Ai badge logo

Bu madde yapay zeka desteği ile üretilmiştir.

Göbeklitepe

Genel Kültür+2 Daha
fav gif
Kaydet
kure star outline
Konum
Şanlıurfa / Türkiye
Yükseklik
Deniz seviyesinden yaklaşık 770–800 m
Alan
Yaklaşık 9 hektar300 m çapında yapay höyük
Tarihlendirme
Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem A (PPNA)Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem B (PPNB)Yaklaşık M.Ö. 9600–8200 (calBC)
Tabakalaşma
Katman III (PPNA): Yuvarlak planlı yapılarKatman II (PPNB): Dikdörtgen planlı yapılar
Öne Çıkan Bulgular
Antropomorfik T biçimli dikilitaşlarHayvan figürlü kabartmalarTaş kaplarDolgu tabakalarında çok sayıda hayvan kemiği
Mimari Özellikler
Oval ve yuvarlak planlı megalitik yapılar8–30 m çaplı anıtsal yapılarMerkezde 5–6 m yüksekliğinde iki T biçimli dikilitaş
Keşif ve Kazı Kronolojisi
1963: Yüzey araştırması1986: Şavak Yıldız’ın bulduğu heykel1995–2014: Klaus Schmidt başkanlığında kazılar2019’dan itibaren: Necmi Karul başkanlığında çalışmalar
Proje Kapsamı
Taş Tepeler Projesi kapsamında sürdürülmektedir
UNESCO Süreci
2011: Dünya Mirası Geçici Listesi2018: Dünya Mirası Listesi

Göbeklitepe, Türkiye’nin güneydoğusunda, Şanlıurfa il merkezinin kuzeydoğusunda, Germuş Sıradağları üzerinde yer alan erken Neolitik döneme tarihlenen bir arkeolojik alandır. Yaklaşık 9 hektarlık bir alanı kaplayan höyük, M.Ö. 9600–8200 yılları arasına tarihlenen Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem A (PPNA) ve Erken Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem B (EPPNB) evrelerine ait mimari kalıntılar içermektedir.


Uzun süre yalnızca ritüel amaçlı bir merkez olarak değerlendirilmiş olan alan, son yıllardaki jeofizik ve jeoarkeolojik araştırmalar sonucunda konut işlevi taşıdığı düşünülen dörtgen planlı yapı izleriyle birlikte daha karmaşık bir yerleşim düzenine işaret etmektedir.


1963 yılında yüzey araştırmaları sırasında fark edilen alan, 1995 yılında başlayan kazılarla ayrıntılı biçimde araştırılmaya başlanmıştır. 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilen Göbeklitepe, Neolitik dönemde toplumsal örgütlenme, sembolik düşünce ve anıtsal mimarinin erken örneklerini bir arada sunması nedeniyle tarih öncesi araştırmalar açısından önemli bir merkez kabul edilmektedir【1】.


Göbeklitepe, erken Neolitik döneme ait anıtsal mimarisi ve sembolik betimleri nedeniyle “tarihin sıfır noktası” olarak anılmaktadır. 2019 yılı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından “Göbeklitepe Yılı” ilan edilmiştir.

Keşif Süreci ve Araştırma Tarihçesi

Göbeklitepe, 1963 yılında İstanbul ve Chicago Üniversitelerinden araştırmacılar tarafından Şanlıurfa çevresinde yürütülen yüzey araştırmaları sırasında tespit edilmiştir. Höyük yüzeyine yayılmış yoğun çakmaktaşı buluntular, alanın Neolitik Çağ’a ait önemli bir yerleşme olduğunu göstermiştir. Ancak bu ilk incelemelerde T biçimli dikilitaşlarla tanımlanan anıtsal mimari fark edilmemiştir.


1986 yılında, Örencik Mahallesi yakınlarında tarlasını süren Şavak Yıldız’ın bulduğu heykel, alanın arkeolojik niteliğine ilişkin somut bir veri sağlamıştır. Bu buluntu, ilerleyen yıllarda gerçekleştirilecek sistematik kazıların öncülü niteliğindedir【2】.


Alan, 1994 yılında Klaus Schmidt tarafından yeniden değerlendirilmiş; 1995 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Şanlıurfa Müzesi iş birliğiyle kazı çalışmalarına başlanmıştır. Kazılar Prof. Dr. Klaus Schmidt başkanlığında 2014 yılına kadar sürdürülmüştür. Bu süreçte Pre-Pottery Neolithic A ve erken Pre-Pottery Neolithic B evrelerine tarihlenen dairesel ve oval planlı anıtsal yapılar açığa çıkarılmıştır. Yapıların merkezinde yer alan T biçimli dikilitaşlar ile çevre duvarlarına yerleştirilmiş daha küçük boyutlu dikilitaşlar belgelenmiştir.


Kazıların ilk döneminde araştırmalar ağırlıklı olarak anıtsal yapılar ve T biçimli dikilitaşlar üzerine yoğunlaşmıştır. Bu yaklaşım, Göbeklitepe’nin uzun süre yalnızca ritüel bir merkez olarak yorumlanmasına neden olmuştur. Jeomanyetik ölçümler ve yüzey araştırmaları, yuvarlak planlı megalitik yapıların höyüğün farklı kesimlerinde bulunduğunu ve sayılarının yirmiye ulaşabileceğini göstermiştir【3】.


2000’li yıllarda yürütülen çalışmalar kapsamında stratigrafik analizler, dolgu süreçlerine ilişkin incelemeler ve mimari belgeleme faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Anıtsal yapıların iç dolgularında yer alan taş kırıntıları, çakmaktaşı buluntular, hayvan kemikleri ve sınırlı sayıda insan kemiği parçaları kayıt altına alınmıştır. Aynı dönemde jeomanyetik araştırmalar ile yer radarı uygulamaları yapılmış; höyüğün farklı kesimlerinde gömülü yapı izleri belirlenmiştir.


2011 yılında Göbeklitepe UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmıştır. 2017 yılında alandaki iki kalıcı koruyucu çatı tamamlanmış; beyaz çatıyla örtülü Göbeklitepe Kazı Alanı 1 (GT1) ziyaretçilere açılmıştır. 1 Temmuz 2018 tarihinde Bahreyn’de gerçekleştirilen 42. Dünya Miras Komitesi Toplantısı’nda alan UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmiştir.


2014 yılından itibaren kazılar Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi başkanlığında sürdürülmüş; 2019 yılından sonra kazı başkanlığı İstanbul Üniversitesi Tarih Öncesi Arkeolojisi Anabilim Dalından Prof. Dr. Necmi Karul tarafından yürütülmektedir. Alman Arkeoloji Enstitüsü, saha ve araştırma çalışmalarına katkı sağlamayı sürdürmüştür. 2014 sonbaharından itibaren Alman Arkeoloji Enstitüsü adına saha ve araştırma direktörlüğü görevi Dr. Lee Clare tarafından yürütülmektedir.


Son yıllarda araştırmaların kapsamı genişletilmiştir. Taş Tepeler Projesi çerçevesinde, henüz kazısı yapılmamış alanlarda jeomanyetik, jeoradar ve lidar ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar sonucunda, bilinen yuvarlak planlı anıtsal yapıların yanı sıra dörtgen planlı ve konut işlevi görmüş olabileceği değerlendirilen yapı izleri tespit edilmiştir. Bu yapıların özellikle höyüğün doğu ve güney kesimlerinde yoğunlaştığı belirlenmiştir.


Jeoarkeolojik araştırmalar Avusturya Arkeoloji Enstitüsü tarafından yürütülmüş; elde edilen verilerin gelecekteki kazı stratejilerinin belirlenmesinde kullanılacağı ifade edilmiştir. Zeytin ağaçlarının taşınmasıyla birlikte höyüğün büyük bölümünde ölçüm yapılabilmiş ve sınır belirleme çalışmalarına hız verilmiştir.


Göbeklitepe’de kazı ve belgeleme çalışmaları günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda, İstanbul Üniversitesi, Alman Arkeoloji Enstitüsü, Berlin Freie Universität ve diğer uluslararası kurumların iş birliğiyle sürdürülmektedir. Yeni ziyaret düzenlemeleri kapsamında GT2 olarak adlandırılan ve yeşil çatıyla örtülü alanın ziyaretçilere açılması planlanmıştır. Araştırmalar, hem kazı hem de belgeleme faaliyetleri eş zamanlı biçimde devam etmektedir.

Coğrafi Özellikler

Göbeklitepe, Türkiye’nin güneydoğusunda, Şanlıurfa il merkezinin yaklaşık 15–18 kilometre kuzeydoğusunda, kırsal Örencik Mahallesi yakınlarında yer almaktadır. Alan, Germuş Sıradağları üzerinde, deniz seviyesinden yaklaşık 770–800 metre yükseklikte konumlanmıştır.


Yerleşme, yaklaşık 300 metre çapında ve yaklaşık 9 hektarlık bir alanı kaplayan yapay bir höyük niteliğindedir. Höyük, insan eliyle inşa edilen ve zaman içinde biriken dolgular sonucunda oluşmuştur. Günümüzde görülen topografya, alttaki doğal kaya rölyefi ile ilişkilidir.


Göbeklitepe’nin bulunduğu yükselti kireçtaşı yapılıdır. Kireçtaşı, hem ana kaya zeminini oluşturur hem de mimari unsurların üretiminde temel yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Yerleşmenin yakın çevresinde kireçtaşı ocakları ve işlik alanları tespit edilmiştir.


Alan, güneyde Harran Ovası’na, kuzeyde Doğu Toroslar’a hâkim bir konumdadır. Bu hâkim konum, geniş bir görüş alanı sağlamaktadır. Bununla birlikte, yerleşmenin bulunduğu tepe doğal çevre açısından yaşam için elverişli özellikler göstermemektedir. Ayrıca yakın çevrede kalıcı bir su kaynağı bulunmamaktadır.


Göbeklitepe’nin bulunduğu bölge, Yakındoğu’da Bereketli Hilal olarak adlandırılan coğrafi alanın kuzey kesiminde yer alır. Doğuda Zagros Dağları, kuzeyde Toros Dağları, batıda Amanoslar’dan başlayarak Doğu Akdeniz boyunca uzanan dağ sıralarının oluşturduğu kavisin kuzey bölümüne karşılık gelir. Bu geniş coğrafya, tarih öncesi dönemde yabani tahıllar ve çeşitli hayvan türleri açısından zengin bir çevre sunmuştur.


Göbeklitepe, konumu itibarıyla bölgesel yerleşim ağı içinde yüksek bir noktada yer almakta; çevresindeki vadi ve platolardan ayrışan topoğrafik özellik göstermektedir.

Jeoarkeolojik ve Jeofizik Araştırmalar

Göbeklitepe’de jeoarkeolojik ve jeofizik araştırmalar, kazı çalışmalarını tamamlayıcı nitelikte yürütülmüş ve höyüğün topoğrafyası, yer altı yapıları ve ana kaya yüzeyinin morfolojisi hakkında ayrıntılı veriler sağlamıştır.


Alan uzun süre, yaklaşık 15 metre yüksekliğinde, tamamen insan faaliyetleri sonucu oluşmuş homojen bir höyük olarak tanımlanmıştır【4】. Ancak yeni dönemde gerçekleştirilen derin sondajlar, temel kazıları ve jeoarkeolojik incelemeler, höyüğün mevcut rölyefinin alttaki doğal kireçtaşı kaya yüzeyini izlediğini ortaya koymuştur【5】. Güneydoğu Çukuru’nda ve Kuzeybatı alanında açılan sondajlarda farklı yüksekliklerde ana kaya yüzeyleri tespit edilmiştir. Bu yüzeyler, basamaklı teraslar ve doğal eşikler halinde yükselmektedir.


Jeoarkeolojik çalışmalar, dolgu süreçlerinin yalnızca bilinçli gömme uygulamalarıyla açıklanamayacağını ortaya koymuştur. Kolüvyal birikimler, yamaç kaymaları ve erozyon süreçleri dolgu oluşumunda etkili faktörler olarak değerlendirilmiştir. Güneydoğu Çukuru’nda dış duvarlara uygulanan basınç, bazı duvarlarda deformasyon ve yıkım izleriyle belgelenmiştir. Slope stabilizasyonu amacıyla teras duvarları ve sıkıştırılmış taş dolgu katmanları tespit edilmiştir.


Alanın jeolojik yapısı Oligosen–Alt Miyosen kireçtaşı tabakalarından oluşmaktadır. Bazı kesimlerde Üst Miyosen bazalt oluşumları ve Eosen–Oligosen dönemine tarihlenen tortul kayaçlar belirlenmiştir. Jeolojik raporlarda kireçtaşının kuru koşullarda yüksek dayanım gösterdiği, ancak su etkisi altında mukavemet kaybı yaşayabileceği belirtilmiştir【6】.


Jeoarkeolojik ve jeofizik çalışmalar, Göbeklitepe’nin düz bir plato üzerinde yükselen homojen bir dolgu höyüğü olmadığını, alttaki doğal kaya topoğrafyasının yerleşim düzenini ve stratigrafik derinlikleri belirlediğini göstermektedir. Bu araştırmalar, gelecekteki kazı stratejilerinin planlanmasında temel veri kaynağı olarak kullanılmaktadır.

Mimari Özellikler

Göbeklitepe’nin mimarisi, Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem A (PPNA) ve Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem B (PPNB) evrelerine tarihlenen anıtsal yapılar ile dörtgen planlı ve konut işlevi görmüş olabileceği değerlendirilen yapıların bir arada bulunduğu bir yerleşim düzeni göstermektedir. Mimari düzenleme, alttaki doğal kireçtaşı kaya yüzeyinin oluşturduğu basamaklı rölyef ile ilişkilidir.

Plan Tipleri ve Yapı Grupları

Göbeklitepe’de iki temel plan tipi tespit edilmiştir:

  1. Yuvarlak/oval planlı anıtsal yapılar
  2. Dörtgen planlı yapılar

Yuvarlak veya oval planlı anıtsal yapılar, alanın dikkat çekici mimari unsurunu oluşturur. Çapları yaklaşık 8 ila 30 metre arasında değişen bu yapılar, merkezde iki büyük T biçimli dikilitaş ve çevrede duvar içine yerleştirilmiş daha küçük T biçimli dikilitaşlardan oluşur. Jeomanyetik ölçümler, höyük genelinde 20’ye yakın anıtsal yapının varlığına işaret etmektedir【7】. Bugüne kadar sekiz anıtsal yapı kazılarla açığa çıkarılmıştır.

Dörtgen planlı yapılar, özellikle erken ve orta PPNB evresinde yaygınlaşmıştır. Son yıllarda gerçekleştirilen jeomanyetik, jeoradar ve lidar araştırmaları sonucunda, konut işlevi görmüş olabileceği değerlendirilen dörtgen planlı yapıların izleri tespit edilmiştir. Bu yapılar özellikle höyüğün doğu ve güney kesimlerinde yoğunlaşmaktadır.

T Biçimli Dikilitaşlar

Göbeklitepe mimarisinin ayırt edici unsuru T biçimli kireçtaşı dikilitaşlardır. Bu dikilitaşlar 3 ila 6 metre arasında değişen yüksekliklere ve 40 ila 60 ton arasında değişen ağırlıklara sahiptir【8】. Merkezde yer alan iki büyük dikilitaş, çevre duvarlarına yerleştirilmiş daha küçük örneklerden daha yüksek ve anıtsaldır.


Bazı dikilitaşlarda kabartma olarak işlenmiş kollar, eller, kemerler ve kuşak benzeri unsurlar yer alır. Dikilitaşların yüzeylerinde yılan, tilki, yaban domuzu, boğa, ceylan, yaban eşeği, turna, leylek, ibis ve ördek gibi hayvan figürleri kabartma olarak işlenmiştir. Bazı kabartmalar yüksek kabartma tekniğiyle uygulanmıştır.

Duvar Sistemleri ve İç Mekân Düzeni

Anıtsal yapılarda birden fazla eş merkezli taş duvar halkası tespit edilmiştir. Örneğin C Yapısı’nda üç veya dört eş merkezli duvar dizisi belirlenmiştir. Dikilitaşlar bu duvarlara entegre edilmiştir. Yapıların iç çevresinde taş sekiler yer almaktadır.


Tabanlar çoğunlukla ana kaya yüzeyinin düzeltilmesiyle oluşturulmuştur. Bazı yapılarda terrazzo benzeri zemin uygulamaları belgelenmiştir. C ve D Yapılarında merkezdeki iki dikilitaş için ana kayaya oyulmuş kaideler bulunmaktadır.


Bazı yapılara dar merdivenler veya geçitler aracılığıyla erişildiği anlaşılmaktadır. Kuzeybatı alanda yer alan büyük anıtsal H Yapısı’nda iç mekâna doğru inen bir merdiven tespit edilmiştir.

Kaya İşçiliği ve Malzeme Kullanımı

Yapılar yerel kireçtaşı banklarından elde edilen taş malzeme ile inşa edilmiştir. Ana kaya yüzeyleri düzeltilmiş, bazı alanlarda kaya yüzeyine doğrudan müdahale edilmiştir. K10-55 olarak adlandırılan yapı, hacminin ana kayaya oyularak oluşturulmuş olması nedeniyle farklı bir mimari uygulamayı temsil eder. Bu yapının iç yüzeyleri dikkatlice düzeltilmiştir.


Ana kaya üzerindeki basamaklı doğal teraslar, yapı yerleşimini belirlemiştir. Güneydoğu Çukuru’nda C ve D Yapılarının farklı yüksekliklerdeki kaya teraslarına oturtulduğu belgelenmiştir.

Yamaç Mimarisi ve Teraslama

Alan, yaklaşık 20 derecelik eğime sahip yamaçlar içermektedir. Bu durum, bazı yapıların yamaç mimarisi özellikleri göstermesine yol açmıştır. Güneydoğu Çukuru’nda yamaçtan gelen basınca karşı dış duvarların desteklendiği ve belirli evrelerde teras duvarları inşa edildiği anlaşılmaktadır.


Yapıların çevresinde yumruk büyüklüğünde taşlardan oluşan stabilizasyon katmanları tespit edilmiştir. Ayrıca teras duvarları ile yamaç stabilizasyonu sağlanmıştır.


Erken Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem B evresine tarihlenen bazı dörtgen planlı yapılarda üst kat varlığına işaret eden bulgular saptanmıştır. Bu yapılarda alt kat duvarlarının korunmuş olması ve üst yapıya ait dolgu malzemesinin varlığı, iki katlı mimari olasılığını gündeme getirmiştir.

Buluntular

Göbeklitepe’de 1995 yılından bu yana sürdürülen kazı ve araştırmalarda, çok sayıda mimari unsur, kabartmalı dikilitaş, heykel, taş kap, yontma taş buluntu ve faunal kalıntı ele geçirilmiştir. Bulgular, hem anıtsal yapıların iç mekânlarında hem de dolgu tabakalarında tespit edilmiştir.

Taş Heykeller

Göbeklitepe’de ele geçen taş heykeller ve insan betimleri, anıtsal yapıların içinde ve dolgu tabakalarında tespit edilen bağımsız plastik eserler ile T biçimli dikilitaşlar üzerindeki antropomorfik unsurlardan oluşmaktadır. Göbeklitepe’nin anıtsal yapılarında yer alan T biçimli dikilitaşların bazı örneklerinde insan anatomisine ait unsurlar kabartma olarak işlenmiştir.


D Yapısı’ndaki merkezi dikilitaşlar üzerinde kollar ve eller belirgin biçimde tasvir edilmiştir. Kollar yanlardan aşağı doğru uzanmakta, eller karın bölgesinde birleşmektedir. Aynı dikilitaşlarda kemer ve kuşak kabartmaları bulunmaktadır. Kemer üzerinde H ve C biçimli semboller yer almaktadır. Kuşağa bağlı olarak aşağı doğru sarkan ve tilki postunu andıran bir giysi unsuru tasvir edilmiştir. Bazı dikilitaşlarda insanla ilişkili semboller ve figür kompozisyonları hayvan tasvirleriyle birlikte düzenlenmiştir.

Hayvan Kabartmaları ve İkonografi

Göbeklitepe’de hayvan tasvirleri, başta T biçimli dikilitaşlar olmak üzere mimari elemanlar üzerinde kabartma ve üç boyutlu uygulamalarla işlenmiştir. Figürler anıtsal yapıların iç yüzeylerinde, dikilitaş gövdelerinde ve bazı yatay taş bloklarda yer almaktadır.


Kabartmalar düz kabartma ve yüksek kabartma teknikleriyle uygulanmıştır. Bazı örneklerde hayvan figürü ve dikilitaş tek parça taştan oluşturulmuştur. Göbeklitepe’de betimlenen hayvan türleri şunlardır:

  • Yılan
  • Tilki
  • Yaban domuzu
  • Boğa (aurochs)
  • Ceylan
  • Yaban eşeği
  • Büyük yırtıcı (felid olarak tanımlanmıştır)
  • Akbaba
  • Turna
  • Leylek
  • İbis
  • Ördek
  • Akrep

Bazı yapılarda belirli türlerin yoğunlaştığı gözlemlenmiştir.

  • A Yapısı’nda yılan figürleri baskındır. Buradaki dikilitaşlarda birbirine dolanmış 17’ye kadar yılanın oluşturduğu ağ benzeri bir kompozisyon yer almaktadır.
  • B Yapısı’nda tilki figürleri öne çıkmaktadır. Merkezi dikilitaşların iç yüzlerinde birer erkek tilki figürü bulunmaktadır. Tilkiler yapının güneydoğudaki giriş yönüne doğru betimlenmiştir.
  • C Yapısı’nda yaban domuzu tasvirleri yoğunluktadır. 27 numaralı dikilitaşta düz kabartma bir yaban domuzu ile yüksek kabartma bir yırtıcı figürü aynı blok üzerinde işlenmiştir.
  • D Yapısı’nda tilki ve yılan figürleri yaygındır. Ayrıca yaban domuzu, boğa, ceylan, yaban eşeği ve büyük bir yırtıcı tasvirleri yer almaktadır. Kuş figürleri arasında turna, leylek, ibis ve ördek bulunmaktadır.

2009 yılında ortaya çıkarılan yaklaşık 1,92 metre uzunluğundaki taş heykel kompozisyonunda üst bölümde bir yırtıcı figürü yer almaktadır【9】. Kompozisyonun yan yüzlerinde büyük yılan tasvirleri bulunmaktadır.

Taş Kaplar ve Diğer Taş Eserler

Göbeklitepe’de gerçekleştirilen kazılarda, anıtsal mimari unsurlar ve dikilitaşlar dışında çeşitli taş kaplar ve taş eserler tespit edilmiştir. Bu buluntular hem yapı içlerinde hem de dolgu tabakalarında ele geçirilmiştir. Tüm örnekler yerel kireçtaşı başta olmak üzere taş malzemeden üretilmiştir.


Kazılarda farklı yapılarda taş kaplar bulunmuştur. Özellikle C Yapısı’nda, merkezi dikilitaşlardan birinin altında bir yaban domuzu heykeliyle birlikte taş kaplar ele geçirilmiştir. Dolgu katmanlarında da taş kap parçaları ve taş kaplara ait örnekler tespit edilmiştir. Taş kaplar, anıtsal yapıların kullanım evreleri ve dolgu süreçleriyle ilişkili buluntu grupları arasında yer almaktadır.


2009 yılında anıtsal bir portal taşı bulunmuştur. Bu taş blok üzerinde üç adet dört ayaklı hayvan ve bir yılan yüksek kabartma olarak işlenmiştir. Taş üzerinde iki açıklık bulunmaktadır.


Anıtsal yapılarda duvar taşları, sekiler ve dikilitaşlarla bütünleşik taş mimari elemanlar tespit edilmiştir.

Kemik ve Faunal Kalıntılar

Göbeklitepe’de anıtsal yapıların iç dolgularında ve yerleşimle ilişkili tabakalarda yoğun miktarda hayvan kemiği tespit edilmiştir. Dolgu katmanları, yumruk büyüklüğünde kireçtaşı parçaları, taş kırıntıları ve çakmaktaşı yongalarla birlikte faunal kalıntılar içermektedir.


Kazı verilerine göre dolgu içeriğinde çok sayıda hayvan kemiği bulunmaktadır. Bu kemikler, yapıların kullanım süreçleri ve dolgu evreleriyle ilişkili tabakalarda belgelenmiştir【10】.


Osteolojik incelemeler sonucunda alanda hayvan yetiştiriciliğine dair bulgu tespit edilmemiştir. Bulgular, hayvan kemiklerinin avcılık temelli bir ekonomiye işaret ettiğini göstermektedir【11】. Dolgu katmanlarında az sayıda parçalanmış insan kemiği de bulunmuştur.


Faunal kalıntılar, anıtsal yapıların dolgu süreçleriyle birlikte değerlendirilmiş ve farklı evrelerdeki birikimlerin parçası olarak kaydedilmiştir.

Bölgesel Bağlam ve Taş Tepeler Projesi

Göbeklitepe, Yukarı Mezopotamya’da erken Neolitik döneme tarihlenen yerleşmeler ve kutsal alanlarla ilişkili bir kültürel çevre içinde değerlendirilir. Alanın maddi kültürü ve sembolik repertuvarı, aynı döneme tarihlenen çeşitli yerleşmelerle ortak unsurlar göstermektedir.


T biçimli dikilitaşlar ilk kez 1980’li yıllarda Nevali Çori’de belgelenmiştir. Göbeklitepe’nin II. tabakasındaki daha küçük boyutlu dikilitaşlara benzer örneklerin Sefer Tepe, Karahantepe ve Hamzan Tepe’de bulunduğu belirtilmiştir. Bu alanlarda henüz kapsamlı kazılar gerçekleştirilmemiştir.


Göbeklitepe ile benzer sembolik unsurlar ve taş eserler Yukarı Mezopotamya’daki Jerf el Ahmar, Tell Qaramel, Körtik Tepe, Hallan Çemi, Çayönü, Tell ‘Abr, Mureybet, Dja’de, Nemrik ve Qermez Dere gibi yerleşmelerde de görülmektedir. Bu yerleşmelerde hayvan betimli taş kaplar, taş çanaklar ve ok şaft düzleştiricileri gibi eserler bulunmuştur. Nemrik tipi zoomorfik asalar da bu ortak sembolik repertuvar içinde değerlendirilmiştir.


Taş Tepeler Projesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen ve Göbeklitepe ile birlikte Karahantepe başta olmak üzere bölgedeki erken Neolitik yerleşmeleri kapsayan bir araştırma programıdır. Proje kapsamında Göbeklitepe’de hem kazı hem de jeoarkeolojik ve jeofizik araştırmalar sürdürülmektedir.


Taş Tepeler Projesi çerçevesinde İstanbul Üniversitesi başkanlığında çalışmalar yürütülmekte; Alman Arkeoloji Enstitüsü, Berlin Freie Üniversitesi ve Avusturya Arkeoloji Enstitüsü gibi kurumlar projeye katılmaktadır.


Taş Tepeler Projesi ile birlikte Göbeklitepe ve çevresindeki yerleşmelerin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi, anıtsal yapılar ile konut alanlarının dağılımının belirlenmesi ve bölgesel yerleşim örüntüsünün anlaşılması amaçlanmaktadır.


Son yıllarda Göbeklitepe ve Karahantepe’nin birlikte ele alınmasıyla bölge, erken Neolitik döneme ilişkin araştırmaların odak noktalarından biri haline gelmiştir. Ziyaretçi istatistiklerinde Göbeklitepe ile birlikte Karahantepe ve diğer kazı alanlarının toplam ziyaretçi sayısının 1 milyonun üzerine çıktığı belirtilmiştir【12】.

Sergiler ve Kültürel Diplomasi Faaliyetleri

Göbeklitepe, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmasının ardından uluslararası sergiler ve kültürel diplomasi faaliyetleri kapsamında farklı ülkelerde tanıtılmıştır. Bu faaliyetler Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda ve çeşitli uluslararası kurumlarla işbirliği içinde yürütülmektedir.


11 Şubat 2026 tarihinde Almanya’nın başkenti Berlin’de, James Simon Galeri’de “Toplumun Keşfi: Göbeklitepe, Taş Tepeler ve 12.000 Yıl Önceki Yaşam” başlıklı sergi açılmıştır. Sergi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Berlin Devlet Müzeleri’ne bağlı Ön Asya Müzesi işbirliğiyle hazırlanmıştır. Sergide Şanlıurfa Müzesi’nden seçilen, 44’ü ilk kez sergilenen toplam 89 eser ve 4 replika yer almıştır【13】. Sergi 19 Temmuz 2026 tarihine kadar ziyarete açık tutulmuştur.


Berlin’de açılan sergide, Neolitik döneme ait taş eserler, heykeller ve gündelik yaşama ilişkin buluntular sergilenmiştir. Sergi kapsamında Neolitik insanın değer algısı, doğa ile ilişkisi, sosyal yapısı ve sembolik dünyasına ilişkin arkeolojik veriler sunulmuştur.


Serginin açılışı Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Almanya Kültürden Sorumlu Devlet Bakanı Wolfram Weimer tarafından gerçekleştirilmiştir. Açılışta Türkiye’nin kültürel diplomasi alanında yeni bir strateji izlediği ve arkeolojik buluntuların uluslararası kamuoyuyla paylaşıldığı ifade edilmiştir.


Berlin sergisi öncesinde Roma’da düzenlenen bir serginin 6 milyondan fazla ziyaretçiye ulaştığı belirtilmiştir. Berlin’de de benzer düzeyde ziyaretçi sayısına ulaşılması öngörülmüştür.


Berlin’deki sergi kapsamında, İspanyol fotoğrafçı Isabel Muñoz’un Göbeklitepe ve çevresindeki arkeolojik alanlara ilişkin fotoğrafları da sanatseverlerle buluşturulmuştur. Bu fotoğraflar daha önce 2023 yılında İstanbul Pera Müzesi’nde “Isabel Muñoz: Yeni Bir Hikâye – Göbeklitepe ve Çevresinden Fotoğraflar” başlığıyla sergilenmiş, ardından Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde ve 2024 yılında İspanya Ulusal Antropoloji Müzesi’nde gösterilmiştir.

Bilimsel Önemi

Göbeklitepe, erken ve orta Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem’e tarihlenen anıtsal mimarisiyle Neolitik dönem araştırmalarında temel bir referans noktası haline gelmiştir.


Kazıların ilk döneminde araştırmaların ağırlıklı olarak anıtsal yapılar ve T biçimli dikilitaşlar üzerine yoğunlaşması, Göbeklitepe’nin uzun süre yalnızca ritüel ve kamusal nitelikli bir merkez olarak yorumlanmasına yol açmıştır. Ancak son yıllarda gerçekleştirilen jeofizik ve jeoarkeolojik çalışmalar sonucunda dörtgen planlı ve konut işlevi görmüş olabileceği değerlendirilen yapı izleri tespit edilmiştir. Litik buluntular arasında çok sayıda ok ucunun yer alması ve osteolojik incelemelerde hayvan yetiştiriciliğine dair bulguya rastlanmaması, yerleşmenin avcı-toplayıcı bir toplulukla ilişkili olduğunu düşündürmektedir.


Göbeklitepe’de ortaya çıkarılan anıtsal mimari, sembolik kabartmalar ve insan betimleri, erken Neolitik dönemde karmaşık sembolik sistemlerin ve kamusal yapıların varlığını belgelemektedir. T biçimli dikilitaşların insanı temsil eden özellikler taşıması, figürlerin kemer, eller, kollar ve hayvan derisi tasvirleriyle işlenmiş olması, soyut ve antropomorfik bir ikonografik düzeni göstermektedir.


Alan, erken Neolitik dönemde anıtsal dini mimarinin ortaya çıkışına ilişkin veriler sağlamaktadır. “Önce tapınak, sonra kent” biçiminde özetlenen yaklaşım, Göbeklitepe buluntularına dayandırılmaktadır. Bu çerçevede, tarım ve hayvancılığın ortaya çıkışından önce kamusal ve ritüel yapıların inşa edildiği anlaşılmaktadır【14】.


Göbeklitepe, erken Neolitik dönemde toplumsal örgütlenme, sembolik düşünce, kamusal mimari ve bölgesel etkileşim ağları konularında temel veriler sunan bir arkeolojik alan olarak kabul edilmektedir.

Dipnotlar

Ayrıca Bakınız

Sen de Değerlendir!

0 Değerlendirme

Yazar Bilgileri

Avatar
YazarNazlı Kemerkaya12 Şubat 2026 09:27

Tartışmalar

Henüz Tartışma Girilmemiştir

"Göbeklitepe" maddesi için tartışma başlatın

Tartışmaları Görüntüle

İçindekiler

  • Keşif Süreci ve Araştırma Tarihçesi

  • Coğrafi Özellikler

  • Jeoarkeolojik ve Jeofizik Araştırmalar

  • Mimari Özellikler

    • Plan Tipleri ve Yapı Grupları

    • T Biçimli Dikilitaşlar

    • Duvar Sistemleri ve İç Mekân Düzeni

    • Kaya İşçiliği ve Malzeme Kullanımı

    • Yamaç Mimarisi ve Teraslama

  • Buluntular

    • Taş Heykeller

    • Hayvan Kabartmaları ve İkonografi

    • Taş Kaplar ve Diğer Taş Eserler

    • Kemik ve Faunal Kalıntılar

  • Bölgesel Bağlam ve Taş Tepeler Projesi

  • Sergiler ve Kültürel Diplomasi Faaliyetleri

  • Bilimsel Önemi

KÜRE'ye Sor