisinde yer aldığını düşünüyordu.

O gün öğleden sonra Semih’le konuştu.


Semih, şirkette görünmez olmayı başarmış insanlardandı. Sanki bütün katlarda bulunabilir, ama hiçbir listeye tam olarak yazılmazdı. Arşivle ilgilendiği söylenirdi, bazen bilgi işlem tarafında görünürdü, bazen bir yöneticinin masasından klasör alırken rastlanırdı. İnsanların pek çoğu onun tam olarak ne yaptığını aslında bilmezdi, ama şirketlerde böyle kişiler her zaman bulunur; onlar, sistemin resmi organizasyon şemasında yer almaz, fakat işlerin gerçekten nasıl yürüdüğünü sezdiren sessiz boşluklardır.


Fatma, onu alt kattaki küçük mutfakta tek başına çay doldururken buldu. Burada camın yerini mat yüzeyler, kurumsal kokuların yerini de demli çayın sıradan buharı alıyordu. Belki de bu yüzden Fatma ilk defa gerçekten bir insanla konuşacakmış gibi hissetti.

“Bir şey sorabilir miyim?” dedi.


Semih çaydan gözünü kaldırmadan, “Burada herkes bir şey sorar,” dedi. “Cevap alıp almamak değişir.”

Bu cümle, Fatma’ya şirkette duyduğu bütün cilalı cümlelerden daha dürüst geldi.

“Ben geçen gün bir dosya gördüm,” dedi. “Yanlış görmediğimi biliyorum.”

Semih kaşığı bardağın içinde bir kere çevirdi. İnce metal sesi, küçük mutfağın sessizliğinde gereğinden fazla net duyuldu.


“İnsan kaynaklarında mı?”

Fatma hemen cevap vermedi. Bir başkasının, kendisine söylemeden doğru yeri tahmin etmesi bile tek başına yeterince ürkütücüydü.

“Evet.”

Semih başını salladı. Şaşırmış görünmüyordu. Yalnızca yorgun görünüyordu; sanki çok eski bir metnin yeniden önüne konduğunu gören biri gibi.

“Üstünde ne yazıyordu?” diye sordu.

Fatma, sözcüğü bu kez daha alçak sesle söyledi.

Ölüm kayıtları.”


Semih çayı eline aldı ama içmedi. Gözleri kısa bir an mutfak kapısına kaydı.

“Sana öyle bir dosya olmadığını söyledi, değil mi?” dedi.

Fatma’nın boğazı sıkıştı. “Evet.”


“Peki bir kısmını kabul edip geri kalanını sana hayalmiş gibi bıraktılar.”

Fatma ona baktı. Semih ilk kez yüzünü doğrudan ona çevirmişti. Yüzünde ne telaş ne teselli vardı. Sadece, vakti gelmiş bir şeyin artık saklanamayacağını bilen birinin donuk açıklığı.


“Ben burada uzun zamandır çalışıyorum,” dedi. “Uzun zaman, bazı yerlerde kıdem değil delil sayılır. Senin gördüğün dosya, olmuş şeylerin kaydı değil. Olacak şeylerin sırası.”

Fatma bir şey söylemedi.


“Başta ben de yanlış anlamıştım,” dedi Semih. “İnsan hep öyle yapar. Önce bunun soğuk bir kurumsal mizah olduğunu sanır. Sonra kötü seçilmiş bir terim olduğunu. Sonra da çok gizli bir risk yönetimi projesi olduğunu. Asıl anlamı en sona saklarsın; çünkü baştan kabul edersen burada çalışmaya devam edemezsin.”


“Ne demek bu?” diye sordu Fatma.


Semih çaydan küçük bir yudum aldı. “Şirketin yaptığı iş,” dedi, “her neyse, ondan daha çok önemsediği bir şey var: devamlılık. Burada kimse insanı kişi olarak planlamıyor. Pozisyonu planlıyorlar. Devamı bozacak olanı da erken siliyorlar.”


“Silmek?”


“İnsan kaynakları, ismi kadar masum değil,” dedi. “Kaynağı koruyorlar, insanı değil. Burada insanlar yok olmuyor; dosyalardan çekiliyor.”


***

DEVAM EDECEK

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Blog İşlemleri

KÜRE'ye Sor