
Galen (Claudius Galenus), M.S. 2. yüzyılda yaşamış, Pergamon (günümüz Bergama) doğumlu bir hekim, anatomist ve filozoftur. Roma İmparatorluğu döneminde faaliyet göstermiş, özellikle anatomi, fizyoloji, klinik tıp ve tedavi yöntemleri alanlarında kaleme aldığı kapsamlı eserlerle antik tıbbın en etkili isimlerinden biri olmuştur. Galen’in çalışmaları, Orta Çağ ve erken modern döneme kadar tıp öğretimi ve uygulamaları üzerinde belirleyici oluşturmuş; adı, özellikle anatomi literatüründe çeşitli yapılar ve kavramlarla anılmaya devam etmiştir.
Galen, antik kaynaklarda farklı dil ve geleneklere bağlı olarak çeşitli biçimlerde adlandırılmaktadır. Yunanca metinlerde adı Γαληνός (Galenos) olarak geçerken, Latince kaynaklarda Claudius Galenus şeklinde yer alır. Bazı geç Roma ve Bizans metinlerinde ise Claudius Clarissimus Galenus biçiminde anıldığı görülmektedir.
Antik ve Orta Çağ literatüründe Galen, çoğunlukla “Pergamonlu Galen” (Galen of Pergamum / Galenos ho Pergamenos) şeklinde anılmıştır. Bu adlandırma, hem doğum yerini belirtmekte hem de aynı adı taşıyan diğer kişilerden ayırt edilmesini sağlamaktadır. İslam dünyasında ve Arapça tıp literatüründe ise Galen, genellikle “Câlînûs” adıyla tanınmış ve eserleri bu ad altında aktarılmıştır.【1】
Galen’in tıptaki konumu, çağdaşları tarafından yüksek bir otorite olarak görülmüştür. Nitekim Roma İmparatoru Marcus Aurelius, Galen’i “hekimlerin ilki ve aynı zamanda filozof” olarak nitelemiştir.【2】 Galen’in adı esas olarak Yunanca ve Latince biçimleriyle ve doğum yeriyle bağlantılı tanımlamalar üzerinden kullanılmaktadır.
Galen, M.S. 129 yılı civarında Küçük Asya’da yer alan Pergamon’da (günümüz Bergama, Türkiye) doğmuştur. Roma İmparatorluğu döneminde önemli bir kültürel ve entelektüel merkez olan Pergamon, özellikle Asklepieion’u ile tıp eğitimi ve şifa uygulamaları açısından öne çıkmaktaydı. Galen’in doğduğu bu çevre, onun erken dönem düşünsel ve mesleki gelişimi için elverişli bir zemin oluşturmuştur.
Galen’in babası Aelius Nicon, varlıklı bir mimar olup matematik, astronomi, felsefe ve edebiyatla ilgilenen entelektüel bir kişilikti. Oğlunun eğitimini yakından yönlendiren Nicon, Galen’in küçük yaşlardan itibaren matematik, mantık, gramer ve felsefe alanlarında kapsamlı bir eğitim almasını sağlamıştır.
Antik anlatılarda, Galen’in tıp eğitimine yönelmesinin, Aelius Nicon’un gördüğü bir rüyayla ilişkilendirildiği aktarılır. Bu anlatıya göre Asklepios, Nicon’a rüyasında görünerek oğlunun tıp eğitimi alması gerektiğini bildirmiştir. Bu rüya, Galen için başlangıçta düşünülen felsefe ya da siyaset merkezli eğitim planının değiştirilmesine yol açmış; Galen’in Pergamon’daki Asklepieion’da tıp eğitimine başlamasıyla sonuçlanmıştır.【3】 Babasının M.S. 149–150 yılları civarındaki ölümünden sonra Galen maddi açıdan bağımsız hale gelmiş ve eğitimini farklı merkezlerde sürdürme imkânı elde etmiştir.
Galen’in tıbbi ve entelektüel formasyonu, Pergamon’daki ilk eğitiminin ardından gerçekleştirdiği uzun süreli eğitim seyahatleri sırasında şekillenmiştir. Babasının ölümünden sonra maddi açıdan bağımsız hale gelen Galen, bilgisini derinleştirmek amacıyla dönemin önemli bilim ve tıp merkezlerine yönelmiştir. Bu seyahatler, onun yalnızca tıbbi bilgisini değil, aynı zamanda yöntemsel ve felsefi yaklaşımını da belirlemiştir.
Galen, Smyrna, Korinthos ve özellikle Alexandria’da bulunmuş; bu merkezlerde farklı hekimlik gelenekleri ve öğretim yaklaşımlarıyla temas etmiştir. Smyrna ve Korinthos’ta rasyonalist ve empirist eğilimlere sahip hekimlerle çalışması, onun tek bir tıp okuluna bağlı kalmaksızın, farklı kuramsal yaklaşımları değerlendiren çoğulcu bir tutum geliştirmesine katkı sağlamıştır. Alexandria ise, anatomi ve tıbbi araştırmalar açısından antik dünyanın en önemli merkezlerinden biriydi. Galen burada anatomi öğretiminin önemini vurgulamış ve insan iskeletinin doğrudan gözlemlenmesinin mümkün olduğuna dikkat çekmiştir.
Her ne kadar Galen’in Alexandria’da insan diseksiyonuna doğrudan katılıp katılmadığı kesin olarak bilinmese de, karşılaştırmalı anatomi alanında yoğun çalışmalar yürüttüğü açıktır. Özellikle maymunlar ve domuzlar üzerinde gerçekleştirdiği disseksiyonlar, anatomi ve fizyolojiye ilişkin gözleme dayalı bilgi üretiminin temelini oluşturmuştur. Daha sonraki eserlerinde yer alan ayrıntılı anatomik betimlemeler, bu dönemde edindiği deneyimlerle doğrudan ilişkilidir.
Galen’in eğitim seyahatleri tıpla sınırlı kalmamış; felsefe, mantık ve doğa bilgisi alanlarını da kapsamıştır. Platoncu, Aristotelesçi, Stoacı ve Epikürcü düşünce gelenekleriyle tanışması, onun bilimsel yönteminde gözlem ile kuramsal açıklamayı birleştiren bir yaklaşım geliştirmesine zemin hazırlamıştır. Bu dönemde şekillenen bilimsel formasyon, Galen’in ilerleyen yıllarda benimsediği ve eserlerinde sistematik biçimde uyguladığı tıp anlayışının temelini oluşturmuştur.
Galen, eğitim amaçlı seyahatlerinin ardından M.S. 157 yılı civarında doğduğu kent olan Pergamon’a dönmüş ve burada gladyatör okulunda hekim olarak görev almıştır. Bu görev, onun mesleki gelişiminde belirleyici bir aşama oluşturmuştur. Gladyatör hekimliği, ağır travmaların ve tekrarlayan yaralanmaların tedavisini gerektirdiğinden, Galen’e canlı insan bedeni üzerinde doğrudan gözlem yapma imkânı sağlamıştır.
Bu dönemde Galen, özellikle kemikler, eklemler ve kaslar üzerine yoğun klinik deneyim kazanmıştır. Göğüs ve karın yaralanmaları, kırıklar, çıkıklar ve yumuşak doku hasarları gibi ciddi travmaların tedavisi, onun cerrahi becerilerini geliştirmiştir. Aynı zamanda, yaralanmaların iyileşme süreçlerini izleme fırsatı bulması, anatomi ile fizyoloji arasındaki ilişkiye dair gözleme dayalı çıkarımlar yapmasına olanak tanımıştır.
Galen, M.S. 162 yılı civarında Pergamon’dan ayrılarak Roma’ya gitmiştir. Bu dönemde Roma, tıbbın yoğun biçimde icra edildiği ancak aynı zamanda mesleki rekabetin ve nitelik farklılıklarının belirgin olduğu bir merkezdi. Galen, kısa sürede anatomiye dayalı dersleri, halka açık gösterileri ve klinik uygulamalarıyla dikkat çekmiştir.
Roma’da bulunduğu süre boyunca Galen, özellikle canlı hayvanlar üzerinde gerçekleştirdiği deneylerle organların işlevlerini göstermiş; bu yöntem, onun deneysel yaklaşımını öne çıkarmıştır. Bu çalışmalar hem meslektaşları hem de seçkin çevreler üzerinde etkili olmuş, Galen’in tıbbi otoritesini güçlendirmiştir.
Ancak Roma’daki hızlı yükselişi, bazı hekimlerle yaşanan mesleki çekişmeleri de beraberinde getirmiştir. Bu anlaşmazlıklar, Galen’in M.S. 166 yılı civarında Roma’dan geçici olarak ayrılmasına yol açmıştır. Bu ayrılık kalıcı olmamış; kısa süre sonra Galen, Roma yönetimi tarafından yeniden göreve çağrılmıştır.
M.S. 168–169 yıllarında Galen, İmparator Marcus Aurelius ve Lucius Verus tarafından orduya hekim olarak atanmış; ardından Roma’ya dönerek Marcus Aurelius’un yanı sıra Commodus ve daha sonra Septimius Severus’un kişisel hekimi olarak görev yapmıştır. Bu konum, Galen’e hem siyasal koruma hem de bilimsel çalışmalarını sürdürme imkânı sağlamış; saray çevresindeki görevi, geniş bir hasta profili üzerinde gözlem yapmasına ve çok sayıda eser kaleme almasına olanak tanımıştır.
Galen’in bilimsel yöntemi, gözleme dayalı ampirik veriler ile kuramsal açıklamayı birlikte kullanma çabasıyla tanımlanır. Tıpta yalnızca tekil deneyimlerin yeterli olmadığını, bu deneyimlerin genel ilkelere bağlanması gerektiğini savunmuştur. Bu yaklaşımıyla Galen, salt empirizm ile nedensel açıklamayı önceleyen rasyonalist gelenek arasında bir denge kurmaya çalışmıştır.
Galen, tıbbın yalnızca tecrübe ve gözleme dayanan bir alan olmadığını, akıl ile ile temellendirilmesi gerektiğini savunmuştur. Hipokrat tıbbına bağlı olmakla birlikte, tecrübenin önemini inkâr etmemiş; tıbbı sürekli gözlem ve tecrübe ile geliştirilen bir teori olarak değerlendirmiştir. Bu yaklaşımda anatomi ve fizyoloji çalışmaları, tıbbî bilginin oluşumunda merkezi bir yer tutmuştur.【4】
Diseksiyon yoluyla elde edilen anatomik veriler, Galen’in fizyolojik süreçlere dair çıkarımlarında merkezi bir rol oynamıştır. Organların yapısının, işlevleriyle uyumlu olduğu düşüncesi, onun tıbbi açıklamalarının temelini oluşturmuştur. Bu çerçevede Galen, doğanın gereksiz hiçbir şey yaratmadığı ilkesini benimsemiş ve anatomik farklılıkları işlevsel nedenlerle açıklamaya çalışmıştır.
Tıbbi yaklaşımında denge kavramı belirleyicidir. Sağlık, bedenin bileşenleri arasındaki uyumlu denge durumu olarak tanımlanmış; hastalık ise bu dengenin bozulmasıyla ilişkilendirilmiştir. Tedavi, bu dengenin yeniden kurulmasına yönelik rasyonel ve ölçülü bir müdahale olarak ele alınmıştır.
Galen’in entelektüel formasyonu, tıp ile felsefenin birbirinden ayrılamayacağı bir anlayışa dayanır. Kendisini sistematik bir biçimde belirli bir felsefe okuluna mensup olarak tanımlamasa da, eserlerinde felsefi kavramlara, yöntemlere ve tartışmalara yoğun biçimde yer vermiştir. Galen, dönemin profesyonel filozoflarına eleştirel yaklaşmakla birlikte, felsefeyi tıbbi bilginin temellendirilmesi açısından önemli görmüştür.
Felsefi arka planı özellikle Platoncu ve Aristotelesçi geleneklerle ilişkilidir. Platon’dan ruhun bölümlerine ilişkin modeli ve ahlâk psikolojisini; Aristoteles’ten ise mantık, nedensellik ve doğa incelemesine yönelik yöntemsel ilkeleri benimsemiştir. Bununla birlikte Galen, bu düşünürleri mutlak otoriteler olarak değil, tıbbi gözlemlerle uyumlu oldukları ölçüde başvurulabilecek kaynaklar olarak değerlendirmiştir.
Tıp ile felsefe arasındaki ilişki, Galen’in düşüncesinde etik bir boyut da taşır. Hekimin yalnızca teknik bilgiye değil, doğru yargılama yetisine ve ahlaki sorumluluğa sahip olması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu nedenle tıp, onun anlayışında yalnızca bedensel hastalıkların tedavisine yönelik bir uğraş değil, insan doğasının bütüncül biçimde anlaşılmasını amaçlayan bir bilgi alanıdır.
Galen’in anatomi ve fizyoloji alanındaki çalışmaları, tıbbi mirasının merkezinde yer alır. Organların yapısı ile işlevleri arasındaki ilişkiyi açıklamayı amaçlayan bu çalışmalar, anatominin fizyolojik süreçlerin anlaşılması için zorunlu bir temel oluşturduğu anlayışına dayanır. Galen, anatomiyi yalnızca betimleyici bir disiplin olarak değil, nedensel açıklamanın vazgeçilmez bir aracı olarak değerlendirmiştir.
İnsan kadavrası üzerinde diseksiyonun sınırlı olduğu bir dönemde, Galen anatomik bilgilerini büyük ölçüde hayvan diseksiyonlarına dayandırmıştır. Özellikle primatlar ve domuzlar üzerinde yaptığı karşılaştırmalı incelemeler, insan bedenine ilişkin çıkarımlar yapmasına olanak tanımıştır. Bu yöntem bazı anatomik hatalara yol açmış olsa da, sinir sistemi, kaslar, damarlar ve iç organlara ilişkin ayrıntılı betimlemelerin geliştirilmesini sağlamıştır.
Galen, sinirlerin beyinden çıktığını ve beynin duyum ile istemli hareketin merkezi olduğunu göstermiştir. Ayrıca damar ve sinir sistemlerini birbirinden ayırarak tanımlamış; arterlerin yalnızca hava taşıdığı yönündeki görüşü reddederek, kan ile pneumanın birlikte dolaştığını ileri sürmüştür. Kalp, karaciğer ve beyin arasında kurduğu işlevsel ayrım, bedenin farklı yaşamsal süreçlerinin farklı merkezler tarafından yönetildiği düşüncesine dayanır.
Fizyoloji alanında Galen, organların belirli bir amaç doğrultusunda düzenlendiğini savunan ereksel bir yaklaşım benimsemiştir. Bu anlayış, organların yapısal özelliklerini yerine getirdikleri işlevlerle ilişkilendiren açıklamalarında açıkça görülür. Doğanın gereksiz ya da amaçsız hiçbir şey yaratmadığı ilkesi, Galen’in anatomi ve fizyoloji çalışmalarının temel varsayımını oluşturur.
Galenik tıp sistemi, Galen’in anatomi, fizyoloji, patoloji ve tedaviye ilişkin görüşlerini bütünlüklü bir kuramsal çerçeve içinde birleştirir. Bu sistem, gözleme dayalı klinik deneyim ile doğa felsefesinden alınan kavramsal araçların birlikte kullanılmasıyla şekillenmiştir. Galen, tıbbı yalnızca uygulamaya yönelik bir alan olarak değil, nedenleri açıklamayı amaçlayan rasyonel bir bilim olarak konumlandırmıştır.
Bu sistemin temelinde denge kavramı yer alır. Sağlık, bedenin bileşenleri arasındaki uyumlu denge durumu olarak tanımlanmış; hastalık ise bu dengenin bozulmasıyla ortaya çıkan bir durum şeklinde ele alınmıştır. Bu yaklaşım, sıcak–soğuk ve kuru–yaş gibi karşıt niteliklerin belirli oranlarda birleşmesiyle oluşan bedensel karışımlar üzerinden açıklanmıştır.
Humoral kuram, Galenik sistemin merkezî unsurlarından biridir. Kan, balgam, sarı safra ve kara safra olarak tanımlanan dört hümor, bedensel ve ruhsal süreçlerle ilişkilendirilmiştir. Bu hümorların nicel ve nitel dengesi, bireyin sağlık durumunu belirleyen temel etkenlerden biri olarak görülmüştür. Galen, hastalıkları tekil organ bozuklukları olarak değil, bütün bedeni etkileyen sistemsel dengesizlikler olarak değerlendirmiştir.
Tedavi anlayışı, karşıtlık ilkesine dayanır. Hastalığa yol açan nitelik hangi yöndeyse, tedavinin bunun karşıtı olan yöntemlerle uygulanması gerektiği savunulmuştur. Bu ilke, diyet düzenlemeleri, ilaç kullanımı ve diğer terapötik müdahalelerde sistematik biçimde uygulanmıştır. Galen, genel kuralların varlığını kabul etmekle birlikte, her hastanın bedensel yapısının ve geçmişinin dikkate alınması gerektiğini vurgulamış; kuramsal bilginin klinik duruma uyarlanmasını tıbbın temel sorumluluklarından biri olarak görmüştür.
Galen’in Orta Çağ boyunca tıpta temel bir otorite olarak konumlanmasında, İslam dünyasında yürütülen inceleme, ihtisar ve tefsir faaliyetleri belirleyici olmuştur. İslâm’ın ortaya çıkışından önce İskenderiye okulu mensuplarının Galen eserleri üzerinde yoğun biçimde çalıştıkları, bu birikimin İslam dünyasında Cevâmiʿu’l-İskenderâniyyîn, Batı’da ise Summaria Alexandrinorum adıyla tanındığı bilinmektedir.【5】 Bu gelenek, Galen metinlerinin dolaşımını sağlayan ve tıp öğretiminde standartlaşmayı destekleyen bir ara-korpus işlevi görmüştür.
İslam dünyasında Galen’in otoritesinin güçlenmesinde tercüme faaliyetleri merkezi bir rol oynamıştır. Huneyn b. İshak’ın Galen’in Arapça’ya çevrilen eserlerini kayda geçirdiği Risâle, bu sürecin temel kaynakları arasındadır. Huneyn, Galen’in tıp ve felsefe eserlerini tanıtan Pinax adlı fihristin aslını görmüş; bu fihristi Süryânîce’ye ve Arapça’ya çevirmiş, ayrıca fihristte yer almayan eserleri üçüncü bir liste hâlinde ilâve etmiştir. Huneyn ve onunla birlikte çalışan mütercimlerin, Galen’e ait 129 eseri Süryânîce nüshalardan Arapça’ya tercüme ettikleri bilinmektedir. Bu faaliyet, Galen külliyatının İslam ilim çevrelerinde sistematik biçimde tasnif edilmesini ve tedavülde kalmasını sağlamıştır.
Galen’in İslam dünyasındaki etkisi, tıp teorisi ve uygulaması düzeyinde de belirgin olmuştur. Hipokrat tıbbına bağlılığı korunmakla birlikte, tecrübenin önemini reddetmeyen bir yaklaşım benimsemiş; tıbbı sürekli gözlem ve tecrübeyle geliştirilen bir teori olarak değerlendirmiştir. Müslüman hekimler, Galen’i yalnızca aktaran bir otorite olarak değil; farmakoloji, anatomi ve tedaviye dair eserleri üzerinden yeni birikimler oluşturan bir kaynak olarak ele almışlardır. Galen’in anatomiye ilişkin tespitlerinin XVI–XVII. yüzyıl anatomi bilginleri için dahi başvuru niteliğini koruduğu, fizyoloji alanında ise damarlarda hava değil kan bulunduğunu ortaya koyması ve küçük kan dolaşımını kısmen kavramış olması gibi görüşlerinin dikkat çektiği bilinmektedir.
Bununla birlikte Galen, İslam dünyasında mutlak ve tartışmasız bir otorite olarak kabul edilmemiştir. “İslâm dünyasının Câlînûs’u” şeklinde anılan Ebû Bekir er-Râzî’nin Kitâbü’ş-Şükûk ʿalâ Câlînûs adlı eseri, Galen’in tıbbî ve felsefî görüşlerine yöneltilmiş erken dönem eleştiriler arasında yer alır. Bu eleştiriler, klinik gözleme dayalı bazı bulguların Galen külliyatıyla uyuşmadığı iddiasını içermektedir. Galen’in otoritesini korumayı amaçlayan tıp çevreleri ise bu eleştirilere reddiyeler kaleme almışlardır. Ali b. Rıdvân’ın reddiyesi en tanınmış örneklerdendir; ayrıca İbn Sînâ’nın öğrencisi ile İbn Zühr’ün de aynı başlıkla reddiyeler yazdıkları bilinmektedir.
Rönesans dönemiyle birlikte Galen’in tıptaki otoritesi yeniden değerlendirilmiş; antik metinlerin özgün dillerinden okunması, onun eserlerinin doğrudan Yunanca metinler üzerinden incelenmesini mümkün kılmıştır. Bu süreç, Galen’in görüşlerinin hem daha doğru anlaşılmasına hem de eleştirel bir gözle ele alınmasına zemin hazırlamıştır.
Özellikle anatomi alanında yapılan insan kadavrası disseksiyonları, Galen’in hayvan anatomisine dayalı bazı açıklamalarının hatalı olduğunu ortaya koymuştur. Rönesans anatomistleri, Galen’e duydukları saygıyı korumakla birlikte, doğrudan gözleme dayalı yeni anatomik betimlemeler geliştirmiştir. Bu eleştiriler, Galen’in yönteminden ziyade, sınırlı gözlem koşullarının doğurduğu sonuçlara yönelmiştir.
Buna rağmen Galen’in bilimsel çalışma anlayışı, yani gözlem ile akıl yürütmeyi birleştiren yöntemi, Rönesans sonrası tıbbın gelişiminde etkisini sürdürmüştür. Onun tıbbı felsefi temellerle ilişkilendiren yaklaşımı, erken modern dönemde tıbbın entelektüel bir disiplin olarak konumlanmasına katkıda bulunmuştur. Galenik sistem, yeni bilimsel keşifler ışığında dönüştürülerek kullanılmış; modern bilimin gelişim sürecinde eleştirel bir referans noktası işlevi görmüştür.
Galen, antik tıbbın kuramsal bir bütünlük kazandığı en önemli figürlerden biri olarak değerlendirilir. Onun bilim tarihindeki önemi, belirli anatomik ya da fizyolojik görüşlerle sınırlı değildir; esas belirleyici yönü, tıbbi bilgiyi sistematik, rasyonel ve gerekçelendirilmiş bir bilgi alanı hâline getirme çabasıdır. Gözlem ile kuramsal açıklamayı birleştiren yaklaşımı, tıbbın yalnızca pratik bir uğraş olmaktan çıkmasına katkı sağlamıştır.
Hipokrates geleneğini devralan Galen, bu mirası felsefi kavramlar, mantıksal çıkarımlar ve fizyolojik açıklamalarla genişletmiştir. Organların işlevsel analizi, neden–sonuç ilişkilerine dayalı açıklamalar ve bedenin bütüncül yapısına ilişkin modeli, antik tıp bilgisini önceki dönemlere kıyasla daha tutarlı ve öğretilebilir bir sistem hâline getirmiştir.
Galen’in etkisi, Bizans, İslam ve Latin Orta Çağ dünyasında yüzyıllar boyunca sürmüş; eserleri tıp eğitiminin kuramsal omurgasını oluşturmuştur. Rönesans ve erken modern dönemde bazı görüşleri terk edilmiş olsa da, Galen’in çalışmaları modern bilimin gelişiminde aşılması gereken bir referans noktası olarak önemini korumuştur. Bu bağlamda Galen, bilim tarihinde yalnızca eleştirilen bir otorite değil, aynı zamanda bilginin nasıl kurulacağına dair kalıcı bir yöntem örneği sunan merkezi bir figürdür.
Galen’in ölümüne ilişkin bilgiler sınırlıdır. Antik biyografik anlatılarda, Galen’in M.S. 2. yüzyılın sonları ile 3. yüzyılın başlarında öldüğü genel olarak kabul edilmektedir. Geleneksel tarihlendirme, ölümünü yaklaşık M.S. 200 yılı civarına yerleştirir; bu görüş, özellikle Bizans dönemi kaynakları ve Orta Çağ derlemeleri üzerinden yaygınlık kazanmıştır.
Bununla birlikte modern araştırmalar, bu tarihlendirmenin kesin olmadığını göstermektedir. Özellikle Vivian Nutton gibi modern tarihçilerin çalışmaları, Galen’in yaşamının daha uzun sürmüş olabileceğine işaret etmektedir. Geç Antik ve erken Orta Çağ Arap ve Bizans kaynaklarında yer alan bazı dolaylı bilgiler, Galen’in M.S. 210’lu yıllara kadar yaşamış olabileceğini düşündürmektedir. Bu bağlamda, Galen’in ölümünün İmparator Septimius Severus’un son yılları ya da oğlu Caracalla’nın hükümranlığı dönemine denk gelmiş olması muhtemel kabul edilmektedir.
Galen’in ölüm yeri ve ölüm nedeni hakkında açık ve güvenilir bir bilgi bulunmamaktadır. Ne ani bir hastalık ne de belirli bir olayla ilişkilendirilen bir ölüm anlatısı aktarılır. Bu durum, onun yaşamının son dönemlerini büyük ölçüde yazı faaliyetlerine ve entelektüel üretime ayırmış olmasıyla ilişkilendirilmektedir. Nitekim Galen’in geç dönem eserlerinde, yaşlılık, maddi kayıplar ve zamanın yıkıcılığına dair kişisel değerlendirmelere rastlanmakta; ancak ölümüne dair doğrudan bir otobiyografik kayıt yer almamaktadır.
Galen, Antik Çağ’ın en üretken yazarlarından biri olarak kabul edilir. Kendi ifadelerine ve antik kataloglara göre 300’ün üzerinde eser kaleme almıştır; bunların önemli bir kısmı günümüze ulaşmamış olsa da, yaklaşık 120 eseri tam ya da kısmi hâlde Grekçe, Latince, Arapça ve Süryanice aktarımlar yoluyla korunmuştur.【6】 Günümüze ulaşan Galen metinlerinin toplam hacmi dört milyon kelimeyi aşmaktadır.
Galen’in eserleri içerik bakımından tıp, anatomi, fizyoloji, farmakoloji, klinik uygulama, metodoloji, mantık, etik ve felsefe gibi geniş bir alanı kapsar. Yazılarının önemli bir bölümü didaktik nitelik taşırken, bazıları polemikçi bir üslupla çağdaş tıp okullarına (özellikle Empiriciler ve Metodistler) yöneltilmiş eleştiriler içerir.
Galen’in en etkili eserleri tıp kuramı ve klinik uygulamaya ilişkindir. Bu metinlerde hastalıkların nedenleri, belirtileri, teşhisi ve tedavisi sistematik biçimde ele alınır.
Galen’in anatomiye ilişkin çalışmaları büyük ölçüde hayvan disseksiyonlarına dayanır ve karşılaştırmalı anatomi anlayışı çerçevesinde şekillenmiştir.
Galen, ilaçlar ve doğal maddeler üzerine son derece ayrıntılı eserler kaleme almıştır.
Bu eserlerde geliştirilen yaklaşım, daha sonra “galenik preparatlar” olarak adlandırılan farmasötik geleneğin temelini oluşturmuştur.
Galen’in felsefî eserleri tıp, doğa ve insan anlayışını temellendirmeye yöneliktir.
Galen’in eserleri, Bizans dünyasında Grekçe el yazmalarıyla; İslam dünyasında ise 9.–10. yüzyıllarda yapılan Arapça çeviriler yoluyla korunmuştur. Huneyn ibn İshak ve çevresinin yaptığı çeviriler, Galen’in Orta Çağ İslam tıbbındaki merkezi rolünü belirlemiştir. Rönesans’ta ise eserleri Latinceye çevrilerek Avrupa üniversitelerinde temel ders metinleri hâline gelmiştir.
[1]
İlter Uzel, “Galen ve Deneysel Tıp,” Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi 9, no. 25 (1996): syf 435, https://dergipark.org.tr/tr/pub/erdem/article/549833
[2]
Mohammadali M. Shoja, Shane R. Tubbs, Kamyar Ghabili, Christoph J. Griessenauer, Margaret W. Blach ve Mariana Cuceu, “The Roman Empire legacy of Galen (129–200 AD),” Child's Nervous System 31, 1 (2015): syf 2, https://link.springer.com/article/10.1007/s00381-014-2467-7
[3]
A.e., syf 1
[4]
İlhan Kutluer, “Câlînûs”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Erişim Tarihi: 29 Ocak 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/calinus
[5]
İlhan Kutluer, “Câlînûs”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Erişim Tarihi: 29 Ocak 2026, https://islamansiklopedisi.org.tr/calinus
[6]
Mohammadali M. Shoja, Shane R. Tubbs, Kamyar Ghabili, Christoph J. Griessenauer, Margaret W. Blach ve Mariana Cuceu. “The Roman Empire legacy of Galen (129–200 AD).” Child's Nervous System 31, 1 (2015): syf 2, https://link.springer.com/article/10.1007/s00381-014-2467-7
Çağatay Üstün, “Galen and his anatomic eponym: Vein of Galen,” Clinical Anatomy 17, 6 (2004): syf 456, https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/15300863/
Adı ve Lakapları
Doğumu ve Ailesi
Eğitim Seyahatleri ve Bilimsel Formasyonu
Pergamon Dönemi ve Gladyatör Hekimliği
Roma’ya Gidişi ve Mesleki Yükselişi
Bilimsel Çalışma Yöntemi ve Tıbbi Yaklaşımı
Felsefi Arka Planı ve Tıp–Felsefe İlişkisi
Anatomi ve Fizyoloji Çalışmaları
Galenik Tıp Sistemi
Orta Çağ ve İslam Dünyasında Galen
Rönesans ve Sonrası Etkisi
Bilim Tarihindeki Yeri ve Önemi
Ölümü
Eserleri
Tıbbi ve Klinik Eserler
Anatomi ve Fizyoloji Eserleri
Farmakoloji ve Materia Medica
Felsefi ve Metodolojik Eserler
Etik ve Ruh Kuramı
Metinlerin Aktarımı ve Etkisi
Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.